Mürşidin Özellikleri ve İrşad Sanatı kaydında Çok muhterem efendimim, çok kıymetli katılımcılar hazırun. Cenabı Hak gecemizi mübarek eylesin. Rabbimiz bu birlikteliği nice hayırlara, hayır kapılarının açılmasına, şer odaklarının yok olmasına vesile eylesin. İnşallah üstazı alimizden dinleyeceğimiz her bir sözü hayatımıza geçirip, gündemimize alıp, kulluk hayatımızda güzel bir noktaya…
Mürşidin Özellikleri ve İrşad Sanatı ne anlatıyor?
Mürşidin Özellikleri ve İrşad Sanatı kaydında Çok muhterem efendimim, çok kıymetli katılımcılar hazırun. Cenabı Hak gecemizi mübarek eylesin. Rabbimiz bu birlikteliği nice hayırlara, hayır kapılarının açılmasına, şer odaklarının yok olmasına vesile eylesin. İnşallah üstazı alimizden dinleyeceğimiz her bir sözü hayatımıza geçirip, gündemimize alıp, kulluk hayatımızda güzel bir noktaya…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 16 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Çok muhterem efendimim, çok kıymetli katılımcılar hazırun. Cenabı Hak gecemizi mübarek eylesin. Rabbimiz bu birlikteliği nice hayırlara, hayır kapılarının açılmasına, şer odaklarının yok olmasına vesile eylesin. İnşallah üstazı alimizden dinleyeceğimiz her bir sözü hayatımıza geçirip, gündemimize alıp, kulluk hayatımızda güzel bir noktaya taşınmamızı Cenabı Hak nasıl, üstadımızın müsaadeleriyle malumunuz Cenabı Hak Hazretleri Cemal bahçelerini nasıl ki bize Kuran-ı Kerim'inde bildiriyor, kainatı bir ayet olarak önümüze seriyor denizler, dağlar, taşlar bizlere Cenabı Hakk'a anlatıyor. Cenabı Hak nice cemal bahçelerini de hak dostlarının yazmış olduğu ebiyatlarla, sözlerle gezmemize müsaade ediyor.
Diyor ki kullarım bu güzellikleri bulamaz, bunları idrak edemez, senin dilinle ben kullarıma bunları ulaştırayım ki onlar senin kelamınla, senin kaleminle, senin sözünle bu güzelliklere ulaşsınlar. Biraz önce biz doktor abilerimizle de ders yaparken konuştuk. Orada Hacı Hasan efendimizin çok Sami Efendi Hazretlerini anlatan bir şiiri var. Buyuruyor ki kapalı kalpler açar, gönlüne füyuzat saçar, Mevla'sına nazı geçer, efendim'in sözü başka. Verir ferah nasa saçı, kalmamış afvolmuş suçu, güneş gibi parlar içi efendimin özü başka. Üstat-ı Alimiz hem bu sözlerle bize Sami efendimizi tarif ederken, hem de bize nasıl bir sultan bıraktığını da işaret etmiş inşallah anlamak, ona layık evlat olmak, bu hususta gayret etmek ve hepimiz burada bir hizmetin içerisindeyiz.
Çevremizdeki insanlara, özellikle de genç kardeşlerimize de bu feyiz kablolarını ulaştırma konusunda Cenabı Hak bizlere yardım eder. Buyurunuz efendim. Gidişteki ifadeler hemen hemen görüşeceğimiz konunun özeti mahiyetindeydi. Çünkü İrşadçının hangi evsafta olması gerekir ona en güzel cevap verilmiş oldu. Bir mürşid-i kamili ama şartlarına haiz olan bir mürşid-i kamili gördüğü zaman küfrün içerisinde olanın bile inancı küfürden İslam'a dönüyor. İtaatsız insan itaate dönüyor. Velhasıl aşkla muhabbetle doluyor. İrşad hakkında bazı Ayet-i Celileler onları vermek istiyorum, çok güzel ifade buyrulmuş, Es'alimle. Şunu belirtmem lazım, mesela bu Ayet-i Celileyi okuduk biz. Ar gibi bundaki mana ve sır değil diğer konulara geçmek, bu Ayet-i Celile bile bambaşka esrarın içerisindedir girebilsek, o alana girebilsek ne sırlar var, biz sadece yüzünden haber verir, getiririz.
Sami Efendi Hazretlerini üç kişi ziyaret eder Konya'dan. Saremli, dişi var, bir de Çorumlu Ahmet Efendi. Çorumlu Ahmet Efendi der ki ben yillarca faizlik yaptım, hakikati daha Sami Efendi'yi görünce anladım der. Onları insan müşahede ettiği zaman hayatımın boşa geçtiğini anlıyor. Bu sebeple Esad El birliği Hazretleri'nin dergahında yaşlı yaşlı kimselere kaç yaşındasın denildiği zaman üç yaşındayım, yetmiş yaşında kadar, üç yaşındayım. Yine yaşlı başını dört yaşındayım. Münevver yola şiraten ve min hece buyuruyor Cenabı Hak. Evvela şeriat saniyen tarikat. Biz diyor bu tarikat sayesinde gerçekleri gördüğümüz için hayatımızı heba etmişiz diyor, boşa vakit geçirmişiz. Kendimizi bulmaktır, onların dergahında olmak kendimizi bulmaktır. Kendisini bulan Rabbımızı bulur hiç şüphesiz.
Ayeti celileyi okudum, mal olarak, içinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun, işte kurtuluşa erecekler onlardır. Biz bunun izahına girmiyoruz. O zaman hiçbir konuyu ele alıp işleyemeyiz biz. Bir ihraççinin nasıl olması gerekir, bir sohbet eden kardeşimiz ne gibi vasıflarda bulunması icabında onu haber vermek için okuyun. Hepimiz için önemli ayeti celilede. Burada ayeti celilede bu ümmetin üstünlüğü de haber verilir. Altmış tane ümmet Muhammed'in üstünlüğünü haber veren maddeler hakikatler var. Bir de başta mı? Başta efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in mücide ve seçkin oluşu bütün peygamberler arasında. Şu kadar diyelim, peygamberlerdeki bütün güzelliklerin kaynağı Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'dir.
Çünkü buyuruyor görünüşte ben Hazreti Adem'in evladı isem de bende öyle bir mana var ki Hazreti Adem'in atasının, atası olduğumun şahididir. Bu peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Cenabı Hak anlamayı nasip buyursun, onu anlarsak sünneti seniyyesine sımsıkı tutunuruz. Rabbimiz buyuruyor onlara Hud suresinde kırk birinci Ayet-i Celil çok önemli bu Ayet-i Celil. Biz sadece konumuzla al bir bölüm alacağız. Diyorum ya içine dalındığı zaman çıkacak gibi değil bitmez. İyiliği emredenler ve fenalığı yasak edenler müminlerin sıfatları anlatılırken iyiliği emrederler, fenalığı yasak ederler. Ayet Cellenin devamı şu, bütünlük arz etmesi gereken, bütün işlerin sonu sırf Allah'a aittir. Bu ifadeyi biz Kuran Azimüşşan'da çok görürüz. Nereye giderseniz gidin, geleceğiniz yer bizim huzurumuzdur. Ve vecedu namilu hadira. Hayır ve şer ne varsa hepsini kişi orada bulacak.
Böyle olmasa hayatın tadı olmaz zaten. Bakıyorsunuz her türlü nimetten mahrum. Ama Mevla ile olunca büyük bir devletin ve servetin içerisinde. Veysel Karani'nin, eteğinin az bir açılışında on sekiz bin alemin müşahede edilmesi. Bu diğerlerine hep örnektir. Buyuruluyor, irşadın ne kadar mühim olduğuna dair iki ayeti celile okuduk. Kendi nefsiniz için arzu ettiğinizi, din kardeşiniz için de arzu etmedikçe kamil ünlü olamazsınız. Müzelerin idaresinde olan bir müdür şunu anlattı. Saraylarda müdür durumunda bir paşa geldi diyor. Paşa diyor gezdi, dolaştı. Bu levhaya gözü ilişti. Bu nedir deyince, o Resulullah'ın Hadis-i Şerifidir. Demiş ki beyefendi, her şey bir tarafa, sadece bu gönüllerde ve hayatta hakim olsa hiçbir kavga ve gürültü diye bir şey kalmaz. Müslüman olmanın özelliklerinden birisi şudur, Bunu düşünemiyoruz, düşündüğümüz zaman ortaya çıkar. Bunu kaybetmeyelim biz.
Şu arz edeceğim konuyu, o da kendimiz için ne arzu ediyorsa, karşımızdaki için de aynısını arzu edebilmek. Gerçek Müslüman olmanın işareti budur. Diyeceksiniz ki bu Hadis-i Şerifleri biz binlerce defa bulduk. O duyduklarımız belki tesir etmeyebilir ama bu dinlediğimiz belki gönüllerimizde tesirini bırakacaktır. İnsanların hayırlısı insanlara faydalı olandır. Şunu hatırimizden çıkarmayalım, ne yaparsak yapalım, bir yere mi gidiyoruz, bir yerden mi geliyoruz, ne iş yapıyorsak biz burada rızayı Hakkı kazanacak ne iş yapıyoruz? Diyelim ki amirimiz bizi bir yere görevlendirdi. Eğer görevi görev olarak yaparsak bu kantın görüşü olur. Fakat görevi rızay-ı İlahi için yaparsak o zaman karımız çok fazla olur. Görevi görev olarak ben sekizde başlarım, beşte çıkarım, öyle değil.
O girdiğimde rızkım helal olsun, diğer insanlara da faydalı olduğum için çalışırken bir başkasına da acaba tesirim mi olur? Üç yüz elli sahilellik bir iddianamame hazırlandı, bir zat için hazırlandı. Söylediği söz şu, avukatlara diyor ki bu iddianamede tebliğ var mı? Onu istiyor. Hoşuna benzer, ayran. İçinde ne var? Yağ var. Biz yaptığımız işte yağı çıkaracağız. Hakkın rızasına irmeye gayret edeceğiz. Ömrümüz mahdut, sınırlı. Ne bir adım ileri ne bir adım geri. Bu ömrümüzü bereketli hale getirelim. Bereketi konuşuruz, önemlidir bu bereket, Çok mühim. Evimize girerken besmele ile girmek berekettir Yahudi Besmele ile. Çünkü kişiyi şeytan takip eder. Yahudi Besmeleyi çekerse o eve giremez. Çekmezse o eve dahil olur. Şöyle bir husus anlatılır. İki şeytan bir araya gelir. Fakat biri çok zayıf, biri de aksine çok semiz.
Birbirleriyle konuşurlar, derler ki ne kadar böyle bir zaafa düşmüşüm, öyle bir kimseye musallat oldum ki ama meşru olan yerde, her yerde besmele derken çekilmeyecek yerler var. Hayırlı işlerinde hep besmele çekiyorum. Ne eve girebiliyorum, yerine göre hava çok soğuk, sıcak kolum. Gidip şöyle serinleyeyim desem sıcakta dışarıda kalıyorum, yanıyorum. Soğukta ise donuyorum. Yemeğe oturuyor, euzu besmele ile benim karnım açamıyor. Sen neden böyle yağlı, kilolu, semiz etlisin deyince benim sahibim de hiç Euzu Besmeleyi çekmeyi hatırlamaz. Burda şunu ilave edelim, Rabbimizin izniyle neden nesil bozuluyor? Terbiye hususunda Batılılar, Batılılar sene ayarlarlar. Seneyi tarih korlarlar bir evladın terbiyesinde. Tam da İslam'da bir çocuğun terbiyesinde tarih yoktur. Daha doğmadan önce Çok güzeldi bizim muatifte okurken, Cami Kebir'in Kayseri'de bir imamı vardı.
Hadis-i Şerifleri Kuran-ı Azimüşşan okur gibi okurtu. Hiç unutamıyorum. Ruhu şad olsun ve aynen Kuran-ı Kerim okur gibi hayrunnas, mey yenkaunnas, o kadar güzel olurdu ki Efendimize Efendimize hürmetimizi, saygımızı göstermemizi Cenabı hak Fetih Suresi'nden buyuruluyor. Resulullah'a ikramlı bir şekilde konuşun Allah bile ona ya eyyüen Nebi, Allah'ın güzide, nebisi diye buyuruyor. Bundan hiç kimse alınmasın, bu imanda zafiyeti gösterir. Biz de biliyoruz, Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Allah'ın kulu ve resulüdür. Onun yanında kul ve resul olmak en üstün payedir. Sevgisinden insan, hiçbir değeri olmayan kimseye bile canını feda edecek şekilde konuşur da Allah'ın resulüne bizim yaratılış sebebimiz o. 0 olmasaydı hiçbir şey olmazdı. Onu sevmek yaratılış borcudur, hayat borcudur. Onu tevokir ediyor. Onun mübarek sözlerini tevokir anlayamayabiliriz. Onu hürmetle saygıyla karşılıyoruz.
Mübarek sözlerini de yok. Hiç unutmam Kayseri'de eski derilişlerden birisi. Sami Efendi Hazretlerinin kitabı yeni çıkmıştı, Onu havluya sarmış, şöyle yukarı tutarak getirdi. Bu yanlış mı? Bu insanın itaatini gösterir. Saygıdır bu. Onun kitabını, üstağzının kitabı diye böyle havlunun içerisinde tutarak getirdi. Daha çok dikkat etmemize vesile olur. Hep biliyoruz o Taylandlarda bilmem filan da ayakkabılarının altına yazılan yazıları, bunlar konuşmak istemiyorum. Görüyoruz zaten Kuran-ı Kerim yapma çıktı şimdi. Şunu bilin, kendimi yapıyorum. Kuran-ı Kerim tekkitlerle emer. Biz, biz, biz buyuruyor Cenabı Hak. Kuran'ı biz indirdik, onun muhafızı biz. Kendini yakıyor. El Acile diye birisini hatırlarım, bu Müslüman olan, ben diyorum Müslüman olarak İslam'a gelmedim. Ama Kuran-ı Kerim'i inceledi. Çoğu, bu anlatılır, buna benzer birçok hadiseler var.
Kuran-ı Kerim'deki diyor, o fesahatı, belaatı, o inceliği, o manadaki esrarı gördüm ve hayran kaldım diyor. Muhammed Hamidullah anlatırdı, Rahmetullah Ali. Bir müzisyen ama gelişigüzel müzisyen değil. Notaları çok iyi bilen, notaları çok iyi bilen o yönde hassas. Bir müzisyen artık böyle diyeyim, başka ne diyeyim? Gelmiş Muhammed Hamidullah'a Kuran Azimüşşan'ı hep inceledim, yalnız bir yer gönlüme uymadı. Ne dersin? Neredir deyince, Bakara Suresi'ndeki en son ayetlerden rabbenelle tülhirna, yazılmış böyle, kovanın üzerinde hemze var, o yukarıya çeker. Deyince Şair bir müşrik şair, hem de Sebayi muallakalar Beytiullah'ın üzerine güzel şiir söyleyenler neler? Bunların şiirleri asıl yol, o yedi şairden birisi. Öyle ki devenin tokuğundan yere kadar yüz beyit yazarlarmış. O hurmanın çekirdeği var ya, hurmanın çekirdeğindeki o zarar, muhayile çok geniş.
Bunun çöl iklimi oluşu, çölde bu duygunun daha bir güçlü olduğu halde. Ey sema suyunu tut, ey yer sen de yut. Demiş kızım bunu neden aldın? Efendimizin ona vahyolunan ayat-ı ilahiyeden olduğunu anlayınca, ne kadar yazdığı işitmişler hepsini diriltmiştir. Biz biz olsak Allah'ın izniyle kendimizi irşad etsek, etrafımızda bulunanlar da irşad olur. Sohbet ettiren kardeşlerimiz üç hali elde etmedikçe sohbet yapılamaz. O zaman hepimiz çıkarız, hiç kimse kalmaz. Düşüncemiz ne olacak? Allah'ım en aciz bir kuluyum, inşallah yapmaya muvaffak olurum diye bir tevazağa bürüneceğiz. Bir ders verebiliriz, müsaade edilmiş için. İkincisi, sohbet ederiz. En önemlisi sohbetimizden, alimimizden istifade edilmesi gerekir. Tebrik onu kırk defa açıyor. Araha ara, araha ara gelmiyor ki. Gelmenin sebebi bu. Bir sohbet edeceğiz.
Evrad ve Ezkarımıza riayet edeceğiz, halimizden onlar da istifade edecek, faydalanacak. Hay şerri'deydi, üstadımız teşvik buyurdu, Boğazköprü'de karşılandı hep. O zaman İslam Enstitüsü diyoruz kardeşlerimiz, cuma günü idi. İnanın cuma namazında cami, cami manen çatlayacak zannetti. Öyle bir Allah'ın nuru yağıyor ki zamanın, zamanın vavsil azam bu şey camimiz o zaman, onun bulunmasıyla caminin tavan çökecek sanki. Bu Halis amcayı tanırsınız. Çok kıymetli bir insandı o. Bakmayın bilinmiyor. Onun yazdıkları, çizdikleri altına dipnot düşerek şu kaynaktan aldık, buradan aldık mı diyecek. Onun gönlü kaynak olmuş zaten. Elhalbu, Arşullah, Kezzullah, Beytullah olan niçin kaynak? Hanesindeyiz, ev öyle oldu ki bambaşka bir hal oldu, sanki bayılacak insanına. Ne yapalım dedik. Bir Kuran-ı Kerim'i okuyan olsun, okuyandır o. Artık telefonda oldu Kuran-ı Kerim okundu da ancak rahattırebilir.
Ayaklarından zorlanıyor da aşağıya inmesi, aşağıya indi. Sağ olsun varasın evini tahsis etmişti. Biz gönüllerini isteriz, içmesin. İş bizden kaynaklanıyor. Bizim er olmamız gerekir. Kardeşimiz çok güzel söyler. Böyle birer böyle bir halife bırakır diye. Öyle bir dokunmuş ki maneviyatta öyle bir dokunmuş, ancak onu Allah'ın erleri yapabilir. Müzzemmil suresinde görünmeyen erlerden haber verilir, buraya işaret ederek söylüyorum. Hep zahiren gördüğümüz değil. Bu konulara girmeyelim. Biz irşadın önemine ayet ve hadis-i şeriflerden birkaçını zikredelim, iziniyle Rabbimizin. Ve galaen Nebiu Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ed dinin nasihha, ed dinin nasihha, ed dinin nasihha. Burada üstadımızı demeyim de ne yapayım? Hiç mevzu aramazdı, yanımdayım bizim iznini, hiç mevzu aramazdı.
Oturun Mihraba ve galen Nebi'yü sallallahu teala aleyhi ve sellem ve bir daha Sen bazı nasihat et, müminlere fayda verir. Bu kaynağın için şu ifadeye bakalım. Yağmur yağdığı zaman ekinleri de büyütüyor. Bunun yanında çakır dikenleri olur, yabani otlar olur, bıktıraklar olur. Ona bir şey denir. Çoban, batıran bir şey dediler. Hep onlar da büyür. Müminlerin imanı artar, ayat-ı ilahiye okunduğu zaman, ze'detün imanı küfrün de küfrü artar, tahammül edemez. Allah'ın Resulüne tahammül edemediler. Biz gayet suhuletle onların yolundan gitmeye gayret edelim. Hem Es'adi Erbili Hazretleri'de hem de Sami Efendi Hazretleri'nin mübarek dilinden bizzat işittim. Kendime ait bir şey diyemem ben. Biz ne eksik? Bizimle alakalı olduğu için diyemiyorum. Çünkü biz hiçbir şey değiliz.
Ve galen Nebi'yi sallallahu teala aleyhi ve sellem, eğer bir kimseye hayırda delil olabilirsek, ona hayır gösterebilirsek, onun işlenmiş olduğu ecirden hiçbir şey eksilmeden, o yolu gösteremedi Cenabı Hak buyuruyor. İntiter Suresine bakalım. Tekrar Müzzemmil suresinde aşağıdaki ayet cilvelere bakalım, Kuran-ı Kerim. Ne güzel, Nebevi, şerefli, Allah'ın kitabı. Bu şerefli deyince Mecit kelimesini kullanmamız gerek. Kitabı vecidimiz. Bunu pek duymuyorum. Bu kullanılırsın, çok güzel. Buruc suresinin son ayetlerinde var bu. Kuran'un-Mecit diye şerefli bir kitabımız Allah'ın yoluna davet ediyoruz. Ellul İrşad, İrşad ehli kimdir? Şunu ifade etmem gerekir. Sami Efendi Hazretleri üstadımıza güle güle güle güle, sohbet ettireceksin diye. Der ki efendim ben bir kişiyim. Bunun yanında vilayetler de var. Zaten davet izliyorlar.
Hele bir görevli manevi tayin edildiği zaman hemen Hasan Efendi ile görüşün diyorlar. Size bu yolun inceliklerini haber versin deyin. Allah'a hamd ediyorum hiçbir şey olmasak dahi incelikleri onda gördük. Ritaitler nasıl geçirirler? Nasıl bir hal yaşanır, nasıl bilirlermiş, nasıl güzel talim buyurmuşlar? Her yere gönderirler, böyle tayin olan kimselere. Üstadımız Hazretleri bütün incelikleri Rabbimizin izniyle bilirdi. İrşad'ta İrşad'ta kendileri tayin duyulunca efendim ben tek kişiyim, vilayetler var, ilçeler var, diğer kasaba var, köy var. Niçin? Buralarda bulunman çok zor olur. Söylediğin kimseler de yapabilir mi? Şunu söyleyeyim, bizim halifemiz yoktur. Bize elverdi, Ondan sonra görev bizde, böyle hiçbir şey yok. Diyorum daha ana karnında belli belirsiz çocuğun ismi soruluyor da bu önemli konular neden sorulmuyor? Niye? Yok. İlan ediyorum bizim halifemiz yok.
Ancak tüllere riayet edilmesi için vazifelendiriliyor. O meclisin en aşağısı olduğumuzu bileceğiz. Bu nasıl olur? Bu fakr-i kainatın huzurunda iki şahitle yapılır. Sami Efendi Hazretlerinin İrşad hususunda bir mektup gelir. Mektupları Sami Efendi Hazretleri okuyor. Okurken bir yere gelir, böyle bir sesinde boğulaklık gibi bir hal olur. Okuyamaz, bir ağlama başlar. Esad El birliği Hazretleri oku evladı, oku evladı. Sami ben de şahidim. Meğer aleyhisselatu vesselam Efendimizin huzuruna getiren en az yedilerdir o kadar. Böyle basit bir iş değil bu, çok mantıklı, çok zırhlı. Her şeyiyle mükemmel bir yol, Sıdîk-ı Azam'dan geliyor radiyallahu anh. Oku evladım buyurur. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz, Mahmut Sami'nin hilafetine, kutbiyetine şahit misiniz diye. Essadi El-Bida Hazretleri şahidim ya Resulallah diyor. O Mektubat'ta yüz otuz dört müydü acaba?
Bir baksanıza olur, Mektubat'ta yüz otuz dört yağdırmayın. Orada Sami Efendi hareketlerine verilmiş olduğu icazet çok manalıdır. İlyamı şebabını, ilyamı şebabını şer-i şerifin esaslarına dikkat ederek geçirmiş, tarikat-ı Aliyyenin bahrine dalmış, dalmış, onun bütün letaiflerini gördüm, letaiflerini gördüm. Nefhi ispat ve murakebesine şahit oldum. Anlatırım da vakit buna müsait değil. İrşad vesikasın başlığı bu. Yalnız bunu sadeleştirilmiş, oradan okumayacağım. Bunu aslından okuyacağım. Hiçbir mektupta bu ifade yok. Sadece sanfirik, İhvanı din ve erbab-ı sıtku yakine arzu ifade olunur ki hamili ve rabpare I derlişhanemiz Sami Efendi veled-i manevimiz, manevi evladımız. Dedemin en çok sevindiği nedir? Üstadım bana evladım demiş diyor. Nasıl seviniyor, nasıl seviniyor? Onun evladı olmak kalbinden doğmak demektir.
Eyyamü şebabını gençlik günlerini şeriatı Mukahara'nın dairei mizat dairesinde geçirmiş ve tarika-i Aliye-i Nakşibendi'ye hizmet ve o yolda sarh-ı mesai ve ibraz-ı ciddiyette bulunmuş, olmakla beraber usul ve Kavaid-i Meliye'ye tevfikan ve Hazreti Heceg'nın muamelatına tatbikat evvela letaipe kamsii alemi emir tasfiye, esaniyenin letaipe kamsii alemi halkı teşkil eder. Gayretle amder lillah Allahu Teala asarı muvaffakıyet nasiheyi halinde zahir ve inayeti Samadaniye-i letaif-i aşeresinde bahir olarak usulüne ve vusul için mahsulün marifeti olan argusunu sadık ve şiceri tevidin semeresini iktitaf için, iptal toplamak için mürgü himmetini ve ali ve fait görmüş olduğu gibi her zaman dahi nefis ispat ve murakabat gibi zat ve sıfatını tezyin etmekte bulunduğunu gördüm. Güzelin vasfı bitmez ki, bitmez güzelin vasfı ağaçlar kalem olsa.
Şunu duydum hem Es'adi Erbili Hazretleri dedeme vermiş olduğu İci Hazetname'de, hem de Sami Efendi Hazretleri'nin mübarek dillerinden de duydum. Çok güzel oluyor. Onların dillerinden duymak da bir ayrı tatıyor insana. Etta la la laalel hayri kefail, hayra delil var, onu işlemiş gibi oluyor. Bunu Esad Erbiliye Hazretleri dedem vardığında ifade edince iki halife birbirinin dizine dokunur herhalde bu görev alacak diye. Buyurur ki öyle bir ocak kurmuş ki bu ocak şeriat ocağı, bir kibrit çalmayalım onun için Hukbu Cihan çalar o kibriti. Ve çalmışlar tabii. Hiç pesiz demek ki şahitlerle ifade ediliyor, öyle geliyor. Gelişim üzerinde müstağımızdan bizzat gördüm. Sevgili kardeşlerim, hiç unutmayalım bunu. Hattı bir sabah, Cennetü'l müşahede anlattığı, cennetlerin üstünde bir cennet. Cennette Allah'ın cemali görünecek ne demeyelim. Cennetten Allah'ımız için bir mekan tahsisi olmaz.
Cennetlerin üstünde bir cennet. Orada toplantı kendisine emanetin verildi. Elbette, elbette her şeyiyle mükemmel. Bir de Sallantı-ı Kiram Haziratına baktığımız zaman illa onlara bir varaka, bir icazet bölünmüyor. Hep böyle değil. Diliyle ifade etmiş, diliyle söylemiş. Mesela Efendimiz hazretlerini, Hacı Hasan Efendi, Kaddisallahu Sırra, büyük bir topluluğun içinde üç kere diyor ve kendisi ağlıyor. Ben layık mıyım diyor. Sıddiki ağzıma dayanmamış. Efendimizden sonra halifenin seçiminde diyor işte Ensardan şu olsun, muhacirden Hazreti Ömer radiyallahu anh sen kendini niçin koymuyorsun? Ben layık değilim deyince elini tutuyor. İşte Resulullah'ın sözü gerçekleşti diyor. Bu iş böyle aşağıdan değil, gelişigüzel ifadelerde olmaz. Bizzat Efendimizin Sallallahu Aleyhi ve Sellem onayıyla o makama oturulabilir. Nebilerin varisleridir.
Biliyorsunuz nebiler mal bırakmazlar, ilim bırakırlar ve kutbul irşada geçecek olursak konu çok uzun. Uzun. İrşad mevzuunda düşünüyorum, nasıl geri deyip toparlayabilirim diye. O kendiliğinden zuhur eder zaten, her yaptığı hak olur. Ömer'in dilinde hak caridir buyuruluyor ya. Burada beyan buyurulduğu gibi biz nasıl verelim? Inne lirşada fi'ttarika yebdehu bir mürşid-i hel'azan, mürşid-i Azam'la görev yerine getirilir. Yalnız bu görev yapılırken fe Hakikatü'l emir giden hiye ener resul Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Bizzat Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in işaretiyle görev icra edilmiş oluyor. Mertebetü'l Mürşidillahi adam bunlar da efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ehli küfrün, küfrünü nübüvvetiyle Kuran Azimüşşan'la hepsini yıkmış, kendisi zaten bir nurdur, etrafını da aydınlatan bir nurdur, Allah'ımızın yoluna Celle Celalühu davet ediyor.
Sonra nimeti uzma, bunu Sami Efendi Hazretleri müstağzımza kullanıyor, nimeti uzma diye. Elimizde bir kayıt var, onda da aynı, onda da aynen bu nimeti uzmadır diye ifade ediyor. Buna yakın zamanda kimseyi haber veriyor, müşrik kavmimiz, hiçbir. Nasıl bir vazife yapılacağına dair davette en önemli olan husus Allah'ımızın yoluna hikmetle güzel bazı nasihatlerle davet ediliyor. İrşad'ta icazet bizzat Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in verimizdir. Allah'ın kullarını Hakk'a irşad etmektir. Onların delil olmasıyla hem dünyada hem de ahirete kurtuluşa verileceği haber verilir ve İrşad'ta neyden başlanacak? İlk insanın nefsinden başlanacağı, daha sonra yakın akrabaya essanuku en fusekum ve ehli kum nara, baştan itiz, ondan sonra etraf ve akraba hususunda essanuk veindir aşira tekel akrabin yakın akrabanı, Allah'ın emirlerini imza et, bildir diye buyrulmuştur.
Esad Erbili Hazretleri'nin burada mürşide olan ihtiyaç hakkında çok güzel sözler var. Bunu şöyle anlatmış. Allah'ı unutup da Allah'ın da kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar yoldan çıkan fasık kimselerdir ayeti cellesi icapınca Cenabı Allah zikir ve fikirden hali olan müminlere fasık kelimesiyle tabir uyandık bir yardım diye muhtaçtır. Üçüncü olarak Allahü Teala ve Tekaddes Hazretleri ve sadıklarla beraber olunuz buyuruyor. Mürşitle beraberliğin bir kısmı cismani olduğu gibi bir kısmı da ruhanidir ki bunu rabıta ile izah edebiliriz. Bunun yanında Abdülkerim Cendi Hazretleri'nin tavsiyeleri var. Zaman müsait değil. İnşallah başka zaman anlatmaya çalışırız. Ayrıyeten vasiyeti de var Üstadımızın, onda da bir sohbet eden kimsenin hangi evsafa haiz olmasını ifade ediyor. Tekrar Esad Elbili Hazretleri de Risale-i Esadiye'de ahlak ve evsafını anlatıyor.