Musa aleyhissalatu vesselam bir gün tuis zina adaydır. Kitaplarımız yazıyor ya da ben oradan söylüyorum. Hiçbirisi muzun kelimeler değer bunlara. Yani görmediğim bir hayali konuşma değer. Şiddetle karnı ağır yiyordu. Ya Rabbi sana ne oğlum kalbim çok ağır ve karnım çok ağır yiyor. Böyle tecavüz feci oldu karnımda. Ağrı yaptı. Ya Musa ben hiçbir derdi dermansız halk etmedim. Çokları bulamaz ya seninle konuşuyoruz. Çoğu da gizli bu ya. Ot bu karnının ağrısının davası. Kanısıyla filan şu ot. Evet bildim ya Rabbi. Biraz yiyor, yine turistinaya çıkıyor. Ya Rabbi, karnım aynayı ağrıyor diyor. Ağıyor mı? Sen, o ot şifasın. Otu şifa olaraktan halk ettim, yağmusu. Ottan yine yiyor. Biiznillahi Teala kesilmemiş yine. Hikmeti var kesmediğinden. Yine arıyor. Karnı yine arıyor. Yine arıyor Ya Rabbi! Ya Musa, O ot şifası yalımız o otu topla doktora götür. Doktora ilet.
Bu ne tertip verirse ona göre ye ya Musa. Sen o doktorun tarif ettiği gibi niye? Peki, getiriyorum doktor bey Şu oldu Rabbimiz bana bildirdi. Karnımın şifasıymış. Nasıl diyeyim? Çok memnun oluyor doktor yani. Çoklarını ağrıyanların ilerisini buldum diye alıyor. Diyor ki bu, yağmursa bir çaydanlığa konulmalı, iyice kaynatılmalı. Anladım diyor. Soğuk yani ne soğuk ne sıcak normal hale geldim mi acı olacak biraz. İçine şeker ilave et erisin, onu aç karnına içeceksin doktor yemekten evvel bir bardak içiver. Öğle yemeğinden bir bardak evvel içiver. Akşam ekmeğinden ev verip bir bardak iç. Biiznillahi Teala geçecek dedi. Sabah kahvaltısinde bir kadeh içtim diyor, cilt kesildi. Öyle dinle, ikindi, aşımına ihtiyaç yok. Halık-ı Zülcelal'ın huzuruna vardı. Yine Musa Kelimullah, Allah'ım izniyle görüşüyor. Halbuki Zülcelal ya Musa biliyor ya değil mi? Ya Musa karnı nasıl oldu?
Ya Rabbi karnımı iyi ettin ya. Yası ne diyor? Kainatta yemekten evvel hiç değildir. Niye doktora beni muhtac ettin de doktor kapılarını da gezdiriyordu? Bunu desen derdin geçer giderdi. Derdim, yalnız seninle konuşuyorum, Başka kimse kelamımı duymaya haiz değil, duyamazlar. Herkes benden sorup da bu ilacı nasıl kullanayım ya Rabbi diyemez ki. Doktora gitmek vacip olsun diye koca Musa Aleyhisselam bile Allah'a ül azim peygamber iken doktora gitmiş de ben niye gitmeyeceğimisin desinler de doktora geçsinler diye. Ki yani seni doktora gönderdim. Anladık değil mi kardeşim bu meseleyi? Doktora için mi söyledim? Yok. Halık-ı Zülcelal hazretleri Kuran-ı Kerim Hadis-i Şerif şifadır. Dertlerinizin. Kağanımızın, hırsınısın, tamahısın, kululunuzun, hadravatı mısın, kini misin, hıyarısın, sübhanısın ilacıdir, oturursunuz. Ayetler, hadisler onları yiyin onlarla amel edin. Yedim yerim diyor yarabbim.
Tersi etmiyor bana. Bir tabibi hasıl doktor bulacaksın manevi bir yıl. Ben onu çıkacağım şeyin içerisinden. Sözümün içerisinden manevi bir doktor bulacaksın. O yine Kuran-ı Kerim'den yazar. Estağfurullah çekin estağfurullah hazin çekeceksin şu kadar. La ilahe illallah el melikul hakkul mümin çekeceksin şu kadar. Muhammedun Resulullah sadıkul vavul emin çekeceksin şu kadar. Salavatı şerife okuyacaksın şu kadar. Ayetine el-Hadisten topluyor o pıhtı cihanlar. Şimdi şu kadar ayeti celilelerden sonra Fatiha çekeceksin ruhlarına göndereceksin. Pirani peygamberin, bütün peygamberani izamın, bütün pirani izamın ruhuna göndereceksin. Hedayan vardı ama o vardı. Vardıkmadan evvel tefekkürü niyet yapacaksın. Ölümü tefekkür ede ede dünya muhabbetini gönülden sökeceksin. Peygamberimiz Muhammed aleyhissalatu vesselam dünya muhabbetini kalpten sökücü ölümü çok zikredin. Ölümü çok anın.
Her veli, her İrşad memuru tefekkürü mevt verir insana. Çünkü sür çıkar ağyar-ı dilden ta tecelli-i de ak, padişah olmaz serayahane mamur olmadan, kalphanesi mamur olmadan, zeki İstanbulluların yanında görüşmeye tek didarım kafi değil, affedin yalnız düşük olacak. Kuran insanı buraya uymayacak, bilgisi uymayacak. Yalnız affınızı rica ederim. Bununla beraber yani padişah konmaz seraya hana mamur olmadan, yonis, o yalan devayı gel ortaya kosivayı temiz et gul evini dost gelecek kondurmaya. Dost, Allah muhabbeti, Muhammed Mustafa muhabbeti, evliyaullah muhabbeti. O dostlar gelince oraya kondurmanın için orayı boşalt bir kere. Bu da ölüm tefekkürüyle olur. Size işte kondurma halinde veriyorum ilaçları. Yani baktın ki kalbin dünyaya meyletti. Dünyaya sevgi alakası var.
Derhal ölüm tefekkürünü olayın öldüğünü, kolay öldüğünü, senin öleceğini, servetini, sağmanın bütün dünyada kalıp bir kefinle gireceğini, kefenle gireceğini, tefekkür ederken, ederken gözler ağlamaya başlar. Böyle sahırlar, ondan sonra rabıtayı mürşit yapıyor. Bu adam gökleden başka alem geliyor, gelmiş. Üstad bunu gördüğüme nazaran böyleydi. Öyle velhasıl alemi. Ama böyle hırsınıayı verip de çekmek kahveyi pişirmez. Şöyle, her şeyimiz misalla olur. Hava gazının üzerine azıcık yığ tut verip de geriye çekmeyle kahve olmaz. Çay pişirecek, verecekler bize. Çay iyice kaynatmayınca olmaz. Aşka kaşığıyla iyice kaynamayınca olmaz. Çayını içerisine manevi füyuzatı dökünce, demlenmeyince olmaz. Saharlar de evradını okuyunca rabıta da demlenmeyince olmaz kozumu. Yani saatlerdir böyle. O halde. Öyle sınaayıp sınaayıp. Benim gibi yapmayla olmanın imkanı. Yani. Allah cümlemizi ıslah et.
Ondan sonra zikrullah şifa okur. Allah, Allah, Allah Allah Allah Allah Allah Allah Allah Böyle yapma hala olmaz kuzum. Yani düşündürmez bu insanı. Allah Allah'ın azameti kudreti düşünülecek. Çünkü Allah Allah Allah Allah deyince vazifeye yetişebiliyorsun bir şey aldı mesela bir yerden evrak işte gitsin tükensin gibi olur mu? Allah. Semaları direksiz tutan Allah. Beni bir kokar sudan halleden Allah ha. Kendini düşün yeter diyorum. Ben Arap'a nefse hu fakat Arap Arap kendini bildim mi Allah'a bilirsiniz o zaman. Biz kendimizi düşünmüyor. Başladık. Ne idik biz de ya? Üstadın birini vasfettilerdi. Niye vasfiyorum? Bir olmuş toprağım ben. O geriye Allah'a ait. Ben bilgim yeniden olacaktı ben. Zekamı ben mi verdim kocras? Haybimi mi verdi? Yine mi eyvanim? Dilime Allah mı verdi söylettiriyor böyle. Ben mi halk ettim o dili ve size konuşuyorum arkadaşlarım?
Ben mi getirdim sizi Mevla mı getirdi karşıma böyle? Size polis komiser askerini mi gönderdim de davet ettim geldiği yoksa manevi muhabbet mi sizi çekti karşıma getirdi böyle? Bunları hep anlatan bilmeyince olmaz. Ben başka şey yapıyorum kardeşim. Yapıyorum kardeşim. Bu demlenme de bu feyizin içinde zikrini baktın ki çarklara dokunmıyoruz. Cereyan, su. Biraz daha arttıracağız. Kaynatmıyor. Biraz daha arttıracağız. Nasılsa celal'ın binse iki bin olacakmış böyle. Dokundu mu yok hayır kaynatmayarak. Şu gömünün sol memenin iki bağırmak altında olan kalp dik dik dik dik açmaya başlayacak. Dayanamaz çünkü orada suveyyi daha iyi, yarın varır. Son zayıf nokta ora. Allah'a hiç dayanamaz ora. Allah'ı duyunca böyle hay Allah diye sıçrayanlar ne yapıp ondan ne oluyor? Buraya tokunuverdi mi gidiyor. Bisbibibi gibi ora Supeydahid ya. Ya bak şimdi anlamadan geliyor dünyayı.
Dünyayı Konya'yı anlamadan göçüp gidiyor dünyadan. Ben öyle oluyorum. Zübdetü'l Hakayık tercüması gayet, hüddekaip kitabı diyor ki adam üyesi dükkanında gezmiş dolaşmış, filan etmiş. Azıcık bir çit çember falan satmış, ne etmiş. Çocuklarının rızkını zor temin etmiş. Hakikaten ahirete gidiyormuşmuş. Ahirete giderken bakmış, şu dükkanın tabanını kaldırmışlarmış, yedi küp altın dolu içinde. Define varmış. Bak üç yaşını orayı çınamış tek görmemiştir. Kaldırtmamış, bakmamış. Gözü açık geliyor diyor. O da ötekiler zannediyor ki bakamının gönlünde açtı zannediyor. Mahrum geliyorum diyor o. Cüneydi bağdağı devrilirken gözünü yığmış, vefat etmiş. Birisi onun yetişkin halifelerine efendim niye gözümüz yumdu? Rabbimi görmeyince açmayacağım diye. Dünyada bir sevdiğim yok, dünyaya bakayım kalayım. Dünyayı bitirdim ahirete yumdum gözünü orada açayım Allah'a dedim. Bunun altındaki defiğ ne?
Biz namazla abdestle orucuyla vesaire ile onunla gıybet ile ödeşmeyle sağı solu zemmile neyle tükedin Allah'ın huzurunda. Şu tabanı kaldırıp bir kere de şu kapağı kaldırıp ruh kalbiyle zikretmeyince ruhumla zikretmeyince hafif ile, sırrınla zikretmeyince hafif ile zikretmeyince ahba ile zikretmeyince, nefs ile zikretmeyince, zikrü, kul zikri sultan olmayınca, nef-i ispat yapmayınca, murakabaya varmayınca, murakabayı nahiyete varmayınca ben ahmü hakrabu ileyhim min habbil beride var tekmil süluk etmeyince buradan gitmeyelim çok pişman olurum. Çünkü bunları kazansın diye Allah bizi buraya gönderdi. Biz diyoruz ki dünyamız dünya olsun hocam. Yani çocukların her biri bir istikbale. Çocuğu, Yahya'lı Hasan'ın çocuğu istikbalsız diye, Burhan okudu diye kızını boşattı götürdü birisi bizden de başka verdik. Rızdın Allah bileceğine inanmayın dünya şimdi.
Düşünüyor şu kızımı gireceğim ama nasıl vereyim ya o çocuk mühendis değil,