Musahabe serisinin birinci cildine devam ediyoruz. Bu programımızda Namazın faziletleri babına başlayacağız inşallah. Bihterini İbadat ve Mu'teber-i Taat namazdır ki dinin direğidir. Müslümanla kafirin meyanını ayırıcı açıklayıcıdır. Beş vakit namazı cemaatle, cemiyetle ve tadili erkanla ve isba-ı vudu ile mustahab olan evkatta eda etmek lazımdır. Hadis-i şerifte buyrulmuştur ki: Beş vakit namaz, sizin birinizin dergahında cereyan eden nehir gibidir ki, ondan her gün beş kere kustedilse, onda kir kalmaz. Namaz cemi-i mukarrabatı amalin fevk-i olmuştur. Yani insanı Allah'a yaklaştıran amellerin en üstünü olmuştur. Ol, Serveri alemiyan, Aleyhi ve alihi salavatı ve teslîmat, Miraç gecesinde cennette müyesser olan devleti rü'yet nüzuldan sonra o devletin neşesine münasip olanlara namazda müyesser olmuştur. On iki Onun için buyurmuşlardır ki: yirmi üç- Namaz müminin miracıdır.
Yirmi dört Ve kulun Rabbine en büyük yakınlığı namazda husule gelir. Yirmi beş- Ve onun Kümmeli tabilerinin ol devletten bu neşede büyük nasipleri vardır. Eğer namazla emir buyrulmasaydı çehre-i Maksuddan nikabı küşade ve talibi matluba delaleti edada kim kaim olurdu? Namaz vardır ki, lezzet bahçe gam küsarandır ki, erahni ya bilal bu maceradan bir remzdir. Ve bu mütemennadan bir işarettir. Bir musallik ki namazın hakikatından agahtır. Eda-yı salat vaktinde güya neşeyi dünyeviyeden çıkıp neşeyi uhreviye husule gelirse elbette ol vakitte ahirete mahsus olan devletten nasiptardır. Namazın hakikatine vakıf olmayan bazı riyazat ehli, savımı namazdan efdal addederler. Oruçtaki yeme içmeyi terk etmekle Samediyet sıfatı mütehakkık zannederler. Bu söz namazın hakikatinden agah olmadıklarındandır.
Bu taifeden bir cemmi gafir, kendi ızdıraplarının teskinini sema, name, vec, teveccühten talep ederler ve kendi mutluluklarını nağme perdelerinde mütalaa ederler. Cenab-ı Hak haramda şifa kılmamıştır. Eğer kemalat-ı salatiyenin hakikatinden bir şemme onlara münkeşif olsaydı, asla sema ve nağmeden dem vurmazlardı. Ey kardeşim, namazla nağme arasındaki fark ne kadar ise, onların her birinden neşet eden kemalatın da meyanelerindeki fark o kadardır. Akıllıya bir işaret kafidir. Hz. Risalet sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimiz namaz kılanlardan birini gördü ki, ayakta durma ve oturmaların ahkamını yerine getirmez. Buyurdular ki eğer sen bu hal üzere ölürsen kıyamet gününde sana ümmet-i Muhammed'den demezler. Rivayet edilir ki Zeyd bin Vehb bir kimseyi namaz kılarken gördü ki secde ve rükuunu yerine getirmez. O kimseyi çağırıp sordu. Ne vakitten beri bu şekilde namaz kılarsın?
O kimse de kırk senedir, dedi. Buyurdu ki, sen kırk senedir namaz kılmadın. Eğer vefat edersen Muhammed Resulullah sünneti üzere ölmezsin. Namazın terkini iddia eden zındıkların batıl fikirleri nerede kaldı şimdi? Yirmi üç Namazın faziletlerine dair bu bölümden sonra İhya-yı Sünnet bölümüne başlıyoruz. Hengam-ı Kurbi kıyamette ve vakt-i Terakum-i zulümatta, alem ise bu girdabı zulümata düşmüştür. Bu zamanda bir sünneti ihya ve bid'ati terk ile tarik-ı müstakimi bulmak ancak envar-ı sünen-i nebeviye olmadıkça muhaldir. Ve etvar-ı nübüvveti iltizam etmedikçe necat müyesser olmak da mahz-ı hayaldir. Muhabbeti zatiye-i ilahiyeye vusul Habibi Rabb-ül alemine ittibasız asla suret bulmaz. Habibim de ki, eğer Allah'ı seviyorsanız hemen bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve suçunuzu örtsün. Çünkü Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir ayet-i celilesi buna şahid-i sadıktır.
Sallallahu Teala aleyhi ve sellemin gerek ibadetinden ve gerekse muamelatından ve gerekse adatından her bir umurda kendi saadetini bulmak için ona benzetmek gerektir. Alem-i Mecazi'de bir şahıs, bir mahbup kimseye teşbih edildikçe, muhubbin nazarında her ne bela olursa mahbup ve ziba görünür ve merhub ve ra'na gelir. Ve kezalik onun dostları da mahbup ve azizlerdir ve buğz ettikleri de mebuz ve mahduptur. Ve böyle olunca kemalat-ı suveriye ve maneviye de onun muhabbetine merbuttur ve onun mizanı ile veznolunur. Onun için efdal-i taat evliyaya muhabbet ve düşmana adavet oldu. Zira bu mana muhabbeti sınıftan naşidir ki sevgilisinin sevdiği kimselere muhabbet etmek ve ona düşman olanlara da adavet eylemek gayri ihtiyaridir. Muvalat-ı Evliya ve muadat-ı a'da efdal-i taattır.
Haberde gelmiştir ki, Cenab-ı Bari Teala Musa aleyhisselama hitap buyurup, hiç benim için bir amelin var mıdır diye sual ettikte, Musa Kerim dahi, Ya Rab, namaz, oruç, tasadduk ve zikrim senin içindir, dedi. Hak celle ve ala Hazretleri buyurdu ki, salat sana burhan ve savm ve sadaka, gölge, zikir nurdur. Bana mahsus amelin nedir? Musa aleyhisselam dedi ki, Ya Rabbi, sana mahsus olan amele beni delalet eyle. Cenabı Rabbü'l Alemin, benim için bir veliye muhabbet ve bir düşmana düşmanlık eyledin mi diye buyurdu. Musa kelimullah'ın malumu oldu ki, sevgi ve buz ikisi de Allah için olmak gerektir. Artık gerisini siz düşünün. Resule itaat, itaati hak sübhanehuvete a'lanın aynıdır. Zira hak sübhanehuvete ala Kim resule itaat ederse muhakkak Allah'a itaat etmiş olur, buyurmuştur.
Yirmi bir Hak sübhanehu ve teala resule itaati kendi itaatinin aynı kıldı ve bu iki itaati birbirinden ayrı görmemek lazımdır. Bu iki itaatin meyanında tefrika gösteren cemaatin halinden Hak sübhanehu ve teala Hazretleri şikayet buyurdular ki Allah ve peygamberlerini inkar ederek kafir olan, bir de Allah'a peygamberlerinin arasını ayırmak isteyen, Allah'a inanıp peygamberlerine inanmayan, bunlardan kimisine inanırız, kimini inkar ederiz diyen ve böylece küfürle iman arasında bir yol tutmaya yeltenen kimseler yok mu? İşte onlar gerçek kafirlerin ta kendileridir. Biz o kafirlere hor ve hakir edici bir azap hazırlamışızdır. Hak Sübhanehu ve tealanın taatını resulünün taatında bilmek gerektir. Resulünden gayri itaat aynı dalaldır. Yani resulden başkasına itaat sapıklığın ta kendisidir. Sevgili Nevjem, Usame serimizin bir.
Cildinin bu bölümünde Namazın faziletleri ve sünnetin ihyası bölümlerini ele aldık. Sizlerle paylaşmaya çalıştık. Bir sonraki programımızda Hacega'nın nasihatlerine inşallah