Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. Ve cihedin nefs. Bu bölüm cihat hakkındadır ve nefs ile yapılan cihat. Aziz ve Celil olan Allah'ın rahmetini icap ettiren amel, Rabbi zülcelalimizin yolunda cihad etmektir. Ve la yügaribuhu şeyhün bu cihada hiçbir şey yakin olamaz. Demek ki Cenabı Allah'ın rahmetini çekecek olan en tesirli amel, Mevla'nın yolunda cihattır. Emrolunduğu zaman, yeri geldiği vakit vatanın kutsi değerlerinin korunması hususunda yapılacak mücadeledir ve bundan da geri kalmamaktır. Allah'ımızın rahmetine vesile olur. Evvali Ceyişin min ümmeti yer kebunel bahre, gap evcebu ümmetimden en ziyade cihad eden fırka muhakkak cennet ve mağfireti kazandılar. Bu şerefe Hazreti Muaviye Radıyallahu Anh mazhar olmuştur. El hadis kitabında alınmıştır. Elcenne, tahtevvelelis suyuuh muharebede muvahhidinin, tevhit ehlinin istimal ettikleri kılıçların sayısı altındadır.
Cennet kılıçların gölgesi altındadır. Çok veciz bir ifade ne demek? Siz işte Allah yolunda cihad ederseniz, Rabbi Zülcelalimizin sizin için hazırlamış olduğu cennete dahil olursunuz. El mücahitu mencehede nefsehu bu da münavi. Hakikatte mücahit, nefsi emmaresi ile mücahede eden kimsedir. Kötülükle emreden nefse karşı koyandır. Düşündüğümüz zaman çok zor olduğunu bileceğiz. Mesela tiryaki olduğumuz bir hal. Diyelim ki kafamız yüce kudreti tefekkür edeceği yerde Allah'ımızın, lütfetmiş olduğu, ihsan etmiş olduğu nimetleri düşüneceği yerde, bir başkasının diyelim ayağını kaydırmayı düşünün. Bir başkasına mani olmaya çalışıyor. Bir başkasının şerefiyle, haysiyetiyle. İşi gücü bu. Hep kendi yükselsin, kendi üstün görülsün. Onun dışındakileri tanımamak. Mesela kafa, düşündüğümüz zaman hep baş olma arzuları, istekleri, dünyevi arzular, dünyevi yönden kendisinden başka kimse ileri gitmesin.
Sadece o kalsın. Başka nefsani duygularla meşgul olan kafayı bu yönde artık tiryaki olmuş. Hep kötü düşünceler içerisinde. İyi düşünmüyor. Hep hileni işler düşünüyor. Bundan kurtulup herkese hayır, herkese iyilik düşünecek bir kafa yapısına sahip olmaktır. Nefsimizle yapacağımız cihat. Düşüncelerimiz çok önemli. Fikirlerimiz çok önemli. Mesela kişi sabah kalktığı zaman eğer hayatını tefekkür eder, bunca zamanım boşa geçti, Rabbime yönelmem lazım dersek bu düşünce nedir? Bu ilahi bir düşüncedir. Yok eğer başka düşüncelere dalarsa nefsani arzu ve isteklere, o zaman da nefsi emmare kötülükle emreden nefsin pususuna, onun tuzağına iane, yardım gözüyle bakacağız. İşte bu kötü düşüncelerden kurtulmaktır. Asıl cihad budur buyuruluyor. Diğerini yapan insan, aydın cihada dindiği zaman girer. Fakat bu duyguları atabilmek kolay değil. Efendimiz Tebük Seferi dönüşünde işaret buyurdular.
Küçük cihattan büyük cihada dönüyoruz diye nefisle yapılan cihadı kastettiler. Bundan dolayı Nebi-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz hakikatte mücahit, nefsi emaresi ile mücahede eden kimsedir buyruluyor. İnsanın tiryaki olduğu haller var. Biz bunda daha çok sığarayi diyoruz. Bunun yanında nedir? Bu zorunuzda ifade edilecek gibi değil. Bir kumardır mesela. Eğer alışmışsa eli de durmaz. Eli de hep o hareketleri yapmaya başlar. İşte bundan kurtulabilmek, öyle basit değil. Bunları terkedilmek öyle kolay değil. Ondan dolayı asıl mücahit nefsiyle cihad edendir, buyruluyor. Hit atü'l-muharebe için en ziyade lazım olan istimal huta'dır. Ehli küfre hile kurabilmektir, onları şaşırtmaya çalışıyor. Bunu Abdülhamit sultanımız uygulamış. Biliyorsunuz bir robot, o uzane döne ezan okunuyor, ezan okunuyor. Buna mani olmaya çalışıyor İngilizler, diyorlar onun bulunduğu gemiyi mutlaka vururuz.
Abdülhamit sultanımız diyor ki evvela onlara haber gönderiyor ve duyulacak bir şekilde ifade ediyor. Bir gemi çıkaracağım, o saltanat gemisi olacak. Ondan sonraki hediyeleri sunacağımız gemi. Halbuki birinci gemide o göndermiş olduğu robot ezan okuyacak alet. Bunun gibi. Daha başka pek çok. Onları şaşırtabilmek için. Efendimizin de bir hicret hadisesini biliyorsunuz sallallahu aleyhi ve sellem. Onları şaşırtmak için alışlagelen yolun dışında hareket etmiştir. Allah yolunda mücahit olanları Cenabı Hak cennete dahil eder diye buyuruluyor. Ve şehitliğin de değerini, kıymetini Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hadis-i şeriflerinde çok güzel beyan buyururlar. Böyle bir savunma durumu bile yok. Zulme uğruyor. Zulme uğrayarak katlolunanların Kafeyi zünubu mafur olur, bütün günahları bağışlanır. Savınacak durumda da değil. Evinde oturuyor.
Mesela duyuyoruz fırında ekmek almak için kuyruğa girmiş katlunuyor. Bunun gibi. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem yaşlılara dokunulmasını, çocuklara dokunulmasını, kadınlara dokunulmasını, onların geçimlerini temin edecekleri mallarına ve mülklerine dokunulmamasını tavsiye buyuruyorlar. Ama gördüğümüz hadiseler hepinizin mal yolunu savunmasız insanlar, savra ve şatillalarda vesair yerlerde nasıl kamyonlarla ezildiklerini, üstlerine araba sürülmek suretiyle gönüllerin tahammül etmesi mümkün değildir. Eğer böyle bir zulme uğramış ise, kafeyyi zünubu, bütün günahları mahvur olur, buyuruyor. Eş şehit ve galen Nebi sallallahu aleyhi ve sellem eş şehidi, ehli beytinden, yani akrabasından yetmiş kimse için şefaat etme mevzudur. Bunu söylediğimiz zaman diyoruz ki acaba Allah'ımız ona ne mükafat veriyor, o tarih verilemez.
O şehidin yetmiş tane akrabasını şefaat izninin verileceği haber veriliyor. Burada şehadetin şekilleri var. Elhumma şehadet humma ile vefat edenler şehittirler. El batnu vel gargu şehadetün batın hastalığı ile karın ağrısı diyoruz. Bu olsun mağrugen, suda boğulmuş ve çokça da duyuyorsunuz. Gemilerin batışlarını vesaire sıkıntıları. Boğulmak suretiyle vefat edenler şehitdirler diye buyuruyor aleyhissalatü vesselam efendimiz. Yine mevtu'l varibi şehadetün, gurbette vefat edenler şehitdirler buyruluyor. Halk meydanında şehit olan kimse, makdul olduğundan öldürülüyor. Elemegatlı öldürülmesinden duymuş olduğu acı ancak sizden birisinin azası parmak ile sıkılırken ne kadar zahmet görürse o dahi o kadar zahmet hisseder. Parmağı şöyle sıkılıyor.
Bu sıkılışında ne kadar eza görüyorsa ancak onun duyduğu sıkıntı da bu kadardır, yine cami-i sahih hadis-i şeriflerinden zulme uğrayarak aleti cariye ile yani yaralayıcı bir alet ile katil ve taun ve bir evin veya bir duvarın yıkılmasıyla onun altında kalan veya bir yırtıcı hayvan onun parçalamasıyla suda boğulmakla ve yanmak suretiyle, let'ul cenp hastalıklarını bunların Kafesi vesilei şühedadandır. Yani bunların biriyle vefat eden Müslim cemaati şuhedeya iltihap eder. Misaller vermiyorum çünkü hadis-i şerifler çok uzun, bir de tamamlayamadım. Yeri gelince söylemeye çalışırız. Taun ile vefat eden her bir müslim şehittir. Şehidü'l bahri miflü şehidil berr, Bahren yani denizde şehit olanların ecir ve mensubu, sevabı berren yani karada şehit olanların ecir ve mükafatına iki katlar.
Berren mücahede edip yani karada cihat edip, şehadet şerbetini içenlerin günahı borç, emanet gibi hukuku nas, insanların hakları olan haller müstesna olduğu halde mafur olur, bağışlanırlar. Fakat denizde şehit olanlara gelince zimmetlerinde olan hukuku nas, insanların hakları dahi af ve mağfiret olarak onu Cenab-ı Hak hazine-i gaybinden ifa ve ihsan eder buyuruyor. Büyük bir şerefe mazhar oluyorlar. Yine efendimizin hadis-i şerifleri sallallahu teala aleyhi ve sellem, efdalün nasi müminin yüce hücu hücu hücu sebilillah. Efdalün nas, insanların en üstünü, en kıymetlisi, en değerlisi. Müminin bir mümindir. Öyle mümin ki Allah yolunda cihad ediyor. O mücahitler olmasa şu memlekette oturabilir miyiz? Bir nefsihi canlarıyla ve mallarıyla. Bir mümin de var ki o da böyle bir iki dere arası gibi, hayalık dağ arası şöyle bir dağ havu gibi bir mağara gibi gel.
Allah'ımızdan korkarak oraya sığınmış, orada ibadet ve taatle meşgul. İnsanların şerrinden uzaklaşarak onlarla muhasama itmek, onlarla yaka paça çekişmek, hep bunlardan uzaklaşmak için insanların şerrinden böyle bir yere sığınan kimsedir, buyuruluyor. Değişik şekillerde Efendimizin bu husustaki Hadis-i Şerifleri devam ediyor. Efdalü cihat, en mücahide racül nefse ve heva ve heva cihadın yine en üstün olanı kişinin nefsiyle ve nefsinin arzusu ile yapmış olduğu cihattır böyle. Nefsiyle ve nefsinin arzusu ile. Bunun şerhine baktığımız zaman bizanında şu şekilde geçer. Daha çok bütün ifade edilen hayvani arzular, şehevi duygular. Ona karşı mücadele ediyor. Kötü duyguya karşı. Gözü alışmış devamlı kafa orada. Gönlü alışmış gönül hep o tarafta. Bundan kurtulmaktır bu. Alışmış. Misal vermiyorum dediğim bu versem çok uzun gidecek ve tatsız kaçacak.
Bu gibi çirkin halleri söylemek de insanın gönlüne bir perde olabilir. Olmaz Allah'ın izniyle ama ne lüzum var belli. Nefsinin ve arzularının önüne geçmektir. Bu nefsin hevası on beş madde halinde ifade edilir. Buna kibir de girer. Dünyaya olan aşırı istek tama denir. O da girer. Müminlere adavet düşmanlık girer. Bihul gibi cimrilik girer. Çok. İşte iki müminin arasını bozmak için, hem mazin meşşein bine mim, alay eden göz kaşı işareti yapan, hem yazıyla hem sözle hem de gözü ve kaşı ile o hareketlere girenler. Arayı bozmak için meşşe indiğinde mübalağaga ile ifade ediliyor. Arayı bozmak için çokça gidip gelen mesajlar da var. Neler de var. Her şeyde var. Ama biz dinimizin esasını bilirsek hiçbirisine kapılmayız. Deriz ki ya sen böyle diyorsun. Sen bana böyle de bir mesaj çekiyorsun. Diyelim ki Ali'nin adına bir kimse mesela. Onun adına mesaj çekiyor ve ona aldanıyor.
Şimdi deyince günümüzdeki vasıtalarda kullanılıyor. Bunu tefsirlerde ifade ederken mektupla der, yazı ile der. O gün de bu telefonlar, internetler vesaireler bulunmadığı için bu şekilde ifade ediliyor. O da ne yapar? Bir araştırayım. Acaba bana bu kimse bu şekilde bir haber yollamış mı, bir mesaj çekmiş mi? Demek suretiyle kurtulur. Çünkü dinimizin gereği bir hükümdür. İki taraf dinlenmeden verilen hüküm yanlıştır. Buyurun. Eftalül cihet, kelimetü hakbenü inde sultanin ce'virin, zalim bir idareci. Artık en küçük birimden tutun en büyüğüne kadar. Zalim, zulmediyor. Mesela herkese müsavat ölçülü bulunması gerekirken bir tarafı şişiriyor. Bir tarafı ise alçaltıyor. Birine tanımış olduğu imkanı bir diğerine tanımıyor. Böyle buna benzer zalim bir kimseye hakkı söylemektir. Yine bunun izahında ulema-i kiramımız buyuruyorlar ki, emri bil maruf nehyi anil münker.
Bak sadece sen buraya gelmedin, senden önce de birçok insanlar geldi gitti, sen de gideceksin, huzur-u ilahiye duracağız aman ha bu harekete girişmeyelim, düzgün hareket edelim, herkesin sizin üzerinizde bir hakkı var dinmesi icap eder. Buraya bir kimse gelmişti. İşte bunu anlattığım zaman bunu konuşamıyorum. Hadis-i şerifler çok elimizde. Geldi, Bir kimse idari noktada bulunanlardan biri. Efendim dedi üstadımıza ben de bir musafada bulunabilir miyim? Tabi buyurdular. Tanışma esnasında bir idari noktada der ki şu memlekette nüfus ne kadar? İşte on bin diyelim. On binin senin üzerinde hakkı var der. Sadece belli kimselerin değil, herkesin. Bu ifade edilir, bu söylenir. Bak hakkı söylüyor. O da memnun olur. O da mesrur olur. Ama bunu usulüne uygun bir şekilde ifade etmek icale. Efendimiz'in hadis-i şerifleri. Amellerin en kıymetli olanı nedir? Vaktinde kılınandır.
İnan öyle bir huzur duyarız. Vaktinde kılacak olsa bambaşka haz gelir, huzur gelir işlerimiz de rast gelir. Mesela sizin diyelim ki sekizde bir görüşmeniz var. Ya sekizde o da tahminen dokuzda biter. Ondan sonra da kılarım demeden ezan okunduğunda eğer cemaatle namazımızı eda edersek cemaatle namazımızı kılarsa içlerimiz de rastgele görürsünüz. Bunu tatbik ettiğimiz zaman çok rahat olduğumuzu görürüz. Belki sekizdeki görüşme dokuzda bitmez de uzadıkça uzak. Ondan sonra da eve gelir. Yorgundur, belki açtır, Belki diğer ihtiyaçlar vardır üşenmeye başlar. Onun için vaktinde kılmak her zaman bizim için faydalıdır. Efendimizin de hadis-i şerifi zaten. Sallallahu Teala aleyhalü la'mal Amellerin kıymetlisi essalatu livätiya, vaktinde kılınan namazdır. İşte öğleyi ikindiye yakın, ikindiyi akşama işte batacak ne kadar kaldı aman kerahat mi? Kerahatı de bilmemiz lazım. De bilmemiz lazım.
O zaman sünneti de kılamayız. Kerahat vakti olacak olursa. O vakte gelmeden kılmaya azmiler gayret gösterilir. Ve billüv veli deyin. Anne ve babaya ikram. Burada şu izahta bulunmuşlar. Hem ihsan edecek buyuruluyor hem de itaat edecek. İhsan edecek, iyilik yapacak. Elinden geldiği kadar. Çünkü Kuran-ı Azimüşşan'da siz küçükken onlar size nasıl bakmışsa, küçükken nasıl baktığı malum. Bir et parçası ağlamakla her şeyini haldeler. Ona sütüydü, yiyeceğiydi, bakımıydı, bezleriydi. Artık bundan anlayalım, bezleriydi. Onların değişmesiydi. Her türlü hizmetini yapmıştır. O da o duruma gelebilir. Allah'ımız korusun çocuk halini alabilir. O zaman da siz aynen o şekilde üf bile demeden hizmetlerinizi yapın buyuruluyor. Ve sözünde çok yumuşağını söyleyin. Tatlı şekilde ifade edin. Bildiklerim duyduklarım çok da. Siz de biliyorsunuz. Böyle kalsın. Bundan anlayalım. Demek ki amellerin en güzeli nedir?
Birlül Veli değil, anne ve babaya ikramda bulunmaktır ve itaat etmektir. İtaat noktasında, La ta'ate mahluk bin fimasiyetillah demiş. Ulema-i Kiram'mız bu kaide ve bu esası genel ifade etmiştir. La taatellim mahluk, mahluka taat yoktur eğer isyan olacak olursa. Mesela kocası kadından bir talepte bulunuyor. Ama o haliyle mümkün değil ve caiz değil. Ne yapar? Katiyen itaat etmez. İlla benim dediğim hayır Allah'ımızın dediğidir. Bir hoca da hanımına karşı öyle. Eğer haram olacak bir durum olursa, mesela diyor ki biz niye eğlenmiyoruz. Ama o eğlenme meşru değil. Hadiyyen kabul etmez. Der ki bizim dinimiz alidir. Efendimizin emirleri bizim için geçerlidir sallallahu aleyhi ve sellem. Rabbimizin ayat-ı ilahiyyesi bize en kıymetli olan bulur, ben bunun dışına çıkamam deyip kestireceğiz. Yoksa mümkün değil. Ne güzel bir kaide konmuş. Eğer bir masiyet, bir günah içeriyorsa katiyen kabul etmez.
Allah yolunda cihad etmektir. En son olsun artık Enes radıyallahu anh'tan rivayet edilen bir hadis-i şerifle tamamlamış olalım. Müşriklere karşı mallarınıza, canlarınıza ve dillerinizle ki hali. Bunun için bir muharebe meydanına hasıl olacak değil. Zaten içimizde büyük bir muharebe devam edip gidiyor. Şimdi bakın ezan okununcaya kadar camiye girmiyor. Evvel girilse ne olur? Ecri var, mükafatı var. Günahtan uzak olmuş oluruz. Hayırlı bir mecliste Rabbimizin beytinde bulunuruz. Tesbihatta, zikirde bulunur. Onunla meşgul oluruz ama gizdirmiyor. Bu içimizdeki mücadele, muharebe değil de nedir? Daha evvel geçsek, Kuran azimüşşan'ı açsak okusak, müsaitse vaktimiz, devamlı bir harbin içerisindeyiz ve bunu birçok misaller verilebilir. Biz bunu yaşarız. Mesela günlük Kuran-ı Azimüşşan okuyacağız. İçimizden bir ses okutmuyor. Bu harp değil de nedir? Bizim kalbimizdeki muharebe işte bu.
Açacağız Kuran-ı Kerim'i okuyacağız. Okutmuyor. Hani öyle muharebeler var ki yaşını almış başını almış. Diyor ki namaz kılacağım zaman yaşanıyor bu. Bunu garip görmeyeceğiz. Bunu aşmaya çalışacağız biz. Biz bu adamı bundan nasıl kurtarırız? Bu düşünceye dalacağız. Ben diyor torunları neleri olan kimse. Ben diyor namaza duracağım zaman sanki şu dağ diyor üzerime konuyor. İşte muharebe. Hani öyle bir nefsin arzuları güçlü ve kuvvetli ki yenilmesi çok zor. Fakat bunu iyi bir eğitimden geçecek olursak, üstadlarımızın koymuş olduğu esaslara dikkat edersek, onu zayıf bir hale getirirsek Allah'ın izniyle başarırız. Güçlü de ondan oluyor. Bir kere beyinden güç adıyor. Beyin bir başkasının diyelim şerefi ve haysiyetiyle uğraşırsa onu yok etmek için işte bir güç ona. Nefse bir güç. Kazanırım ama şu şekilde hareket edersem deyip de haram yollara başvuracak olursa, bunları düşünürse kafa ne olur?
İşte nefse bir güç ve bir kuvvet. Hayatta öyle. Hayırlı yerleri tercih edeceğimiz yere, şerli yerleri tercihe doğru giderse nefse bir güç. Elimizde diyelim sıkıntıyı kaldırmak, müminlerin geçeceği yerlerden bir taş ise onu, bir çukur varsa onu dolduruvermek. Bunu değil de eza verecek şekillere girecek olursak nefse bir güç. Güç. Duyduğumuz kelamlar hoş olmayacak olursa, ilahi kelamlar değil de nefsani sözler olursa nefse yine bir güç. Bütün tavır ve hareketlerimizle alakalı bu. Ona üç vermiş oluruz. Onu yenmek elbette ki zor olacak. Ruh onun karşısında aciz kalacak. Akıl da aciz kalacak. İrade de bitecek. Evet düşünmeye çalışacağız, gideceğiz ama bunu başaramayacağız. Neden? Hep güç verilmiş, kuvvet verilmiş. Şimdi karada muvaffak olamıyor diyelim. Fakat havadan saldırma suretiyle almış olduğu yardımla ne yapıyor? Mahdededip gidiyor. Niye? Bir yardım var, bir güç var, bir kuvvet var.
Biz bunu gözümüz Kuran'a bakarak, hayırlı sözlere bakarak, müminlere şefkatle bakarak, fakir ve yoksulları gözeterek, ayaklarımız da ona iane yardım için, ellerimizde öyle, vücudumuz da öyle, gönlümüzde hep havf-ı ilahi ile dolu olursa hep vuha güç vermiş oluruz. Diğer tarafta hiçbir hayır kalmaz. Asıl mücadele, muharebe içimizde zaten. İkimiz bir sulh olsa bütün dünya sulh olur. Nedir bu kameralar bilmem filanlar? Diyelim ki geçeceksiniz yoldan ışıklar vesaireler hemen orada kameralar bir paranızı ödeyeceksiniz veya alacaksınız hemen kameralar onun daha da değişik şekillerde ortaya çıktı. Devilerde öyle iş yerlerinde öyle Kamerasız hiçbir yer yok. Hep izlenmiyor. Neden? İçte bir sul yok. Onun için oluyor bu. İçteki sul hakkı gözetme olacak olsa ne olur? Yapmaz bunu. Ya bir başkasının hakkıdır. Eğer orada kameralar olmazsa konmazsa bir başkasının hakkını oradan alacak.
Geçişlerinde de öyle, evinde de öyle. Ben diyor rahat otururken evim hep olduğu gibi soyulmuş diyor. Neden? İşte sulh yok. Bakıyorsunuz geçimsizlikler de hac sahasında. Ailevi geçimsizlikler de var. Çocuklarımız da uygunsuz yerlerde dolaşıyor. O hayır için kullanılacak aletler şerde kullanılıyor. Bu hep gönlümüzdeki muharebenin hayır ile sonuçlanmamasından ileri geliyor. Çünkü insan artı ve eksileriyle kuşatılmıştır. Bir tarafta nefis, bir tarafta ruh Güç ve kuvvet vermemiz icap ediyor. Hele bugünlerde daha fazla. Cenabı Hak cümlemizi başarılı kılsın. Velhamdülillahi rabbil alemin. Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi.