Mürşid Ve Mürşit İlişkisi ve Manevi Terbiye kaydında Günah düşmeyene diyorlar. Salik diyor efendimiz. Yani o yola süluk etmiş. Gelebilirse gelir, gelemese yolda kalsa bile onu götürürler. Yani ahirette onu götürürler. Giripleri makama çıkmasa yine kurtulur. Çünkü yolla o yola düşmüş elhamdülillah. Hani ümit kesmeyelim. Yalnız istifadan için kaftatül ayn kaybetmezsen cart faydan olur. Allah…
Günah düşmeyene diyorlar. Salik diyor efendimiz. Yani o yola süluk etmiş. Gelebilirse gelir, gelemese yolda kalsa bile onu götürürler. Yani ahirette onu götürürler. Giripleri makama çıkmasa yine kurtulur. Çünkü yolla o yola düşmüş elhamdülillah. Hani ümit kesmeyelim. Yalnız istifadan için kaftatül ayn kaybetmezsen cart faydan olur. Allah bize, size ve bir çift ikramınıza bir an efendimizi unutturmasın. Amin. İş buradaymış işte. Nehenki bura, gaib öyleyse ümit olamaz denildi. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem devamı müşahedesine bahis olan hasraf budur. Zira fena pişrik olmak Resulullah'ta Sallallahu Aleyhi ve Sellem'a fena olma, konudaki fenafillah mukaddemedir.
Bu sebepten bazı yer bu infak demiştir ki eğer Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in azapları tarfa, tarfa, tars, tars, tars, tars, tars, tars, tars, tars, tars, tars, tars, tars, tars, tars, tars, tars, tars, tars, tars, tars, tars, tar zümrayı müsliminden addetmezdik. Yani buraya acele okuyunca anlayamazsın, biz anlıyoruz. Fenafil mürşit, fenafil resulül, fenafillah. Bunları ayrı ayrı izah hatta çok teypten yer alırız. Onlar geldik, sevmeyenler olur. Sahabe-i Kiram vallahi diyor Resulullah'a göz açıp yumağına kadar unutacak olursam kendimi Müslüman'dan atletmem diyor. Buradan kıyas edin ki diyor siz tarkatün ayn mürşidinizi kaybederseniz müritten dayansınız. O mürit olamaz. Yani tüysam da ders tarif etsem gene bunu diyecektim. Şimdi dinleyelim. Mürşide, mürşidle huzur edebi, mutlak gene. Mürşid ile huzur edebiydi. Feyzun mevku feleyh budur.
On dakika, bihacbıl zahirdir, bihacbıl batındır, bihacbıl zahir huzur edebi olur ki mürit mürşidin günahkarinden mazhar etmeyerek huzurunda boynunu evip şöyle durağı ki, yani öyle habire okuyacağımıza, gözüne bakmak doğru der, gözaltında koymuş olur. Bu devirde muhalifmiş. Mürid mürşidin yeçine nazar etmeyerek huzurunda boynunu eğip şöyle durur ki buraya bir Abdi Memlük malik olan sultandan final edip geri huzuruna girmiş gibi huzur eder. Bir köle efendisinden kaçmış, geriye huzuruna getirmişler de mahcup yüzüne bakamaz bu koyun. E kendisinin yanında mülk bu demez. İyice anlayalım efendim. Sultandan kira edip yere huzuruna girmiş gibi huzur eder. Mürşid'in emri olmadan oturmaya, şu ayakta dünyayla, otur bakalım. Dedim, ne otur be. Lakaza-i şerr'i veya tarikatta bir müşkeli veya maslahat mürşid olmadıkça kendiliğinden kelama iğrazı eyleme, ne var be oğlum, iyi misin sen?
Demeyince, kendiliğinde efendim şöyle oldu, direkt öyle böyle ettiler, filan beni göndermedin, şöyle mani oldu filan. Lafa böyle başlamamalı. Bu sorduk sıra bir müşkülin varsa şöyle söylemeli, yani ebedi bu müşkülin yanına var mı yoktur? Hazelemeye. Huzur-u mürşidde hazır olanlarla tekellüm etmeye, mürşidi kamili var. Onun yanında şurada çok sevdiği top Topbaş da var. Bizim için çok sevgili ve sevistir, konuşuruz. Efendimiz varken, nasılsın Topbaş Bey, iyi misin? Aman demek hiç seslenmeyeceksin diyor. Bir şey mi var çünkü? Tekellimeti her ne kadar şirk olsalar da efendimizden başka yine bir müşit, bir müşit daha dört tane müşit olsa tek efendimiz yerle fülür, çekilir, oturulur. Müşid olsalar da konuşulmaz, görüşülmez onlarla. Anlamaz mı? Tekellümden ihtiras eder.
Mürşid Ve Mürşit İlişkisi ve Manevi Terbiye ne anlatıyor?
Mürşid Ve Mürşit İlişkisi ve Manevi Terbiye kaydında Günah düşmeyene diyorlar. Salik diyor efendimiz. Yani o yola süluk etmiş. Gelebilirse gelir, gelemese yolda kalsa bile onu götürürler. Yani ahirette onu götürürler. Giripleri makama çıkmasa yine kurtulur. Çünkü yolla o yola düşmüş elhamdülillah. Hani ümit kesmeyelim. Yalnız istifadan için kaftatül ayn kaybetmezsen cart faydan olur. Allah…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 10 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Aşık olan kimse maşunun gayreden müstağni olduğu halde nice durursa öylece durup mecliste onlara asla iltifat etmeye, çok aşık olduğun nişanlısı var. Ondan başka kimseye bakmayı arzu etmez şu nişanlanmış olayı. Mürşidine aşık olmuş, ondan başka bir yere bakma imkan yok. Efendim işte Menzüm Efendi diyorlar, filan da mürşit diyorlar, İsmail Hakkı Efendi diyorlar. O zaman, kalkıcı iki çatal eden, üç çatal eden çakan çakan geçmez. Onun için müridin başka şeyle ziyarete gitmesi bile cahil eder. Efendimiz bütün müridin içinde bizi gönderir. Çünkü ben efendimizin çok ali olduğunu bize verdiği teveccühten onun gibi liste bulunmadığını anlattığı bir kimseye geliyor ki, bu aldığımız ışıklar onun ya, Efendimiz'in halifesi kadar kalıyor anca benim. Görüşün. Böyle olunca olur. Haydi mürşidinden başka bir mürşide gittim. O da havaya bağdaş kuruverdi, oturdu. Suyu üstünden yürüyor.
Abo, bu efendimizden daha iyi giyinmiş de böyle bozuluverir. Doğru ne biçim? Doğru der. O daha büyüğünü gösterebilir. Yarışı, yarışı kerametle yapmazlar onlar. Tasarrufla yaparlar, teveccühle yaparlar, şeriata bağlılıkla yaparlar. Allah ayırmasın. Zira mürşidin mürşide tazim-ı Hakta, zira müridin mürşide tazim-ı Haktaala içindir. Mürşide Allah için hürmet ediyor. Allah rızası için hizmet ediyor. Allah rızası için intisap etmiş, şıh ı şıh diye yapmamış. Allah'a vesile, yani kavuşmaya vesile olduğu için yapmış da, olduğundan ona tağşuk ve tazim, habigatta bali tealiyedir. Eder. Anne Ramazan daha beşinci sınıftaydı. Mektup yazdık. Ben de yardım ettim. Topbaş'a yazıyorsun. Amca seni canım gibi seviyor ama düşünüyorum niye seviyorum onu? Hacı Sami Efendimizin çok sevgilisi olduğundan seviyorum. Baktı mı niçin dönüyor?
Hacı Sami efendimizi niye o kadar seviyorum diye kalbimin derinliklerine baktı mı diyor çocuk, Resulullah'ı çok sevdiğinden Resulullah'ın vekili olduğundan seviyorum. Değil mi? Resulullah için seviyormuşsun. Resulullah'ı niye seviyorum ola diye düşündü mü diyor. Baktım ben diyor Allah'ın resulü diye seviyorum, hayatta sevgimin Allah'a olduğunu bildim. Öyle şuurlu mektup mektup yazmışsın ki diyor kardeşim diyor ellerinden gözlerinden öperim, ben de ayıktım bu mektubumuzdan diyor. Biz sevdiğimizi Allah için severiz, yediğimizi Allah için yereriz. Biz onun için Mürşideliğe bağlı mıyız? Bizi başka anlamasın millet. Medaki, sakin ve gözleri yumuk. Mürşirin hudu ne ya? Süput ve gözleri yumuk olduğu halde durum istifaza için tezahüru birle yanına oturursa, böyle kitabın okursak gözüne bakılır, sözün dinlenir, böyle boynu yumur, gözünü yumurman.
O zaman ayıp olur ama böyle yaldız huzuruna iletti. İki dersinden koştu, sükut ettim hemen gözlerini, kalbini açarsın öyle böyle. İstediği kadar döker, istediği kadar. Allah'ın istediği kadar döker, gürültüsü o. Bu gruba bu kadar döker, o kadar döker. Ondan sonra Allah, Allah, Allah, Allah, Allah, Allah, Allah, açıktan açtın dedi mi? Gözünü açmış demek oluyor. Sen de gözünü açın dedi kendi yanına Fakat çok üzmemek için müsarab gür oldu. Peki, dedim. Ondan sonra. Hırskelerim haber verirdi. Adana'nın arkalı öyle yapardım. Ben aptal'ına, öyle yapardım. İstifaza için tazarrubiyle bahını müteveccih olan Elhasıl mürşidini Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve tealanın naibi, vekili sultan addeliğe, mürşidine olan muamelesini Resulullah sallallahu teala aleyhi ve sellem sultan olan muamele gibi, zira hadisi şerifte Bunları da istersen söyleyeyim. El ulema verasetul enbiya. Verimiz beni ulema.
Enbiyalar çıktı, kürsüde vaaz geldi, milleti irşad etti. Bunlar da icat etti. Veres olduğu için orada da sevabı beraber gelişecekler. Kavminin içinde bir alim, ken Nebi yepi ümmetiyi, ümmetinin içinde bir Nebi gibi. Yani Enbiya nasılsa ümmetin içinde ilmiyle amel etmiş kutlu cihanımız gibi bizzat da, ümmetin içinde keenle, yani enbiya olamaz. Bunu dedin mi küfre vardır İslam. Onun gibi vazife görüyor demek buyuruyor, misali bu. Ve ulema-yı ümmeti, benim ümmetimin uleması beni İsrail nebileri gibi irşad ederler. İrşad vazifeleri yani benzer. Kendileri o derece derler. Ne o zaman günah iftiradınız bozulur. Allah Allah dedik. Ya Rasulallah, ya Rasulallah, Allah dedik mi Resulullah'a küfre bağıralım. Mürşidi, mürşidi, kurban olayım diye rabıta devrinde mürüzüp Resulullah dedik bu küfre bağırır Evliya ayrı, Enbiya ayrı, Allah ayrı, bunlar ayrı ayrı makamdır anlayabildiniz mi?
Ulemadan murat muktasayye ilvila amin olan arifi billahtır. Böyle ulema eğer kürsünün takasında duran, yani ulema veresat ulen diyen devir haşa. O arifi billah çalıştığı çabaları hepsi bir deva. Allah rızası için milleti doğru yola getirmen için seksen beş ya doksana yaklaşan kutlu canımız şimdi diyor, geçen bizi vallahi diyor deli anne gibi diyor. Beş altı yedi saat konuştur diyor. Kitabı almak isterler. Bu işte enbiyadan gelen bir kuvvet. Bu böyle varisi enbiya olduğundan yorulmasına iniyor. Anamız demiş ki, kitabı elinden ananı. Rica ederim yani sizden ayrılınca çok hasta oluyor. Hufullar Allah rızası için, aile mes'ul sözleri. Ben kulaklarımın yolunda öleceğim. Böyle feda-i can ediyorlar da. Şu oraya kıyaslayalım haşa ve kella. Ona kıyaslayalım. İki yüz gündür hasta evden iki yüz gündür. Hangi gün yastıkta o iki defa ne? O Mehmet dayanamadı ağlamaktan kalktılar, gittiler.
Bir daha peykum. Yine o sohbetimi yerleştirdim. O, 0 ne? Ondan geldim hastalığım geçer, vazifemi yaparım, ondan sonra yıkılırım. Allah rızası için yapılırsa şöyle yapılıyor tarif. Zira kelam-ı rabbaniye delalet ile amir olamayan, ilmiyle amel edemeyen alim fimare müşabih, merkebe müşabihtir öyleler. Merkebin sırtında yük var, götürüyor. Üste kitap mı olur mu bildiği yok. Okumuş, hafız da olmuş. Yani Arapça'yı taklit takır konuşuyor, hiç amel etmiyor, zannete bak o diyor Allah'ım ısmarladık. Hafız, atılı ne? Neydi Ayet-i Celilehum mirut Tevrat'a? Bunları misali merkebin sırtında vagüyor, kitap götürüyor gibi işte. Onun için arif-i billahlara diyor o varisi enbiyadeyi. Öyle olunca amil olan alim ile gayrı amil olan dininde tefavud kesilirdir. Belki bu vi vechima mukabelesi caiz değildir. Filan da biz de ona bu hocalar efendimize benziyor demek caiz değildir.
Teşbih vurmasın demezsin olmaz yani. Zira Hak Teala gayrı anil olan diyor ya. Allahü Teala kızım ne buyuruyor bak? Ete emuru nen nasa emri der. Kürsi essi kat şöyle oruç tutacaksın, gözüne de tutturacaksın, harama bakmış. Kendi de gözü harama bakar. Birine yalan söylüyor, biri de yalan söyler, gıybet eder, belki iftira da eder. Böyle. Bu şekilde diyor, kurşun diyor ulema diyor Allah nefsini unu diyor. Ey kulum, yani alimim diyen kulum okuyan neden kendi nefsini unuttun da inlere iyiliği emretsin diyeceğim. Yani ondan başka yüzük ara yok dünyada, gören alimin hocalardır. El bir kendine menfaat germemiz. Hoca demek de caiz değil. Yanlara varmamalı diyor. Seni doğru yoldan ayırır. Doğru yoldan. Boyacılığı, ağacı hocanın birisi yoldan ayırdı, deli oluverdi tarikatta. Şu rabıta oğluma ne yapıyorsun, ne yapıyorsun, ne yapıyorsun, hadi Sami sen dikilmişler rabıta olunacak.
Efendimiz de verirince kendi de mahvoldu, yargı da del etti. Ebedi tarikattan da mahrum oldu. Melaekavli şerif ile iteab buyurulmuştur. İlmi ile amin olmayan alimler hakkında valizi ihbarı hasırdan firavun olmakla tarifi mihbardan müstağnidir. Çok yani tarif etmek çok müşküldir. Çok konu hakkında hadisler, ayetler ne var da onu şimdi diyemeyeceğim diyor kitap sahibi. Diyeceğim ancak. Allah bir haszu zatın huzur edebi olur ki rüşet huzuruna vardık da kalbi gafil, ev kalbinde bir havatır, ya imtihan, ya itiraz, veyahut ademin meyil, keramet olmaya, bunların birisi olmayan rüşirin huzuruna varınca. Yirmi sayayım mı şimdi zor anınız? Ama keyif olduğu için nereden dinleymeyi dinleyen lazım? Batım huzuru edep olur ki, müşidin huzuruna bağırınca, müşidin huzuruna vardık da kalbi gafil olmayacak. Daima kalbini bir beyaz taş şeklinde açıp üne koyacak. Bizim böyle bir evlatımız vardı.
Kalbimi eugene yatır, ne diyeyim? Veyahut kalbinde bir hava katır. Kalbinde hava katır. Efendimizin şahsı niye böyle iyi görünmüyor? Kendi ayna olduğu için senin şahsın onda görünüyor. Böyle aman demeye benim bu. Görünüş benden. Veyahut imtihan, Efendimizi imtihan etmek veyahut itiraz sözüne itiraz etme veyahut ademin meyil, ondan kalbini başka tarafa etme ve keramet istemek ummaya. Zira bunların küllisi kalbi mürşidin müritten nefretini mühlettin. Senden nefret eder, ebedi çeyiz almanın imkanı bulunmaz. Onlar olmasın. Zira her mürşidin mürşidin kalbinde makarrı ve mevası vardır. Denildi ki semayı mürşidin kalbinde arı peteklerinin deliği gibi, İsrafinin surunun deliği gibi bütün müridin yeri varmış onun kalbinde, herkesin girdiği yer. Bütün dünya müridi ustaymış, bütün ne gezer, İbn-il'den geçti Adem Aleyhisselam'dan bu ana kadar hardal denesi kadar kalıyormuş kalbinde.
El kalbi Arşullah diyor ya, karşı da deyim isterseniz size Arş-ı Arz'dan. Pelerinime bu da vaaz derken de direkt öyle dinledik. Ne kadar mevcudat varsa, kumukunlar ve çağillara kadar, o sarı karıncalara kadar Arşiazam'ın direği var. Hit, direğinin arası bir senelik yol gibi. Haşa, adam olursa kalbi, bütün dünya müridi olsa hardal denesi kadar herkesin de bir kalbinde yeri varmış. Mürid olanların, o kız Allah'a kalbinden ayırmasın. Biz onun içindeyken biz dışarıya çıkmaya çalışıyoruz. Davuta gidemiyoruz. İşte bunu yazmış efendimiz illa okuyun dedi. Ben de size Allah rızası için okuyorum. Vedaha denildi ki sema-i sabitten, birinci gökten semadan argo süfliye sıkıp olmak, düşmek erbabı batın kalbinden, sıhhat olmaktan hayırlıdır. Evliyanın gözünden, kalbinden düşmek semadan keşke düşsem diyor yere diyor, daha hayırlıdır. Birinci kat semadan. Paraşüt yok, bir şey yok.
Elinde beş yüz senelik, bin senelik yol olan semadan düşüyor böyle. Düştüğün zaman ayak bir yanına geliyor, baş bir tarafa geliyor. Geleni alacağını çıkar ya düşünce en büyük parçası, kulağı kadar. Buna gayelim ya Rabbi beni evliyanın kalbinden düşürme. Amin. Düşmek de bizim edepsizliğimiz, hayasızlığımız, yaptığımız kusurlardan oluyor. Allah cümlemizin kusurunu affetsin, düşürmesin. Amin. Allah Allah sabitten ağzı süfleye sıhhat olmak erbabasın altından usan olmaktan hayırlıdır. Keşke gözden düşsem. Böyle Arapçada bir Allah'a yalandır. Allah'a sığınırım Evliyaullah'ın kalbinden düşmeye ya Rabbi. Sana sığınırım, beni düşünme diyor. Zira ashabı batın kalbinden sıdk olmak nazar-ı maliktir, ebedi helak olmuştur. O sebeptendir ki ehlullah nazarından, nazarı Hak'tan suguta bahistir. Allah'ın nazarından da o anda düşermiş. Mevlaullah'ın kalbinden düştüm mü Allah'ın nazarından düşer.
Efendimiz yazıyor. Mevlana Halid Ziyaüddin b Bağdadi'nin kitabını el yazsınlar abi. Böyle ikram duysun değil. Okuyoruz, bahistir. Her şimdi mürşid huzurunda gafletten beri olduğu halde vukufu kalbi, kalbe vakıf olup böyle kalbini düşünen zabıt, ve feyz-i batıni talip olarak, kalbini mürşidin kalbine ala, vech-i rahatçele, tezahürun rabıta edip mürşidin teveccüh ve irtibatına nazır ola, hanım feyz-i ufuku seddi illa edip müridin kalbine vukuf olduğu yakinen itikadi diye her ne kadarı feyiz idrak etmezse de yine yakınımız cahil olmaya. Ben feyiz alıyorum, onun kalbinden benim kalbime feyiz akıyor diye bile ama kendi bilemiyor. Yani kendine anlaşılmıyor ama nasıl elmalar, armutlar, üzümler kendi kendine yetişiyor da öyle oluyor. Ufon bilmeyerek yetişir diyor, meşinin böyle rabıtasını yapa yapa. Ne bilebilir ya geldi? Üç şeyden bilir Allah'a muhabbet için vardır.
Allah'tan çok korkar haram ve hususatında, küfürüne söyleyemez. Üçüncüsü de ibadetini kolay yapar, kendine kolay gelir. Bundan bilir ki terakki etmiş. Böyle kardeşlerimiz yok elhamdülillah. Başka bilemiyor ama bu şart değildir. Bilmek, vasıl olmaya şart değildir. Bilmese de geliyor. Bilmese de geliyor. Kendi bilmiyor ama yerdeki vak'ın önündeki makinenin çektiğiyle durmadan geliyor. Böyle oluyor değil mi? İstersen bilsin, ister de bilmesin. Belki şart olan müridin mücahede itikadıdır. Ben alıyorum. Usul-u feyza hüsnü zannıdır. Husnü zannı diyor ki ben feyiz bana geliyor, Galata yapıyor, yapıyor, şafalar, ı ıh, dedirttirmiyor ama feyiz geliyor diye biliyorsa geliyor, Geliyor. Bir dakika ehli dünyaya ve gerek bir hasbil maslahı vel iktiza, dünyadan bahsedilen, huzuru mürşidde bulunmaları bünyeye zarar vermez.
Mürşid birisiyle ehli dünyayla konuşuyor, işte evimize kalorifer takılacak şu şey yok. Sen yanında otururken sana teveccüh ediyormuş, ona da konuşuyor. Ona konuşuyor, benden haberi yok BİM'e diyor aman diyor. O senden ayrıldığı yok. Zaten mürşidin kalbin, ben nefret etmekten itiraz lazımdır. Şöyle oraya bakalım gene. Huzur-u mürşidde bulunmaları müride zarar vermez. Huzur-u mürşidde buğudu taklit etmeye, çok oturmaya huzurunda gönlünü alacaksan az oturmayla memnunsa o illa. Biraz daha durur rica ederim, kalbi sarıyorsa ölür eder. Sarıyorsa peki der ama oturmayı da tatmin etmeyin. Zira mürşidin kalbi nefret etmekten ihtiras lazımdır. Nefret ederse, diyor yine. Allah'a sığınırım mürşivin kalbinin benden nefret etmesinden. Bir arkadaşımız, baştanpaşa'da vaaz verirken lüzumsuz şekilde geldi. Efendime dayanamadım da geldim dedim. Cevceliymiş maksadı. Ta babamın zamanında ihbarımız.
Yalan söylediği için bir daha gönlüm, bir daha incindi. Bir de gezişi incitti. Kendine de çok iltifat ettim. Dua dedin, ne yedin dedim, çok gönderdim. Yemini billah etti, üç ay oldu diyor. Zezrü zaten darp feyiz gelmez bana diyor. Nerede olduğunu öyle? Açtım paşada oldum dedi. Neden olduysa bilmem efendim de çok beni sevdi, hürmet ettin, ihtiyar eder. Şu içim orada yani bir ihvan böyle avuç açmamalı. Amının terliği beni. Belki muhtaç olursa düşünülüyor o da tarih. Biliyorsunuz diye nere nere yardım ediyor. İki, efendiğin vaaz verdiği yere zerre gelmek. Doğru değil. İki, üçüncüsü, üçüncüsü, efendime dayanamadım da geldim diyen burada aylar geçiyor, gelmiyor da Tadaştım Paşa'dan mı yani, dayanamadığında inkılap senesi da oraya geldim? Onun için doğru, diğer kulunu verdim müşriği, sırtladan kesilmiş. Allah kızdırmasın. Efendim.
Allah'ım, nitekim mürşidin batundan gafil de zahiriyle meşgul olmaya, içinden gafil olup da dışıyla meşgul olmaya, saçı şöyle dökülmüş, karşı böyle olmuş, filan böyle, beni bırak, onlarla meşgul olurlar. Teyze, feyz-i batından mahrum kalmaya, kalmaya. Zira mürşidin, Zahidi erbabı zain için, dışı insan, bütün insan, dış insanlar için batını ehli batın içindir. Ve dakika mürşidim ahir kimseye nazar ve tekellüm edip benden gafildir, benandan nice istifaza edebilirim? Nasıl feyzabım değil, hatırına getirmeye ki bu hatıra mürşide gılleti itikad ve belki ha suyu zandan neş'e ettiler. Mürşidini çok görmüş, küçük görmüş olur ve suyu zannetmiş olur mürşidler. Halbuki her halde andan istifaza hasıldır. İyi zaman, zira mürşid bir mertebelerdir ki halk, anı haktan iştigal edemez. Hak'la meşgul olmasıyla halktan katil değildir. Belki cemi-i müritler, anın vasatı kalbinde hardal misalidır.
Hayat demiştin değil mi? Yes-i buraymış o. Hususa ma esani ardu ve la semai illa kalbi abdil mümin. Hadis-i gusubu. Ma vesani'dir, yesani, değil mi varmıştınız? Ma esani alvin ve le semayı. Yirler, gökler beni içine alamadı diyor Allah. Sığmam. Mekenden münezzeh ben. Çok büyüğüm ben diyor Allah, yani sığmam. İlla sığarım. Kalbi abd-ül mümin, mümin-i kamilin kalbine sığarım. Yani yerler de almaz, gökler de arşı-ağzam da almaz beni ya. Bu koku cihanların kalbine, evliyaların kalbine sığarım. Onların kalbine benim ilmim, muhabbetim sıkarım. Mecası bu. Yani benim daimi onun kalbinde duruşum var. Huzuru daimle o onun kalbinden çıkmamış, sıkarım oraya. Yer öyle bir düşünce, böyle bir düşünce demez ama o bacağın Allah benim gönlümün içinde gibi diyor. Bana hapli berit damarımdan yakın diyor. Ve huve makum eyleme küntüm diyor kendi Allah. Siz neredeyseniz kullarım, ben oradayım diyor.
Daima Allah'a olduğundan onun kalbine sıkarım diyor. Böyle olunca arşa ağzam almıyor, yerler gökler almıyor da diyor Allah'ı, Evliyaullah'ın kalbi alınca bütün dünya müridi olsa hardal denesi kadar tanıyor kalbinde. Hannahebe. Hadis-i kudsi buna şahidi kak ettim. Şeyhini bilmiyor mertebe takdir takdir eder ki eğer şeyhim olmasa ruh-i zeminde, eğer şeyhim olmasaydı şu ruh-i zeminde beni Rabbime isal edecek şirk yoktur. Yani efendim olmasa başta hiçbir şirk beni Allah'a vasıl edemezdi böyle bile itikadi eder, böyle itikadi eder diye. E belki mülahaza bu alemde bir Ehad mevcut olmaya, bu dünyada ilk kez kimse mevcut olmayan Hakcelle ve Ala'dan gayri şey, yani efendim olmasa başta hiçbir işe yok beni Allah'a vasıl edemezdi böyle bile itikadide, böyle itikadide diye.
E belki mülahaza bu alemde bir Ehad mevcut olmaya, bu dünyada bir tek hiç kimse mevcut olmaya hakcelle ve aladan gayri şey baki değildir. Rabbime vasıta olan şey alır. Pes indi. Mevcudat baştan ayağa kendi müşahedesinden madum olduğu için halk kendi levham ettiği halde cümle eşya kendi manzarımda madum madum mesabesinde olduğuna binaen bir kimsenin Tanrı ve levhaminden havf etmeye. La yekunellevmete lai. Efendimiz bunu okudu bize. Kokayserili Mehmet Efendi buralara geldi niyet ya, ihvanları çok mutlu görüp. Efendimize buradan giden şey durdu bu şimdi nedense. Bir sene ne geçmeden ne bir ispat tarif ederdik. Kalbini, ruhunu, sırrını, atabilir, nefsini, nefsini, nefsini, nefsini, nefsini, zikri, nefsini geçen, zikri, önünü bitirir, ne bir ispat tarif ederdik.
Efendimiz de o başarı bağ öğlerinde Nurhan dersini ne ispattan, Nurakabalar, zikri sultanından neden haber verirken, Mehmet Efendi oturamazsam, Mehmet Efendi çık diyorum diyor efendimiz. Çıkmıyor diyor, gene gelip oturuyor. Bir iftira düşmüş Efendimizin ailesine duymuş Hasan Efendi de çok genç olduğundan. Orada yetmiş kişiyle Kurdoğlu'nun evinde toplanmış, tabii zikretmişler. Başına bir iş. Zikretmişler, başına bir iş getirir diye korkuyorum deyince validemiz ağlamış, bir genç çocuğa filafet derdim, seni tehlikeye düşüreceksin deyince efendimizin de tabii keşfe bazı katılırmış, bazı açılmış, bazı hiç olmazmış. Yahu niye böyle etti diye bu da rüyamda gördüm. Efendimiz de arkasını döndü böyle mektup yazıyor. Şu yufkalarım onun yüzünden beni Edirne tutturdu. Kendi reddolundu kovuldu, tarikattan yani. Ondan sonra Efendimiz huzuruna vardım. Ömer de Allah önümüz de hadissin. Amin.
Bazı bir şeyler de demişse de bin koluyla halal olsun. O da cihanın damadı olur. Kolundan da yaparmazsan efendi geldi dedi. Dursun bulmuş, duysun beni. Ayağa bak. Yani dünyanın binası kurulduğunda bersus da beraber durulmuş bir şehir. Büyeli eyleveler geliyor oranın ziyaretini Kuran'dan gördükleri için onlar geliyor da ziyaret dönüyor ama bir katil insanı buradaki takdir ne kadar da Ashab-ı Kerim ziyaret edip gelmek yerinde. Bu cihanın damadı olur. Bölümden da efendimiz efendi geldi nedir? Hırssun bunu, buyursun dedi ayağa kalk.
Kaynak: Genel
Mürşid Ve Mürşit İlişkisi ve Manevi Terbiye | Mihmandar