Namazın Maneviyeti ve İbadet Sırları kaydında Bir vilayette faiz olan hocamız Suriye'de bulunan bir alimle istişarede bulunur. Der ki ben vaizim, bazı tavsiyeler sizden bekliyorum. Ben cemaate ne anlatayım, nasıl konuşayım, işin neresinden tutayım, nasıl tebliğin, nasıl davet yaparım, bana bir tavsiyede bulunur musunuz der. O da insanları aynen muayene masasındaki hasta gibi gör, onu…
Bir vilayette faiz olan hocamız Suriye'de bulunan bir alimle istişarede bulunur. Der ki ben vaizim, bazı tavsiyeler sizden bekliyorum. Ben cemaate ne anlatayım, nasıl konuşayım, işin neresinden tutayım, nasıl tebliğin, nasıl davet yaparım, bana bir tavsiyede bulunur musunuz der. O da insanları aynen muayene masasındaki hasta gibi gör, onu teşhis et, işte tansiyonunu ölç, onun kalbinin atış şekillerine vesaire. Böbreti, dalattı, ciğeriydi, romatizmasıydı, nesiyse hep bunları bir teşhis etti. Hastalığı belirle. Ona göre Allah'ın kitabından, Resulü'nün sallallahu aleyhi ve sellem, Ahaddisin Muhammediyesinden, Evliyaullah'ın kelamından devalar bul der. Şimdi bakıyorum kardeşlerimizden hakikaten yol almış insanlar var. Otuz kırk sene önce intisap etmiş, tabii gelişmişler. Onların konuşmaları, görüşmeleri bir ayrıdır ama bunun yanında öğrenci olan kardeşlerimiz de var.
Seviyeyi çok iyi belirlemek lazım. Büyüklerimizden gördüğümüz seviye hususunda şu şekilde hareket ederlerdi. Diyelim ki burada Reis-i Cumhur oturuyor, burada diyanet Reis'i oturuyor, burada öğretim görevlileri oturuyor, profesörler oturuyor, doçentler oturuyor ama bunun yanında bir işçi de var, bir çiftçi de var, bir ilkokul öğrencisi de var, ortaokul öğrencisi de var, lise öğrencisi de var. Değişik, engebeli, enginli, yükseklik. Ne yapılacak şimdi? Tabii bunu tespit etmek çok önemli. Sonra bu ocağın bize vereceği ayet okuyacak. Hadis-i Şerifleri okuyacak. Menkıbelerden anlatacak. Ayetleri, hadisleri olaylarla, hadiselerle en güzel bir şekilde bize sunacak müessese değil bir kere. Burası değil. Biz bir ara üstadımızın üstadının sohbetinde bulunuyorum. Daha burada İmam Hatip'te okuyan var mı, beşinci, altıncısını? Evet, o sınıflardayım, dinliyorum. Bir ara şu hatırıma geldim.
Dedim ki bu kitapları nerede olursa bulurum. Nerede olursa Sure-i Yusuf kitabı mevcut, o konuda mı? Ama şu meycisi bulamam diyorum. Çünkü zamanın bir kutbul aktab'ı oturuyor. Yanında da mübarek insanlar var. Diyorum, istifade etmeye çalışın. Kalbimi, kalbimi mahrum bırakmayın. Bunların huzuru Said ehli ile oturulursa insan Said olur. Cennet ehli. Aşık, sa'dı, Allah'ın sevgili kullarıyla oturulduğu zaman hem nişini salih han, salih şevet hem nişini talihan taliş evet. Onlarla diyorum oturayım, kalkayım. Şimdi meclis odur. Kalbimin istifadesine çalışayım. Mühim olan bu. Size buranın müftüsü de konuşur, vaizi de konuşur, konuşurlar. İnternetleri açtığınız zaman oradan da dinlersiniz, radyolardan da dinlersiniz, tweet'lerden de çok güzel konuşan kimseleri görürsünüz. Bizim aradığımız bu değil. Çünkü yol bu şekilde değil. Bu yol istifade etme yolu, kalbin faydalanması.
Namazın Maneviyeti ve İbadet Sırları ne anlatıyor?
Namazın Maneviyeti ve İbadet Sırları kaydında Bir vilayette faiz olan hocamız Suriye'de bulunan bir alimle istişarede bulunur. Der ki ben vaizim, bazı tavsiyeler sizden bekliyorum. Ben cemaate ne anlatayım, nasıl konuşayım, işin neresinden tutayım, nasıl tebliğin, nasıl davet yaparım, bana bir tavsiyede bulunur musunuz der. O da insanları aynen muayene masasındaki hasta gibi gör, onu…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 11 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Diyelim ki mevsim itibariyle meyvelerin biraz daha meydana geldiği, çoğaldığı bir zamandayız. Diyelim çilek, şu mevsimde daha çok çilek olur. Daha sonra olur kayısılar olur, daha gelişir, salatalıklar olur, domatesler olur, olur meyveler meydana gelir. Biz burada bir elmayı işte şöyle dikilir, şöyle ekilir, şöyle bakılır, şöyle budanır, şöyle gelişir. Bunun ilaçlaması da şudur, budur. Yapısıyla, şekliyle, şemailiyle uğraşacak yol değil bu yol. Bu yol sana o elmayı yedir. Biraz misal vermemiz gerekiyor. Bize hocalar anlatırlar, anlatırlar, çok güzel anlatırlar. İlmial kitaplarında da yazar oğlum namazın içindeki şartlar, dışındaki şartlar, kıyamı şu şekilde olur, rüku şu tarz olur, secdeye şu şekilde inilir, rükuda şu okunur, secdede şu dualar okunur, tahiyyatta şu şekilde oturulur, ellerimizi dizlerimizin üzerine koyarız. Sağa ve sola bakmadan otururuz diye bize belirtir bunları.
Hani bir namaz hakkında iki binin üzerinde mesele var, anladın mı? Fakat bize bu ocak namazda huzur nedir, namazda huşu nedir, bir kıyamda durmanın, kıyamda durmanın istikameti ifade ettiğini, nebiler sıddık ve şehitler gibi, salihler gibi yaşamamız gerektiğini, rükuunda hayvanatın ibadetidir, meleklerin rüku halindeki ibadetidir, onu anlatır. Onun tadını vermeye çalışır. Secdeye vardığınız zaman Rabbimize yakınlığı bunu ifade ver. Der ki ne kadar yakınlık hasıl olabiliyor? Secde Allah'ımıza en yakın olduğumuz zamandır. Bunu söylüyor. Bir mahallede mahalle halkı toplanmışlar, mahallenin imamına demişler ki imam efendi biz işçi çiftçi kimseleriz ama şimdi boşaldık işten de, işimiz gücümüzden de boşaltıp artık düzgünleri kışa doğru yaklaşılıyor. Biz ne okuyalım, ne edelim? O da tarif etmiş. Şunu okursunuz, şu kadar istiğfar okursunuz, şu kadar salatü selam getirirsiniz. Tarif etmiş, demiş.
Dualardan neden? Öğretmiş. İşte bu değil, bu ocak bu değil. Nedir ya bu ocak? Evrad ve ezkar aldığımız kimseler vasıtasıyla Rabbimizi bulma yoludur. Ona erişme yoludur. Bu balı saatlerce anlatıp durma yolu değil. Balı yeme yoludur. İşin tadını çıkarma yoludur. İbadetin de tadı, imanın da tadı, imanın tadı malum uzun uzun anlatılır. Allah ve Resulü her şeyden sevgili olacak. Mümin olduktan sonra küfre dönmek ateşe atılırcasına zor gelecek. Çok şirin Hristiyanlığı anlatanların fikir ve düşüncelerini sapmamak, çok şirin konuşurlar. Hayran kalırsınız konuşmalarında. Ne yapar bize iman? Öyle bir tat, öyle bir lezzet verir ki bize, öyle bir tat, öyle bir lezzet verir ki İslam'a dahil olduktan sonra küfre dönmek ateşe atılırcasına zor gelir. Öyle bir tat verir. Eğer Musa aleyhisselam gelse, İsa aleyhisselam inse bile Efendimize sallallahu aleyhi ve sellem tabii olacağının tadını verir.
Bu, Allah için sevgi ve muhabbetin tadını verir. İslam anlatırlar. Oğlum İslam'ın şartı kaç? Kelime-i şehadet, namaz, oruç, hac, zekat. Sayar bunu. Sıddık-ı Azam'la Ali Efendimiz'den radiyallahu anhuma gelen yol neyi verir? Burada kelime-i şehadetin şuhud olmasını verir. Der ki okuduğumuz kelime-i şehadet bizim bütün hücrelerimize işleyecek, gözümüz kelime-i şehadetle bakacak ibret olacak, kulağımız kelime-i şehadetin verdiği haz ile hikmetli sözler duyacak, eşyanın zikrini işitecek, bunu verir. Vermiyor mu? Hep kelime-i şehadeti okuyoruz. Okuyoruz ama düğünlerimiz nasıl oluyor kelime-i şehadeti? Yüzlerce okuyan kimsenin bir nikah, bir düğün hadisesinde düğünü niye göre oluyor? Kelime-i şehadete göre mi oluyor? İşte bu. Çoğu kardeşlerimiz ticaret ehlidir.
Hep kelime-i şehadeti, tevhidi belki bizden fazla okuyorlar ama ticaretine bakıyorsunuz ticari, ahlaksızlık zuhur ederse ne oldu şimdi bu kelime-i şehadet? İşte tadını gördük, yolun önemini gördük. Oğlum kılıyorsun beş vakit namaz, taatlerini de yapıyorsun, ne gereği var diyenlere en güzel cevabı Kuran veriyor. Hep bunlar ayetlerde mevcut. Büyük bir mahkemeye varacaksınız sakın ha. Dirilip de o huzura vardığınızda, öldükten sonra yanlış tartıp yanlış, ölçenlerin vay haline demek suretiyle bize ticarette hak ve hukuka riayetin ne kadar önemli olduğunu ifade ediyor. İşte bu. Bu yol bu işte. Sizin sadece okuyacağınız, alacağımız evrad ve ezkar değil, evrad ve ezkar bunu temin edecek. İşte bu kısımları hep mahrum bırakılmış, hep mahrum bırakılmış. Dervişim diyen insanlarda bile bu yok. Onda kapalı bir alana geçecek. Orada eğer bir saat sürüyorsa Evrad ve Ezkarini okuyacak.
Ondan sonra çoluğu çocuğu nerede? İnternet kafelerde ne ile meşgul? Kiminle arkadaş oluyor? Nerelerde dolaşıyor? Hiç meşgul olmuyor. İşte bu değil. O gizli gece kalktığımız, yaptığımız gözyaşlarıyla ibadetü taatimiz bu zevki verecek. Çocuklarımızı isyandan koruma zevkini verecek. Israf etmeme zevkini verecek, el israf etmeyecek. Ne de erkek avam var. Ne saçacak ne savrulacak ne de çok sıkıp suyunu çıkaracak, orada. Bunu diğerlerine kıyas etmek, işte bu. Tekrar söylüyorum, işin tadını çıkarmak, biraz daha izah ettirseniz yürürken yürüyüşün tadını çıkarıyor. Allah Allah, yürümenin de tadı olur mu? Ayaklarımızı basıp basıp geçiyoruz. Hayır öyle değil. Yeryüzünde yürürken tevazu ile yürümek. Cahiller de sataştığı zaman selam deyip geçmek, bu. Şimdi önemine binaen zaten bu mübarek yol, ulvi yol namazla başlar, namazla biter.
Siz evrad ve ezkarı alırken derler ki, hazara namazlarınız varsa en önemli olan bu. Hem evradınızı, ezkarınızı yapın hem de hem de hazara namazlarınızı mutlak yerine getirin derler. O zaman sonu nedir? Arız ettiğim, başında konuştuğum, haşvettir, azameti ilahiden titremektir. Bunu dilimizle söylüyoruz ama bu yaşanır. Allahu ekber derken ruhumuz da Allahu ekber diyecek, kıyamında ruh da ayakta duracak, sadece beden değil. Nedir biz Allahu Ekber deyip duruyoruz işte? Hayır öyle değil. İşte bu gönül zevkidir, ruhun zevkidir. Biz Allahu Ekber deyip kıyamda dururken, ruhumuz da kıyamda duracak. Görmüyor mu? Şuradan bileceğiz. Eğer nefsimiz emmare ise, mutmainne raviaten mardiyye sıfatlarına erişmemişse aynen dağın altındaki maden gibidir bu. Çıkmamış, görünmüyor. Var. Dağın altında çok kıymetli madenler var ama toprak taş onu olduğu gibi kaplamış görünmüyor, yok. Aynen bunun gibi.
Eğer nefsimizi ıslah edersek, nefsimiz Rabbimize itaat eder bir hale gelirse, evrad ve ezkarla çeşitli egzersizlerle, riyazetle, az yemek, az uyumak, az konuşmakla ne olur? Ruh belirmeye başlar, ortaya çıkar. O zaman tadı alınır. Beş vakit namazın farziyeti hususunda Rum Suresi on yedinci ayet-i celile, essayiler Akşam ve sabaha dahil olduğunuzda Allahu Teala'yı cemi noksanlıklardan tenzih edin, yerde ve göklerde hamdü sena ancak Cenabıhakk'a mahsustur. Allah'ın gayrı bihakkın ham'da müstehak bir kimse yoktur ve ikindi vaktinde, öğle vaktinde tesbih edin, namaz kılın buyrulmuştur. Akşam ve yatsı namazları, beş vakit namazdır. Sabah namazı oldu, üç. Ikindi namazı, dört. Öğle namazı, beş vakit namaz. Namaz üst vakit ne? Değil. Namaz beş vakit. Müfessirine izamın beyanına göre sabah ve akşam vakitlerinde çok tespih ile de meşgul olmamız emrolunmuştur. Mesela biz gece ne yaparız?
Gece evrad ve ezkarımızı okuruz. Ne verilmişse onu yaparız. İkindiden sonra da Kadiri olan evradımızı, üç İhlas bir Fatiha, Aleyhissalatu vesselam Efendimiz'in ruh tayyibelerine, avsilazam, Abdülkadir Geylan Efendimiz'in ruhuna, erkekler bin, kadınlar beş yüz. La ilahe illallah, her yüz başında da Muhammedun Resulullah. Bunu okuruz. Bunu ne için yaparız? Ve sebbihuhu rubradan reasi ilahız olur. Onu sabah, akşam, tesbih ve tenzih edin. Bunun için okuruz. Geceye neden önem veririz? Geceye olan önemimiz de, önemimiz de Kuran Azimüşşan, Kuran Azimüşşan, Kuran Azimüşşan gece nazil olmuştur ve gece anlayış daha güçlüdür, daha kuvvetlidir seziş ve kavrayış olarak. Ve gece de kıraat olarak uzunca okumak, secdelere varmak, Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam gece yarılarına kadar secdede duruyorlar, gece kıyamlarda bulunmak. Ayet-i celdeler pek çok.
Bu taatlerimizi yaparken etrafımıza nasıl hareket edeceğiz onu da Cenabı Hak bize bildiriyor. Çünkü biz sorumlu bir varlığız. Hepimiz sorumluyuz ve mesulün anraiyeti. Elimiz altındakilerden hep mesulüz biz. Başta şahsımız, nefsimizden sorumlu olduğumuz, nefsimizi korumamız gerektiği ve sonra da ailemiz, çocuğumuz, çoluğumuz, akrabamız, konumuz, komşumuz bütün insanlar, herkes. Eğer evladımızdan başlayacak olursak, gerek erkek ve gerek kız, yedi yaşındaki çocuklarınıza namaz ile emrediniz. On yaşındakiler için de kılmazlarsa hafifçe dokununuz ve yataklarında ayrınız. Artık kendisini bilmeye başlıyor. Erkek çocuğuyla kız çocukların yataklarını ayırınız. Her doğan çocuk muhakkak kıssam fıtratı üzere doğar, sonra anasıyla babası onu Yahudi, Nasrani, mecusi yapar. Bu ne demek? Küçüklüğünde terbiyesiyle meşgul olun demek. Terbiye yaşlandıktan sonra olmaz. Ağaç yaş iken eğilir denir ya.
Sonra, ehlimizden mesul olduğumuzu Rabbimiz ve sellem, ve mürahlege bissalah. Habibim ehli beytine namazla emret. Ayeti celilesi ile Taha suresinde ayeti celile yüz otuz ikinci ayeti celiledir. Namazda artık böyle bir cemaate anlatılacak olan huzur ve huşudur. En'am Suresi yüz altmış. Kim Allah'a bir iyilikle güzellikle gelirse, işte ona bunun on katı var. Vahid ve lütuf-u Sübhanisi ile, vaat ve lütuf-u Sübhanisi, lütfi Sübhanisi ile beş vakit namaza, elli vakit namaz sevabı veriliyor. Allah'ın fazlı keremidir bu. Namazdaki huzur ve huşua işareti eden Müminun Suresi'nde bir ila ikinci ayeti celle Samet. Selam. İşte ölçümüz, tartımız burada. Biz ne haldeyiz, ne durumdayız ayet-i celile bildik. Kendimizi insan vereceğiz şimdi, biz neyiz, nasılız, hangi durumdayız? Durduğumuzda kafamız, gönlümüz ne ile meşgul? Sadece beden olarak mı kıbleye döndük yoksa ruh olarak mı?
Bütün nefsimizle, ruhumuzla, aklımızla, fikrimizle, irademizle, her şeyimizle mi döndük? Bunu ifade buyuruyor Mevlamız. Namazlarında huşu üzere olan müminler, fevz-ü felaha dahil olmuşlardır. Felah korktuğundan kurtulup umduğuna nail olmaktır. O zaman huşu nedir namazda? Önemli olan da bu tabi. Kalbiyle Cenab-ı Allah'tan korkmak. Bunun üzerinde duralım. Bunu düşünelim işte şimdi biz. Kaydedersek bunu kaydedelim. Hiç unutmayalım. Kalbiyle Allah'tan korkmak. Bu çok mühim bir esas ama. Hani kalbin ürpermesi. Allah'ımız zikrolunduğu zaman kalbin titremesi, korkması Cenabı Hak'tan. Bunu hissetmek işte asıl önemli olan bu. Nasıl ulaşalım? Aldığımız evrad ve ezkardaki rabıta. Dedim bir tarif eder herkes, dersleri tarif eder ama ders aldığımız kimse dersimizi nuruyla verdiği için ona şeytan dahil olamaz. İşin önemli olan yönü bu.
İcazetli bir insanın evrad ve ezkar vermesi nuruyla verdiği için, işte benim cebimde bir kağıt verdiler, ders kağıdı. Onu tarif edeyim. Olmaz işte. Bu o değil. Bu ehlinden almaktır. Huşu da kalbiyle Cenabı Allah'tan korkma. Sadece bedenin çekinmesi değil. Mesela haramdır diyor. Elini başkasının malına uzatmıyor. Bunu yaptı insan fakat kalbinin uzanmaması asıl en önemli olan bu. Öyle gizli kameralar konur, bilmem falan edilir, her taraftan kontrol edilir. Bunu ne zamana kadar yapacaksınız? Her zaman mümkün de değil bu. İşte çekiyor kameralar, bir markete girmiş, orada girerken gizlice eli sağa sola, oraya buraya hareket ediyor. O mallardan ceplerine indirmeye çalışıyor. Mesela bir telefoncuya giriyor. Onun meşgul olduğu bir anda alıyor. Orada gizli kamera çekiyor. Onun çekmediği zaman da ne olacak? Her yeri de çekemez ki. Kalpteki en güzel kamera Allah'ın korkusudur.
Bunu işlemek, mühim olan bu. O korkuyu verdiğimiz zaman bunlara hiç gerek yok. Sıddık-ı Azam'ın devrinde bu korku verildiği için hakimler de boş, savcılar da boş, hapishanelerde bir kişi yok. Üç yüz yıllık Osmanlı döneminde başı kesilen baş ve el sayısı dört veya beş kadar fazla yok. Niye? O gizli kameralar kalbe yerleştirildiği için kalpte, Allah korkusu bulunduğu için bu işte. O olursa askerlik döneminde büyüklerimiz dağda kendi başına yetişen bir ağaç, sahipli de değil, onun meyvesinden bile yememiş. Niye? O korku kalbinde vardı onun için. Siz bir kadına şehevi arzuyla bakmazsınız üstadım. Ama Rabbimizin bir güzelliğini için dendiğinde bile gözünü yumması. Nedendir? Kalbindeki ilahi korku kamerasındandır. Bıçağı ve habı kaybolduğunda, bulup huzurlarına getirdiklerinde, bu aynı benim bıçağa benziyor ama bir başkasının olabilir düşüncesi kalbindeki korkuyu hissetmektir.
Kalbine bu korkunun inmesi, mühim olan bu. Bu olursa gözde korunur, kulakta korunur, el ayakta korunur, her şey korunur. Tevazu ve tezellül etmek ve aza ve cevarihi sakin olup etrafına iltifat etmemektir. Namazdaki asıl, namazda asıl tadili erkan bu. Tadil-i erkan anlatılır ya. Tadil-i erkan vücudun sükunetidir. Mesela secdeye vardığımızda bütün azaların böyle bir sükunete ermesidir. Tekrar doğrulduğumuzda iki secde arasında da öyle, Semiallahu limen hamide dediğimizde de öyle. Öyledir. Medarik, hazin tefsirinde huşu, namazda cemi masivayı tekle kalbini ve himmetini cem etmek. İşte kaydedeceğimiz bu. Neymiş? Namazda cemi masivayı. Ne demek masiva? Allah'tan gayrı gönlüne hiçbir şey gelmiyor. Adam namaza durmuş, yitirdiğini namazda buluyor. Hani bu? Ne oldu? Mesela diyelim ki bir işi var, o işini namazdatır diyor. Çok şeyi namazda halledelim, dünyevi işler. Bizim halimiz bu.
Namazda diyor hatırıma geldi. Namazda diyor şöyle yapsam daha iyi olur diye düşündüm. Hep namazda gelir zaten. Çıkaramadıklarımızı namazda çıkarırız işte. Bu olmayacak. Tamamen Mevla'ya gönül rabt olacak. Biraz ağır mı gelir acaba Raviyetü'l Adeviyye annemiz secdeye varmış da gözüne bir iğne batmış duymamış. Velilerden bir zatın artık nasıl tarif edeceksiniz onu, yelek mi diyeceksiniz, ne derseniz onu almış götürmüşler, çok da kıymetliymiş, hiç haberi olmamış. Alan adamın da elleri kuruyunca arkasında ağlayıp duruyormuş, nedir evladım? Efendim sizin ben yeleğinizi aldım ve elim kurudu. Ne aldığımdan haberim var ne götürdüğümde. Böyle olmaktı. Onun için de göz korunacak, kulak korunacak, el, ayak korunacak yoksa birden olmaz bu. Bunu biz bazı mübarek gecelerde de öyle oluyor. Mesela üç ayları geliyor, mübarek geceler var. Olmaz hiçbir hal gönlümüze gelmez ve nuru ilahi de damlamaz.
Okuyorsunuz, buradan bileceksiniz. Şimdi çocuk çalışmamış. Her gün okula gidip gelinecek tabii. Dersini veriyor ve ödevleri her gün yapacak, her gün çalışacak ama bu çalışmıyor. Fakat o son gün öyle bir çalışıyor ki, ne kadar çalışırsa çalışsın geçmesi mümkün değil. Çünkü hepsini biriktirmiş, çalışmamış ki. Aynen bunun gibi. Biz eğer üç aylarına gireceksek Regaibe, Miraç gecesini, beraat gecelerini, aslında her an Regaip, beraat, handil gecesidir aslında. Bunun evet belli günler olmakla birlikte her an bir kadirdir, hayırlı bir kimse için. Çünkü onun Allah'a olan kalbinin aşkı ve şurada iki terim geçti. Birisi, kalbiyle Cenab-ı Hak'tan korkmak. Kalbi bu korkuyu hissederse, masiva Allah'tan gayrı da gönlüne girmezse, girmezse, bu kimsenin göz açıp yumuncaya kadar ki ameline insin ve cinnin ameli kadar mükafat verilir. Kadir gecesi bu değil mi? Bin senelik taat veriliyor, ecri veriliyor.
Nasıl olacak? Nasıl tarif edeceğiz bu? Her geceyi kadir bil demek öyle bir tekerleme. Ağızda yuvarladığımız, söylediğimiz bir söz değil ki o. Çok manalı ve hakikatli sözdür o. Namazda cemi masivayı tekle kalbini ve himmetini cem etmektir. Mesela Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bazen analarımızla konuşuyorlar, ezan diyor, okunurdu, okunurken rengi, adileri değişirdi ve bizi tanıyamaz hale gelirdi. Işte bu. Nisaburide beyan bulunduğu vechile huşu, namazın kabulünün şartıdır. İşte namaza alışan ve ara arada terk eden kimseler olarak nasıl söyleyebiliriz ki bunu? Namazın kabulünün şartıdır bu anlattığımız kalbin, Mevla'nın korkusunu taşıması, masivanın olmaması, kimin huzurunda bildiğimizi, oturduğumuzu bilebilmek yoksa yüzlere çarpılır. Cevabın da şartıdır. Yalnız burada bizi rahatlatan ulema-i Kiram'mızın ifadesi borcundan kurtulmasının şartı değildir.
Böyle meyvesi olmayan bir ağaç gibi. Artık huzuru, huşuu olmazsa, zevkini duymazsak taatlerimizin bu. Yemek ama ne tuz var ne de yağı var. Ne tuzu var ne de yağı var. Efendimiz buyuruyor, Salli olacak, Namazında huşu ve huzuru olmayan kimsenin namazı şayan-ı kabul bir namaz değildir. Kurtuluşa nail olacak müminler, farz olan namazlarını edaya müdavemet ederler. Beş vakit farz olan namazların şartlarını muhafaza, sünnet ve adabına riayetle riya ve uçukten uzak olarak namazlarını edasına süratle devam edenler vakitlerini geçirmezler demektir. Aslında namazdan asır gayeyi Taha suresinde görüyoruz. On dördüncü Ayet celîlede, esrarü ve abimus salatel livikri o kadar güzel izah edilmiş ki beni zikir için, beni anmak için teveccühü tam ile tam yönelerek namazı ikame etki, kıl ki beni zikr edesin ve bütün azanla şükür etmiş olasın.
Hani namazdan gaye, Rabbimizin azametinin gönle yerleşmesidir ve azada da belirmesidir. Efendimizin bir mescide girişinde sallallahu aleyhi ve sellem birisinin saçıyla sakalıyla oynadığını görünce eğer bunun kalbinde haşyet, azamet-i ilahiden titreme, Rabbimizin yüceliğini tefekkür olsaydı azalarında da olurdu bu uygular. Beş vakit namazın faziletleri anlatılıyor. Bir de Vunye'den nakledildiğine göre Hazreti Ali, Kerremallahu veche Efendimiz, bir kimse tembellik yaparak, haşa, namazı da küçük görerek, işte namazı ortadan bir çıkaralım diyerek Allah Teala ve Tekaddes Hazretleri o kimseye on beş bela verir. Neyi ortadan çıkarıyorsun? Kamet edilir gıdık, kamet edilir. Vakit var, zaman var, konuşuluyor, günler uzun, yok inşallah. Bu şekilde namazı terk edenler, salihin defterinden silinir. Hayat bereketi kaldırılır, ağzının tadı tuzu olmaz onun. Rızkının bereketi de kalkar.
Namazını kılmayınca diğer amelleri de kabul olunmaz, duası da kabul olunmaz. Salihlerin duasından da bir nasip alamaz. Ölürken şiddetli susuzluğa gark olur. Irmaklar az kalksa ağzına, yine susuyor. Vefatı da ansızın olur ne tövbe etmeye, ne ibadete, neye. Hiçbir zaman kalmaz, kabir sıkar, zulmekte kalır, münker nekire suali zor olur, kabirden kalktığında Allah'ımızı gazatlı olarak bulur, hesabı şiddetli olur, masarı afv-ı ufran olmadığı takdirde ateşe de sürüklenir. Hep böyle yapmasak da müjdeli olarak gitsek, namaz kılanlara verilen mükafatlardan bahsetsek, Allah'ımızın onlara olan sevgisinden, muhabbetinden anlatsak, namazı huzurla kılanlardan anlatsak devam ederiz. Buna da sıra gelir inşallah.