Nefis Terbiyesi ve Manevi Arınma kaydında Nefsimiz yedi tabakadan müteşekkildir ve leha sıfatın her bir nefsin de bir görüntüsü, bir tavrı, bir şekli, bir şemaili, bir biçimi, bir huyu vardır onlardan kurtuluş ancak kendimizi yoğun bir bakıma alıp Allah'ımızın haram kıldıklarından uzaklaşıp tam bir nedamet, kötülüğe de dönmemek üzere bir azim ve ismi ilahiye ile de her bir nefsin…
Nefsimiz yedi tabakadan müteşekkildir ve leha sıfatın her bir nefsin de bir görüntüsü, bir tavrı, bir şekli, bir şemaili, bir biçimi, bir huyu vardır onlardan kurtuluş ancak kendimizi yoğun bir bakıma alıp Allah'ımızın haram kıldıklarından uzaklaşıp tam bir nedamet, kötülüğe de dönmemek üzere bir azim ve ismi ilahiye ile de her bir nefsin kötülüğünden korunmak için zikredilen ismi ilahi vardır. Birincisi nefs-i emmaredir. Nefs-i emmare kötülüğe meyleden demek. Kötülüğe meyleden, bedene bağlı kötülüğün odak noktası. Nefis ne ister onu yapmaya çalışır ve onu yaparken de hiçbir üzüntü duymaz. Işte ben bu hareketi yapıyorum Rabbimize karşı yanlış bir tavır içerisindeyim demez bunun sıfatı nedir? Cimridir, kendine bile cimridir, Evine cimridir, evinin geçiminde cimridir, yemede, içmede, ihtiyaçlarını görmede cimri, insanlara karşı da öyle. Bir bardak çayı dahi sunmaktan kaçınır.
Evime misafir gidecek diye korkar. Başıma kalacak diye bir onun gözüne bakar. Bir diğerinin gözüne bakar. Belki ev münasip olmayabilir ama evi alıştırmamız icap eder. Evine de misafir giydiremez. Til til titre, ne yedireceğim, ne içireceğim diye. Bizim üstadımız bir defasında evde hiç yiyecek bulunmaz, ne var deyince sadece sandıktan birkaç çay şekeri çıkar, onu bir su tasına bırakırlar, şerbet yaparlar, üstü azalimiz. Adetimiz her sabah bazlama deriz, o yapılır sacın üzerinde. Şimdiki gibi tüpler neler hava gazları değil ateş odundan temin edilen ateşle üzerine saç konur ocağın onun üzerinde yapılan bir ekmek türüdür bazlama. Onu üstadımız samimi olarak bazlamadan alır, bir parça koparır ve o şerbetten içmeye başlar, diğerleri de ona iştirak ederler. Artık nasıl bir haz, nasıl bir zevk, nasıl bir neş'e duymuşlarsa bunu üstadımızın üstadının yakınına anlatırlar.
Hasan efendi bize öyle bir ziyafet çekti ki, o da bir bal mı, börek mi, kaymak mı, koyun mu kesti, kuzu mu kesti, büryan mı ne yaptı. Hayır, hayır bunların hiçbirisi değil. Bir peynir, zeytin dahi değil. Sadece suyun içerisinde birkaç şekerle yapılan şerbet ve ve bir de kuru ekmek. Bunu üstadımızın üstadına duyurunca derviş böyle olacak buyurur. Velherz bir baş olma arzusu ve bunun için de insanlardan tamamen nefret eder. Diyelim ki bir görevde, yerine göre bir görev değişikliği olabilir. Hazreti Ömer radiyallahu anh efendimiz, Hazreti Hadid gibi radiyallahu anh bir mücahidin yerine bir başkasını koyverdi. Derhal itaat etti Hazreti Ömer böyle emretti diye radiyallahu anh olabilir, bir yardımcı dahi olsa bundan sıkıntılanmamak, bir hırs değil.
Üstad-ı Alimize görev verilince üstadına birkaç isimle varır, efendim şunlara vazifeyi verin, onlar daha ehildir, buyururlar bu vazife bizim elimizde değil, hüsnü zan sizin üzerinizde devrediyor, görevli sizsiniz buyururlar. Böyle bir gani gönül, ıslah olmuş bir gönül. Dünya muhabbeti için hırs, hayvani şehevi arzular için bir hırs, bunlar olur nefsi emmarede. Velcehil, bu cehalet deyince hiç okumama, bilmeme anlamına da yorumlanamaz bu. Çok malumatı da olabilir ama tatbik etmez. Hakikati görmez ve bilmez ve duymaz. Meşherru, bütün işi gücü insanlara hile kurmak, onu bunu aldatmak, ticaretinde öyle, ziraatında öyle, her işinde öyle. Konuşmasında öyle, görüşmesin de öyle, düğünün de öyle, derneğin de öyle, zevkli anı, kederli anı, her bir tavrında adamın gözünden şer akar. Nefs-i meare bu. Vela haset kimseyi çekemez, patlamaya çatlamaya gelir.
Nefis Terbiyesi ve Manevi Arınma kaydında Nefsimiz yedi tabakadan müteşekkildir ve leha sıfatın her bir nefsin de bir görüntüsü, bir tavrı, bir şekli, bir şemaili, bir biçimi, bir huyu vardır onlardan kurtuluş ancak kendimizi yoğun bir bakıma alıp Allah'ımızın haram kıldıklarından uzaklaşıp tam bir nedamet, kötülüğe de dönmemek üzere bir azim ve ismi ilahiye ile de her bir nefsin…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 8 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Diyeceksiniz ki bu bizlerde de oluyor demiyoruz ya bundan kurtuluş yolu mesela bir kimsenin dünyevi yönü çekilemiyorsa işte sizin vesilenizle birçok insan istifade ediyor, inşallah daha çok helalinden kazanırsınız gibi sözler. Velovada, nefsani bir öfke, az bir şeytanın aldatması ile kendinden geçme, şu boğaz damarları buyruluyor kitaplarda, şişer, rengi de Sami Ramazanoğlu, haddesallahu sırra üstadımızın ifadesi ile o söylediği için diyorum hınzıra döner. Vel halasu minha bundan nasıl kurtulacağız? La ilahe illallah demek suretiyle. Sonra namazlara devam edeceğiz, taatlere devam edeceğiz. Allah'ımızın bize vermiş olduğu ilahi görevleri ihmal etmeyeceğiz. Ancak öyle. İkincisi levvamedir sıfatı nedir? Elmek. Mekir, mekir aldatmak demektir. Hile demektir. Hile kurmak.
Nefsani istekler, ve'rrucube kişinin kendisini beğenmesi, hem şekil olarak da öyle, cisim olarak da öyle, giyim olarak öyle, evi olarak öyle, arabası olarak öyle, ne varsa onunla bir başkasına karşı üstünlük taslamak ve bununla ve bununla kibre düşmek ve temenni vel-gahr, bir sadece temenni, kendisini cennetin ortasında görmek gibi, üstün görmek gibi vel-gahr insanların salahını temin yerine onların fesadına çalışmak. Bunlardan kurtuluşta yine az yemeler, az uyumalar, az konuşmalar, rabıtalar, zikirler, murakabeler, hayırlı insanlarla olmalar, sohbetler, zikrullah bunun gibi. Mülhime mülheme sıfatı, bunun görüntüsü de el kanaatu ve sehabe. Artık emmarede nefis ne derse onu yapıyor ama levame sıfatında ucube düşüyor, nefsani isteklere dalıyor. Sadece bir temenniden ibaret. Bir müminim diyor ama onun mümin oluşu aynen cam bir kavanoz düşünelim. Onun dışında bir etiket.
İşte bu on milyon diyelim. Bal mevcut on milyon TL ediyor. Var içinde bal yok. Aynen bunun gibi olur temenni. Kalbimiz de imanın balı yok. İmanın hazzı yok, ibadet yok, taat yok bunun gibi olur. Nefs-i levvamede ben ne fena bir insanım ki şu kötülükleri işliyorum der. Biraz önce gelen kardeşimiz iltifat ve ikram görünce bir önce gelişimde de ben hiçbir şey olmadığım halde davranıyorum demesi gibi. Nefsimülheme artık kötülüğü terk etmiş ama aynen bir kanser gibi vesair hastalıklar gibi ilacını tam kullanmayınca ibadet ve taat ilacını az bir nefsaniyet ve şeytanın aldatması ve dünya arzu ve isteği kötü niyetli insanlar vasıtasıyla hemen değişebilir. Kötülüğü terk ettiği halde kötülüğe onlarla bulunmak suretiyle içinde bir haz var. Mesela bir kadına bakmanın, onunla elleşme, dilleşme, konuşma, görüşmenin caiz olmadığını bildiği halde olduğu şehevi hal ile meşgul.
Diyelim hırsızlıktan kurtulmuş ama fırsatını bulsa yapacak. Yalan söylememe gayret ediyor, gıybet de itmemeye fakat içinde o arzu mevcut. Haksızlık yapmamaya çalışıyor ama içinde o duygu var. Daha terk etmemiş. Kötülüğü terk etmiş ama gönlünden tamamen kestirip atmamış. Yara dıştan tedavi edilmiş, melhemlerle nelerle tedavi edilmiş ama bu içten diyelim ki birçok hastalıkların zuhur yeri ciğerden geliyor. Ciğerden kestirilmediği için iğnelerle, hasik bir doktorun, ehil bir doktorun tavsiyesiyle tamamen yok edilmediği için tedaviye mahsus ilaçlar kullanılmak suretiyle işten kestirilmediği için ne kadar dıştan tedavi edilse bile geçmiş. Ne olacak? Bir kere gönülden bu işin arınması ve temizlenmesi lazım. Çünkü efendimiz aleyhissalatu vesselam insanoğlunun vücudunda bir et parçası var. O iyi olursa bütün vücut iyi olur. O bozulursa bütün vücut hesaba girer. Bunun görüntüsü nedir?
Kötülüğe içinde zevk ve muhabbet olmakla birlikte kanaat var. Allah'ımızın verdiğine şükürler olsun diyor. İşte size şöyle de bir ev, böyle de bir ev, elhamdülillah hiç bulamayanlar var. Bak dış ülkelerden memleketimize sığınanlar var. Onlar alt katlarda kalıyorlar, bodrumlarda kalıyorlar. Pencerelerine, yerine göre sular doluyor. Evin bütün eşyası ıslanıyor. Nemler içerisinde, hatta demekten çekiniyorum ama kokudan içeri girilemiyor, def-i hacet ve mutfağı, hepsi bir arada birkaç aile zor kendisini geçindirebiliyor. Bunları düşünerek elhamdülillah ben padişahlar gibi yaşıyorum der kanaat eder.
Kendimizden aşağı olana bakmadığımız için dünyevi yönden, hep üstün olanları gördüğümüzde diyoruz ki şöyle olsun, bak bir başkasının mutfağı nasıl, döşemeleri nasıl, kanepeleri nasıl, koltukları nasıl, Tabi bu yükseğine baktığımız zaman olur fakat efendimizin hayatına, ashabın hayatına, yolundan gidenlerin hayatına bakmazsa tamam bizi mahveder. Saidin Nursi üstadımızın evlatlarından biri anlatmıştı. Ben çok gençtim. Üstad Hazretleri buyurdular ki bak benim evim burası. Bir postum var, bir abdest için leğen, bir ibrik var, havlu var, bir de hasır parçası gibi. Döşeme bu. Bunlar yüzünden Allah indinde mesul olur muyum, kendimi nasıl kurtarabilirim, bu kadar nimetler içerisinde sen gençsin, bana dua et diyor. Bunu anlatırken genç olan o devrede, şimdi belki sekseni mütecaviz olan amcamız ağlıyordu.
Vessekame, cömertlik vardır ve la ilmü ilim sahibidir ve tevabu alçak gönüllü ve tevbetü Rabbimize yöneliyor ve sabrı ve tahammül, insanlardan gelen ceza ve cefaya tahammül ediyor ve sabırlı ibadet ve taat yapmaya sabırlı, günah işlememeye sabırlı, bela ve musibetlere karşı sabırlı. Kurtuluş'ta yine arz ettiğimiz gibi mutmainne sıfatı, bunun görüntüsü. Bu artık içten hastalık tamamen bitmiş bir doktora girilmişti. Dedi ciğerinizden ameliyat edeceğim. Tedaviler sundu. O tedaviler uygulanınca tam manasıyla, muayenesinde ikinci defa ben o görüşümden vazgeçtim, hastalıktan biiznillahi Teala tamamen kurtulmuşsunuz. Dediği gibi, şehvet hastalığından, gıybet hastalığından, dedikodu hastalığından, gözlerimizin başkasının namusuna bakma hastalığından, kalbimizin kötü düşünceler içerisinde olma hastalığından kurtulmuş nefs-i mutmainne budur. Allah'ımızın hitap etmiş olduğu nefistir.
Nefsi mutmainne kötülüğü tamamen terk etmiş. Üstadımızın anneleri bir kadının hamilelik döneminde ete olan arzusu çok fazla olur diyor kendisi. Bana bir et sunulsa o anda, o dönemde sonra deseler ki bu et haram para ile elde edilmiş, gözüme aynen köpek eti gibi görünür diyor. İşte bu mutmainne sıfatıdır. Elcud cömerttir, ettevekkül Allah'a teslimdir, tahammül, velhakika verruda ve şükür. Nefs-i raziye Allah'ımızın kendisinden razı olduğu kulda birçok güzellikler ve gönül alemi açılmak suretiyle kalplerde olanı da biiznillahi teala müşahede eder. Bazı hadiselerin zuhurundan önce görünmesi gibi halleri müşahedeye başlar. Bir keramet zuhur eder, evliyada keramet haktır, ölçüsü istikamettir, Müstakim olan insanlardan zuhur eder bu. İzderler, izlenmesi vaciptir o müstesna ve zühtü dünyaya gönlünü kaptırmaz ve zikrru Allah'ımızı oturur kalkar anlar. Bu hiçbir şey yapmaz mı?
Rızkımızı helalinden temin etmek için işimize gitmemiz zikirdir. Müşteriyi aldatmamak, ona bir müminin ticari hayatı böyle olur düşüncesini vermek zikirdir. Yolda karşılaştığımız insana esselamu aleyküm deyip hatırını tatyip etmek, onu sevindirmek zikirdir, bir hastayı ziyaret zikirdir, bir cenazeyi teşci zikirdir, cenazeden sonra taziyede bulunmak evladını, çocuğunu, çoluğunu, ehlini memnun etmek, ihtiyaçlarını gidermek zikirdir. Allah'ımızı dilimizle anış zikirdir. Beynimizde yüce azametini tefekkür zikirdir. Kalbimizde ilahi huzurun temini zikirdir. Bedenimizin ne için yaratılmışsa onu o şekilde kullanmak zikirdir.
Yavrularımızın internet kafelerde ahlaksızlığa gitmemesi için, internetlerde chatleşme gibi yanlış tavırlara girip, ahlakımızı bozacak davranışlara gitmekten kurtulmak ve insanları kurtarmak, kendisine nikah düşecek kimselerle konuşup görüşmelerin caiz olmadığını ifade etmek, emri bil ma'ruf ve nehy-i anil münker layık öyle toplarla bilmem falanlarla vakit geçirmek bir namazda az bir müddet beklemek güç gelirken, sünnetleriyle kılmak güç gelirken, böyle bir anda o toplarda vesairelerde gece yarılarına kadar seyretmenin ne olduğunu siz daha iyi bilirsiniz. Vel' aşk mutmainne sıfatını geçip raziye, Allah'ımızdan razı olma halinde ilahi bir zevk meydana gelir, artık doyamaz, dünyaya da hiçbir zaman sevgiyle de bakmaz, sadece ahireti kazanmak için buranın bir iş yeri der. Nasıl ki kişi her şeyiyle mükemmel görünen evinden ziyade iş yerini sevmesi gibi.
Çünkü o evdeki rahatlığı iş yerindeki başarısına bağlı. Bizim ahiret evinde rahatlığımız dünya, şu iş yerinde, şu amel yerinde, öldükten sonra artık her şey kapanır ve biter, üç amel müstesna daha ömür rüzgarı başımızda eserken şu amel ve ibadet darında evinde çalışıp gayret göstermektir. Marziyye sıfatı, hüsnü huluk, güzel ahlak ve lütuf, ikram, letafet, davranışlarında bir tatlılık tebessüm etse ömrünüzün sonuna kadar unutamıyorsunuz. Bed-tegarruh, mevlamıza yakın ve sünnetül Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin yolundan gitmektir. Daha bir murakebeleri ve zikrullahın sadece telaffuzu değil, ondaki haz ve lezzete erişmek suretiyle nefsi raziyeden merziye haline geçer. Bu da diyelim ki namaz kılıyoruz. Bu şuna benzer. Elmanın bir tadı var mı? Hem görüntüsü hem de tadı var. Bir cevizin var mı? Var, bir kirazın var mı? Var, bir işlerinin var mı? Var, hepsinin var.
Her meyvenin kendine mahsus bir görüntüsü de var, tadı da var, lezzeti de var. Her ibadet ve taatin zekat, hactan tebliğ ve davet, cihattan ayrı, cihat, cihat taati, bir sadakadan ayrı, bir gece namazı, gündüz kılınan namazdan ayrı, hepsi birbirinden farklı. Bir yetimin başını okşamak yoldan bir engeli kaldırmak taatinden ayrı, bir muhtaç olanın ihtiyacını giderme taati, tatlı bir kelamı ifade etme ibadetinden ayrı, her saatin kendine mahsus şekil, şemail ve biçimi vardır. Hac taati dediğiniz zaman yolun emniyeti olacak, gidecek ihtiyacını karşıladıktan sonra malı ve mülkü olacak, parası olacak, bir namaz dediğiniz zaman kıyama olacak, rüku olacak, secdesi olacak. Bir cihadı dediğiniz zaman bir kere başta, gönülde İ'la-yı Kelimetillah olacak, İ'la-u Kelimetillah olacak, Allah'ın dininin yüceltilmesi olacak ve onun da kendine mahsus bir kuralı vardır.
Her taatin kendine mahsus bir kuralı vardır. Bir tesbihatın da kuralı vardır. Zikrin de, rabıtanın da murakebenin de bir ilim taatinin de ayrı bir kuralı vardır. Bunların tadına ve lezzetine ermek, İlmin o zaman sadece birkaçından misal verecek olursak ilmin tadı ve lezzeti nedir? İlmin kendine mahsus bir şekli var mı? Vardır. Tam güçlü bir azimle muallimin önüne oturup bilmediğimiz meseleleri öğrenmeye çalışmak, günü gününe takip etmek, bunun tat ve lezzeti de öğrendiklerimizin artık yaşanır hale gelmesi, yaşananların nasıl ki Kuran tatilinde yaşananların bizde diyelim ki biz ilmi bir fıkhi konuyu öğrendik. Onu bir başkalarına da öğretme, onlara da talim etme tat ve kokusunu hissediyor. O öğretişteki huzura eriyor, lezzete eriyor. İlmi siz manevi bir meyve gibi kabul edecek olursanız, bu ilim meyvesinin tadı neymiş? Amel etmekmiş ve etmiş ve ihlastır.
Sadece amel de değil, samimi olmaktır. Haşyettir. Rabbimizin azametinden korkmaktır. Cenabı Hak'tan ancak korkanlar ilim sahipleridir. Bu haşyeti, bu ilahi korkuyu azameti ilahiyeden titremeyi elde etmektir. İlim meyvesinin tadı ve lezzeti budur. Biz zekat meyvesinin de ilahi meyvenin de tadını almak istiyoruz, cömertliktir kalpte. Cihadın da zevkini almak istiyoruz, ilahi cihad meyvesinin tadı ve lezzeti de bütün görüşlere Allah'ın dininin hakim olması ve bu uğurda yapılan gayret ve çabadır. Demek hepsinin bir tadı ve bir lezzeti var. Allah'ta kuldan razı el uz ile, uzlet dendiği zaman o artık hep Mevla ile beraberdir. İnsanların içerisinde olsa dahi bu kesrettir, kesret çokluk demektir.
Onda bile vahdeti yaşıyor Cenabı hakk'ın muhabbeti içerisinde ve santü bütün yasaklanan kötülüklerden uzaklaşmış bir sükut, bir tefekkür içerisindedir ve sıdku veliyyanetu vel vefe vel imtistelu lievam yezilla yallah. Allah'ın emrinde celle celalü öyle bir sadakat var ki öyle bir teslimiyet, öyle bir muhabbet ve Cenabı hakk'ın kullarına yardım içerisinde hem maddi hem manevi maddi olarak ceplerine ve evlerine yardım ettiği gibi gönül evine de zikrullah ile yardımcı, beyinlerine sahih bir itikatla yardımcı, bidatlerden uzaklaşmak suretiyle sünnet-i seniyyeyi yaşamak ve Allah'ın yolunda gayret göstermek suretiyle yardımcıdır. Emri ilahiye de uymak suretiyle Cenabı Hak yolunda daim ve haim iyidir.