Bu şehit mahsuda vesile olduğu sebepten Allah'a kavuşmaya vesile olduğunun sebebiyle ümitleriyle yedi sene günah defterine, amel defterine günah düşmeyene diyorlar. Salih diyor efendimiz. Yani o yola silecek. Silecek. Gelebilirse gelir, gelemese yolda kalsa bile onu götürürler. Yani ahirette onu götürürler. Birik yeri makama çıkmasa yine kurtulur. Çünkü yolla bu yola düşmüş elhamdülillah. Hani ümit etmeyelim. Yalnız üsttüfa'dan için kafasın ayın kaide etmezsen, cart faydan olur. Allah bize, bize, bu tip yapıvanımıza bir an efendimizi unutturmaz. Amin. İş buradaymış. Neehenge bura, kaybede eylesin niye de olamaz denildi. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem devamlı müşahedesine faiz olan hasret budur. Zira fena pişrik olmak Resulullah'ın salavesinin fena olma, olacak fenafillah mukaddemedir.
Bu tebessüm bazı erbabı ta demiştir ki eğer Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem hazretleri tarifen, Alper katıl ahir-ı Müktarı muhtedim olsa kendimizi zümrayı müşrüğünden at yetmezdik. Yani ve acene okununca anlayalım, biz anlıyoruz. Fenatül mürşit, fenatül gusül, fenatillah. Bunları ayrı ayrı mizahta çok Veysel yer alırız. Bunlar geldik, fevbanne olur. Sahadei kiram vallahi diyor Resulullah'ı göz açıp imana kadar unutacak olursan kendimi Müslüman da nakletmem diyor. Buradan gelsin ki diyor, siz arkasında ayın mürşidinizi sahip ederseniz müritten değersiz. O müriyi doğmaz. Yani çığırsam da cesaret etsem yine bunu diyeceğim. Bunu dinleyelim. Mürşide mürşillah huzur edebi, mutlak gene, mürşide de huzur edebiydi. Piuz'l mevsu panieyi budur. Oradaki bir haczu zahir, bir haczu zatında.
Justzu zahir, huzur ebedi oldukça yemin etmiş, şimdi kuyuya içinden olsa yetmeyerek, kutunun da boynu ev şöyle durağı ki yani ne amele okuyacağınıza yüzüne bakmak sonra der göz hakkını koymuş olur. Bu gece de muhalifmiş. Mürit, Musul'un yetine nazar etmeyerek huzurunda önüne ev şöyle durur ki, oraya bir abd Memluk malik olan Sultan'dan kenara herif yere huzuruna girmiş gibi huzur eder. Bir köle efendisinden kaçmış, buraya huzuruna geçmişler de mahcup yüzüne bakamazsın. Efendinin yanında mürit huzuruna. Çünkü anlaya anlatırım. Kuran'dan türar edip mürit hududuna girmiş gibi husulede, mürit'in ömrü olmadan yorulmaya şu ayakta dünya'ler. Bakın, şöyle ne oldu be? Lahazayı şeri ve tarikatta bilmiş gibi veya maslahat bilmiş gibi olmasa kendinden kelama irade işlemeye. Ne yapıyor oğlum ey insanı?
Kim önce, kendiliğinden efendim şöyle oldu, direkt öyle böyle ettiler, filan beni göndermeden şöyle mani oldu filan. Lafa böyle başlamamalı. Sussak bu sıra bir müşkülin varsa şöyle söylemeli. Yani ebedi buldu, şunun yanına var ne yazıyor. Adil etmeye. Çocuğu mürşette hazır olanlarla tekellim etmeye, mürşeti kamili var. Onun yanında şurada çok sevdiği Tukaş da var. Bizim için çok sevgili ve her türlü konuştunuz. Efendimiz var, sana nasıl konuş Toptaş da iyi misiniz? Aman, direkt, seslenmeyeceksin diyor. Bir şey mi var çünkü? Tekellimeti her ne kadar şu olsalar da efendimizden başka yine bir müşir, bir müşir, daha dört sene müşir olsa tek efendimiz'e yenesiniz, şeyini oturulur. Mühim ustalar da konuşulmaz, düşünmez onlarla. Anlamaz mı? Tekellimden itiraz eder.
Bağışık olan kimse maşunun gayreden müstağni olduğu halde nice durursa öylece durup mecliste, onunla asla iltifat etmeye, çok aşık olduğun nişanlısı var. Ondan başka kimseye bakmayı azdır. Şu nişanlarını şöyle. Mürşidin aşık olmuş, ondan başka bir yere bakma imkan yok. Efendim işte, memnun Efendi diyorlar. Filan da Mürşid diyorlar. İsmail Akka Efendi diyorlar. O zaman karşıdaki iki çatal eden, üç çatal eden, çakan çakan geçmez. Onun için yüreğimin başka şahıs ziyarete geçmesi bile caizdir. Efendimiz bütün müridin içinde bizi gönderir. Çünkü ben efendimizin çok ali olduğunu bize giden girdiği teveccühten onun gibi güçlü bulunmadığını parlattığını bir kimse. Diyor ki vardır ışıklar onun ya, Efendimiz'in halifesi kadar kalıyor anca efendim. Görüşüm. İyi de Oğuz yolu. Haydi mürşidinden başka bir mürşide gitsin. O da havaya bağdaş kuruverdi, oturdu. Suyun üstünden yürüyor.
Abu, bu efendim daha iyi gibi işte. Böyle pozunuverirsin onun için doğru der. Daha büyüğünü gösterebilir. Yarışı yarışı kerametle yapmazlar onlar. Tasarrufla yaparlar. Teveccühle yaparlar. Şeriata bağlılıkla yaparlar. Allah ayırmasın. Zira müridin müridin, tahzını tazmin-ı Haktaliye içirür. Mürşide Allah için hürmet ediyor. Allah rızası için hizmet ediyor. Allah rızası için hitap etmiş. Şirse şifreyi yapmamış. Allah'a vesile yani konuşmaya vesile olduğu için yapmış da olduğundan ana tağşuk ve taavün hakikatte bari taalayadir. Hani Ramazan daha beşinci sınıf daha evvel. Öyle bir yazdık. Sen de yardım etsin. Toplu'a yazıyorsun. Halbuki seni cihan gibi seviyor ama düşünüyorum. Niye seviyorum ona? Hani Sami Efendi'nin çok sevgilisi olduğundan seviyorum. Baktınız mı, kim deniyor? Hani Sami Efendi niye o kadar sevindiği kalbinin derinliklerine baktın mı diyor çocuk?
Resulullah'ı çok sevdiğinden Resulullah'ın zehirli olduğundan seviyorum. Bunu Resulullah'ı kim seviyorsun? Resulullah'ı niye seviyorum olayı düşündün mü diyor. Baktım diyor Allah'ın Resulü diye seviyorum. Haraya da sevgimin Allah'a olduğunu bildi. Böyle şuurlu mektup yazmışsın ki diyor kardeşim diyor, ellerinden gözlerinden, yukarı ben de ayıktım o merfudumu sen diyor. Biz sevdiğimizi Allah için sever, yediğimizi Allah için yeneriz. Sonra o için Mürşid neye bağlı mı? Bizi başka anlamasın millet. Ve de ki şakirt ve gözleri yumuk bu şirin hudu ne? Süfut ve gözleri yumuk. Olduğu halde durup istifaza ekin kazabı birle yanına oturursa, hani iki katınaırsa gözüne bakılır, sözü dinlenir, böyle burnun durursun, gözü yumuk. O zaman ayıp olur ama böyle yalın huzuruna iletti iki dersinden konuştu, sükut ettim ve mengözler eğip, kalbimi kaçarsın, üzülme ve istediği kadar döker. İstediği kadar.
Allah'ın istediği kadar döker. Göğsü o. Bu kurban bu kadar döker, o kadar döker. Ondan sonra, Allahü Asr-i ahir, Allahü Asr-i aşkın yerin mi sözünü açmış değil mi? Sen ve zaten geri kendi yanına. Daha çok üzmem için şaramtırıyorsun. Kız benim haber veriyor. Adamın hakkını öyle yapardır. İmamı fazla isim tezahürü bir ve batılın müteveccih olan, elhasıl mürşideli Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve tealanın naidi, yekili sultan adliye diye mürşidine olan muamelesini Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem sultan olan muamele gibi zira hadisi şerifte Gereksiz olduğu için ordunun sevabı beraber görüşecekler. Evinin içinde bir alim ümmetinin içinde bilmediği gibi. Yani, enbiya, nasılsınızsa ümmetin içinde eliyle amel etmiş kutlu cihanımız gibi bizzat da ümmetin içinde yani embiya olamaz. Dedim, nutufre var insan. Onun gibi vazife görüyor demek buyuruyor. Misal bu.
Ve ulemayı ümmeti, benim ümmetimin uleması ki enbiyayı beni İsrail, beni İsrail, nebileri yedi irşad ederler. İnşaat vazifeleri yani terter. Kendileri o derece değildir. Ne oldu? Onun günahı itikadımız bozulur. Allah Allah dedi ki ve ya Resulallah ya Resulallah, Allah dedik mi Resulullah küfre varır. Diyor ki de bu var bildiği rabıta devrinde hulüp Resulullah dedik mi küfre varır? Evle ayrı, hem bile ayrı, Allah ayrı, onlar ayrı, hadi bakalım. Anlayabildiniz? O ayeti cilna iyi çalıştığı çabaları piç-i siye de var. Allah rızası için milleti doğru yola gelme, yetmem için seksen beşle doksana yaklaşan kutlu canımız şimdi diyor, eşemizi vallahi diyor, deli kanı gibi diyor. Eyvallah. Beş altı yedi saat konuşturuyor. Kitabı almak isterler bu işte. Enbiya'dan gelen bir kuvvet, bu vadi enbiya olduğundan yorulmasına yayılıyor. Anamız demiş ki tabii elinden alalım.
Rica edin yani sizden ayrılınca çok hasta oluyor. Ruhunlar, Allah rızası olsun, aynen olsun, dursun evlatlarımın yolunda ölese. Böyle fedai can ediyorlar da şu oraya beyazlayalım haşa. İki yüz gündür hatta evden, iki yüz gündür. Hazır bunu yaptık da o iki defa ne? O zaman dayanamadı ağlayantan kalkar gittiler. Bir daha peki. Geç. Sonra o sohbetimi yerleştirdim. O 0. Ondan gördüm mı hastalığım geçer vazifemi yaparım ondan sonra yıkılır. Allah rızası için yaparsan şöyle yapılıyor Celalet ile amin olamayan, eliyle amel edemeyen alim himare müşabih, müessbe müşabih. Mekteb'in sırtında yük var, götürüyor. İşte kitap mı olur mu bildiği yok. Bak olmuş, kabul da olmuş. Yani Arapçayı tak, tak, konuşuyor. Hiç, amel diyor, sen ne sefa o diyor Allah'ım. Ha, bu, hatırlamıyorum mı? Biz ayettınız. Bunları, insani Mekke'nin katında varamazdık diyor, kitap götürüyor gibi işte.
Timuçin Arifi billalara diyor o valfi enbiyati. Öyle olunca amin olan alim ile hayra amin olan birinde tekavut kesirdi. Belki bu gıybet imvası birbirine mukabelesi caiz değildir. Filandır da bir lira var bu kadar. Efendimize benziyor diyorlar. Cahil değildir. Keşke, hatta eyle. Allahü Teala'nın ne buldun lan? Birbiri, imruükle nasıl emri der. Kürsiye çıkart, şöyle oruç tutacaksın, gözüne de bık duracaksın, harama bakmış. Yani bir de gözü harama bakar. Birine yalan söylüyor, yirmi de yalan söyler, gıybet eder, belki iftira da yine öyle. Bu şekilde diyor, konuşan diyor ulema diyor Allah diyor. Hey kulum, yani alimim diyen kulum okuyan, niye ben kendi Mersin'i unuttun da indiren iyiliği emresin diyeceğim? Yani şundan başka yüzük ara yok dünyada, ziyarete. Hacet gününden en şiddetli hacet gören alimin hocalardır. El bir kendine menfaat eder.
Hoca demet de caizdir yanına da varma namatını diyor. Onu doğru yoldan hayır. Oğlum aman inatlıyor. Ne yani, nal yapıyorsun? Hadi Sami sen içini içtin ha bu savunacak? Efendi deva verince kendi de mahvoldu, yargı da delalet etti. Hep beni tarikatından mahrum aldı. Buyrulmuştur. Ehlmiyle amin olmayan alimler hakkında valizi esrar hasıldan firavun olmakla tarifi ihvadan müstağnidir. Çok yani tarif etmek çok müş gibidir. Çok konu hakkında hadisler, ayetlerine var da onu şimdi diyemeyeceğim diyor kitap sahibi. Diyeceğim ancak. Huzur edebe olur ki rüşvet huzuruna vardır da kalbi gafil, ya kalbinde bir havatır veya imtihan veya itiraz yahut adebi nehir, keramet olmaya. Bunları huzur ki olmayan bir işin huzuruna varacak. Bunu okuyayım mı şimdi zor anlamaz ama keyif olduğu için ne bileyim dinleymeyi dinleyemez.
Batıl huzuru edep olur ki müşirin huzuruna varınca, müşit huzuruna vardıkça kalbi katil olmayacak. Daima kalbini bir diğer taş şeklinde açıp koyacaktır. Bizim böyle bir hedefimiz vardı. Kalbimi ebune yatırıp ne desem veyahut kalbinde bir hava katır. Kalbinde hava katır. Efendimiz'in şahsım yeryüzünde iyi görünmüyor. Kendi ayna olduğusun senin şahsım onda görünüyor. Böyle aman gemiye benim bu, görünüş benden. Veyahut imtihan, efendimizi imtihan etme veyahut itiraz sözüne itiraz etme veyahut ademin neyin ondan kalbini başka tarafa etmek ve keramet istemez olmaya zira bunların kürsü kalbi mürşidin müritten methetini boz gitsin. Senden nefret eder Ege bir insanlığının imkanı bulunması. Onlar olmasın.
Zira her mürşidin mürşidin kabri ve mevası vardır E denildi ki semaya mürşidin kalbinde arı peteklerin yeri gibi, İsrafinin surunun yeri gibi bütün müridin yolu varmış onun kalbinde herkesin bildiği yer. Bütün dünya müride ustaymış. Bütün ne gezer diye böyle geçti Adem Aleyhisselam'dan bu ana kadar hargal demesi kadar kalıyormuş kalbinde. Sen kalbi aşrullah diyor ya, karşı da demişler sancısı de, Arjav'dan, sererim de burada var diyerekten dersirde dinledik. Ne kadar mevcuda varsa kumuhunlar ve çağırlara kadar o sarı karıncalara kadar karşı adamın direği var. Bir riyanın arası bir senelik yuvadır. Karşı adam olursa kalbi bütün dünya müridi olsa hardal yemesi kadar herkesin de genç kalbinde yeri varmış. Yeri olanların sonu, Allah kalbimden ayırmasın. Biz onun içindeyken biz dışarıya çıkmaya çalışıyoruz. Saltalayı demiyoruz.
İşte bunu yazmış efendim illa okun diye ben de sizi Allah'ın izniyle şimdi okuyun, sonra okuyun. Mevla denildi ki semayı sabitten birinci ırkten semadan arz-ı sütlüye sıfk olmak, düşmek erbabı batın kalbinden sabit olmaktan hayırlıdır. Dünyanın gözünden, kalbinden düşmek semadan kes de düşsem yere diyor daha hayırlıdır. İndikat semadan. Paraşüt yok, bir şey yok elinde. Beş yüz senelik, bir senelik yol olan semadan düşüyorsun böyle. Düştüğün zaman ayak bir yanına geliyor, başka bir tarafa geliyor. Gelen arayacağımız var ya, düşünce en büyük parçası kulağa kadar buna gailim ya Rabbi beni evliyanın kalbinden düşürme. Hikmet de bizim edepsizliğimiz, hayasızlığımız, yattığımız kusurlardan oluyor. Allah cümlemzi hususunu affetsin, düşmesin. Allah Allah. Sabitten ağzı süt ye, sıhhat olma ezabasın namazında olmasından hayırlıdır. Keşke gözden düşsem. Böyle sana tövbe Allah'a sığınırım.
Allah'a sığınırım. Evliyaullah'ın kalbimden düşmeye ya Rabbi. Sana sığınırım, beni düşünme diyor. Zira ashab-ı batıl'ın kalbinden rızık olmak nazarı maliktir, ebedi helak olmuştur. Kıl sebeptendir ki ehlullah nazarından sıkıp nazarı haktan suhuta bahistir. Allah'ın nazarından da o anda düşermiş. Mevlihullah kalbimden düştüm mü Allah'ın nazarından düşer. Henüz yansıyor. Mevlana Halid Kitabının el yazına hazır böyle İhram duysun diyeyim. Her ikinci mürşit huzurunda gafletten beri olduğu halde vukufu kalbi kalbe vakıf olup böyle kalbi düşünen sabıt ve feyzü batiii talip olarak kalbini müşilin kalbine ala ve şerhi maateke, mürşidin tevatür ve iltifatına nasa nadir ola, hanım feyzü ufuzu sebti illa edip yüridin kalbine hukuk olduğu yakinen itikadi diye her ne kadar feyiz bir tuzak itmezse de yine yakın müdahil olmaya.
Hem fiil alıyorum, onu kalbinden benim kalbime fiil takıyor diye bile ama kendi bilemiyor. Hep? Yani kendine anlaşılmıyor ama nasıl elmalar, armutlar, üzümler kendi kendine yetişiyor, doğru da oluyor. İnsan bilmeyerek yetişiyor diyor eşinin böyle rabbilasını yapa yapa. Ne bileşke geldi? Üç şeyden bilir. Allah'a muhabbeti çoğalır. Allah'tan çok korkar haram ne hususasında. Kusurüne söyleyemez. Üçüncüsü de ibadetini kolay yapar. Önüne kolay gelir. Bundan bilir ki tereddüt şöyle kalırsınız söyle elhamdülillah. Başka bilemiyor ama bu var. Zira idrak, gusülla şart değildir. Bilmek vakfın olmaya, şah gelir elde, bir mesele geliyor. Bir mesele değil. Ben de bilmiyor ama buradaki vakfın konmesin makinenin çektiğinden, sonradan geliyor. Bulunuyor, değil mi? Efendim gitsin, söyle bilmezsin. Belki şaft olan mürinin mücedrek itikadıdır. Ben alıyorum. Usul-u feyza husnü zannıdır.
Husnü zannedecek ki ben feyiz bana geliyor. Salsa yatıyor yapıyor şafı alıp Müşrik bir hikaye ehli dünyayla konuşuyor. İşte özdüze kariföz bakılacak, şu şey yok. Senin yanında otururken sana teveccüh ediyormuş, ona da konuşuyor. Ana konuşuyor. Benden haberi yok giyme diyor aman diyor. O senden ayrıldığı yok. Demek mürşidin kalbinde sen nefret etmezsen itiraz lazımdır. Şöyle oraya bakalım yine. Huzur-u mürşitte bulunmaları müride zarar vermez. Huzur mürşit de kurudu, taklit etmeye, çöp oturmaya huzurunda. Bunu alacaksan halk oturmayla memnunsa da illa biraz daha hazır, ricayıların kalbi sarıyorsa yediler. Alırsa fikir diye. Ama oturmayı da tatmin etmeyin. Zira, müşhimin kalbi nefret etmesine itiraz lazımdır. Nefret ederse, tel eyazübillahi teala anzalik diyor yine. Allah'a sığınırım mürşinin kalbinin benden nefret etmesinler.
Şimdi ben şimdi çıktım paçalalığa giderken hem lüzumsuz şekilde geldi. Efendim o dayanamadım da geldim dedi. Gel geliyormuş maksada. Ta babamın zamanında yıklarımız. Yalan söylediysem bir daha gör oğlum, bir daha incindi. Bir de geldi şeyin gitti. Kendine de tüm iltifat ettim. Davaten önüne yedirdin, şöyle gönderdim. Yemini billah etti. Üç ay oldu diyor. Ezimize kadar şehir gelmez bana diyor. Niye ne oldun öyle? Aşkımpaşa'da oldum diyor. Neden olduysa bilmem efendim de çok beni secdeye varmak ettim. Yettiyeler de. Ve içini fazla yani bir ikram böreği o iş açmamalı. Kanlının terliği. Pek muhtaç olursa düşünülüyor o da sanır. Biliyorsun, bir nere nere yardım ediyor. İki, efendiğin vaaz dediği yere revize gelmez. Doğru gel. İki, üçüncüsü, üçüncüsü efendime dayanamadım da geldim diyen şurada aylar geçiyor gelmiyor da Kardashian Paşa var mı yani dayanamadığında? Iblab Şenesi da oraya geldin.
Onun için doğru gelin. Allah da uzun versin. Allah'ım. Bir dakika, müşhimin batından katil de zahiriyle meşgul olmaya, içinden katil olup da bu şeyle meşgul olmaya, saçı şöyle dökülmüş, saçı böyle olmuş, filan böyle, bir an bırak onlarla meşgul olma. Teyze, teyze batından mahrum kalmaya, kalmaya. Bir dakika, bir kişinin zahiri erbabı lahin için. Dış insan, bütün insan dış insanlar için batını ehli batın içindir. Bir dakika mürşidim ahir kimseye anlatır ve tekerleğim edip benden hatindir, benamdan nice istifade edebilirim, nasıl şehzadım değil, hatırına getirmeyerek bu hatıra mürşidi. Milleti itikat. Belki Asü'zam'dan neşebiler. Mürşidini çok görmüş, küçük vermiş onu esü'l zannetmiş onu müşriklerler. Halbuki herhalde andan istifaza hafidir. Her zaman birer mürşit bir mertebelerdir ki halk anı haktan iştigal edilemez. Hakla meşgul olmasıyla haktan gafil değildir.
Belki cemiyi ki müritler, anıt vasıf kalbinde havza mutalıdır. Hayat demiş diyor, değil mi? Mismuraymış o. Hadis-i Gusül bu. Ma vesani, re yesani, ne varmış? Ma esani, albüm ve le semayı. Yiyiler Kürtler beni içine alamadın diyor Allah. Sığmam. Gitimden münezzehde. Çok göğü güzel diyor Allah. Ben sığmam. İlle hep sıkarım. Kamilin, mümin-i kamilin kalbine sıkarım. Yani yerler de almaz, lüpler de arş-ı ağızdan da almaz deliye. Büyük koku canların kalbine, evliyaların kalbine sığar. Bunların kalbine benim ilmim, muhabbetim sığar. Necaşi bu. Yani benim daimi onun kalbinde duruşum var. Sudunu cahille o onun kalbinden çıkmam, kınarım oraya. Yine öyle bir düşünecek, bu öyle bir düşünecekemez ama hoca Allah benim tınbımı isin derdimi diyor. Bana haddi berip zamanından yakın diyor. Diyor kendi Allah. Siz neredeyseniz kullarım ben oradayım diyor.
Naime Allah Allah olduğundan onun kalbine kırarım diyor. Böyle olunca aşağı zam almıyor. Bir yerler, dörtler almıyor da diyor Allah'ı. Evliyaullah'ı kalbi alınca bütün dünyevi de olsa hazzam demek, sanıyorsa. Anladı ya da. Hadis-i Kudsi buna şahid-i kafirdir. Şeyhini bir mezhibe takdir takdir eder ki eğer şeyhim olmazsa bunu yemince eğer şeyhim olmasaydı şu bunu de beni Rabbime İsa edecek şirk yoktur. Yani efendim olmasa baştan hiçbir şey yani Allah'a vasıl edemezdi böyle bile iki itikadede, böyle uyuk iradeyeye. Dediler ki mülahaza bu alemde bir Ehad mevcut olmaya, bu bünyeden birçok kimse mevcut olmaya akcelle ve ala'dan gayri şehit baki değildir. Şu aklıma vasfı olun. Baht da olan