Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Müslümanın Müslüman üzerinde altı tane hakkı vardır. Reddüsselam karşılaştığı zaman selamlaşmak. Selam Allah'ımızın da isimlerindendir. Haşir suresinin son ayetlerinde geçer. Esselam Rabbi Zülcelal'imizin isimlerindendir. Şimdi insan karşı kaçtığı zaman mutlaka bir işaret icabı der. Bir sözler söyleyecek ama dinimiz öyle bir esas koymuş ki karşılaştığında Esselamu aleyküm diyor. Allah'ın selamı, rahmeti, mağfireti üzerine olsun diyor. Bakın karşılaştığında bunu söylüyor. Dinimizdeki esaslara baktığımız zaman bizim yatağa girmemizde, yataktan kalkmamızda, bir işe başlamamızda, işi neticelendirmemizde, evimize evimize girişte, çıkışta, her ne davranış olursa olsun, nikahımızda, evliliğimizde, ticaretimizde, insanlar arası münasebetimizde, her hususta dinimiz bir kural koymuştur. Boş bırakmamış. Hiç boşluk yok.
Hep dolu. Karşılaştık ya biz birbirimizle, karşılaştığımızda diyoruz. Eğer derse otuz sevap olur. Ne kadar güzel. Mushaf'a yaptığında gözü gözünde eli de elindeyken daha ayrılmadan şefkatle merhametle birbirinin ellerini tutarsa affı ilahi var günahları, daha eli elinden gözü de gözünden ayrılmadan affı ilahiyeye mazhar oluyor. Ticaretinde de aynı, euzu besmele ile başlıyor. İnsanları aldatmazsa, yanlış bir ticarete, ticarette huysuzluğa gitmeyecek olursa, yine dolu mükafatlar var küçük günahları yatağına girmeden önce. Af ve mağfiret hepsine bir kural konmuş. Akraban var, bunlardan insan uzak olamaz. Tabii ki akraban var, çoluğu çocuğun var, etrafın var, evin komşuları var, hep bunlara esaslar bulmuş. Mesela komşuluk hususunda Cebrail Aleyhisselam bana öyle emirler getirdi ki komşuluk hakkında komşu komşuya bariz olacak zannettim.
Yani öldüğü zaman komşusu, onun malı komşusuna da düşecek zannetti. Bu kadar güzel esaslar koymuş. Mesela misafir, misafire ikramda öğüne güzel esaslar var ki evimiz bereketle doluyor. Hem evimiz bereketle doluyor hem de gönlümüz bereketle doluyor. Diyelim düğünümüz var, onda da esaslar koymuş. Yani bir kuralı var, nikahın da bir kuralı var. İyiliği kötülüğüne galip gelen kimselerin şehadetiyle, hep ibadetle ta'la nikahında yaptığı duada bile müstesna esaslar var o duada, nikah duasında. Ne güzel esaslar var dikkat ettiğimiz zaman. O zaman bizim yanlış yapacak bir durumumuz yok. Dinimiz her şeyiyle mükemmel birdi. O yanlıştır biz cehaletimizden yapıyoruz. Bunun için gidip bu yaştan sonra adam elliye varmış altmışa varmış. Ondan sonra medreseye girecek, girilir. Bak bu ona acayip olduğu için, acayipliğini de yine bizim cehaletimiz ortaya koyuyor.
Kişi gençlerle oturup yemek yemekten nasıl utanmıyorsa mesela toplanıp yemek yiyoruz. Biz yetmiş yaşındayız yemek yiyoruz. Ama karşımızda on yedi yaşında bir çocuk da var. On yedi yaşında, on sekiz yaşında bir delikanlı da var. Bununla oturup yemek yemekten sıkılmıyoruz. O zaman ilim öğrenmekten de sıkılmayacağız. Biz bunu görüyoruz. Diyor ki çok gençler aralarına giremem. Hepsi diyor genç bize güzel ilmi, esasları haber veren kardeşimiz şunu ifade etti. Dediler ki hep sen gençlere hitap ediyorsun, gençlere hitap ediyorsun, yaşlıları ne yapıyorsun? O da dedi benim ilim halkamda bir berekettir dedi. Onlar bana bereket dedi. Allah'ın bir ihsanıdır dedi. Oturması, onun dua etmesi, onun hakka yalvarması, gönlünün mütevazi hali, oradaki insanlara imrenmesi bir berekettir. Mesela ne diyor yaşlı bir kimse biz böyle zamanlar geçirdik ki, böyle bir tahribimiz yoktu.
Gençler hep başka yerlerde dolaşıyordu şimdi elhamdülillah hayırlı yerlerde oturuyorlar, kalkıyorlar diye seviniyor. Onun sevinmesi bize bir berekettir, bir ihsandır. Bundan sıkılma diye bir hal olmaz. Sıkılacak hiçbir şey yok. Öğrenmemiz ne kadar bizi Rabbimiz katında makbul bir hale getirir. Melekler kanatlarını yayarlar biz okumak için öğrenmek için ilim tahsili için yürüdüğümüz zaman. Bakıyorum Kuran kurslarında sabahları hanım kardeşlerimiz geliyor, çoğu elli altmış bu yaşlarda. Ama öyle bir huzur var ki gönüllerinde o Kuran'ı okumak suretiyle ibadetim, ahlakım, itikadım buna ait meseleleri öğreniyor, evine geldiği zaman da bereket zuhur ediyor. Çünkü kafası gönlü düzeliyor, eveğiyle geçimi de düzeliyor. Bu hep bilmemizle alakalı. Yahu çocuktur ben nasıl selam vereceğim, demeyeceğiz.
Eğer çocuk yaşta ise ona selam vermek tevazuğun işaretidir ve bu selamda da öyle kapılar açılır ki aynen bir anahtar gibi. Nasıl ki biz anahtarla kapıyı açarsak odalara gireriz, istirahatımızı yaparız, her türlü ihtiyacımızı gider miyiz? Bu selam bir müminle karşılaşıp ona selam vermek anahtar gibi. Onunla dertleşmemize sebep olur. Evladını sorarsın, evini sorarsın, işini gücünü çok edepli bir şekilde sorarız. Hastasını sorarız. İhtiyaç içerisinde mi onu sorarız. Bunları sorarken gereken yerlerde de gereken yerlerde de de bu usulüne uygun bir şekilde öğüdümüzü, nasihatimizi, tavsiyelerimizi yaparız. Ne güzel bir sıfattır bu. Esselamu aleyküm demek öyle bir güzellik ki siz bunu eğer canı gönülden verecek olursa yıllar geçse bile otuz sene geçse kırk sene geçse yine unutamazsınız. Bana o tebessümle o selam verişini hiç unutamıyorum dersiniz.
O yüzündeki tebessüm, o selam verişteki edep, saygı ne idi dersiniz. Bize bir zamanın kutbul aktabının selamı var, biz unutamıyoruz. O tebessümle içeri girip selam verişini hiç unutamıyoruz. Değil sohbetleri, konuşmaları, görüşmeleri vesaire hizmetleri bir selamını dahi unutamıyoruz. Ne güzel bir nimet bu. Yerine göre gece haramlığında. Siz yerine göre çekinmiyorsunuz. Çekindiğiniz bu esnada karşınıza geliyor. Esselamu aleyküm diyor. O zaman gönlünüze bir terah, bir huzur, bir sükunet, bir emniyet hasıl. Evine giriyor selam veriyor, eve bereket geldi. Hanımıyla kendi arasında bir ülfet, sevgi oluşur. Muhabbet meydana gelir. Birbirlerinin hatırlarını soruyordur. Anlatmakla bitmez, selamın güzelliğini bitiremezsiniz. Allah'ımız bu selamla, selam öyle bir ifade ki, Halık'ımız cennetini, cemalini selamla ifade ediyor. Esti ahirbitler, Allah sizi selama, huzura, cennete davet ediyor.
Her şeyi ile sükunete erdiğiniz bir nimettir ülulesselam. Yeter ki vermesini bilebilirim, almasını da bilebilirim. Vermesini bildiğimiz gibi almasını da bile verilir. Ama alacak insanın da karşısındaki kimseye selamı beklercesine yüzünün tebessümü, gözünün ışığı hali ve tavrı ile bir beklemesi icap eder. Yoksa sırtını dönerse bu nasıl olacak? Sırtını dönse bile siz vereceksiniz selam. Çünkü nefsin fırsat bulmaması için ne yapacağız? Selam vereceğiz, bu sonunda diyecek ki ben sırtımı dönmüştüm yine adam bana selam verdi. Tanışmaya vesile, görüşmeye vesile, gelişmeye vesile, sevişmeye vesile. Her türlü nimete vesile. Hangi dinde var karşılaştığı zaman, Bütün defteriniz, sıkıntılarınız, meşakkatleriniz biter.
Eğer böyle güzel bir selam verecek olursak, gönlümüzün düzgünlüğü, dilimizin düzgünlüğü, halimizin ve tavrımızın güzelliği ile verecek olursak o kimsede ne ne keder kalır büyük bir neşeyle ayrılır gider. Müminin gönlüne sürur vermenin necir ve mükafatı da Aleyhissalatü Vesselam annemizin mübarek dilinde beyan buyurur. Bir müminin sıkıntısını kaldırırsak işi, yarın mahşerde, mühim bir engelini de Cenabı Hak onu kaldırır. Son zamanda buyruluyor kıyametin alametindendir. Selam muarefe vasıtası olacak. Yani tanışanlar birbirine selam verecek. Eğer tanımadığınıza verirseniz o ne diyor? Diyor ki beni nereden tanıyor? Böyle bir konuşmam yok, görüşmem yok, komşuluğum yok. Hiçbir irtibatım yok, bu neden bana selam veriyor diyor. Neredeyse suçlanacak hale geliyor adam. Selam verince. Halbuki tanıdığına, tanımadığına selam verecek. Teşbihül türlü ateist, ne güzel.
Aksırıyor, onda bile dualar ediliyor. Tekrar tekrar söylüyoruz ne kadar ali bir din, ne kadar kudsi bir din. O Elhamdülillah diyor, Allah'ımıza hamd ediyor. Sen de Yerhamukellah diyorsun. Tekrar. Ne kadar güzel, ne kadar hoş. Nerede var bunun? Hangi millette var? Aksıracak da elhamdülillah diyecek. Elini aksırdığı zaman altına götürecek. Bir başkasını da rahatsız etmesin diye. Bir tarafa da şöyle boynunu çevirecek rahatsız etmemek için. Ağzından uygunsuz bir halin zuhur etmemesi için yönünü çevirecek. Belki bir sofradır, belki bir toplantıdır, görüşmedir. Hemen ağzını tutuyor. Elhamdülillah diyor karşısındaki Yerhamukellah diyor. O da tekrar ona dualar ediyor. Allah'ın rahmetiyle, Allah'ın ona hidayetini artırmasıyla dualarda bulunuyor. Bunlar yavaş yavaş unutulmaya yüz tutuyor. Bir gün Hayser'de yürüyoruz. Yıllar oldu.
Mübarek bir zat dedi ki, ben gelemedim, insanlar birbirleriyle karşılaştığı zaman çok güzel selamlar verirlerdi. Şimdi bu selamları görmüyorum Hiç dedi selam vermiyorlar birbirlerine. Ve selam verdi, verdiği zaman çok dikkatle bakıyorlar. Acaba nereden tanıyor? Nereden bir aramızda münasebet var diye. Tanısa da tanımasa da selam verecek. Hasta ise geçmiş olsun diye onun yanına varacak. Eğer yapabilirse bir hediye, nasılsın, iyi misin Cenabı Hak şifaları lütuf etsin, ihsan etsin diye ziyarette yine bir kardeşimiz anlatıyor. Bizim diyor mahallemizin büyüğüydü, tanınan kimselerdendi. Hep diyor beni beklermiş, dermiş ki babası olsa gelirdi, oğlu da gelir bekliyor diyor. Çünkü babasını biliyor, hastaları ziyaret edermiş. Oğlunda bekliyor. Ben diyor içeri girer girmez yatağımdan diyor adeta fırladı. Ben demedim mi size etrafını söylüyormuş. O gelir beni bir ziyaret eder görür diye. Gidiyor.
Mesela musibet anlarında kişi çok iyi bilir. Geleni, gideni, gelmeyeni, gitmeyeni çok iyi bilir. Dinimiz böyle güzel kuralları, esasları koymuş ki sevgiye medar, muhabbete medar ve insan mutlak birbirine de muhtaçtır. Cenazelere de iştirak etmek. Bazen telefonlaşıyor insan birbirleriyle. Telefonda diyor ki işte bir cenazemiz vardı, cenazede şu şu şu kimselerde bulundu. Siliniyor buna. O acısını, bu sıkıntısını alıyor. Yine bir kardeşimiz benim diyor kardeşim vefat etti, ben diyor Almanya'dan geldim. Uzakta olunca daha büyük tesir yapıyor, gülmediği için. Yanında bulunsa belki o kadar olmayacak ama uzak bir diyardan geliyor. Geldim, baktım. Cenazesin diyor böyle tanıdığım, sevdiğim, saygı duyduğum birisi Allahü Ekber dedi. Benim diyor ne kadar kaygım var, ne kadar kederim var, hepsi bitti diyor. Ne kadar önemli ama, ne kadar mühim. İnsan bunu unutmuyor.
Eğer bir isyan yoksa, kötülük yoksa davete de icabet edilir. Yalvar, davetlerde ben işte yılda bir, belki ömürde bir davet yapıyorum, şunu da çağırayım, bunu da çağırayım demek değildir davet. Davette edep olarak ulema-i kiramız şunları beyan bölüyor. Onlardan birisi davet ettiği insanlar birbirlerine zıt düşmeyecek diyor. Bir düşünecek. Şimdi aralarında bir namus meselesi var. Diyelim başka konular da var, bir haksızlıklar da var, ticari hususta diyelim veya başka meseleler de var. Birbirlerini gördükleri zaman ısınmayacakları belli. Yani nefret duyacağı bir toplantı olacak. Diyor ki ulema-i Kehf'in yanında toplantı olacak. Diyor ki ulema-i kiramımız davette birbirlerini sevenleri çağırması icap eder. Yok olmaz zıt olur. Belki Allah korusun kavvayla neticelenir. Bu davetle aralarında bir sevgi, bir muhabbet hasıl olsa en güzeli olur. Bu vesile ile anlaştıralım dese olur.
Ama öyle bir husus yok. Mesela Hoca Ali Rahmet deniy Hazretleri var Hadisde Sallallahü Sırrı. Bu bir memlekete girerken devrin padişahına haber gönderdi. Diyor ki benim bu ülkede kalmam için bir vesikaviz versin. O ülkenin idarecisi diyor ki nereye yerleşirse yerdesin canım ne olacak ülkemizde yer mi yok? Fakat o zat Meşşai İzanda mübarek bir zat böyle bir belge yahu bu yahu bu insanlar neden bize gelmiyor da o insana ziyarete geliyorlar, başına doluyorlar. Keramet ehli de mübarek bir insanmış. Çıkartmak isteyince belgeyi gösteriyor. O Allah'ın sevgili dostuna da bu eza yapılmasının neticesi bir muharebe. O muharebede o ülkenin idarecisinin yavusunu kaçırıyorlar. O idareci biliyor, diyor ki ben saygısızlık yaptım. Ali Rahmet-i Tenî hazretlerine saygısızlık yaptım. Bu iş benim başıma ondan geldi. Ne yapayım diyor, bir davet yapayım diyor.
Ulema-i Kiram'ı çağırıyor, Hoca Ali Rahmet Tenni Hazretleri'ni de çağırıyor. Zaten maksat Hoca Ali Rahmet Tenni Hazretleri geliyor sofraya, teşrif ediyorlar, bir müddet mübarek başını yere değiyor, gözleri yumulu bir vaziyette. Efendim buyurun diyorlar, diyor ki padişahımızın yavrusu da bu sofrada bulunmadıkça ben elimi yemeğe uzatmam diyor. Çok geçmeden kapı çalınıyor ve yavrusu geliyor. Hani bu gibi uzlaştırıcı hakikaten birbirlerine yakınlaştırıcı davet müstesna. Onun dışında tamamen zıtsa hakaretten başka bir şey değildir. Eğer eğer davette bir günah yoksa, isyan yoksa ne yapılır? Davete de icabet edilir. Bu vesile ile de insan birbirlerine tavsiyelerde bulunur. Bu nasihatte bulunmak, kardeşlerine hayırlı tavsiyelerde bulunmaktır. Mesela size bir tavsiye kardeşiniz olarak söyleyeyim. Mesela bu cami, zaten bu cami derken nasihat yapıldı bitti. Cami ne demektir? İsmi fail.
Herkesi bir araya getiren toplayan mahal demektir. Herkesin toplandığı yer. Bu gibi yere iyi de gelebilir, kötü dediğimiz insanlar da gelebilir, her sınıf insan girebilir. Hiçbirisine saygısızlık yapmadan sevgiyle muhabbetle karşılamak. Geçenlerde buraya gelen bir kardeşimiz ilk geliyor. Onun gönlündeki düşünceleri de Biiznillahi Teala hissediyorum. Telefon açtım sordu. Dedim ki buraya geldi, ilk gelenlerden birisi. Acaba nasıl bir duyguyla buradan ayrıldı. Dediler ki tekrar gelebilirim diye. Bir müftü kardeşimiz burada vazifeler yaptı. Tabii biz de o teşkilatın bir üyesi durumundayız. Hatta vaizlik ve müştülük yapmış bir kimseyiz. Bu münasebetle yakınlığımız var. Dermiş ki keşke yolun o güzel mekanın önünden bir geçse. Böyle sevgi duyulan, muhabbet duyulan, mekanda insanları hoş karşılamak, sevgiyle karşılamak, muhabbetle karşılamak ve birbirimize hayırlı tavsiyelerde bulunmaktır.
Elhamdülillah görevli olan kardeşimizle biliyorum. Hep bu anlayışlar içerisinde, hep bu anlayışlar içerisinde camimizi de açık tutmaya ellerinden geldiği kadar gayret ve çaba gösteriyordu. Sonra bir başka cami gibi de değil. Bakımı olsun, ihtiyaçları olsun, her şeyiyle bir farklılık var. Siz de buna iştirak ediyorsunuz. Elhamdülillah işte ne ihtiyacı var, ne yapılması gerekir, biz nasıl bir hizmet veririz diye kardeşlerimizle koşuyorlar. Çünkü herkesin bir ümit beslediği, bir fayda, bir nimet beklediği mübarek bir mekandır. Bir Evliyaullah'ın içerisinde bulunması zamanın, hutbunun ayrıyeten bir güzelliktir. İnsanın gönüllerini çeken manevi bir nimettir, ikramdır bu. Yusuf Aleyhisselam kabri diyor Mısır'da Nil ırmağının bir tarafında idi. Oraya yağmur yağ, diğer tarafa yağmazmış. Alırlar tabutunu mübarek zatın Peygamberimizin. Diğer tarafa korurlar oraya yağmur yağıyor.
Ne yapalım demişler. Biz bir mekan bulalım, ortak bir mekan bulalım, oraya tercih etmek suretiyle her taraf rahmetten olsun diye. Herkesin rahmet beklediği bir yerde saygı gerekir, muhabbet gerekir. Sizin buradaki ilginiz, bu gelenlere olan saygınız unutur mu? Unutamıyor. Ben diyor abdest alıyordum, hiçbir yerde görmedim, havluyu tutuyor diyor. Getirmiş diyor, tapınyayı ayağıma diyor. Hep bu yapışlarımız nedir? Üstazi alimizin güzelliğini ifade ediyor. Said Nursi Hazretleri Rahmetullah Ali, Es'ad-ı Erbili Hazretleri ile görüşünce şunu söylüyor. Diyor ki zaten o mübarek bir insandır. Bir kutbu azandır. Büyüklüğünü ifade ediyor. Karşılaşıyorlar ve görüşüyorlar. Yalnız diyor ben onun etrafını görmem lazım. Acaba çevresindeki insanların tavrı nasıl? Kendimizi bir tarafa koyacağız. Büyüğümüzün sarığına kir getirmeyeceğiz. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi selim sohbetini dinlediniz.