Kalbi Selim. Bakara Suresi'nde altmış Araf Suresi'nde de yüz altmışa kolayca çıkarılır. Bu Ayet-i Celilelerde Musa aleyhisselamdan kavminin su istediğinde Cenabı Hakk'ın vahyi haber verilmektedir. Musa başlı başına işlenmesi gereken olan hadisesi işlenmesi icap eden ve ders alınacak çok mühim bir görevdir. Çünkü dört yüz sene Firavunla mücadelesi var. Öyle dile kolay bu. Firavun hiçbir zaman, hiçbir zaman Musa peygamberimizin peşini bırakmamıştır. Hiçbir zaman. Ne zaman fırsat buldu o zaman girdi. Ne zaman fırsat buldu o zaman müdahale etti. Taha Suresi'nde görürsünüz, Taha Suresi'nde.
Koskoca Musa Peygamberimiz, Allah'ımızdan vahiy alan Musa Peygamberimiz az bir ayrılınca, az bir ayrılınca Samiri'nin Cebrail Aleyhisselam'ın, ayağının altından bir toprak almak suretiyle altunları gümüşleri kıymetli eşyayı bir araya getirerek erittirdi, onunla bir buzağı yaptı Ve ondan bir ses çıktı, ona taptırmaya çalıştı. Samiri'nin İsrailoğullarının görmeyip de kendisinin gördüğü ve izinden bir avuç toprak altı iddia ettiği elçi, Hz. Musa'nın huzuruna gelen Cebrail idi. Samiri onun atının bastığı yerlerin yedi. Ayet-i mecazi manada Allah'ın ilham ettiği ilmi böyle kullandım şeklinde anlamak da mümkündür. Burada demek istediğim Allah'ımızdan haber getiren Musa Peygamber'e değil de Samiri'nin böyle bir aldatmasına inanıp insanların gittiğini, insanların zaafını söylemek istiyorum. Nefsimize esir olmak suretiyle ne kadar büyük bir yanlışlıkla yapılmaktadır.
Arz ettiğim gibi Musa aleyhisselamın kavmi çok mühim. Çok, mücadelesi çok önemlidir. Şimdi tih çölü var. Tih çölü Çöl deyince susuzdur. Suyun çok kıt olduğu bir yer. İşte bundan dolayı da Cenabı Hak ashable, esfella yanvurune ilel ibeli keyfe hulikad sadakallahü ala azim buyuruyor. Burada da Ebu Cehil'in Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'a, öne bir karşı çıkışı, onun getirmiş olduğu ilahi emirlere muhalefetini görmekteyiz. Cennet ehlinin hali haber verilirken, cennet ehline haber veriliyor. Vahşi suresinde baş kısmında kıyametin hali ondan sonra da cehennem yararının durumları, acı akıbeti, ondan sonra müminlerin durumları anlatılırken burada bir hakikati vurgulamak istiyorum size. Cennet ehlinin, cennet ehlinin yüksek koltuklarda oturduğu fiha sürurun merfua öyle ki o koltukların artık la teşbih ve la temsil deriz ya cennetin kıymetini, cennetin nimetini burayla ölçmek mümkün değil.
Ana karnında çocuğun yediği ile bu dünyadaki yiyecekler arasındaki fark gibidir. Çok yüksek bir cennet, zaten ifade buyruluyor, fi cennetin aliye diye buyurur Mevlayı Zülcelal'imiz. Yüce bir cennettedirler. Tabi izah-ı çok dincün. İşte bu cennette koltuklara oturacaklar, çok yüksek. Böyle yıldızlar gibi diyorum yüksekliği. Önlerine de sehpalar konuyor anlayacağımız şekilde o dolu dolu bardaklar, bu ikramen, ikramın üstünlüğü haber veriliyor Bu ifade ile bunu duyan Ebu Cehil dedi ki bu nasıl olacak? Çok yüksek kira adamın ayağı nasıl yetişecek deyince Mevlamız onların devenin yaratılışına bakmazlar mı? O gün de en kıymetli vasıta bu. Eğer asansör olsaydı daha ne çıkacağını bilmiyoruz ama onunla misal verilirdi. Deveyi bir çocuk yularından tuttuğu zaman istediği yere götürebiliyor ve sonra deveyi böyle yere inmesini temin ediyor, oturmasını temin ediyor. Deve boylu, bosslu bir hayvandır.
Sonra yükseliyor. Bununla misal veriyor Cenabı Hak. Nasıl ki deveyi siz yere oturttuğunuzda tekrar kalkışında ne kadar yüksek oluyor diye ona artık cevaben ifade buyuruyor Mevla-yı Zülcelal'imiz. Daha pek çok öyle bir itirazı var ki mesela cehennem ehlinin yiyeceği yemek haber veriliyor. Mesela, leiselamüm taamun illa min dariya. Öğüne bir yiyecek ki ne onları doyuruyor ne de aç bırakıyor. Daria. O zaman da develerin çok taze iken yemiş oldukları bir ot cinsi. Dedi ki biz bunu develerimize yediriyoruz. Nasıl oluyor da cehennem ehli bariyer denen bir ottan yiyorlar diyor. Allah Allah. O zaman Mevla'yüc celalimiz ne doyuruyor ne onları da aç bırakıyor diye. Ebu Cehil tıynetinde her tipin fırsatları kolladığını demek istiyorum. Ondan dolayı müminin, Efendimizin buyurduğu gibi Hadis-i Şerif'te Mümin akıllıdır. Mümin çok zekidir. Günün olaylarını çok iyi bilir.
Bugün de meydana gelen hadiseleri çok iyi bilir. Ona göre de, o hadiselere göre de çareler bulan bir kimsedir. Çok uyanıktır. El müminu keyyisü mümin zekidir. Yalnız buradaki ifade akıllıdır buyuruyor. Mümin akıllıdır. Çünkü zeka bir küfür ehlinden de olur. Aklınızın ermeyeceği çok büyük gelişimleri de temin eder teknik açıdan. Bunun yanında akıl, akıl, Allah'ımızı ve Resulünü bilen ve yolundan giden kimselerde olun. Eğer zekanın yanında akıl da bulunabilecek olursa o zaman vahyin tesiri altında hakikatleri daha iyi görür. Şimdi öyle ki Mümin çok zekidir. İç gözleri açıktır ve ileriyi de görebilen kimsedir. Bugün diyorum ya teknik ne kadar ilerlemişse onda geri kalmamıştır. Çok iyi takip eden kimselerdir. Mesela ben sadece bir misal vereceğim size.
Müminin zeki olmasına, akıllı olmasına, zamanında en önemli hadise ne ise onları bilmesine teknolojide minyatürleşme devri diye söylediğimiz nano teknoloji. Dünya, insanın tüm yaşamını etkileyecek kadar büyük yeni bir teknolojik devrimin eşiğinde. Nano teknoloji adı verilen ve atomlar veya molekülleri tek tek alıp hassas şekilde birleştirerek her istenen ürünü elde etmek olarak tanımlayabileceğimiz bu teknolojinin temeli doğadaki atomik dizilimi taklit etme ilkesine dayanıyor. Öyle bir teknoloji ki, nerede kullanılabilecek mesela bunlar. Bunları çok iyi hissediyor. Birçok bilim dalını kapsamasına karşın, tıp alanında oldukça çarpıcı gelişmelere imkan tanıyacaktır. Bundan on beş, yirmi sene önce ışınlarla tedaviyi bilir miydik? Kansız ameliyatlar geliştiriliyor, daha ötesi neler olacağını bilmiyoruz.
Uzmanların görüşüne göre gelecekte mikroskobik robotlar vücudun dolaşım sistemine giderek hücre seviyesinde onarım yapıp hastalıkları iyileştirebilecek, nano algılayıcıları, insan vücudundaki hastalıkları çok önceden saptayarak erken tedavi olanağı tanıyacaktır. Bu sadece tıpta, tıp alanındaki faydaları ifade edilmektedir. Sonra gelişmeler öyle bir sonuç veriyor ki hayatı etkilemesi tüm insanlık için kırkten değişim ve dönüşümleri beraberinde getirecek bu gelişmelerin olası sonuçları üzerinde herkesin düşünmesi gerekmektedir. Nano gelecekte herkes kendi bilgisayarına temel tüketim maddelerini üretmesi için emir verebilecek. Evin bir köşesinde çalışan nano bu sürüleri de istediğiniz malzemeyi, etrafımızda serbestçe dolaşmakta olan atomları toplayıp işleyerek üretecektir. Öyle olacak ki ahir zamana aynı zamanda nano teknolojisinden işaretler de var.
Son dönem anlamına gelir ve İslam'a göre kıyamete yakın bir zamanda yaşanacak bir dönem ifade eder. Kuran-ı Kerim'deki işaretler ve Peygamberimiz açıklamalar bir araya getirildiğinde ortaya önemli bir sonuç çıkmaktadır. Ayet-i Hadisler ahir zamanın iki saf halı olduğunu göstermektedir. Birinci devre dünyanın maddi ve manevi sorunlarla dolu olduğu bir dönem. Bunun ardından gelecek ikinci devre ise oldukça kıymetli Kuran ahlakının her alanda üstün hayatın yaşanacağı çağdır. Dünyanın sona ermesiyle birlikte çok hızlı bir sosyal çöküş içine girmesiyle de Kıyamet saatinin gelişi beklenmektedir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin bazı hadisleri şöyledir muhakkak ki o zaman da mal çoğalıp su gibi akacak da onu hiç kimse tenezzül edip kabul etmeyecektir. Benim ümmetim o devirde öyle bir huzur bulacak ki o güne dek onun mislini kesinlikle bulmamıştır.
Yer yemişini, gıda ürünlerini verecek ve insanlardan hiçbir şey saklanmayacak, vermemezlik etmeyecektir, saklamayacak. Mal da o gün çok birikmiş olacaktır. Sünen, İbni Mace, Ramuz El-A Hadis ve diğer hadis kitaplarını geçmektedir. Nanoteknolojide beklenen gelişmeler maddi bolluğun yaşanacağı müjdelenen bu döneme işaret ediyor da olabilir. İşte bunlarda çok geri kalmamak, daha ilerisini görebilecek bir anlayışa kalp gözlerinin açılması icap eder. Peygamberlerimizde sıfatları ifade edilirken, bir sıfatı da fethane ifade edilirken bir sıfatı da fetanettir, akıllılıktır. Çok ileri bir görüş sahibidir. Efendimiz aleyhissalatu vesselam'ın mübarek hadis-i şeriflerle daha anlaşılmış değildir. Tıbbı Nebi diyoruz. Efendimiz aleyhissalatu vesselamın tıbba dair o kadar sözleri var ki yine bir tanesini söyleyeyim. Buyuruyor ki cüzzamdan siz aslandan kaçar gibi kaçın.
Neden Efendimiz aleyhissalatu vesselam aslandan kaçar gibi kaçın diye söylediğini araştırıyorlar. Mikroskobun altında inceliyorlar, bakıyorlar ki bunun aslan mikrobunun aslan şeklinde olduğu müşahede ediliyor. Bitmez ve tükenmez. Efendimiz ve diğer Peygamberan-ı İzamın peşinde, her peygamberin peşinde bir kafir var. Bir de münafık vardır. Ona varis olan El-Olema ve Veratatü'l-Enbiya alimler nebilerin varisleridir. Onların da mutlak inkarcıları vardır ve hakikatleri örtbas etmeye çalışan iki yüzlülerde bulunmaktadır. Ama öyle bir güzel ahlaka sahiptirler ki Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz kafirler için yapmış olduğu duada Allahümme mehdi kavmi beynnehum la yalemin Kavmme hidayetler bilmiyorlar da bunlar onun için yapıyorlar diye güzel ahlakını ifade eden yaşantısıdır Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz'in. Musa Peygamberimiz dediğimiz zaman bitmesi ve tükenmesi mümkün değil.
Anlatmakla bitiremezsiniz. Bir hadiseye işaret etmek istiyorum. O da Bakara Suresi'nde altmış. Ayet-i Celilede savunuyor. Musa çölde kavmi için su istemişti. Şimdi çöl hayatı suyun çok kıt olduğu ve iklim olarak da gündüzleri çok sıcak, geceleri de soğuktur. Bundan dolayı Cenabı Hak onun vasıtasını da o günde en önemli vasıta devedir. Deveyi ona göre halk etmiştir diye Raşiye Suresi'nde Ayet-i Celile'ye işaret etmiş olduk. Şimdi kumda yürüyor, ayağı öyle tırnaklı değil, tırnaklı olsa yürüyemeyecektir. Deve hakikaten çölde de çok koşan bir hayvandır, ayağı top gibidir ve çöl tipisine karşı da Mevla-yı Zülcelal'imiz öyle bir Halık-ı Lem'ezen ki üç tane perde halk buyurmuştur. Artık fırtinanın şiddetine göre birini indiriyor, sonra ikincisini, sonra üçüncüsünü bu şekilde koruyor.
Susuz olduğu için de suyun çok az bulunduğu bir yer olması hasebiyle onun sırtında hörkücü diyoruz biz, o on günlük suyu da depolayabiliyor ve ona göre de su ihtiyacını gideriyor. İşte Tih Çölü'nde, suyun da çok az bulunduğu bir yer bundan dolayı Musa çölde kavmi için su istemişti. Biz de Musa aleyhisselama vahyettik, Hasan'ı taşa vur dedik. Birçok tefsirlerde anlatılır. Bir taş Musa Peygamberimizle konuşur. Efendimizin mübarek hayatında çokça görürsünüz bunu. Taş konuşur, der ki Ya Musa ben sana ileride lazım olabilirim. Musa Aleyhisselam alır onu bir torbanın içerisine bırakırım. Der ki taş beni torbanın içerisinde bırakma, dışarı çıkar. Halık-ı Lemyezen o taşa sen asanı vur. Asa cennetten Adem ile beraber yeryüzüne inmiştir. Şuayb ' a geçmiş. Oradan da Musa Peygamberimize devredilmiştir. Asanı taşa vur. Asasını taşa vurduğu zaman on iki tane su fışkırmıştır.
Velhamdülillahi Rabbil alemin. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi serin sohbetini dinlediniz.