Mürşidin Özellikleri ve İyi Ahlakın Önemi kaydında Cuma sohbeti, değerli dinleyenler, şimdi sizlere Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin cuma sohbetini sunuyoruz. Bize yol gösteren mürşidi kamilin hususiyeti, özelliği hakkındadır. El ula, birinci alameti, en yekune mütevverrian münel muharramamati vel mekruati, vel eşyail müştebihi tealai. Birinci olarak, bize yol gösteren kimselerde aranan…
Mürşidin Özellikleri ve İyi Ahlakın Önemi ne anlatıyor?
Mürşidin Özellikleri ve İyi Ahlakın Önemi kaydında Cuma sohbeti, değerli dinleyenler, şimdi sizlere Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin cuma sohbetini sunuyoruz. Bize yol gösteren mürşidi kamilin hususiyeti, özelliği hakkındadır. El ula, birinci alameti, en yekune mütevverrian münel muharramamati vel mekruati, vel eşyail müştebihi tealai. Birinci olarak, bize yol gösteren kimselerde aranan…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 16 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Cuma sohbeti, değerli dinleyenler, şimdi sizlere Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin cuma sohbetini sunuyoruz. Bize yol gösteren mürşidi kamilin hususiyeti, özelliği hakkındadır. El ula, birinci alameti, en yekune mütevverrian münel muharramamati vel mekruati, vel eşyail müştebihi tealai. Birinci olarak, bize yol gösteren kimselerde aranan hususiyetlerden birisi, haramlarda, helallerde, şüpheli olan işlerde son derece Cenabı Hak'tan korkan kimselerdir. Üstadımızın, üstazı gelmiş olduğu bir şifalı sularda bıçağı kaybolur. Bıçağını bulurlar, bıçağın sağına bakar, soluna bakar. Bu aynı benim bıçak gibi. Ona benziyor. Ama bir başkasının da böyle bir bıçağı olabilir. Delil ve almaz. Halbuki kendisinin bıçağı. Şekli şemaili biçimi bıçağın kendisinin. Vefat haram olur düşüncesiyle almaz. Yine böyle bir yerde kendisine bir kadın eteğinde, şöyle yaz günlerinde veya güzgününe yakın da olabilir.
Meyveleri bırakır ve ayrılır. İçinde elma var, armuttan var, erikten var vesaire meyvelerin bulunduğu bir çıkın bunu getirir, önüne bırakır ve kadın ayrılır. Bu şifalı sularda da aç karnına sular içildiği için karın boşaldığından, insanın yemeğe ihtiyacı çok fazla olur. Bazı etrafında bulunan kimselerden ellerini uzatmak isteyenler olur, mani olur. Almayın, almayın diye almamaya hiçbir sebep yok. Kadın getirmiş bırakmış gitmiş. Ondan sonra bir zat gelir der ki efendim, biraz önce size meyve getiren kadın, daha mirası bölünmemiş hak ve hukuk olan bir bahçeden size meyve getirdi. Biliyoruz ki siz Allah'ın seçkin bir velisisiniz. Size haber vereyim diyen bunu bildirdimdir. Tabii kerametidir. Evliyaullahın, kabul buyurmaz. İstanbul'u teşrif buyurduğunda kendisine bir ev alınır, evin pazarlığı yapılır. İşte elliydi, altmıştı yapılır pazarlık. Ondan sonra adam der ki ben altmış demiştim.
Altmıştan düşerler elliye, yok der ben altmış demiştim. Yahu böyle demedin, şahitleri var. İşte şu şu kimseler o huzurda vardı anlaşmada. Sen buna atmış dedin ve böyle sulh oldun. Bunu nasıl olduysa üstadımızın üstazı duyarlar. Buyururlar ki ben o evde oturamam. Çünkü o ev hakkında yalan söylendi. Adam satışında altmışken elli dedi dedi, ben evlatlarımla orada görüşmekten haz huzur duyamam. Bu kadar Cenabı Haktan korkan bir veli. Burada hacıları daha ziyade hacca gidecek kimseleri, ünlü şanı olan imtiyazlı kimseler vesilesiyle toplarlar. İşte bizim bu sene haccımızda şu evsafta kimse vardır derler. Onun namına insanlar toplanır. Toplanır. Üstad zalimizin ismi verilince, tabii her yerden arzu edilir. Onu bilenler, bilmeyenler onun evsafını duyanlar, gönüllerinde kalplerinde, muhabbeti de edenler, gönüllerinde muhabbeti yer edenler hep oraya hücum ederler. Şimdiki şekil değil.
Eski usullere göre Arafat'ta çadırlar dikilir ve çadır parasaldırlar. Derler ki üst azimize, efendim sizin paranızı almaya hiç gerek yok. Hatta biz size üste para vermemiz lazım. Sizin hürmetinize biz bu kadar insanları toplayabildik. Hayır buyur, ben ihlasımı bozamam. Bana da ne düşüyorsa, fert başına ne düşüyorsa ben de onu vereceğim der. Sonra dua yapılacak Arafat'ta vakfeye durulur. O andaki dua da makbuldür. Eğer kişi büyük günahlar arasında sayılır. Affulunmadım diye düşünürse büyük günahtır Arafat'ta, vakfeye durulduğunda. Dua ederler bir kısım, ilim ehli insanlar. Fakat cemaatin arzusu bir gözyaşı dökmek. O gibi mekanda bir ağlamak istiyorlar. Mürşidimizi arzu ederler. Hacca getirmeye vesile olan kimse der ki, bir çadır parasının dahi almamız icap etmezken, ihlasın bozulur diye veren Hasan efendi dua buyuracaktır. Cemaatin de gönüllerine işlemek suretiyle, kalpler yanar.
Gönüller yanmak suretiyle gözlerden de yaş dökülür. Mütevazi, en yekune mütevverri an minel muharremat, haramlardan öyle kaçıyor ki helalde bile dikkat. Aman haram olur mu diye ve şüpheli işlerden de kaşınıyor. Bir ara yabancı ülkelerden memleketimize süt tozu gelir. Bu umum dağıtılır. Derler ki bu bir hibedir. Herkes bundan istifade edilebilir. Haram olur düşüncesiyle içinde şüphe vardır diye mürşid-i kamilimiz kabul etmez. Halıkımızdan son derece korkan ve riayet eden kimsedir. Bize yol gösteren insanlar. Onlar öyle kimselerdir ki, yakin yakin tereddütsüz bir inanç. Bu tereddütsüz bir inanç şu şekilde olur. Diyelim ki siz buraya geliyorsunuz. Uzak olan memlekette diyorlar ki Kayseri'nin Yahyalı kazasında, kovacık mahallesinde Kalender Camii var. Onun içerisinde de Allah'ımızın sevgili bir velisi bulunuyor. Siz duyarsınız bunu. Şimdi bir duymak var.
Biz bunu zaten Kayseri edindiği zaman coğrafya kitaplarında görürdük. İşte Türkiye'nin bugüne göre söylüyorum, altmış yedi vilayetinden, bir tanesi de Kayseri bu malum. Yahya da onun kazası ellili yillardan beri. Kavacık diye bir mahallesi de var. Bunu şimdi böyle bir bilme var, bilme var. Bir de bizzat gelip müşahede etme var. Biz anamızdan, babamızdan, bizi okutan hocalarımızdan neyi öğreniyoruz? Amentu billayi ve ma lakatihi ve kütübihi ve rasuli. Allah'ımıza imanı, resullerine, onların risaletini, peygamberliğini tasdike, kitaplara, ahiret gününe vesair, inanıyoruz. Bunu bize üretiyorlar.
Bunu üretmekle birlikte, Allah'ımızın varlığı hususunda, la ilahe illallah Muhammedün resulullah derken, bizim içimize bir zevk geliyorsa, gönlümüze bir tat damlıyorsa, dilimiz de Allah'ımızın zikriyle ıslanıyorsa, Rabbımızı andığımızda vücudumuzun her zerresinde bir ürperme, Mevla dediğimizde bütün hücrelerimiz harekete geçiyorsa, bu yakine eriyoruz demek. Kesin bir inanç. Allah dindiği zaman yanıyor böyle. Tahammül edemiyor Ve sonra Rabbimizi zikrettiği zaman, felkuruni el kurkum. Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim. Allah dediği zaman Rabbimizi af ve mağfiret artık, tahkiki. Böyle bir kimsenin evradına, ezkarına, emri ilahiyeye, kocasına olan itaati, kocasının hanımına olan ikramı, çocuklarına olan saygısı, onları İslami edeb ile edeplendirmesi, komşuluk münasebeti, akrabalık vesaire. Her türlü ilişkisinde ticari alakasında düzgün olur. Çünkü inanç yakin haline gelmiştir.
Bir zat mihrapta Rabbi zü celalimizi anar ve anarken de kendinden geçer. Kendinden geçer. Derler ki ne oldu sana böyle kendinden geçiyorsun. Ben Allah derken, Rabbimizin kulun nidasını duyuyorum. Ondan tahammül edemiyorum. Onu bu kulak duymaz. Evet ses gelir, Ele de gelir, ayağı da gelir ama asıl gönüldür. O yaşanan bir haldir duyar. Onun duymasını tarif etmek mümkün değildir. Zaten o anda kendinden geçmiş durum. Biz tevhid okuyoruz. Üç ayların münasebetiyle Recep Şaban ve Ramazan-ı Şerif'i bin tevhid okuyoruz. Ama bunu okurken yakine ererse kişi, kelime-i tevhidin bir tanesini ifade ederken, Ama vücut diye bir şey kalmaz. Hep ruhaniyeti ama vücut diye bir şey kalmaz. Hep ruhaniyete dönüşmeye başlar. Bunu biraz daha aç derseniz, mesela Seyyid Burhanettin hazretleri bir gün namaz kıldırırken, bir Allah midası ile celle celalü seccadenin üzerine düşer.
Selam verip bitirdikten sonra derler ki üstadım ne oldu? Kuran'ı indirenin sadasını duydum der. İşte yakın, bu namaz kılarken, biz duyuyoruz şimdi, rabatül Adeviyye annemizin, işte gözüne bir iğnenin battığını, Ali keremallahu veche efendimizin muharebe meydanında bir okun parçasının mübarek dizlerine isabet ettiğini, namazda yarılıp çıkarıldığını, daha birçok velilerin mescidin bir tarafı uçmasına rağmen hala namazına devam etmesi, hep bunlar yakin halindendir. Bunu hissetmemek, bilmemek öyle bir zevke ilişiyor ki ilahi bir zevke hiç hatırla gelmiyor. Mesela ölüm nedir? Ölüm hakikaten acıdır. İnsan büyük bir ızdırabın içerisine girer. Canlı bir hayvanı derisini soymak gibidir diye de tahlil etmişler. Canlı bir kimseye kırk elli kişinin kılıçla hücumu gibi denmiş. Ama bir bakıyorsunuz, veliler iftihar anında tebessüm ediyor. Neden? Bunu siz, Yasin-i Şerif'te bulursunuz.
Siz bunu Yusuf suresinde bulursunuz. Sure-i Yusuf'ta, Zeliha validemizi Mısır'daki kadınlar kınadılar. Dediler ki evine köle olarak gelen Yusuf'a nasıl oldu da sen aşık oldun dediler. Nasıl oldu da aşık oldun. O da ben aşkımı sana size gösteririm dedi. Yusuf peygamberimizi bir yere gizledi. Bildiğiniz bir hadise ama bir hakikati ifade etmek istiyoruz. Kadınların eline meyve çok keskin de bıçaklar verdi. Tam meyveyi soyacakları an Yusuf peygamberimizi çıkardı. Onun güzelliğinden dolayı, bakın ne dediler. Her birinin eline bir bıçak verdi, kadınlar meyveleri soyarken Yusuf'a çık karşılarına dedi. Kadınlar onu görünce gözlerinde büyüttüler, şaşkınlıklarından Yusuf aleyhisselamın güzelliğinden ellerini kestiler ve dediler ki Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih ederiz Celle Celalühü, bu asla bir beşer değildir, bu kestiklerini duymadılar.
Şimdi irtihal eden bir kimse cennetlere gözünü dikse, Habibullah'a gözünü dikse, Rabbimizin cemalini gözünü dikse hisseler mi? Hissetmez. Yakin budur. Onlar bu yakin halinde olduğu için haram belli, helal belli. İkisi arasındaki şüpheli işlerden kaçınanlar kimlerdir? Allah'ımızdan korkanlar muttaki olanlardır. Takva sahibi olanlardır. Titriyor. Zaten onlar da büyük bir günah gibi olur. Harama yakın bir hareket işlenecek olsak onlara onlara sanki bir zina, bir içki, bir kumar, bir adam öldürme bunun gibi kendilerine büyük görünür. Neden? Çünkü azameti ilahiyeyi, Rabbimizin büyüklüğünü bildikleri için, azami derecede bildikleri için azami derecede çekinirler Cenabı Hak'tan mürşidi kamilin, mühim işaretlerinden birisi budur. Veadır. Değil bir günah, günaha götürecek bütün hareket, hareketlerden sakındırdılar. Essayivübillah ve la takrabuz zina, Halıkillem yezel, Zinau laineyninna var.
Gözün zinası bakmaktır. Efendimiz aleyhissalatü vesselam Aişe annemize radiyallahu anha ya Aişe çekil diye Neden ya Rasulallah? Çünkü Abdullah ibn-i Ümmü Mektum geldi. Ya Rasulallah gözü görmüyor. Neden çekileceğim? Ama sen onu görüyorsun buyurdu. Zinaya götürecek bütün yolları tıkarlar. Günaha götüren bütün yolları tıkarlar. Çünkü az bir fırsat verecek olsa, o fiile doğru Cenabı hak muhafaza buyursun götürür. Şimdi diyelim ki doktor bize perhizler vermiş, bunlara dikkat edeceksin diyor ve sana bir broşür halinde de sunuyor. Diyor bak bunlara dikkat edeceksin. Sabah şu, öyle şu, akşam şu, yiyeceklerin bu, bunun dışına çıkamazsın diyor, ilaçlarında kullanacaksın. Bu da biraz iyi olur gibi bir sıhhat afiyet belirince başlıyor yemelere içmelere az da olsa kenarından kıyından kaçırmalara başlıyor. Etinden, sütünden, yağından, tuzundan vesaire neyse.
Tabii doktor muayenesinde diyor ki aynı duruma geliyorsun dikkat et. Biz Sıddiki azamla Ali efendimizin yoluna girerken radiyallahu anhuma ne yapıyoruz? Bütün günahlara veda ediyoruz. Rabbimize kavuşmak için biz bunları yapamayız diyoruz. Çünkü doktorumuzun tavsiyesi bu bize. Emri ilahiye son derece riayet edin diyor bize. Haramlardan kaçın, şüpheli olan işlerden bile kaçın diyor. Fakat biz bu mübarek yolun sıcaklığı ile biraz devam ediyoruz. O devam ettiğimizde halimiz de çok başkalaşıyor. Yediğimiz yemekten de haz alıyoruz, oturduğumuzdan kalktığımızdan bütün ibret alır, hallerimiz zuhur ediyor. Gece yatışımız başka oluyor, kalkışımız başka oluyor, münasebetlerimizde bir güzellik zuhur edin. Sonra kenarından kıyından hiç kötü söz konuşmayan dil, ya hayır söyle ya da sükut et diye buyurulan göz, bir bakıyorsunuz, din din, gıybetli sözlere dalmaya başlıyor.
Gıybetli sözler söylemeye doğru gibi, iftira diyemem, böyle uygunsuz sözleri çoğaltmaya başlıyor, Yersiz sözleri. Halbuki malayani min hüsni islamil merhi tarikuhu malayani. Bu sözleri terk etmek kişinin dininin güzelliğindendir. Dil haram olan perhiz olan, kötülükleri az da olsa işlemeye başlayınca ruhani hastalıklar başlıyor. Ruhumuzda bir hastalık başlıyor. Kalbimizde bir hastalık başlıyor. Zevki ilahi kalmamaya başlıyor. İlahi zevk kalmıyor. Bir tembellik. Evrad ve ezkar zor geliyor. Kuran'ı okumak güç geliyor. Namazı sünnetleriyle kılmak çok ağır gelmeye başlıyor. Göz tamamen kötülüğü terk için, tövbe ve istiğfar ettiğimizde, estaibbillah ve hulllil mümineti yavrulnemin ebsarihin ayeti celili cemilesi ile mümin kadınlara da söyle gözlerini harama bakmasınlar. Namus ve iffetini esirgesinler. Mümin erkeklere gözlerini harama dikmemelerini, ırzların da korumalarını söyle.
Artık gözler de değişmeye başlayınca, haramlara bakmaya, görsel cihazlarda, canım seyredeceğiz haberler önemli. Aradaki bazı gösterimlerde gösterilerde, gözler kirlenmeye başlayınca, tembellikle ve ruhani hastalıklar başlıyor. Elimizin isyana gitmemesine tövbe ettiğimiz halde, elin zinası da dokunmaktır. Yabancı bir kadının eli yabancı erkeğe, erkeğin de yabancı bir kadına dokunmasıyla. Dilin zinası, haram olan kimselerle konuşmaya başlayınca hastalık zor ediyor. O zaman son derece riayet edenler, Allah'ın veli kulları, evliya kulları harama götürecek bütün engellerden de, yollardan da sakınırlar ve katiyen yapamam derler. Hatta denir ki, ya bu böyle pek günah ne de değil ama bunlar neden bu kadar sakınıyor? Haram gibi hareket ediyor. Onların kemalatı budur. Allah'ın veli kullarından birisi, yakınlık kesbeden cenabıhakk'a, mescitte bir uykuya dalar.
Uykuya daldığında gayri ihtiyari ayağı uzanır. Öyle bir ses duyar ki, topla ayağını. Sen ricalullah manevi ellerin defterinde yazılısın. Eğer ayağını toplamazsan seni, ricalullah divanından silerir. Ne kadar da ağır. Hayır. Siz hükümette en yüksek düzeyde olan yetkili görüyorsunuz. Konuşurken ne kadar dikkatli olduklarını. Ya dağdaki bir adam asılı kesilecek her sözü söylüyor, bir şey olmuyor. Ama devlete çok yakın olunca, dudaklarımızdan konuştuğumuz sözler çözümlenir diye ellerini dudaklarına, ağızlarına götürüyor. Neden çok yakın? Bir söz idama da götürebilir. Divan-ı harbe de götürür. El cahil cesurdur. Allah'ımıza yakınlık kesbetmezse, ibadet ve taat sadece dıştan yakıyor, ahnel acele.
O tevhidi, okuduğumuz vazifeleri böyle yüzünden geçiştirince Rabbimize uzaklık sebebiyle onun ağzından her söz çıkıyor, gözünden de yanlış yerlere bakma, kulağından da uygunsuz sözleri dinleme başlıyor. Ama Mevla'ya yakın olursa, o son derece titriyor. Mesela hak dostlarından biri, ben diyor huzur-u ilahide, hatırımdan geçen bir günah vardı. İşlemedi mi günahı? Hadisi kutsidir. Sizin içinizden bir günah geçse, onu da yapmasanız, yapmasanız ecir ve mükafat. Yapsanız, bire umni misliyle mukabele ediliyor günah olarak. Ama içinizden sizin bir iyilik geçiyor, onu yapıyorsunuz. Yaptığınız zaman kötülük geçtiğinde Cenabı hak yazmıyorlar. İyilik geçtiğinde onu da yerine getirecek olursanız bire on veriyor. Yedi yüz veriyor sonsuz veriyor mükafatını. Ama içinizden kötülük geçtiğinde yazmıyor. Melekler günah olarak kaydetmiyor. İyilik geçtiğinde, Halık'ımız kendinde muhafaza ediyor.
Çünkü ya'lemus sırra ve ahva. Gizliyi de daha da gizli olanı bilen Rabbimizdır. Latif ve her yaptığımızdan haberdardır. Sahibilen. Rabbimiz bu Celle Celalühü. Öyle bir Halıkillemyezel ki, öyle bir Mevla'yı Zülcelal ki, ki sözünüzü ister gizleyin. Evin I herrubi ister açığa vurun. O sinelerin özünü bilmektedir. İçinizden geçen bütün düşüncelere vakıftır ama öyle bir rahim, öyle bir vafur, bir mevlahi içten geçen günahtan dolayı bir günah yaz var. Ama iyilik geçecek olsa mükafatı var. O kötülüğü yaptığında içinden geçen, misliyle ama iyiliği yaptığı zamanda bire on yedi yüz edaffun müdafaa katbekat, belki de Öyle ki bunlar boş söz söylemiyorlar. Lüzumlu olan sözlerde de çok dikkatli. Şöyle düşünelim. Diyelim ki biz maaş aldık. Maaş aldığımızda, öyle ki memurlar zaten maaşı aldığı zaman kasaba uğrar, tabi birçok borçları vardır, onu bir verir.
Oradan markete uğrar, evinin eşyasını artık temizlik aletlerinden tutun, etine, ekmeğine, pirincine, bulguruna, yağına, pekmezine, peynirine, zeytinine varıncaya kadar, onu doğru yedir. Oradan manava geçer. Manava da verir. Daha biten evine geldiğinde elektriği var. Suyu var. Onu da verir. Elde ne kalır? Hiçbir şey kalmaz. Daha maaş alır almaz buralara uğrar. Çünkü onlar bekliyor. Ayın on beşini bekliyor. Çünkü onun da ödemesi var. Ondan sonra tekrar borçlanmaya hiçbir şey yok. Der ki ya çocuğun masrafları geliyor. Okuyacak yarın harç parası bilmem filan. Giyimi kuşamı, evimizin ihtiyaçları. Ben harcayamam diyeceğim, katiyen harcayamam. Senin çok zararca kardeşimdir. Ben yok. Ehlullah da der ki, benim ömrüm sayılıdır. Eğer sen ölmeyecek gibi bir haldeysen, yalanı da söyle, gıybeti de, iftirayı da, dedikoduyla, gözün harama da baksın, hasetle de baksın.
Ayağın uygunsuz yerlerde de dolaşsın. Yetim malını da iyi. Hüküm mevkiinde isen haksız da hüküm ver. Rızık korkusuyla çocukları da katlet. Ne yaparsan yap ben yapamam der. Çünkü benim bir gün hesap bileceğim yer var. Nasıl ki adam maaşını alınca, alışveriş merkezlerinden çıkamıyor bile. Para tamamen bitiyor, ben der yapamam. Sayılı bir ömrüm var. Hesap bileceğim yer var. Halıkı Lemyezel'in huzurunda artık hesabı tarif edemezsiniz. Gözümüzü yumar yummaz başlar oysa. Burada Ravzai mutahhara arzusuyla, Beytullah arzusuyla yanan bir kimsenin, kabrini ziyaret için kardeşi gider, baki kabristanlığında ziyaret eder. O gün de bir rüya görür. Kardeşi der ki, sen beni ziyarete geldin, burayı öyle kolay basit zannetme. Melekler geliyorlar. Sualp soruyorlar.
Öyle bir melekler ki, onun başında iri gövdeli, sert tabiatlı, Allah'ın kendilerine buyurduğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır. Şu bizim büyük dağlar dediğimiz, bir süphan dağı, bir elçiyes dağı, bir ağrı dağı, bir Everest tepesi, avucunun içerisinde bir buğday tanesi kadar dahi kalmayan melekler. Ben böyle bir yere varacağım. Kardeşim der, öyle sualler soruyorlar ki buraya öyle gelişi güzel girilmez. Şimdi adam tatil yapmak istiyor. Ben diyor çok güzel yerler duyuyorum. Gelin biz tatili Mekke'de Medine'de yapalım. İşte ben de diyor bir omre yapmak istiyorum. Umre yapacaksın muamele için bir paraya ihtiyaç var. Pasaport çıkaracaksın, ihtiyaç ver. Giriş için yol parası, bunun yanında mutlaka yiyeceksin içeceksin. Bir otelde kalacaksın. Belki de bir hediye alacaksın. Ünlü olacak. Buna bir para ister.
Taati, cihattaati, emri bil maruf nehyi anil minkertaati, zikrullah taati, nefsimizi ıslah taati, etrafımızı ıslah etme taati, işimizi gücümüzü helalinden temin etme taati, hiçbir kazancımız yoksa bunlardan ne olacak? Efendimiz buyurdular sallallahu aleyhi ve sellem, müflis kimdir? Ya ilahiyeye geldiğinde, öyle işler yapmış ki, bir kimsenin namusuna hakaret etmişse, gıybetini yapmışsa, o hakkını alacak. İşte o kimseye hasetli gitmişse, o kimsenin malına, canına, ırzına zarar vermişse, olduğu gibi hepsi gelecek ve yakasına sarılır. Diyecek ki benim hakkımı ver. O da benim hiçbir şeyim kalmadı ki. Herkes hakkını ala ala bende hiçbir şey kalmadı. O zaman bizim günahımızı yüklen diyecekler. İşte müflis budur bu.
Üçüncü olarak çok iffetli, namuslu, zahi, ahlak sahibi, edepli, hayali, kötülüğün anası durumunda olan, küçük günahlardan, zina, livata, içki, hırsızlık gibi, büyük ve küçük bütün günahlardan sakınır. El-Rabian hüsnü'l kul. Güzel ahlak sahibi. Entekun ahlakuhu haseneten gayrisiyyye, çirkin olmayan güzel huylarla huylanmış ve yekunah halimen kerimen lebiben Öyle ki sen onu gördüğün zaman, öyle bir gönül var geniş bir kalbin sahibi, Onu gördüğünde bir neşe içerisinde oluyorsun, neşeyle doluyorsun. Kederin, kanın, bütün ızdırabın bitiyor. O da zaten diliyle seni neşelendiriyor. Gözlerindeki tebessümüyle neşelendiriyor. Aşkıyla, muhabbetiyle seni ferahlandırıyor. Çok ikram eden. Halim, yumuşak ol. Allah'ın veli kullarından birisi hilmiyetinden dolayı evlatlarının hatasını da söylemezmiş. Çok hilmiye sahibi haya sahip.
Neden kötülüğü görünce ki, geliyor dergahına veya evine, o kimse için öyle gözyaşı döküyor. Nihayetinde Allah'ımız ona, ona tövbeler nasip ediyor. Gönlünde bir ilahi zevkle Rabbimize dönüşle günahını terk ediyor. Halih, yumuşak. Bizim üstadımızın, üstazı alileri Adana'da kıymetli bir evladına, evlatlarımın biiznillahi teala bütün hataları gözümün önüne getiriliyor. Ben bakmak istemiyorum ama gösteriliyor. Geldikleri zaman başta söylemiyorum ben şefkat ve merhametle yoğrulmuş bir kims muzdarip bir duruma düşürmesinler. Kendisini ziyaret eden birisi, hatayı söylemek istemiyorum anlaşılabilirse anlaşılsın. Adana, tepebağda mübarekhanelerine gelir, Mehmet Ali isminde bizzat kendilerini ziyaret eder. Ayrıldıktan sonra trendir, otobüstür neyse bir vasıtaya biner. Bindiğinde yanına bir kadın düşer. Yolculuk ya, dizi dizine temas eder. Bu dizinin temasında gönlü şehevi arzuyu duymaya başlar.
Dizini çekse çekebilir ama çekmez. Dizi, dizine temas ettiği sürece hayvani bir duygu gönlünde belirir. Ceyhana gelir veya diye bir yere gelir. Bir müddet sonra Sami Ramazanoğlu, Kadde sallallahü Sırrı hazretleri, ondan sonra gelen bir ziyaretçiye, Mehmet Ali tekrar gelsin buyurur. Haber verdiklerinde eyvah'tır. Eline tespihini alır, ceyhanla kırmıt arası estağfurullah hel lahim diye diye ağlaya ağlaya bizleri ıslanır. Hapıyı çalmak için geldiğinde, zile parmağını koyduğunda, üstazı alimiz, Ceyhan ile kırmıt arası okuduğunuz istiğfar sizi kurtardı, bir daha böyle bir harekette bulunmayın, buyurdular. Husnul huluk min ishali ehli cennet. Güzel ahlak, cennet ehlinin huyudur. Onlarda öyle bir güzellik vardır ki, insanların ayıplarını devamlı gizlerler. Ancak hayırla anarlar. Onun hatasını bağışlarlar. Bir kötülük görürlerse onu def eder, onu gizlerler.
Ve inra haseneten edaaha, iyiliği varsa onu devamlı yayarlar. Böyle güzel bir ahlakın içerisinde olurlar. Eğer kişi kardeşinin hatasını örtecek olursa, kusurlarını örtecek olursa, yarın huzur-i ilahide bütün insanların önünde Cenabı hak da onun hatasını örter. Eğer, eğer hatasını yayacak olursa, bütün insanların önünde de Allah'ımız onun hatasını ortaya korur. Bir kere kardeşlerinin sıkıntısını, evlatlarının şeri olan meselelerini halletmek için fıkhi, bilgiye ihtiyaç kadar fıkhi bilgiye sahip olur, ibadete ait, İslam'a ait, ihsana ait bul olun, edebini erkanına haber verir. İslam'ın beş tane temel esası, Kelime-i şehadet ve igamus sela namaz ve I tauz zeka zekat girmek ve savunma olmadan oruç tutmak ve haccul beyti fiil umri merreten insta taal. Gücü yeter bir durumda ise hacca gidecek. Mali duruma sahipse ömründe bir defa olsun hacca gitmek.
Ve amma erkanu iman, imanın rükünlerinden, feye sebah, yedi tanedir, El imanu billahii Teala, Allah'a iman, meleklere, kitaplara, hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna iman, öldükten sonra dirilmeye imandır. Allah'ımızı görür gibi taat yapmak. Allah'ımızı görür gibi ibadet etmek, sen onu göremesen dahi, onun seni gördüğünü bilerek, Dini emirlere, Allah'ımızın emirlerine öyle bir düşkünlüğü vardır ki, beş vakit namazına, cumaya, cemaatle beraber namaz kılmaya hiçbir tembellik ve gaflete düşmeksizin azim ve gayretle, geceler kısa bile olsa, Rabbimizin azamet-i ilahiyesini tefekkürle der-i buhumilmedace yataklardan yanlarını uzaklaştırarak, Rabbimizin rahmetini, ümidvar olarak rahmetinden ibadet ve saatte bulunurlar ve taate düşkün, nafile namazlar gibi, nafile vuruşlar gibi buna benzer taatlerini yaparlar. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin cuma sohbetini dinlediniz.
Kaynak: Genel
Mürşidin Özellikleri ve İyi Ahlakın Önemi | Mihmandar