Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Bakara Suresi'nde altmış, Araf Suresi'nde de yüz altmışa kolayca çıkarılır. Bakara Suresi'nde altmış, Araf Suresi'nde yüz altmış. Bu Ayet-i Celilelerde Musa Aleyhisselam'dan kavminin su istediğinde Cenabı Hakk'ın vahyi haber verilmektedir. Musa aleyhisselam başlı başına işlenmesi gereken olan hadisesi, işlenmesi icap eden ve ders alınacak çok mühim bir görevdir. Çünkü dört yüz sene Firavunla mücadelesi var. Öyle dile kolay bu. Firavun hiçbir zaman, hiçbir zaman Musa Peygamberimizin peşini bırakmamıştır. Hiçbir zaman. Ne zaman fırsat buldu o zaman girdi. Ne zaman fırsat buldu o zaman müdahale etti. Taha suresinde görürsünüz.
Taha suresinde Koskoca Musa Peygamberimiz, Allah'ımızdan vahiy alan Musa Peygamberimiz az bir ayrılınca, az bir ayrılınca Samiri'nin Cebrail Aleyhisselam'ın, ayağının altından bir toprak almak suretiyle altunları gümüşleri kıymetli eşyayı bir araya getirerek erittirdi, ondan bir buzağı yaptı. Ondan bir ses çıktı, ona taptırmaya çalıştı. Çalıştı. Samiri'nin İsrailoğulları'nı, Samiri'nin İsrailoğullarının görmeyip de kendisinin gördüğü ve izinden bir avuç toprak aldığı iddia ettiği elçi, Hz. Musa'nın huzuruna gelen Cebrail Aleyhisselam idi. Samiri onun atının bastığı yerlerin yeşerdiğini görmüş, izinin toprağından bir avuç alıp ateşe atmıştı ayeti mecazi manada Allah'ın ilham ettiği ilmi böyle kullandım şeklinde anlamakta mümkündür.
Burada demek istediğim Allah'ımızdan haber getiren Musa, Peygambere değil de Samiri'nin böyle bir aldatmasına inanıp insanların gittiğini, insanların zaafını söylemek istiyorum. Nefsimize esir olmak suretiyle ne kadar büyük bir yanlışlıkla yapılmaktadır. Arz ettiğim gibi Musa 'ın kavmi çok mühim. Çok, mücadelesi çok önemlidir. Şimdi tih çölü var. Çöl deyince susuzdur. Suyun çok kıt olduğu bir yer. İşte bundan dolayı da Cenabı Hak Salakallahü Aleyhialem buyuruyor. Burada da Ebu Cehil'in Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam'a öne bir karşı çıkışı onun getirmiş olduğu ilahi emirlere muhalefetini görmekteyiz. Cennet ehlinin hali haber verilirken, cennet ehli haber veriliyor.
Vahşi Suresi'nde baş kısmında kıyametin hali ondan sonra da Cehennem yararının durumları, acı akıbeti, ondan sonra müminlerin durumları anlatılırken, burada bir hakikati vurgulamak istiyorum size cennet ehlinin yüksek koltuklarda oturduğu Öyle ki o koltukların artık la teşbih ve la temsil deriz ya cennetin kıymetini, cennetin nimetini burayla ölçmek mümkün değil. Ana karnında çocuğun yediği ile dünyadaki yiyecekler arasındaki fark gibidir. Çok yüksek bir cennet, zaten ifade buyruluyor. Fiyasnetin Aliye diye buyurur Mevla-yı Zülcelal'imiz. Yüce bir cennettedirler. Tabi izah-ı çok nüzul. İşte bu cennette koltuklara oturacaklar çok yüksek. Yıldızlar gibi diyorum, yüksekliği önlerine de sehpalar konuyor. Anlayacağınız şekilde o dolu dolu bardaklar, bu ikramen, ikramın üstünlüğü haber veriliyor.