Mürşid-i Kamille Ruhen İrtibat ve Ruhaniyetin Gücü
Mürşid-i Kamille Ruhen İrtibat ve Ruhaniyetin Gücü kaydında Bir mürşid-i kamille ruhen irtibat. Ruhi alaka. Bu hayatta iken rabıta yapılıyor ya. Ahirete göçünce rabıta yapılabilir mi diye. El an yapılır. Çünkü cismine değil de ruhaniyetine dönüldüğü için onun ruhaniyetine. O zaman kılıç kınan çıkmış gibi oluyor. Izdiac ettikten sonra. Tabii yapılabilir. İrtabata şey ü fil hubli Ali gabi. Böyle…
Mürşid-i Kamille Ruhen İrtibat ve Ruhaniyetin Gücü ne anlatıyor?
Mürşid-i Kamille Ruhen İrtibat ve Ruhaniyetin Gücü kaydında Bir mürşid-i kamille ruhen irtibat. Ruhi alaka. Bu hayatta iken rabıta yapılıyor ya. Ahirete göçünce rabıta yapılabilir mi diye. El an yapılır. Çünkü cismine değil de ruhaniyetine dönüldüğü için onun ruhaniyetine. O zaman kılıç kınan çıkmış gibi oluyor. Izdiac ettikten sonra. Tabii yapılabilir. İrtabata şey ü fil hubli Ali gabi. Böyle…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 18 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bir mürşid-i kamille ruhen irtibat. Ruhi alaka. Bu hayatta iken rabıta yapılıyor ya. Ahirete göçünce rabıta yapılabilir mi diye. El an yapılır. Çünkü cismine değil de ruhaniyetine dönüldüğü için onun ruhaniyetine. O zaman kılıç kınan çıkmış gibi oluyor. Izdiac ettikten sonra. Tabii yapılabilir. İrtabata şey ü fil hubli Ali gabi. Böyle rabıta bağ manasına gelir. Böyle irtibata şey fil habli, bir şeyi iple bağlamak. Rabıtun, alakatın beyne şeyeyni. Yani rabıta dendiği zaman tek taraflı olmaz rabıta. Kelime anlamı da o zaten. İsneğin beyninde müşarek ettin. İki kişi arasında olur. Müridle mürşit arasında tecellidir. Ruhi alaka nedir? Şeyh ile mürid arasındaki bir akit, anlaşmadır. O ders alıyoruz ya, ders aldığımızda onu bir mürşid kamil olarak biz kabul ediyoruz. O da eğer kabul buyurursa biz de ona evlat olmaya ahdediyoruz. Böyle bir akit kuruluyor. Şeyh ile kurulan alakadır.
İlla bu irtibat hayattayken olmaz diyor. İlla hayattayken olacak diye bir şey yok. Zaten o ölmeden evvel ölmüş o. Onun şu vücudu haber olmuş ona. Nefsani arzu tamamen bitmiş. Hep rahmani hal kalmış. Zaten diyor bu bağlılığı şeri esasa dinimizin, dinimizin koyduğu esaslara muvafıktır diyor. Bir kere onu şeriat tasdik edecek. Tarikat da tasdik edecek. Gelişigüzel bir alaka kurulmaz demek istedi. Şehha kalbi bağlamak. Bir kere şuna inanın diyor. Siz bağlandığınız bizzat peygamberimizin emir buyurduğu, Mürşid I kamil sizi Allah'a ulaştıracak. Buna diyor inanın. Yapmış olduğu tavsiyeyle zaten onların eserlerine baktığımız zaman mesela sahabeleri ele aldığımızda altıncı musahabe, orada bize neyi anlatır? Zikrullah'ın lüzumunu anlatır. Ondan sonra keşif nedir, keramet nedir, bunun yanında rabıta nedir, alır, Süleyman Aleyhisselam'ın hadisesini anlatır. Onu insanın hayatıyla alakalandırır.
Süleyman Aleyhisselam'ın çok büyük bir varlık sahibi olduğunu ama o varlığı hiçbir zaman bir peygamber için bunu ifadede zorlanırız. Yani bir nefsani hal yok. Acaba şükredecek miyim etmeyecek miyim diye Allah beni imtihan ediyor buyuruyor. Her türlü nimete mazhar İslam'ın hakimiyeti için o. Hep bunları ifade eder, anlatır. İnceleyebilsek okuduğumuz zaman çok önemli esasları göreceğiz. Mesela neyi göreceğiz? Orada bize Allah'ımızın ilmi sonsuzdur. Vesiyat, ilmi, külleşi. Onun ilmi her şeyi kuşatmıştır. Onun sonu yok. Azameti ilahiyesi o da sonsuz. O zaman biz Rabbimizin emrine uyduğumuz zaman ve omuz maassadikin sadıklarla rabıta zaten. Kalbi alaka. Bunun sonu yok. İşte rabıtayla biz hangi noktaya geliriz? Rabıta ile biz aynen şu leyleklerin yuvasındaki yavrularını dışarıdan getirmiş olduğu yiyeceklerde beslemesi gibi.
Ta ki palazlanırsa, kanatlanırsa, uçar o da rızkını temin edecek hale gelirse anası onu bırakır. Der ki sana artık ben yiyecek getirmeye gerek yok, sen kendi yiyeceğini buluyorsun diye. Yine mürşid-i kamil'le alakalı olmaması mümkün değil. Yine alakalı yol gösterir o. Yolun sıkıntılarını söyler. Aman ha, şunlara dikkat edelim, riayet edelim. Adam diyelim uçakta giriyor. Gidiyor ama uçağı kullanabilmenin, bir pilot olabilmenin çok büyük hususiyetleri var. Orada bir yere yanlış dokunacak olsa Allah korusun. Her şeyi tespit edilmiş, ayarlanmış. Rüzgara göre nasıl yapar, nereden esiyor? Sonra hava şartlarını her şeyi gözetler. O bulutlara girişinde neden her şeyinde yerine göre biz duyuyoruz mesela. Uçakların koskoca fezada birbiriyle çarpıştığını duyuyoruz. Bunda bile esas var ki değil ki Allah'ımıza vuslatta dikkat edeceğimiz çok esaslar var. Mesela mezalitil akdem diye bir konu var.
Ayakların kayma makamı. Allah korusun. Mesela büyüklerimiz burada ne yapmışlar? Rabbamıza son derece teslim olmuşlar. Nefsani hiçbir hale fırsat vermemişler. Geldikleri noktayı korumuşlar. Mezar ligıl aktam ayağın kayma yeri deyince onlar işte belli bir yere geldik, artık tamam dememişler. Diyoruz ya ilmi ne kadar genişse, azameti ilahiyesi sonsuzsa onlar ilerledikçe ilerlemediklerini anlarlar. Allah'ımızın yüceliğini gördükçe hiçbir şey yapamamışız demeye başlarlar. Acziyetini bilirler. Acziyetini bilmeleri Cenabı hak'ı tanımalarından dolayı. Aleyhissalatu vesselam Efendimiz Allah'ı en çok tanıyanınız benim, en çok korkanınız benim buydu. Buralarda geldiği makamı, mertebeyi korumayı bilir. Mesela bazen duyuyoruz, adamın elleri öpülüyordu. Ta eller üstünde çok vasfediliyor, övülüyor, dinleniyor, etrafına toplanılıyordu. Ne oldu buna? Ne oldusu? Daha içimizde ders yükselmiş.
Belki murakabelerde son murakabelere kadar gelmiştir. Ama ahlaki güzelim olmamış. Ahlaktaki bir bozukluk gerisin geriye düşmeye Allah korusun vesile oluyor. Bunu müftahı kulub'ta da açıklar, üst ağzımızla çok güzel misal belirdi. Mesela on katvina yapıyor. Biz on diyelim. Fakat temelde üstadımızın beyanı barut çuvalları var. Şimdi biz buna barut çuvalı demeye gerek yok. Tahrif kalıpları diyelim. Onlara bir ateş isabet edecek olsa o bina gürül gürül kılar. Nefsin hiçbir kıvılcımı da kalmayacak. Diyor ya İbrahim bin Ethem Hazretleri'ne üstazı, siz diyor onun ökçesine demir ayakkabıyla basın, ne derse bana haber verin. Basıyorlar şiddetli bir şekilde. Et sıyrılıyor, kemik bölünüyor. Sadece belihte kaldı diyor. Ben diyor, belih padişah olduğumda bunun cevabını verirdim. Ama ben katiyen artık bundan sonra la fa ile illallah makamında, her şeyin Allah'tan olduğunu biliyor.
Büyük bir teslimiyet, bağlılığın içinde. Bu belihte kaldı demesi bile kendisine hata oluyor. Hala diyor, belihin kopusu mu var? Kim mur üstüne mor olacak. Bizi teslim ettikleri kimseler öyle gelişigüzel kişi değil. Bir Sami Efendi hazretlerine teslim ederken bizzat peygamberimizin onayıyla geliyor sallallahü teala. Üstazımız hakeza. Bazı noktalardaki yanlışlıklar yine hep gösterirler. O ana kuşun yuvaya getirdiği yiyeceklerle beslenmesi rabıta dönemi. Ondan sonra yedi kat semayı yok bilip kalbini arşa ağzıma açıyor. Ama tam inanacak diyor. Kalbini tam mürşid-i kamilin kalbinin altına koyacak ve inanacak ki hatta Ben bu vesileyle Allah'a vasıl olacağım, kavuşacağım diye inanacak diyor. Zaten gayeleri o. Kendilerini de hiç bırakmak istemezler zaten. Şeyhinin suretini ta efendimiz aleyhissalatu vesselam'a varıncaya kadar mürşidi kamiller vasıtasıyla devam ettirir.
Şimdi peygamberimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem ondan itibaren Sıddti Gağız'ın, Selman-ı Farisi, Muhammed bin G-asın, Caferi Sadık, Bayezıd Bistami, Ebul Hasan ı Harakani, daha aşağılara doğru gelirsek sıralama olarak bunlara bir aşağı girmesi bile doğru değil. Sıralama olarak imamı rabbaniye, Muhammed Masum, daha sonra ta'l Hakkari, ta'l Harevi, Es'adi Erbili, Sami Efendi Hazretleri ve üstağızımız. Bu minval üzere hepsinden devrederek ne yapar? Peygamberimize ulaşır. Mürşid-i kamilden aleyhisse-ü vesselam efendimize kadar. Bu düşünceyi kaybetmez. Oturarak yaptığı gibi hayatta da bunu düşünmeye başlar. Düşünür ki kolayca erişilebilsin. Aslında rabıta şudur. Mesela bir fidan. Biz bunun tabii toprakla alakası olmasa fidanın gelişmesi mümkün değil. Ama bu toprak ne yapar? İşlenir. İşlenir. Birine göre gübresi verilir. Suyu verilir. Gerekli ilaçlamalar yapılır.
Güneş olmayınca hiçbir şey olmaz. O güneşten de ışığını alır. Bu okuduğumuz istiğfar, tevhid, salavat, bölüm tefekkür hep bunlar. Bunun gibi. Ama rabıta güneş gibi asıl yetiştirecek olan o. Bunu Esad El Bida hazretleri sonra ifadeyi değiştirmişler Mektubat'ta. Allahu alem kendisinin ifadesi bir at arabası olur, bilirsiniz. Bunun girişi var. Bir de şimdi çok süratli iki yüz elli veya üç yüz kilometre süratinde giren hızlı trenler var. Bu diyor rabıta aynen buna benzer. Rabıtayla olgunlaşabilmek, gelişebilmek. Buna çok ağırlık verirler. Asıl ruhi olan saatlerdir bizi geliştirecek olan. Bu buna çok önem verilir. Metaiflerin geçilmesi de zaten rabıtanın gücüne bakar. Bu eski değirmenlerle, ancak misal veriliyor, bu eski değirmenler de suyun yoğunluğuna göre. Su ne kadar kuvvetli olursa o kadar değirmenin taşı dönüyor.
Bizim harp letaifimizin taşı, ruh letaifimizin taşı vesait letaiflerin dönebilmesi için rabıta, rabıta vesilesiyle aldığımız huyuzatı ilahiyenin çok güçlü olması lazım. O zaman yerine göre çok kısa bir zamanda, mesela dedem Rahmetullah Ali üç gün içerisinde tamamlamışlar. Burada üstadımızın yetiştirdiği bir kimse mürşidin gerekliliğini onun için söylüyorum. Bir hafta içerisinde tamamlıyor. Hatta ilahi tecellilere mazhar oluyor. İlahi tecellilere mazhar oluyor. Son zamanlarında, son zamanlarında üstadımızın yerine başka bir kimseyi tercihe kalkıyor. O tercihe kalkınca üstadımız üzülüyor, onu yetiştirmeye gayret etmiş. Bir hafta içerisinde tecelli rencide olması rencide olması ta aleyh-i istih-i Sina vesselam efendimize kadar uzanıyor. Mesela bizim Mürşid-i kamillerimizden biri var. Dudakları çok kalınmış. Müritlerden biri buna biraz garipsel hal arz ediyor.
Değil o mürşid-i kamil diyor, Resulullah'a ulaşıncaya kadar sallallahu aleyhi ve sellem bütün mürşid-i kamiller rencide oluyorlar bundan. Hep birbirleriyle alakalı olmuş oluyor. Efendimize ulaştığı zaman, bu irtibat öyle ulaşması cereyan. Mesela biz elektrik düğmesine bastığımızda en uzak belde diyelim, değildir de. Diyelim yüz kilometre ötedeki lamba yanıyor buradan şeye düğmeye bastığımız zaman. Bir anda, ki bu manevi alaka bu cereyana benzemez. Çok kısa bir zamandır. İşte mürşid-i kamilimizi oturtturacağız, Ondan sonra Sami Bende Hazretleri, Esat Elbili bir andır o. Onların mesela kalbini arşı azama açması rabıtadan sonra belli bir noktaya geldikten sonra ulaşmaları için böyle bir zaman kaydı ne yok bir andır o. Yeter ki kalbimiz hazır bir vaziyette olsun. Zaten efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellemin kalbi Muhammedileri Cenabı hak ile beraberdir. Hepsi öyle.
Velayet ölçüsü içerisinde hep Cenabı hak'la alakalı bir an Allah'tan Celle Celaluhu kafir değiller. Onun için oradan gelen füyuzat-ı ilahiye mürşidi kamiller vasıtası bir anda. Neden biz direkt istifade etsek? Bir yavru, Bir yavru anasının sütüyle besleniyor. Yavru sütle niye besliyoruz? Çok güzel etki möder var. Çok güzel bal var. Kaymak var. Bununla beslesek çocuğu öldürürüz. Onu yiyecek durumda değil. Ancak anasının sütüyle diğer yiyecekleri yiyebilme kabiliyetine ulaşacak. İşte rabıta yiyecekleri yiyebilme kabiliyetine ulaşacak. İşte rabıta bizim. Aynı. Böyle kaynaktan su alır gibi. Mesela bu bizim çeşmelerden aldığımız sular hep kaynaktan. Ama bir vesileyle geliyor. Depo vesilesiyle geliyor. Mürşid I kamiller Allah'ımızın nurunu almaya sanki bir ilahi depo. Direkt alacak kabiliyetimiz olmadığı için. Olduğu zaman zaten şeyhi kamil çekiliyor. Yapamıyor. Rabıta yapamaz zaten.
Öyle bir hale geldi mi rabıta da daralmaya başlar. Sorulur. Kalbin nasıl? Kalbimi tarif edememdir. Öyle bir genişlik meydana geliyor ki ben içinde kayboluyorum, dünyalar sanki içinde bir buğday tanesi kadar da kalmıyor demeye başlar. Demek ki bizim buna erişmemiz lazım. Bu mahrum olduğumuz hususa ama yolunu göstermiş. Meşayı nizam. Neyle göstermiş? Kuran'ı Azimüşşan'la göstermiş. Neyle göstermişler bize? Ehadisi Muhammediye ile göstermişler. Delileri var zaten elimizde. Burada Risalei Esadiye var. Bütün delilleriyle Essadi Erbildi hazretleri ben diyor lisanen tarif ettim ama diyor bir de diyor kalemen. Kalemle diyor tarif ediyorum. Buradaki tarifte kimi göreceğiz biz? Öyle beyan etmişler ki Kitabur Rima, El Hramabadi. Mesela burada arifi billah, Rüzbe Han, Bakli, Arayisül Beyanda.
Bunun yanında Kitabur Rima vurgulamış, daha İmamı Rabbani eserlerinden alınmış Eşrefzade Abdullah Rumi eserlerinden alınarak, Arifi billah İbrahim Hakkı Erzurumi hazretlerinden alınmış, Şeyh Abdül Ovaniyy I Nabablusi Taciye kitabından alınmış, Bunun yanında imam Fahreddin-i Razi, vücut müfessir ondan alınmış. İbni Kemal rahimehullah hazretlerinden alınmış. Risaletü't-Taciye imam arifi billah Tacüddin el Hanefi bu zattan alınmış, İmamı Gazali'den alınmış, eleşbah şari, imam allame, el Hamevi, Nefakatul Kur kitabından alınmış, El Risale Tarikati Nakşibendiye Şariye Alim Allame Muhammed Bin Said El Hadimi hazretlerinden alınmış, Abdurrahman El Fazıl El Hami Kudse Sirru hazretlerinden alınmış. Kelam alimi muhakkak Allame Seyyid Şerif Cürcani'nin Şerhul Mevakıb kitabından alınmış ve şerhul metai eserine yapmış olduğu haşiyesinin baş taraflarındaki ifadelerden istifade edilmiş.
Daha sayamayacağımız fukaha-i kiramdan İslam hukukçularından alınarak nakledilmiştir. Rabıta ie en yuhayyila mürid, hayale şeyhi beyn-i aynihi. Böyle iki gözünün arasında hayal eder. Bu edebin en üstün olanıdır. Çünkü bir himmet istiyoruz biz. Hep önümüzde mevcut. Bir türlü diyoruz, aşamıyoruz. Bir türlü nefsimizin oyunlarından kurtulamıyoruz. İşte bunun için gerekli ilahi yardımları var. Üstadımızın evlatlarından biri nefis dersinin geçilmesinde zorluk çekerler. Diyor ki, o zaman Sami Efendi hazretleri hayatta. Sami Efendi hazretleri diyor himmet buyursa da bu vazifem mi güzel geçsem? Anında teşrif buyuruyor. Biz neredeyiz diyor. Yaşanan bir husus. Bir gün hüsranımız sohbet edecek. Dokuzdu veya onda. Sohbet edecek. O sohbete geldiklerinde sohbetin neşesi değişti. Bu hava her zaman yapmakla beraber böyle cemaati ilahi bir rahmet kapladı. Tarifi zor. Gönüller neler?
Bambaşka şevki ilahiyeye nail olur gibi. Meğer evradını okurken üstadımız, Sami Efendi Hazretleri Medine'ye hicret buyurmuşlardı. Efendim de Medine'ye göçtüler. Der demez ben neredeyim Hasan Efendi buyurmuş. Ve bütün buyurdu damarlarıma nüfuz etti diye. Demek ki zorluk yok. Zorluk nerede? Zorluk bizde. Çeşme çok güzel akıyor da böyle kabı altına koymuyoruz. Halimiz bu. O şarttan doğan bir güneş gibi ama pencerenin perdesini çekmişiz. İçeriye ışık vuruluyor. Nefsimizin arzu ve istek perdesini kaldırdığımız zaman vurmaya başlar. Zaten rabıtalı olan kimsenin gönlüne ilahi muhabbet düşmeye başlar. Çünkü yıkanıyor. Diyor bir mürid, kalbimde bir ateş meydana geldi diyor. Sonra bu arttı, çoğaldı. Bazen da diyor iğne gibi batar halloluyor. Daha sonra da diyelim ki ocağın üzerindeki bir çaydanlık gibi veya bir yemek gibi. İlk anda o çaydanlıktaki su, çaydanlıktaki su ne yapıyor? Isınıyor.
Elimizi vursak bile tahammül edemeyeceğiniz bir hale geliyor. Ondan sonra yavaş yavaş o su'nun sesleri geliyor. Kaynama sesi. Ondan sonra bırt bırt burun. Öyle olduğu zaman mikrop diye farklı bir şey kalmıyor nur olmaya başlıyor. Bunu Sami Efendi hazretlerine soruyorlar. Efendim bazı evlatlarınızın kalbinde böyle bir tık saplanır gibi bir hal oluyor. Kötü ahlak kesiliyor buyurmuşlar. Ancak bununla olacak. Başka nasıl olacak? Cenabıhakk'a kavuşmakta rabıta müstakil bir yoldur. Bir söz söylüyoruz ama nefsime söylüyorum. Olayı zorlaştırıyoruz biz. Yoksa Nakşilerde çok kısa bir zamanda akrep tarihtir. Allah'ımıza çok kısa zamanda havuçturan bir yol diye ifade edilir. Usulünü bileceğiz. Yalnız ilahi bir muhabbetle evsafıs şeyh gaile, hazret taalluku terraten yekunü Mahmuden ve terraten yekunü mezmühen, insanların gönül alakası, gönlümüzün bağlantısı bazen nedir? Nehyolunan husustur.
Böyle haramlara kendi içinde bir sevgi var. Hayvani duygular, şehevi arzular. Bir tık tükenmiyor. Bir böyle bir alaka var. Bunun sonucu azaptır. İkinci bir alaka var ki mübahtır. Bunda bir günah yok. Mesela kebap bir insan ehlehu ve ve ledehu bittabil cibilli liladi la infikaka an li ahadin. Şimdi insanın insanın çocuğunu sevmesi bir tabiatındandır. Ailesiyle olan sevgidir vesaire. Torunlarıdır. Bu sevgi insanda mübah yani bunda bir haramlık yok. Bir sevgi daha vardır ki o mezmumdur. O doğru değildir. O haramlara olan kalpteki ilgi. Mübah olan, haram olmayan, evladını ve eyalini olan sevgisidir. Memcuh olan övülen nedir? Hubbema yukarribo ile. Allah için sevmek, Allah için buğz etmek ve Cenabı Hakk'a yakınlığı temin etmek bu arzu ve bu istek içerisinde olmaktır. Biz rabıtayı niçin yapıyoruz? Bunu ifade buyuruyor meşayihzam hazeratı.
Buyuruyorlar ki rabıta yapmanız sizi şeyi kamil kendisinde tutmuyor. İlkokulda okuyan bir öğrenciyi muallimi, öğretmeni ortaokula havale ediyor. Ortaokulda okutan liseye, lisede okutan aman ben seni bırakmam, ölünceye kadar yanımdasın demiyor. Hemen üniversiteye. Üniversitede okuyan yüksek lisansı. Daha sonra doktora tezini hazırlıyor. Doçentliğine, profiline. Sonra sahasında uzman oluyor. O da kürsüsünü kuruyor üniversitede. Diğer artık beldelerle de alakasını kurmak suretiyle hatta dış ülkelerde bile güçsüz oluyor. Bu şekilde diyor ilerler ta ki müşahede haline gelinceye kadar, müşahede demek kalpte hiçbir perde yok. Melekur, ceberut yahut alemlere açılıyor. Daha sonra ilahi tecelliye mazhar oluyor. Ona irdiği zaman o tecelliye cennetlerin üstünde bir cennettir. Cennetlerin üstünde bir cennet o. Ama dünyada yaşıyor bunu.
Bunun için Esad evliliği hazretlerinin evlatları buyurmuşlar ki, bizim geliştiğimiz o ilahi nimetler, o tecelliler padişahlar eğer bundan haberdar olsa kılıçlarını sıyırırlar demiş. Bunu alabilmek için. Yani bir temsilde bulunuyor. Öyle bir kılıç vuracak değil. Yani bir padişah dahi hayranlığını ifade ederdim. Mesela Akşemseddin veli hazretleri, hazreti Fatih'e ders vermiyor. Neden? Çünkü o evrak ve ezkarı aldığı zaman, padişahı alem olmak bir kuru sevda imiş, bir veliye bende olmak cümleden ala imiş der de, riyasetini, devlete isteğini terk eder diye. Yine de ona evradını veriyor ama evradını verirken yönlendirdiği nokta onun devlet yönünde, onun hükümdarlık yönünde, onun tebaasını en güzel şekilde yetiştirmek ve ülkelerin fethi noktasında. Onu ya lau kelimetillah Allah'ımızın dininin yüceltilmesi noktasında. Yavuz Sultan Selim zaten bu sözü söylemiştir.
Padişahı, alem olmak bir kuru sevdaiymiş diye. Burada bizim müşahede hali ve tecelliyata mazhariyetimiz hangi yolla olacak? Efendimiz buyuruyor Sallallahu Teala aleyhi ve sellem. Onlar görüldüğü zaman Allah hatıra gelir. Kalbini artık mürşid-i kamilin kalbinin altına koyup ta ki Cenabı Hak'ta yok oluncaya kadar. Nefsinin tamamen istekleri bitiyor. Zaten çektiğimiz de o değil mi bizim? Bütün ızdırap bu. Bir türlü durulamıyoruz. Mesela yıllar geçiyor. Hala aynı şikayetteyiz. Mesela bu rabıta sebebiyle bu noktalara gelenler nefis meselesini hiç konuşmazlar. Dedem Rahmetullah aleyhi şu Mustafa Efendi Hazretleri aileleri Aişe annemiz için şunu söylemişler Demişler ki biz sabaha kadar cenabı hakk'ın muhabbetinden konuşuruz. Sami Efendi Hazretlerinin zevcei muhteremeleri, ben evin bir tarafında murakabeme eğilirim. Cenabı hak ile ruhi alaka kurarım. Ne demek? Allah ile alaka kuruyor.
Yani Allah'ımız onu kendisine dost ediniyor. Cenabı hak salihleri kendisine dost ediniyor. Sami Efendi Hazretleri zatel durumu benim. Rabıta yapmaktan gaye bir şeyhi, kamilin kalbinin altına kalbi koyduğumuzda bu kişi sevdiğiyle beraberdir hadis şerifinin gereğidir. Sonra o sureti diyor kaybetmez gönlünden. Sonra mürit şeyhinin haliyle hallenmeye başlar. Niyazi mushi buyuruyor ya bu Niyazi'den de Mevla görünür. Şimdi baktığımız zaman şeyhi Kamil ne evsaftaymış? Bu Niyazi'den de Mevla görünürdü. Ebu'l Hasene Harakani, Gattisallahu Sıra Cenabı hak kırk yıl kalbime nazar eder, kendi muhabbetinden başka bir şey bulamaz diyor. Biz bulunmaz diyelim. Bulamaz derken Allah'ımız her şeyi bilen dir. En gizli olana bile vakıftır. Bu hal meydana gelir. Şeyi kamille kalbi alakayı kurar. Ta ki yine demin geçtiği üzere biraz önce müşahede haline gelir. O zaman hadis-i şerifte ve bir ahlakı resulillah.
Allah'ın ahlakıyla ahlaklanın, Rasulullah'ın ahlakıyla tehalluk edin. Öyle olur ki diyor kendi sıfatı biter. Rabıta sebebiyle kendi nefsani, mesela cimriliği biter cömertler. Kibir, mahvolun tevazılığı denir. Mesela cehalet biter ilme. Allah tarafından ilme de mazhar olur. Daha sonra kin ve nefretten kurtulur, muhabbete erişir. Hakkın böyle bize göstermiş olduğu Kuran-ı Azimüşşan'daki güzel statlar meydana gelir. Mesela Ahzab suresindeki otuz beşinci ayeti celiledeki o güzellikler, mümin erkek ve mümine kadınlar, Müslüman erkek ve Müslüman kadınlar. Ondan sonra oruç tutanlar, Allah yolunda sarf edenler, zikredenler sıralanır. Adeta bir müminin kimliği mahiyetindedir. Ondan sonra öyle bir hale gelir ki duyarsa Allah'tan duyar. Görürse Cenabı hakk'ın nuruyla görür. Tutarsa onurla tutar. Yürürse onurla yürür. Artık bu hali kesbeder, kazanır.
Bunu idrak ettiği zaman bu hali artık Her yerde şeyhini görmeye başlar. Başlar. Şeyhi kamilde yok olmuş. Bu sınıfı tamamladığı zaman cenafir rasül Cenabı hakk'ın muhabbetinde yok olmaya adım alır. Bunu mesela Mektubat'ta Esadi Elbili Hazretlerine bir evladı yazıyor. Diyor ki efendim sadrınızdan mukarasını yemyeşil nur olarak gördüm. Bu diyor fenafir rasul, Resulullah'ta sallallahu aleyhi ve sellem yok olmanızın işaretidir evladım buyuruyor. Artık ilahi nur kaplamaya başlıyor. Rabıta nedir? Inde ehli tarika, bu mübarek yolun, yolun öncülerine göre, hiyel hilalu hamideti vel adab I şerife, En güzel edeplerle edeplenmek, güzel sıfatlarla sıfatlanmak, kalbini ta ki Cenabı hakk'ın muhabbetine erişecek hale getirinceye kadar öyle olur ki elledine ize ru'uzukirallah. Onlar görüldüğü zaman Allah hatıra gelir. Artık Cenabıhakk'a muhabbet doğar.
Aslında muhabbeti ilahi, işte fenafil ihvan olacak, kardeşlerini Allah için sevecek, bu tamamlanacak, bu tamamlandıktan sonra Muhammedi sevgi Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Ondan sonra Cenabı Hak'tan böyle olmaz. Zaten kardeşini severken de Allah'ın muhabbetiyle sever. O her yerde esastır. Rabıta nedir? Şeyhi kamille mürid arasında bir sırdır. Bazı sohbetlerde bulunduğunda denk geldiğin hadiseler olurdu. Mesela bir tanesine buyurdular ki, geçtiğimiz gece şöyle bir hal yaşadın mı? Meğer o gece kendileri, tabii ki celriye atamazsa murakübe ehli, o müridin kalbini gözünün önüne alıyor. Kalbinde olanı Allah'ımızın izni olmadıkça da yapamaz. Onun kalbine aktarıyor. Göbra bedel. Ilahi bir sohbettir. Mesela hiç bölmese bile, en uzakta bile olsa ona en kendisinden bile daha yakınmış gibi bir alaka içerisinde olur. Bu ancak yaşanan bir haldir. Bunda iki tane bereket vardır.
Zikrin nurunun husule gelmesi, bir de Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin nurudur. Dünya'ya artık eliyle meşgul olur, kafası o işleri ayarlar ama gönlü tamamen Mevla'ya döner. Yoksa dünya, dünyevi işlerini görür Artık kalbine döner ve şeyhi Kamil'le ilahi bir alışveriş başlar. Bu alasalar kaç şekildedir? Bunu kısımlarına ayırıyor. Üç şekilde haber verilmiş bu alakayı. Rabıta tül mevt, ölüm tefekkürü. Zaten bu olmayınca rabıta gelmez. Derler ya boşalma olmayınca dolma olmaz. Ölüm tefekkürü ile gönlündeki dünyevi alakalar ölmeye başlar. Ölür ve gönül boşalır ve Rabıtatu şeyhhil mürit artık müridin şeyi kamille kurmuş olduğu alaka. Rabıta, ani ve rabıtatül huduri beyne yedeyillahi Teala. Sonra diyor hep bunlar ölüm, tefekkür, güruh, rabıta-i Şerife onu Allah'ımızın huzuruna götürür. Onunla huzur bulmaya başlar. Gel de tahrik et. Zaten buyurmuş maksat ve gaye de bu olsa gerek.
Allah'ımız ile kurulan alaka olsa gerek. Ve bunun ilahi semere meyveleri vardır. Bunlar üzerinde durulmuş. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem de yok oluyor. Zaten en büyük nimet de budur. En büyük hazza gelişmiş olur. Sonra Cenab-ı Hakk'a büyük bir aşk meydana gelir kalbinde. Üns hali dostluk meydana gelir Cenabı Hak'la. Zaten muhabbetü resulillah Sallallahu aleyhi ve sellem farzdır. El huduruma abla. Bu rabıta vesilesiyle Cenabı hakk'ın muhabbetine erişecek olursa nedir bu? Ruhu'l ibadet. İbadetlerin ruhu zaten mesela oruç tutuyoruz. Oruç tuttuğumuzda akşama kadar böyle aç kalmak değil. Onların o anda Rabbimizle kurmuş olduğu bir alaka var. Her taatin kendine mahsus tecelli hali vardır. Ruhani güzellikleri vardır. Bu anlatmakta zorlandığımız, o ruhani güzelliğe gelen ibadet ve taatte. Mesela dört rekat, öğle namazının farzını kılıp çıkmak değildir bu.
O dört rekatı kılarken Rabbımızla kalben alaka içerisindedir. Bu Rabbımızla alaka kurulduğu zaman perdeler gönlünden kalkar ve o zaman da matlubuna nail olur tabii. La yetes-i yetes-Saffi miratü'l-galp Benim şeyi kamille ne alakam var ki? Direkt Rasul-ü Ekrem'e sallallahü ve sellem direkt Cenabı Hak'tan olmaz. Şimdi tahammülümüz olmaz. Biz trafo olmadan direkt cereyan alacak olsak bu lambaların hepsi patlar. Ta ki voltajı yükseltilirse voltajı o direk gelen cereyana tahammüllü olabilirse o müstesna. Şu anda aldığımız ceryan da zaten kaynağından geliyor ama süzülerek verildi. Habiliyete göre verildi. İşte ben şey Kamil'le alaka kurmadan da bu işi yürütürüm. Olmaz. Büyüklerimiz buyuruyorlar ki bunu üstadımızdan çok dinledin ve aradım. Fakat buna münasip buna benzeyen ifadeler buldum. Fakat burada tam onun mübarek ağzından çıkan sözün gerçeğine erişmiş olduk biiznillahi teala. Kün mü Allah?
Allah ile olun. Feillem tutik. Eğer Allah ile olamıyorsa bir türlü gönül buna nail olamıyor, gelişemiyoruz. Geliştiğimizi zannediyoruz ama yok. O zaman Allah ile olan her var. Şimdi kendi başımızda çalışmamız nedir? Bu zor rızkımızı temin ederiz. Ama biz çalışmamız vesilesiyle diyelim ki çok büyük zengin, fabrikasını sayamayanlar var. Onların yanında bulunursak, o kimse de çalışmamızı takdir ederse ne yapar? Benim şurada bir fabrikam var onun yüzde otuzunu sana vereyimdir. Cümmer huu. İşi gücü her şeyi düzgün. Artık o bir aşamalardan geçmiş. Tecrübeden geçmiş. O dinenmiş. Ne yapar? O bakkaldaki çalışmaya benzemez o. Marketteki çalışmaya da benzemez. Çünkü fabrikasını ortak etmiş o. Biz Ğani yun anil alemin olan zenginlerin zengini tarihi yok.
Allah'ımıza yapmış olduğumuz taatlerde ihlas ile, ihsan ile, takva ile, ilahi muhabbetle takdirini Rabbimizin kazanacak olursak, ya ibadi ey kulum ifadesinin muhatabı olabilirsek erişeceğimiz nimetin tarifi yoktur.
Kaynak: Genel
Mürşid-i Kamille Ruhen İrtibat ve Ruhaniyetin… | Mihmandar