Musibetler Karşısında İman ve Hidayet Yolu | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Musibetler Karşısında İman ve Hidayet Yolu
Musibetler Karşısında İman ve Hidayet Yolu kaydında Bu memleketimize, Allah'ımızın, ne diyeyim, vermiş olduğu bu imtihandan dolayı irtihad edenlerimizin, ahirete göçenlerimizin ruhlarını, hayatta kalanlarımızın sıhhat ve afiyette olmasına bir Fatiha üç İhlas şerif. Allah. Allah. Bu hadise sebebiyle Kuran Azimüşşan'a baktığımız zaman nasıl hareket etmemiz gerekir? Nedir bu hadise? Onu…
Bu memleketimize, Allah'ımızın, ne diyeyim, vermiş olduğu bu imtihandan dolayı irtihad edenlerimizin, ahirete göçenlerimizin ruhlarını, hayatta kalanlarımızın sıhhat ve afiyette olmasına bir Fatiha üç İhlas şerif. Allah. Allah. Bu hadise sebebiyle Kuran Azimüşşan'a baktığımız zaman nasıl hareket etmemiz gerekir? Nedir bu hadise? Onu Allah'ımızın Celle Celalühü kitabından dinleyelim çünkü Kuran-ı Kerim hayatta olanlar için indirilmiştir. Bu ne demek? Hayat kitabı demek. Kuran Azimüşşan canlıdır Allah'ımızın kitabı. Rabbimiz ne buyuruyor, Esselamü. Bazen soruluyor belki siz de duyuyorsunuz. İşte bu musibet niye geldi? Nedir? Neden diğer ülkelerde olmuyor da bizim memleketimizde oluyor? Böyle sorular geliyor bize. Kitabı kerimimize baktığımız zaman, halifımız Celle Celalühü Allah'ın izni olmaksızın insanın başına hiçbir musibet yetmez.
Eğer fırsat bulursak Kuran Azimüşşan'da bu ayeti celilei cemilede bunun üzerinde çok durmuş müfessirini zan hazaratı ve diğer ulemai kiram çok önemli. Başınıza gelen her şey onun bilgisi dahilindedir. Rabbiniz sizi eğitim olgunlaştırmak için imtihan ediyor. O halde her kim Allah'a yürekten inanırsa burada ayeti celilesinde hocamız da ifade etti zaten burada biraz dinlediğimizde baş kısmından. Böyle dil dile ikrar ederken Allah'ımızın vahda niyetini galib bir yere tasdik etmek. Mesela o ihsan mektebi mübarek durumun gerekliliği bugün der. Gayret ben tasdik etmek. İşte diyoruz ya kabuğu geçip gözüne erişebilmek. Tabii kabukta kalmamak imanın tiga'sine Buna işaret buyuruluyor. O halde her kim Allah'a yürekten inanırsa canı gönülden, Allah onun gönlünü hidayet nurlarıyla aydınlatacaktır. Hiç kuşkusuz Allah, celle celaluhu, her şeyi tam olarak bilmektedir.
Biz burada Allah'ımıza canı gönülden inananlara, çünkü arada çok mevzular var, bu noktaya gelmek istiyorum. Rabbamızın hidayet ettiği kalp ne demektir? Esribillah. Burada önümüzde iç su var. Bu suyu biz içtiğimiz zaman tadını duyuyoruz. Bunun yerine başka bir içecek olsa, mesela bir portakal suyu olsa bir vişne suyu olsa vesaire yiyecekler olsa meyveler olsa bunun adını bilir insan. Gözü görmese bilebilir. Der ki bu yediğim benim çilektir. Mesela önüne konur bir kiraz, der ki bu kirazdır der. Nasıl biz bu nimetlerin tadını hissediyorsak yapmış olduğumuz ibadet ve taatin de tadını alabilmek. Asıl dervişlik bu noktada. Mesela yaptığımız ibadet ve taatten haz alabilmek. Allah'ımız bunu Kuran-ı Azimüşşan'da bildiriyor. Mesela cihat diyelim. Cihadın tadı nedir? Cihadın tadı Allah'ımızın dininin yüceltirmesi.
Mesela Amr ibn-i Cemuh diye Ashab-ı Kiram içerisinde yaşlı olan bir hakkın yıldızı var. Çünkü Ashabı Kiram yıldız olarak tahrif buyruluyor. Bu yaşlı olmasına rağmen dört tane oğlunu cihada gönderiyor. Kendisine katılmak istiyor. Diyorlar ki bak yaşlısın. Hem de yürüyüşte de zorluk çekiyor. Hayır diyor. Ben cihada katılacağım diyor. Bunu neden söylüyor? Cihat taatinin tadını almış, lezzetini almış. Mesela, Eba Eyyub el Ensari radıyallahu anh bir söz söylüyor. Gerçi çok ileri. Buna rağmen ben diyor cihada doyamadım. Buradan bize çok dersler çıkıyor aslında. Cihada doyamadım mücahitlerin en son ulaştığı nokta nereyse, öldüğüm zaman beni oraya defnedin. Oraya defnedin, mücahitlerin atlarının ayak, nallarının sesleri, nallarının altında benim ruhum rahat edecek diyor. Bunu neden söylüyor? Tat ve lezzetini almış.
Musibetler Karşısında İman ve Hidayet Yolu ne anlatıyor?
Musibetler Karşısında İman ve Hidayet Yolu kaydında Bu memleketimize, Allah'ımızın, ne diyeyim, vermiş olduğu bu imtihandan dolayı irtihad edenlerimizin, ahirete göçenlerimizin ruhlarını, hayatta kalanlarımızın sıhhat ve afiyette olmasına bir Fatiha üç İhlas şerif. Allah. Allah. Bu hadise sebebiyle Kuran Azimüşşan'a baktığımız zaman nasıl hareket etmemiz gerekir? Nedir bu hadise? Onu…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 19 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Mesela dedem Rahmetullahi çok Şeyh Mustafa Hulusi Kulusi Allahu Sırrı, cihadın tat ve lezzetini almış olmalı ki dört sene cihad ediyor. O biliyorsunuz Çanakkale'de ne yediklerini, ne içtiklerini, ne zahmetlerle bu dinin Mecdine ulaşması için gayret gösterdiklerine baktığımız zaman görürüz. Dedem şunu anlatıyor. Böyle bir ses duyulmuş. Herkes istihkama diye istihkamı bilirsiniz. Işte düşmanın mermilerine kurşunlarına hedef olmamak için yere kazınan kabir gibi yerler. Oraya sığınacak ve kurtulacaklar. Neden oraya girmiyor. Halbuki ruhsatla amel edilebilir. Fakat Muhammed Bahaüddin Şahı Nakşiben, Kadde Salliu'l-Sıdri Hazretlerine üstazı şöyle nasihat ediyor Bahaüddin ruhsatlarla amel etme, hep kolaylığa kaçma, Ruhsatın Azimet oluşu bir ayrı. Mesela şimdi biz seferiyiz kardeşimizde dört rekat olan yatsı namazının, partini iki rekat. Bu da Azimettir.
Ama böyle bütün kolaylıklara kaçarak rahatlığa meyletmeyin. Dedem rahmetullah Ali istihkama girmemiş. Bizim Kuran-ı Azimüşşan'da da geçer Allahu alem Nahl suresinde ve şeri ölçü şu, bir azanın kesimi veya hayatın telef olmasından korkulursa gayri müslimin dediğini zorluyor mesela. Diyebilir diyor kalbinde imanını muhafaza ederim. Fakat dedem ikindi namazı geçiyor diye kurşunlar yağmasına rağmen orada aşağıda bir su bulmuş, nasıl bulduysa abdestini almış, Namazını da tadili erkanına riayet edelim. Farz bu. Şimdi rencide etmeyin kimseyi. Yanlışlık bizde deyin ve deyin ve başlayın. Üç mezhebe göre farzdır. Tatil bir erken. Bizim mezhebimizde vacip. Terkir secdeyi seyir gerektirir. Nedir? Tadil-i erken nedir? Azanın itminanıdır. Fıkıh kitaplarına bakıldığı zaman azanın tam oturması. Mesela dışarıdan birisi geldi biz kılıyoruz.
Böyle Senin Allahu Liman hamide dendiğinde herhalde bu ayakta duruyor diyecek bir halate ilişmesi gerekiyor. Gerekiyor. İki secde arasında da ünlü. Şer'i esasları dinimizin esaslarını yapmadıkça tarikat-ı Aliye'de tarif edilen o hazlar o lezzetle meydana gelmez. Başta esas odur. Şimdi hep yapılar üzerinde duruluyor. İşte müteahhitler demiri nasıl kullandı? Ondan sonra şey nasıldı? Kum nasıldı? Bakıyorlar kendilerine göre. Sağlam olması gerekiyor. Bunlar sağlam olacak ki binanın hakları da bir sıkıntı görmesin. Bizim dinimizde dinimizde şeriat. Bu sağlam olacak. Bu nedir şeriat? Dinimizin itikat, ibadet, ahlak ve muamele. Bu sağlam olacak. Mesela burada hanım kardeşimiz sıkıntıda. Nasıl olursa olsun. Muamelemiz nasıl olacak mesela ona? Bak dedim ki Bir odaya alıp, birkaç kişi yanına otursun, bir derdi dinlensin, hemen gönderilmesin. O da bir Müslümandır.
Der ki, sıkıntılara düşmüş, ne dediğini bilmeyebilir ama ona olan muamelemiz, ibadette şahsi olan taatlerimiz yüzde yirmi beş nispetindedir. Ama muamelat nedir? Yüzde yetmiş beş. Adam seccihhaneden kalkmıyor. İbadet, taat, geceleri Rabbi Zülcelal'imize olan görevleri bunlar yüzde yirmi beş ama bakıyorsunuz ki eviyle geçimi hoş değil. Bunu üstadımız diyor. Kimi ailesiyle etmiyor geçim. Ailesi alınan nedir suçum? Kimseye diyecek sözüm kalmadı diyor. Aile hayatı bir düzgün olacak. Sonra komşuların ondan razı olacak öyle bir muamelesi var ki mesela bir bayram ziyaretiydi efendimiz hazretleri komşumuz bizim. Ona dedi ki evimizin bacasından muameleye bakalım şimdi. Bakın muameleye. Bakalım. Evin dedi bacasından yemeğin kokuları burunlarınıza geliyor. Helal edin dedi. İşte muamele. Mesela bir kimse var herkes onu alayamıyor. Alay alıyor. Bir gün Daralmış demiş ki Siz benimle evleniyorsunuz.
Bana uygunsuz lakaplar takıyorsunuz. Bu Hucurat suresi, aynı zamanda Edeb suresi. Bana diyor, Hacasın efendi Ahmed amca diyor, başkaları kötü ifadelerde bulunuyorlar. Onu rencide edecek ifadelerde bulunuyor. Bana diyor amca diyor siz neden hakaret ediyorsunuz? Muamele önemli. Çocuklarımız da olsun, komşularımız da olsun, etrafımızda olsun çok önemli İmam-ı Azam Rahmetullah Ali Hazretlerini hatırlayalım yine geçmiş büyüklerimizi hatırlayalım bizim çok yakınımız vefat etti çok kıymetli, seviyordur Hakan yeğenimizin kocası bakın muamelesine komşusuna diyor ki ben diyor kapıyı örterken dikkat ediyorum yalnız diyor çocuklar çok küçük bazen diyor onlar onlar diyor kapıyı süratli çarpabilir. Bundan dolayı diyor hazır diyor. İşte muamele! Anlatmakla bitiremem. Bu amele, Sami Efendi Hazretleri kalpte sallallahuü sırra sobasını yaptırmamış. Buyurmuşlar ki sobası yanmayan fakir varsa biz yakamayız.
Öyle bir muamelesi var ki bu Şam'ı Şerif'te okuyan öğrencileri. Tanıyanlarınız var. Çok iyi olacak muamelemiz. Kimse bizden şikayetçi olmayacak. Bir Said I Nursi hazretleri düşmanını ağlatmıştır. Muamelesinin güzelliğinden dolayı. Mevlana'mız için Gayri Müslimler dahi Mevlana ekmek demişler. Mevlana bize su gibi demişler. Muamele. Çenteli hocamız Allah'ımız vaadetsin. Selametler versin. İlim ehli bir kumsana hayırlı muamelelerde bulun. Şimdi mürşid-i kamilimizi şöyle iyi bir özetlesek iyi bir baksak sadaatı kiram efendilerimize inanın bu yanlışlıkları yapmayız. Bir yerden bir yere geçiyorum anlatacağım Mürşidlerimizden birisi müridan, birgaha çok yakın bir yerde içki dükkanı var. Bu içki dükkanı bizim dergahımızın yanında ne arar demişler. Müriddat orayı darmadağın. Efendim, rahmetlerini ne yaptınız? Adamı helak etti. Edin.
Sonra çağırmış demiş ki onların yapmış olduğu saygısızlıktan dolayı kusura bakma. Bazı güzel nasihatlerde bulunmuş. Ona evlat olmuş. Olmuş. Şam-ı Şerif'te diyor biz okuyoruz diyor. Bize bir aylık paraları geliyor ama nereden geldiğini bunun kaynağını bilmiyoruz diyor. Anamızdan değil, babamızdan değil. Evden bahtan değil. Acaba dedik Gülü bu paralar nereden geliyor? Öğrendik ki diyor Sami Benli hazretleri Şam'ı Şerif'te okuyanların listesini çıkarmış. Onlara bugünkü imkanlar da yok. Orda boğaz partisi var. Çok baskın büyük diyor. Ondan dolayı oraya böyle bir mutfak takımını gönderir gibi o kabın kaşığın aralarına yerleştirmişler. Öyle gönderirmiş. İşte muamele bu. Söz konuşuyorum, yesin? Muamele bu. Şurayı iyi yerleştirelim bu kafamıza. Mesela bizim bir mahallemiz. Orada üstadımızın evlatlarından biri.
O ne kadar müstakimse, ne kadar düzgün hareket ediyorsa, mahallenin neredeyse tamamı intisap etmiş. Biz de böyle güzel kimselerden olalım diyor. Bahşiş muamele. Sahib bin Nursi Hazretleri Rahmetullahi, Rahmetin vasiaha, devrinin müceddidi. Said bin Nursi Hazretleri Esadi El birliği hazretlerine geliyor. Gelirken demiş ki Essa diğer birliği Hazretleri zaten müstesna bir kutbu azam. Hem zahiri ilimlerden hem de batıni ilimlerden müstesna bir kimse. O demiş düzgün hareket dedi her zat. Yalnız ben müri dağına bakmam lazım demiş. Acaba onlar nasıl hareket ediyor? İnsanları kendisinden soğutup nefret etmektir diyor, yoksa düşmanını bile kendisine hayran bırakacak bir edep, bir ahtap mı vardır? Bir bölüm. Evlatlarına bakın. Burada bizim yapacağımız büyüklerimizin sarığına getirmeyeceğiz. Düşüneceğiz.
Onların ne kadar müstesna bir kimse olduğunu, mesela bizim efendimiz hazretlerinin bulunduğu mahal belli öyle bir çalışma yapmış ki çalışmalarından birisi bize dedi ki üç kişi sen bulacaksın Ondan sonra bir diğerine üç kişi desen bulacaksın. Bir başkasına ancak dedi bu din dinimizde dinimizde takva boyutunda bu yolu yürütebilmek için geliştirebilmek için böyle bir çalışma yapılmıyor. Gayret gösteriyor. Çaba gösteriyor. Daha neler neler yani anlatmak da hikmetsin. Neden Rahmetullah Ali hazretleri millet çok sıkıntılı bir zaman düşmanın kurşunları yağıyor namaz geçer diye işte Azimetli amel dedi ki işte bu Azimetli amel. Orada abdestini tastamam almış, namazını tadidi erkanla kılmış, top o istihkama düşmüş, deneme biiznillahi teala bir şey olmamış. Cihattan zevk almak ne demektir?
Kendisi vefat ederken, hep bu güzel duygularla, düşüncelerle siz şuradan hareket edin, bir cihad ellerinden Şu cihad erlerinden misaller pek çok. Mesela Halid Bin Velid radıyallahu anh Humus'ta bir abide var. Orada şu yazıda Mızrak yarasından, ok yarasından hali vücudunda bir karış bir yer dahi yok. Fakat yatağımda ölüyorum, korkakların gözü uyku görmesin diyor. Nasıl bir aşk var? Nasıl bir muhabbet var? Bu zevki duyabilmek yani ibadet ve taatlerdeki zevki tek tek anlatmak zaman buna yetmez. Tarğını alacağız. Mesela, şimdi biz düşünüyoruz. Gelecek oruç, ayın, teravih ve başlayacaklar. Bazen terk edilebilir, teravih on rekatta kılınabilir, sekiz rekatta kılınabilir, İşte iki rekattan gidecek. Biz neye dikkat edeceğiz? Hazreti Ömer Radıyallahu Anh, Teravi yirmi rekattır buyuruyor. Mesela biz oturuyoruz, oturduğumuzda saatler geçiyor. Konuşuyoruz, konuşuyoruz.
Bu yani en çok sürsel yirmi beş Bir de tadil-i erkana bir ayet gerekir. Aleyhissalatu vesselam efendimiz buyuruyorlar Cenabı Hakk'a hediyelerinizi güzel yapın. Nafileler Cenabı Hak'ta sizin hediyenizdir. Mesela biz bir nişandır, bir düğündür, bir toplantıdır hediye yapıyoruz. Bu yapmış olduğumuz hediyeyi ne kadar dikkat ediyoruz. Onun her şeyine dikkat ediyoruz. Bu Cenabı Hak. Allah'ımıza karşı yapacağımız vazifeden ne kadar dikkatli olmamız gerektiğini düşüneceğiz. Mesela farz taatini yerine getirirken bunu bana emreden Rabbim yine havasız bıraksınız dinleyin. Orada üşüyen olursa buraya getiremiyor. Çok güzeldi açın. Sonra dinlemede de zorluk olur. Mesela saati yaparken bunu bana emreden Rabbim diyecek olursak dikkatimizde, riayetimizde, edebimizde, erkanımızda ne olur? Güzel olur.
Mesela sünnetleri yerine getirirken bunu bize emreden aleyhissalatu vesselam efendimiz deyip camdan sarılacağız. Bu hadise hakkında Ayet-i Celile'ye mana verdikten sonra mühim olan noktayı ifade etmek istiyorum. Tam canı gönülden Allah'a iman etmiş ki imanının tadını dalmış lezzetini de almış bu kimselere Cenabı hak kalbine hidayet lütfediyor. Nedir bu hidayet? Yani Allahu Zülcelal'den kalbine ilahi doğuşlar oluyor. Bu eğer gönlümüz, huzur içerisinde olursa meydana gelir. Bunu anlatamayız biz. O manevi ruhları tecellilerde olur, Esma-i ilahiyenin olur, sıfatı ilahiyenin olur Allah'ımızın Esma-i ilahiyeden de sıfatlarından da tecelliler de o nurdu bu. Yani vücudu insanın adeta kaybolur tarifi mümkün olmayan bir güzelliğe gelişir. Bu da yakinen ifadesi imanda kesin bir inanç. Ancak böyle denebiliyor bunu. Nasıl izah edin ki?
Gerek sıkıntı anında, gerekse sürurlu anımızda dünyada dünyada Rabbi Zülcelal'imize bölüp. Ahirette ise cennete ve cemale kavuşmaktır. Cenabı hak güzel ahlak lütfediyor. Medine'de mübarek bir insan vardı. Şunu anlattı bize, hayran kaldı. Bunu ümmi derler okumamış gitmemiş ama söyledikleri söz çok müstesna. Dedi ki Kuran-ı Azimüşşan'da Cenabı hak efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellemi güzel ahlakla vasfediyor. Esselamler. Şüphesiz sen habibim. En güzel ahlak üzeresin buyuruyor. Kalbin hidayete erişmesi sünneti Muhammediye'ye uymaktır ve dinabıl bid'a, dinde aslı olmayan bidatlerden de uzak durmaktır. Bu şekilde uzun uzun izah etmişler. Biz mevzuya dönecek olursak Cenabı hakk'ın ilmi, iradesi ve takdiri olmadan insana hiçbir musibet gelmez.
Fakirlik, hastalığı, ölüm ve üzüntü gibi sıkıntıların Allah Teala'nın takdiriyle olduğuna inanan kimse bu musibetleri sabır ve metanetle karşılar. Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem buyuruyor müminin işine taaccüb ederim. Bu Arapçada taaccüb imrenme manasına gelir. Bir manaya göre imrenmektir. Müminin işine imrenir. İmrenilir. Çünkü başına bir musibet gelir. Ne gelir? Mesela bu ölçütlerde neden olan asrın felaketinde neye neler yaşandı? Bir korku yaşandı. Herkesin yüzünde bir hüzün olduğu görüldüğü bir mahkumiyet var. İkinci olarak açlık. Kuranı Kerim'den alarak bir ilmi Teala söylüyorum açlık üç gündür açimdi. Mesela bize ekmek yiyecekler getirelim dediler. Tabii yetiştirildi bir iznini alihiala. Sonra mallarda, ürünlerde eksilme. Mesela çok varlık sahibi bir kimse böyle bir ekmek kuyruğuna girmiyor. Yemek kuyruğuna girmiyor.
Çünkü diyor ben bu mahallenin bütün yiyeceklerini temin ederdim. Ben şimdi diyor nasıl bir ekmek kuyruğuna gireyim diyor. Bak bununla Cenabı Hak imtihan ediyor. Evlatlarımızla imtihan ediyor. Kimisinin dayısı, kimisinin amcası, evladı, imtihanı yok. Biz işte Maraş'tan döndük Kayseri'ye geldik. Orada bir tanesi dediler ki bu Maraş'ta akrabası olan bir kimse dört tanedir. Yakınımı kaybetti. Allah'ımız böyle imtihan ediyor. Bu imtihanda nedir? Sabretmek. Diyelim ki nimete eriştik. Nimete eriştiğimizde de Allah'ımıza şükretmeyin. Bunu artık siz çok iyi biliyorsunuz. İşin ne vaziyette olduğunu biliyorsunuz. Artık her şey yetiyor. O yettikten sonra da ben üç artırıyordum. Bunu beş nasıl arttırırım? Bunların insapları yapıldı. Musibetler hayatın bir parçasıdır. Tabii ve kaçınılmaz gerçeklerdir. İnsanın hiçbir musibetle karşılaşmaması için, hiç var olmaması gerekir.
Resulullah'ın sallallahu teala aleyhi ve sellem tabii ki hüzünlenilir. Hepimizde bu hüzün mevcut. Oğlu İbrahim vefatı sırasında ağlamasını yadırdayan bazı sahabilere bu bir şefkattir. Kalp üzülür, öz yaş döker, ancak bizim ağzımızdan Rabbimizin razı olmayacağı hiçbir söz çıkmaz. Musibetlerin insanları iten, olgunlaştıran, onlara hayatın ağır sıkıntıları karşısında dahi tahammül gücü ve iradesi kazandıran rolüne dikkat çekildiği görülmektedir. Dünyanın bir imtihan ve bela mahalli oluşu darul belva diye ifade edilir. Hayatın her anı imtihanın bir parçası olarak görülür. Bu imtihanda Cenabı hak insanları bazen iyilik ve güzellikler yoluyla kimi zaman da ilim, makam, şöhret, servet ile dinlediği gibi hastalık, sıkıntı, korku, üzüntü, açlık, kıtlık, mal ve can kaybı gibi musibetler yoluyla da sınamaya tabi kılar. Mesela ilim.
İlim cihetinden alimlerimiz bize yol gösteren kimseler büyük bir vebal altındadır. Cenabı Hak Saf suresinde Niçin yapmadıklarınızı söylüyorsunuz? Ne kadar ağır? Hatta Cuma suresinde, Cuma suresinde okuduğuyla amel etmeyen, mesela söylüyoruz sünneti Muhammediye'ye şöyle dikkat edelim, aman ha dinimizin emirlerini gözetelim derken eğer amel etmeyecek olursa onu Mevlai Zülcelal niye benzetiyor? Üzerine kitap yüklenmiş merkebe benziyor. Bizim dedelerimizle Hacı Mehmet hocamız diye çok kıymetli. Hatta Essadi Elbili Hazretleri ona selam gönderilmiş görmediği halde. Böyle bir ilim el. Onda bir rahatsızlık meydana geliyor boğazında. Bir hastalık. Bir sıra ve önerilmiş nasıl olduysa. Önerilmiş. Demiş ki alimlerin yaşantısı cahillere ne olur? Hayat tarzı olur deyip böyle bacaya doğru düşüyor. Sonra, mislekliyor. Karanfil kokularıyla, neleriyle ağzını temizlemeye gayret ediyor.
Aman ha, başkalarına kötü bir örnek olurum düşüncesiyle. Mesela Sami Efendi Hazretleri, Kadde sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu sallahu s. Onun hayatına bakıldığı zaman büyüklerimizin hayatı görüldüğü zaman insanlara istikamet veriyor. O dikkatleri, o riayetleri mesela bir namaz kılışını gördüm hayran kalmamak mümkün değil. Mesela burada Hacı Bayram Camii'nde otuz yıl vaaz eden bir kimse şunu anlatıyor Ben diyor abdest suyunu döktüm otuz yıl millete diyor namaz anlattım abdest nasıl alınır Sami ben de hazretlerinden ördüm diyor.
Böyle bir örnek olma. Büyüklerimizin hayatını okuyacağız. Kendimize ona göre yön çizmeye gayret edeceğiz. Hiç ayak takımlarıyla değil. Çünkü Cenabı hak bize hep ileriyi gösteriyor. Bak kimi örnek alacağımızı okuduğumuz Fatiha suresinde Bize örnek kim? Nebiler, peygamberler. Sıddıyıklar sözü doğru, kalbi doğru, yaşantısı doğru daha sonra şehitler ve salihler örnek olarak gösteriyor. Bunlara bakarak hareket edeceğiz. Cenabı hak bizi hem iyilikle hem de kötülükle imtihan ediyor. Her canlı bölümü tadar. Bir deneme olarak sizi hayırla da, şerle de imtihan ederiz ve siz ancak bize döndürüleceksiniz ayetine atıfla Allah'ın Celle Celalühü, konunun nasıl sabredeceğini görmek için şerlerle, nasıl şükredeceğini görmek için de hayırlarla imtihan edeceğini belirler. Bu bela ve musibetin en şiddetlisi kimedir? Enbiya-ı rızanladır. Efendimiz hazretlerinin çok kıymetli bir damadı.
Ekilim dediği bir damadı. Yirmi dört yaşlarında irtihal etti Hafız rahmet Efendi. Müstesna bir kimse ahlaken de onun bir rahatsızlığında ayağı kesilir. Onu teselli için teselli için üstadımız bir şiir yazıyor. Hatta onun dayısı hastaneler ziyaretine geliyor. Ziyaretine geliyor. Dayısına diyor ki dayı, yirmi dört yaşında daha. Belki o zaman daha da genç olabilir. Bu zamana kadar Cenabı hak beni ayakla yürüttü. Bundan sonra da böyle takdir ettir deyince dahi hüngür hüngür ağlamaya başlar. O genç yaştaki bir yavrunun Rabbimize teslimiyetini görünce. Hiç duydunuz mu bilmem Almanya'da vücudunun hiçbir tarafı çalışmıyor. Sadece iki parmağı hareket ediyor. Bu parmakla öyle hizmetleri diyor ki yaptığı hizmet eli ayağı bütün azaları tam olan kimsenin yapması mümkün değil. Allah'ım bana diyor bu kadar bir fırsat verdi. Ben diyor bunu hayırda kullanacağım Allah'ımızın dinine hizmet edeceğim diyor.
Elhamdülillah aşımız, işimiz, her şeyimiz yani. Allah'ımız bizden ne istiyor? Allah'ımız bizden amel istiyor. Mesela dinliyoruz Kuran-ı Kerim'i okuyoruz. Ne buyruluyor? Bak imanla bırakmıyor. Ey gerçekten iman edenler salih amel işte. Allah'ımız bizden amel istiyor. İbadet istiyor, taat istiyor. Dinimizin güç ve kuvvet bulması için her yönden hizmet istiyor Cenabı Hak. Bir şiir yazmışlar ama çok güzel. Sabreyneyi ciğerini dağlayan. Teslim olup Hak'ta gönül bağlayan, iki yüz yıl zellesine ağlayan atamız Adem'e olanı düşün. Bak Adem aleyhisselam o işlenmiş olduğu zelledir. Zelve bize göre günah sayılmeyebilir ama zellenin peygamberlerde olması ilahlık verilmemesi içindir. Mesela Cenabı hak, Allah seni bağışlasın. Burada ehli hakikat diyor ki Cenabı hak habibine başta şunu neden yapmadın? Buyurmuyor.
Eğer buyuruyor olsa Habibi ki rüyanın kalbi tahammül edemezdi diyor Sa'dirallahu Teala onun için Cenabı Hak başta Allah seni bağışlasın diyor. Ondan sonra efendimiz featat kesiliyor ne buyuruyor. Mesela Abese suresinde Cenabı Hak ama geldiğinde buyuruyor. Hemen anında başta bir dikkat çekiliyor. Ondan sonra ama geldiğinde dedikten sonra yüzünün neden ekşitti? Halbuki şeytanın yalan yemini üzerine. Adem aleyhisselam biliyor ki Allah'a yemin edilmez, o da vallahi diyor. Şu ağaçtan yersen ebedi cennettesin. Tabii dersler var, öğütler var bize. Şeytana hiçbir zaman kalmamam. Adem aleyhisselam ile Havva annemiz dediler ki ey Rabbimiz biz kendimize zulmettik, Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyana erenlerden oluruz demiştir. Yine efendimiz hazretleri bize peygamberlerimizden misaller veriyor.
Okursak Hud suresinin son ayetlerinde Cenabı hak Habibine buyuruyor ki, Habibim biz sana geçmiş peygamberlerin kıssalarını anlatıyoruz. Anlatıyoruz ki gönlün düzene. Şu ifade ediliyor burada. Efendimiz aleyhissalatü vesselam biliyorsunuz çok büyük eza görüyor müşriklerden. O ezaya karşı sabretmesi için kardeşlerin Nuh'u düşün. Salih'i düşün. Nuh'u düşün. Lut'u düşün. Ne hizalar ne cefalar gördüler Habibim diye teselli ediyor. Yani biz de bakacağız, dediler ya sağa bak hizaya gel, Allah'ımızın kitabına bakıp hizaya geleceğiz. Aleyhissalatü vesselam efendimizin ahadsi Muhammediyesine bakıp hizaya geleceğiz. Allah'ımıza hamdolsun ki bir milyonun üzerinde efendimizin hadis-i şerifleri var, bir milyonun üzerinde. Hayatımızın her anına işaret ediliyor. İmamı Gazali'yi okuduğumuz zaman Rahmetullahi bir yemek hususunda hususi bir hiç eser var. Daha neler neler.
Hani bunu bunu gayrimüslimler de ifade ediyor. Diyorlar ki bu nasıl bir peygamber? Ah buyurun taharette elin durumuna kadar haber veriyor. Tırnak kesiminden haber veriyor. Yani dinimizde haber verilmeyen hiçbir şey yok. Her şey ifade buyrulur. Örnek Resul-i Ekrem sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimiz bize bundan dolayı da hamd ediyoruz diyor beş bin üç yüzün üzerinde bir Ebu Hüreyre radiyallahu anh bize hadis-i şerifler naklediyor. Bir Aişe annemiz iki binin üzerinde Mükyun değiller çok hadis rivayet edenlerden bize efendimizden nakiller yapıyor. Bunlara radiyallahu anh gelmez. Zaten Cenabı Hak radiyallahu anh ve radiyallahu anh diye buyuruyor. Onlar sayesinde bize Hadis-i Şerifler geldi. Bir İmamı Buhari, Rahmetullah Ali Rahmeten maziar. Kuran-ı Azimüşşan zaten belli. Kuran-ı Azimüşşan'ın tefsiri mahiyetinde olan Hadis-i Şerifler.
Hadis-i Şeriflerin tefsiri ve Hadis-i Muhammediye ve Kuran-ı Azimüşşan'ın açıklaması olarak bize daha en güzel şekilde sunumu Evliyaullah ve Meşşa'ye zam vermiş. Mesela denk geçse de söylesem Hazreti Ömer'den radiyallahu anh deprem oldu ne yapalım ya Ömer dediklerinde birbirilerinizle helalleşin. İstiğfar edin. Tövbe edin. İbadet ve taate meyil edin. Allah'a dönün. Bin elli sene ömrü olan, Sabredeblü Zayı rahmani bulan, kırılıp kavmi tufana dalan ibret al. Nuh'a olanı düşün. Düşün oğlum peygamberin suçu ne? Musibetle beyaz geldi saçına. Mancınıkla düştü ateş içine. Beldü selam olan Halil'i düşün. İmtihanla has kulları seçildi. Ağaç gibi ortasından biçildi. Mübarek kanunları yere saçıldı. Zekeriya dosta olanı düşün. Mevla'mdan geliyor bizlere dertler. Sabri dersen kuzum sevabın katlar. Peygamberi nasıl yemişti kurtlar? Hazreti Eyyub'a olanı düşün. Kırk sene attı Yakub'un yaşı.
Genç idi çünkü Yusuf'un yaşı. Kuyuya attılar. Burdular taşı. On iki yıl zindanda kalanı düşün. Günahı söylemek, burada düşünüyoruz. Geçen bir şekilde izah ettik. Sanki suç gibi yer bir ifadede bulunmuştuk. Günahı söylemek elbet suç gibi. Şehitlik insana olur taç gibi. Kestiler bu zatın misli koç gibi Yahya peygambere olanı düşün diye ifade etmiş. Altmış üç idi sultanın yaşı. Neler çekti iki cihan güneşi? Uhud tepesinde kırıldı dişi, sultan-ı enbiyaya olanı düşün. Sıddıydın ayağına sokuldu Muharremü. Ömer'in karnına hançer katıldı. Osman'ın kanı Kuran'a döküldü. Kufe'de Ali'ye olanı düşün. Kalemdar, yazmakla bitmez yazılar. Maddi manevi defter sızılar. Kerbela'da, şehit güçlü kuzular, Hasan'la Hüseyin'e olanı düşünün. Allah'ımızdan bir imtihandır. Bu sayede Cenabı hak kulunu temizlemeyi murat ediyor. El imtihan. İmtihan nedir? Yerine göre bir cezadır. Yerine göre nedir?
Günahlarımızın bağışlanmasıdır. Yerine göre makam ve mertebenin artmasıdır. Yalnız bunu iki şekilde izah etmişler. Birincisi keffaret olarak, bizim gibi insanlar için günahlarımızın bağışlanması ama Ehlullah için nedir? Makam ve mertebelerinin artması. Efendim bunları görebilir. Size bir şey anlatayım. Üstatimiz İstanbul'a geliyorlar. Ruhu şah olsun, Götürüyor. Götürüyor. Götürüyor. Götürürken, efendimiz devamlı Esabi Erbili Hazretleri'ni böyle gönlünde o camlarını kendi kendine diyor ki Bu zamanda Sami Efendi hazretlerine rabıta yapılıyor. Acaba esbabı evliliği neden bu kadar görünüme geliyor? Sonra gidiyoruz İstanbul'da Mustafa Hoca Paşa.
Hoca Mustafa Paşa orada sevdiği bir zatın evinde evinde sohbet ediyor, sohbet ederken şunu anlatmış, buyuruyor ki Essadi El-Bidye Hazretleri cenabı haktan bir makam istedi, şehitlik istedi, şehadet istediği için idama götürüldü deyince Essahdi erbili hazretlerinin orada torunu varmış zannederim Mesut Bey. Hemen kalkmış üstadımızın eline yapışmış. Demiş ki efendim bizi öyle zehirlediler ki eğer deden büyük insanlardan olsaydı öyle idama götürülmezdi. Biz demiş bilemedik. Demek ki onlar için bir makamdır, mertebedir, derecelerinin artmasıdır. Sonra Sami Efendi Hazretlerini ziyarete varıyor. Ziyarete varlıklarında buyuruyor ki Mesut Bey'i ikna ettiniz mi? Yani bir evliyaullah o şuhud makamındadır onlar. O haliyle hiç konuşmadan görüşmeden o şuhud haliyle o hadiseyi öyle bir hazırlıyor ki tam taş gediğine koyuyor.
Demek ki bela ve musibet bizim için affımıza, Onlar için derece ve makamları artık. Biliyorsunuz Musa aleyhisselam Cenabı hak'la Tur Dağı'nda mükaleme ona girerken bir veli bölüyor, dönüşte onu bir kul parçalamış, parçalamış. Diyor ki Ya Rab, o veli kuluna bu ezan neden oldu? Ya Musa, o benden öyle bir makam istedi ki ibadet ve taatiyle buna erişemezdi. Ancak bu şekilde. Okuduğumuz adap Risalesinde buyruluyor. Belleri kırılıncaya kadar ceza görünmedikçe velayete erişemezdi. Yani her şey bir bedel karşılığıdır. Yani bedavadan hiçbir şey olmaz gayretle, çabayla, aşkla muhabbetle. Yalnız bir şey unuttuk biz ibadet ve taatin haz ve lezzet Allah hususunda bunu söyleyin, bitireyim. Üç şeyle, Bir, ibadet ve taati dilimizle yaptığımız zaman, mesela zikir diyelim, bire on. Misal verilmiş, bire yüzde bir de Allah'ım zaa ait, kirleciler.
Eğer kalben yapılırsa gönül de yaptığımız taatlerden haz ve lezzet alacak olursa ne olur? Bire yedi yüz ama muhabbetle yapılırsa bunun için buyuruyor. Tartılamaz sonsuz Cenabı hak müdafaa verir. Şunu hemen söyleyin Biz, Ramazan-ı Şerif'te ne yapacağız? Bu teravih namazını, öyle iki rekat, sekiz rekat. İşte, Kuran-ı Kerim, sekiz rekatta hatmedliveriyor deyip de, bunları aldanmayalım. Hadliye yirmi rekatı huzurla, hideble, erkanla kılacağız. Üstadımızın evlatları böyle çalışıyoruz ve diğer insanlarımız da dikkatinizi aleyhissalatu vesselamlerimizin ruh taifelerinin ashabına peygamberani zan ve firanani zan ve bütün geçmişlerimizin ruhları için