Mürşid-i Kamil ve Mürid İlişkisi ile Manevi Terbiye
Mürşid-i Kamil ve Mürid İlişkisi ile Manevi Terbiye kaydında Merhaba kıymetli dinleyenlerimiz. Rabbimizin rahmeti, bereketi, hidayeti üzerinize ve üzerimize olsun. Bugün de güzel bir programa inşallah imza atacağız Rabbimizin izniyle. Stüdyomuzda değerli hocamız, üstadımız Ali Ramazan Dinç Efendi Hazretleri var. İnşallah güzel bir programa imza atacağız. Hoş geldiniz hocam. Sefalar getirdiniz.…
Mürşid-i Kamil ve Mürid İlişkisi ile Manevi Terbiye ne anlatıyor?
Mürşid-i Kamil ve Mürid İlişkisi ile Manevi Terbiye kaydında Merhaba kıymetli dinleyenlerimiz. Rabbimizin rahmeti, bereketi, hidayeti üzerinize ve üzerimize olsun. Bugün de güzel bir programa inşallah imza atacağız Rabbimizin izniyle. Stüdyomuzda değerli hocamız, üstadımız Ali Ramazan Dinç Efendi Hazretleri var. İnşallah güzel bir programa imza atacağız. Hoş geldiniz hocam. Sefalar getirdiniz.…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 11 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Merhaba kıymetli dinleyenlerimiz. Rabbimizin rahmeti, bereketi, hidayeti üzerinize ve üzerimize olsun. Bugün de güzel bir programa inşallah imza atacağız Rabbimizin izniyle. Stüdyomuzda değerli hocamız, üstadımız Ali Ramazan Dinç Efendi Hazretleri var. İnşallah güzel bir programa imza atacağız. Hoş geldiniz hocam. Sefalar getirdiniz. Hocam inşallah bugün ne konuşacağız? Bizlere ne nasihatte bulunacaksınız? Gelen talepler üzerine Mürşid-i kamile karşı müridin dikkat edeceği hususlar. Bunlar soruluyor. Bizde başta Mürşid-i kamili tarif etmemiz gerekir Mürşid tabiri geneldir geneldir. Yol gösteren her bir kimse için kullanılabilir. Yalnız burada denilmek istenen şu malum dinimizin bir zahiri yönü var bir de batıni yönü var. Zahiri yönü hangi taat derseniz onu ifade edebiliriz. Mesela cihat taati. Cihat taatinde zahiri yönü nedir?
İşte elimize muharebe için gerekli olan ne ise onu alıp düşmana karşı vaziyet almaktır. Bedenen muharebe meydanında bulunmaktır. Bunun batıni yönü ise yapacağımız muharebeyi ehli küfre karşı cihadımızı dinimizin yükseltilmesi için yapmak. Bu bedenle olmaz, bu ruh ile olur. Bizim bedeni cihad için ne yapmamız gerekir? Bunun şartlarını ulema-i kiramımız haber verirler. Meşşai izam da bizim cihadtaki kalbi yönümüzü ele alır. Çünkü Kuzman olabilir Allah korusun. Kuzman da cihad etti de çok da başarılı oldu. Düşmanı tepeleri geçti. Ne güzel bir kahramansın. Ne güzel bir cihad ettin deyince hayır hayır dedi. Ben Allah yolunda bir cihad yapmadın. Bana kahraman desinler diye yaptın dedi ve amelini mahvettin. Bu cihetiyle mürşiri kamil diyoruz. Ona karşı riayet edeceğimiz hususler yine bir genel olarak ele almak istiyorum. Saygının gösterilmesi icap eder.
İnsan anne ve babasına nasıl saygı duyarsa mürşid-i kamile de saygı ve sevgi içerisinde olur. Çünkü anne ve babaya itaat Bir Mürşidi Kamil'den önce gelir. Çünkü Rabbi Zülcelal'imiz bize Sadece Rabbi Zülcelal'imize taat yapmamızı ve anne ve babamıza da itaat etmemizi bildiriyor. Kuran-ı Kerim'de ikiz ayet derler. Mesela Allah ve resulüne itaat beraber zikredilir. Men yuta er rasule fekat eta Allah. Anne ve baba kelimesi de öyle. Hem anne hem de baba bir lülveli deyin diye geçer. Bir de Eshabübillah akimussalat tevetüz zeka namaz ve zekat beraber geçer. Şimdi genel ifade edilecek olursa saygı hususunda edebin önemini söylemek istiyorum. Edep Ebu Ali et-Tekkak Hazretlerinin ifadesi ile bunu unutmamamız gerekir. Çok güzel Bu ifade gayet hoş İbadetler buyuruyor insanı cennete ibadette edep ise Cemalullah'a götürür. Mesela diyelim ki biz emri bil maruf nehyi anil münker yapıyoruz.
Bu bir ibadettir, bu bir taattir. Emri bil maruf nehyi anil münker. İyiliği tavsiye ediyoruz. Allah'ımızın Kitabı Kerim'in de bildirmiş olduğu emirleri duyuruyoruz Yasakladıklarından da kaçındırıyoruz Şimdi bu taatimizi yaparken bunun bir edebi var edebi nedir Niçin yapmadıklarınızı söylüyorsunuz? O zaman yaşaması gerekir. Bu nedir? Emri bil maruf nehyi anil münker taatinin edebidir. Edebi ise Cemalullah'a kavuşturur. İşte bu edepten olmalı ki beş tane esas var. Bunu Sami Efendi hazretleri ifade buyuruyorlar. Üstadımızda efendim bunu bir not olarak kayda alabilir miyiz? Müsaade buyuruyorlar ve cemaatine kendisine muhabbet edenlere Allah'ımızın kullarına duyuruyorlar. Bir gün buyurdular ki bir kere sözümün tesir etmesi için çünkü o beş ezasından birisi halayı batın. Halayı batın mideyi fazla doyurmamak. Bunun üzerine çok dururlar.
Ben buyurdu herhalde fazla yiyorum ki cemaate tesir etmiyor. İşte bu nedir? Emri bil maruf nehyi anil münker de edeptir. Mesela Ehlullahtan birisi sabrı anlatıyor. Sabrı anlatırken tam boyun kısmına bir akrep geliyor. Diyorlar ki efendim bir akrep var. O da şu anda ben sabırdan bahsediyorum. Eğer sabırsızlık gösterirsem o zaman sözüm tesir etmez diyor. Ama burada yine genel bir kaideyi muhafaza etmek lazım. Külli Mudurin Yüktel. Her zarar veren öldürülür. Bir hadise var hiç duydunuz mu bilmem Hocalardan bir tanesi bir yılan öldürmüş Bunu hiç duydunuz mu siz yılan öldürmüş gece böyle silahlı kimseler gelmiş Haydi mahkemeye gideceğiz diyor Bunu mahkemeye almış götürmüşler Mahkemeye gitmiş, bakmış ki hakim oturuyor, savcı oturuyor, yargılayacak olan kimseler var. Meğer öldürdüğü cinlilerdenmiş. Cinlilerden, oradaki oturan da cinlilerdenmiş. Hakimin savcısı vesaire.
Şimdi hakim cinni olan hakim soruyor Diyor ki neden bu katli yaptınız sizin kısas yapılmanız icap eder sizin için kısas sizi katledeceğiz. Aynen o yılanın öldürüldüğü gibi o zaten geliyor huzura. Diyor ki beni öldürdü diyor. O anda hoca bir zatmış diyor ki efendim, külli modern nükleerliğe zarar veren öldürülür. O zaman diyor ki bir kitaplara bakın. Böyle bir esas var mı? Bakıyorlar efendim dediği doğru. Öyle kurtarabiliyor kendisini. Bir defasında bir neşe olsun diye söylüyorum. Medine'ye hicret etti Sami Efendi Hazretleri. Gaddesallahu Sırra eve bir yılan giriyor. Ama muazzam bir yılan. Böyle devrile devrile evin odalarında dolaşmaya başlıyor. Ev halkı çekiniyorlar. Bir tanesini çağırıyorlar yakın komşu tanıdıkları. O bende korkarım diyor. Bir kot pantolon giydim. Ondan sonra bir sırık aldım vardım diyor. Hakikaten yılan böyle dolaşıyor.
Bundan haberdar olan üstazı alimimiz buyurmuş ki Kapıyı açın. O bizi ziyarete geldi o cinnilerdendir Açtık diyor kafasını şöyle kaldırdı Üstad-ı Alimiz ona baktı O da ona baktı çekip gitti Kayseri'ye geldiklerinde Sami Efendi hazretleri Bir bağ misafir oluyor bağ evinde Sahibi diyor ki evin Efendim burada iki tane yılan var Biz bunlardan muzdaribiz Çoluk korkuyor çocuk korkuyor çekiniyoruz yılanların başına geliyor uzun oğlan uzun kız burada bir daha görünme diyor ve kaybolup gidiyor Sami Efendi Hazretlerini yılandan mevzu açınca evlerinin alt katında oturan bir amca vardı Üstad-ı Ali'mizin şoförü Lütfi Koca Kor ağabey ile geldiler. Bize şunu anlattı. Ben dedi bir kütüktü ağaç kütüğü onu yarmaya çalışıyordum böyle odun etmek için. Bir türlü yaramıyorum. Efendi Hazretleri de balkona çıktı. Buyurdular ki o elindeki kütüğü ters çevir. Çevirdim ki bir yılan.
Üstad KADESALLAHÜ SIRRA Üstad-ı Alimiz ona baktı. O da ona baktı çekip gitti. Şimdi edep edeb genel olarak ifade edilecek olursa İmamı Züfer Rahmetullahi Aleyh bir defasında abdest alıyor. Abdest alırken İmamı Azam hocası Rahmetullah Ali o geliyor fakat İmamı Azam ayağa kalkmıyor. Ayağa kalkmadığı için en büyük talebesi olduğu halde hem ilmen ileri bir seviyede bulunmasına rağmen İmam-ı Azam'a fazla mülazemet edenlerden olduğu halde onun görüşü içtihatları mezhepte zayıf kaldı neden? Bir edebe dikkat etmedi diye Biz buraya bir tarih geldik daha imam hatip olduğunu zannetmiyorum, imam hatipe girmedim Erenköy'de Sami Efendi Hazretlerinin hicretinde onunla beraber gelen Doktor Necmettin Akcan. Onunla misafir oluyoruz. İşte bir bahçe ortasında büyük bir villa mı diyelim artık saray gibi biri. Orada oturuyorlar dedi ki bugün sohbetimiz var.
Şöyle beş altı kişi kadar yaşlı amcalardı Üstad-ı Ali'mizde bulundular. Sohbet edecekler. İşte lamba söndürüldü. Silsile-i şerif okundu. Sonra yirmi beş istiğfar bir Fatiha, bir salatü selam, Elem neşrahleke sadrek suresi, İhlas, İhlas-ı Şerif okundu. Fatiha, salatü selam ölüm tefekkürü rabıta yetmiş defa La ilahe illallah Tevhid-i Şerif yüz defa lafzai celal, Kuran-ı Kerim ve dua Ondan sonra gözler açıldı biz de çocuğuz dediler ki çekirdekten yetişme dediler artık çekirdekten dediler o cemaat içerisinde onların torunu durumundayım sonra dediler ki Hasan Efendi bize bir sohbet eder misin? O da edep hakkında İdade haltüm alelkirami bitahfifis selam Yüksek bir huzura girdiğiniz zaman selamı yüksek sesle vermeyin. Neden? Şimdi siz durgun bir su düşünün oraya taş attığımız zaman böyle yuvarlak yuvarlak daireler meydana gelir. Su şimdi dalgalanır gibi olur.
Onların gönlü huzur içerisinde olduğu için sesin yükseltilmesi sıkıntı verebiliyor. Çünkü devamlı bir huzurun içerisinde Rabbımızla onlar hemhal olmuş, şükür bir haller olur ve takfifüsselam ve taklililil kelam kelamı da çok uzatmayacak neyse artık zaruri olan onu konuşacak ve Tacilil gıyam tez de kalkacak Artık bunun yollarını gösterdi. Tez kalkmak dedi. Bizim kendisine mahsullerde olmakla birlikte bir de bizim nefsimiz ıssız olmadığı için daha hayvan simasında ondan rahatsız olurlar. Çünkü onların ruhları ruhu insani ve Rahmani bir güzellik olduğu için rahatsız olur. Ondan dolayı zaruri olan işler görüşülür ve ayrılırlar müsaade istenir. İkinci olarak ve Taklililil kelam kelamı uzatmıyor ve Tacilil gıyam biraz erken kalkıyorlar selamı da hafif veriyorlar ve kendileri de çok fazla görüşmüyor. Müsaade eder misiniz bir latifeyi sunmak istiyorum hem de sözün kolay anlaşılması için.
Gaziantep'te üsrazalimiz yetmiş sekiz senelerinde Gaziantep'te Vehb beyefendi diye bir zat öyle hatırlıyorum. Çünkü yıllar oldu Allahu alem Vehb efendi. Onun evlerine geliyorlar kendi rahatsızlıkları da var. Tam geliyorlar yalnız ceryanlar kesilmiş. Jiryanlar kesilmiş asansöre binme imkanı olmuyor.
Yaya çıkıyorlar kollarına giriliyor yedinci kata kadar çıkıyorlar, oturuyor ama yoruluyor tabi bir de harekette rahatsızlıklarından dolayı yavaşlama olduğu için dizler kireçleme biraz güçlük çekiyorlar oturduk şunu anlatıyorlar şeyhlerden bir tanesi hiç konuşmaz, konuşmazmış evlatları arzu edermiş Keşke üstadımız bir konuşsa da bir sesini duysa konuşmuyor kim işler ki nasıl yapalım ne edelim onu kim konuşturursa şu kadar mükafat vereceğiz bir tanesi demiş ki ben konuştururum gelmiş huzuruna selam vermiş hiç Valiikümüsselam diye açıktan söylemiyor şöyle mübarek başına hafifçe bir eğmiş kendisi duyacak kadar Valiikümüsselam der buyurun işte nedir arzunuz demiyor o gelen Efendim bugün bir rüya gördüm sadece başının işareti ile evetlemiş oluyor bir kuyuya indim ha indim indim ha indim on beş dakikada inmiş belki daha fazla oradan bir su içtim çıktım ha çıktım tabii bir hayli zaman geçiyor ama efendi Hazretlerinin çehre-i alileri değişmiş tam efendim çıkıyordum külahıma nasıl olduysa elim dokundu, külah düştü efendi Hazretleri iyice daralmış çünkü nafile namazları var okuyacağı günlük Kuran-ı Kerim'den surelerde var, cüzde var, bunun yanında dela ile hayratı da var, daha başka kendisine mahsus murakabe halleri var, müşahede halleri var buyurmuş ki tekrar oraya inecek misin?
Hem ineceğim hem de çıkacağım. İnmez de ol çıkmaz da ol demiş. Gülerek o ümitit ayrılmış mükafatı da almış. Hani kelam da ileri güzel güzel konuşurlar edep çok önemli. Efendim şey soracaktım ben şimdi en baştan beri anladığım kadarıyla insan dünya hayatı boyunca ibadetler ediyor. Hani dünyalık işlerimizi bir kenara koyduğumuzda bir de ibadetlerimiz var. Mesela cihattan örnek verdiniz. İnsan cihat eder ama bunu Allah rızası için yapmalı. Eğer kahramanlık için yaparsa bundan Allah katında bir ecir alamaz. Namazlarımız, oruçlarımız, yaptığımız diğer ibadetler de böyle oluyor aynı. Araya nefis zaten bizle devamlı uğraştığı için hep dünyalık bir şeyler sokmaya, hep onu riya, o ibadete riya bulaştırmaya çalışıyor. Burada üstatlar, şeyhler önemli bir devre, önemli bir hal alıyor çünkü talebelerine, müridlerine şeyhler, üstatlar o ibadetleri edeple ve riyasız yapmayı öğretiyorlar.
Bunun yanı sıra bir yerden sonra dünyalık hareketleri de ibadete dönüştürebilme edebini öğretiyorlar. Bunun için de bir bu edebi öğrenebilmek için de sanırım ilk başlangıç noktası saygı. Şeyhe üstada olan saygı, oradan başlıyor. Yani bir kimsenin ilk önce üstadına o saygıyı duymasıyla başlıyor. Benim merak ettiğimin husus şu, bu özetlemek istedim bu zamana kadar konuştuklarımızı. Üstat bir sözden ya da bir kimseden etkilenebilir mi peki? Bir karıncadan dahi etkilenir, bir kediden dahi etkilenir, bir köpekten dahi etkilenir, Bir nebatat bitkilerden de etkilenir. Taştan topraktan da etkilenir. İnsanlardan da etkilenir. Hiç şüphesiz mesela onların en çok etkilendiği Allah'ımızın Kitabı Kerim'idir. Mesela bir konu olsa olumsuz diyelim bir husus hemen kitabı kerime bakar. Nedir? Allah'ımızın kitabına bakar.
Mesela bir kimse gelir Efendim şu kimse şu şekilde hareket ediyor böyle yapıyor bu nasıl hallolacak dediği zaman Allah'ımızın Kitabı Kerim'ini hemen açar Es-Sai Bille Ey iman şerefiyle şereflenen müminler, Fasık size bir haberle geldiği zaman, O haberi araştırınız Bilmeden bir topluma sataşırsınız Sonra yaptığınıza pişman olursunuz ayeti celilesi ile onu bir araştırır. Der ki böyle bir söz söyleniyor. Ona ha evladım böyle mi ondan da umulur, o böyle tip bir insan demez. Hemen Rabbi Zülcelalimizin kitabı Kerimine bakar. Fasık size bir haber getirdiği zaman onu araştırınız. Bunu Recep Efendi araştırmasına da gerek kalmaz yerine göre. Çünkü kalp kudret parmakları arasındadır, kudret parmakları arasındadır. Kalp yalan söylemez. Kalp hakikati söyler. Arınmış bir kalp olduğu için ne kadar söylense bile kabul etmezler.
Mesela Hacı Hasan Efendi Hazretleri Kuddise Allahüu sırra çok genç yaşta hilafete geçmiş Askere gitmeden önce yirmi yaşlarında otuz sekiz bir rivayette de otuz dokuz yalnız otuz sekiz bir de Kadiri icazetnamesi dokuz yüz altmış beştir Şeyh olan edep hususunda bunu söyleyeyim ona geçelim Yeşilhisar içmecesi diyoruz biz şifalı suların olduğu yer oraya geldiler artık görüşmeleri tamam oldu buyurdular ki Hasan Efendi sizinle bir görüşelim Hatta dakikasını bile hatırlıyorum çocuktum ama yirmi beş dakika kadar görüşelim buyurdu daha yine ilkokula giriyorum sonra üstadım şunu anlattı ceplerinden bir icazetname çıkartmışlar. Bu Abdülkadir Geylani efendimizin devamından artık nasıl verilmiş biz o cihetini ifade edemeyiz. Bu bizim Kadiri icazetnamemiz Hasan efendi kadınlara beş yüz tevhid erkeklere ise bin tevhid okumalarını tavsiye edersiniz. Her yüz başında da Muhammedur resulullah derler.
Üstazı alimiz yakındı ki yakındı. Benim efendime itimadım yok muydu ki cebinden icazetnamesini çıkardı da Hasan efendi benim bu icazet bizim icazetnamemizdir dedi Ben inanmıyor muydum Öyleyse benim teslimiyetimde bir zayıflık var diye yillarca bunun ızdırabını çekti. Göstermeseydi işte bu bir icazetnamemiz var demesine de gerek yok. Beş yüz kadınlara bin erkeklere dese tamam diye bunun için yillarca yandı ve yakıldı. Benim efendime nasıl itirazım var mı ki bunu ifade etti diye. Halbuki böyle hiçbir şey yok. Şimdi onlar başta Allah'ımızın Kitabı Kerim'inden etkilenirler ona müracaat ederler. İkinci olarak aynen halleri şu bizim fıkıh kitaplarında gördüğümüz Sa'd ibn-i Muaz hazretlerini aleyhissalatu vesselam Efendimiz imene vali olarak tayin buyurduklarında ya Muaz nasıl hükme varacaksın sana bir mesele gelecek. Şimdi efendilere de ne geliyor? Sözler geliyor.
Mesela tahtadan etkileniyor diyelim. Taştan etkileniyor diyelim veya bir kimseden etkileniyor diyelim. Onların sözüyle nasıl ifade edeyim bunu? Hareket ediyor diyorlar mesela. Burada Hazreti Muaz'a efendimizin sorduğu soru gibi aynen ve onun da Nebi-i Ekrem Efendimize Sallallahu aleyhi ve sellem verdiği cevaptır. Onların etkilenmesi sana bir mesele gelecek Ya Muaz ne yaparsın? Ya Resulallah ben Kitabı Kerim'e bakarım. Sana Cibril-i Emin vasıtasıyla inen Kitabı Kerim'e bakarım. Orada bulamazsan, orada bulamazsam sizin sünneti seni yenize bakarım. Ehadisi Muhammediyeyi araştırırım. Orada da bulamazsam toplarım.
Ümmetin büyüklerini bu işe vakıf olan insanları öyle hüküm veririm deyince Efendimiz aleyhissalatu vesselam sözleriyle beni memnun eden Muaz radıyallahu anh'den razı olaya Rab demiş ve dualar etmiştir ona Onlar etkilenirler mesela ehlullah'ın haline bakarlar acaba onlar diyelim ki böyle bir ifadede bulunulduğu zaman nasıl hareket etmiş dedim ya bir karıncadan da etkilenir Neml suresinde Süleyman Aleyhisselam geliyor Neml suresinde Süleyman Aleyhisselam geliyor gelirken karıncaların önünde bulunan diyor ki Süleyman'ın orduları geliyor Süleyman'ın orduları geliyor Aman ha yuvalarınıza çekilin diyor Süleyman'ın diyor orduları geliyor Siz yuvalarınıza çekilin diyor Burada öyle bir edep ortaya çıkıyor ki bir karınca nasıl etrafını koruyor muhafaza ediyorsa Nemr suresinde geçer siz de etrafınızı koruyun muhafaza edin. Mesela dedim ki bir kediden etkilenir.
Cüneydi Bağdadi hazretleri ben diyor yolda giriyorum. Baktım ki bir kedi farenin deliğine öyle gözlerini dikmiş ki tüy bile hareket etmiyor. Oradan farenin çıkışını bekliyor avunu bekliyor o anda kalbine Halıkı Lemyezen Ey himmetini aşağı tutan Cüneyt benim aşkımı muhabbetimi feyzimi tecellimi varidatı ilahiyeyi Esma ve efal sıfatlarının tecellilerini beklemekte bir ibadette, taatte, sebatta Kedi kadar da olamadın. Bakıyoruz Bayezid-i İslamiye hazretlerini değil bir rical bir erkek veya bir Nisa bir kadın veya bir çocuk ne olursa olsun Etkileme şöyle dursun bir köpek kendisine denk geldiğinde cübbesini çekiyor köpek hal veya kal diliyle diyor ki Ya Bayezid Halbuki Bayezid İslami hazretleri köpeğin gittiği yattığı kalktığı yer belirsizdir. Belki temiz olmayacaktır üstün. Ondan dolayı eteğini çekiyor. O köpek de diyor ki eğer üzerim pisse bunu yedi bardak su temizler.
Ama senin gönlünde kibir var da bu kibirden dolayı eteğini çekiyorsan yedi derya senin kalbini temizleyemez. Bu olur Efendimiz aleyhissalatu Vesselam'ın mübarek hayatında da olmuştur. Eğer okursak Hak suresinde Mevla-yı Zülcelal'imiz anlatıyor, Mesela kırk birinci ayeti celile'de Efendimize şair diyorlar Biz Yasin-i Şerif'e baktığımız zaman Halık-ı Lemyezel senin okuduğun Ya Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem şiir değildir buyuruyor Biz ona Muhammed'e sallallahu aleyhi ve sellem şiir öğretmedik. Ona şairlik yakışmaz da o bir öğüt ve insanlara ne yapacaklarını açıklayan bir Kuran'dır. Efendimize ne deniyor şair.
Şimdi bunu niye diyorsun derseniz herhalde tamamlayınca ifade etmek istiyorum Rabbımız da buyuruyor, Mevla'mız ne az iman ediyorsunuz, sonra değiştiriyorlar zaten müşriklerin uluları bir araya geliyor diyorlar ki biz şiiri çok güzel biliriz ama Muhammed'in okuduğu ayetler sallallahu aleyhi ve sellem hiç şiire ve bizim ölçülerimize benzemiyor. Bak gelin iyi düşünün diyorlar. Ondan sonra duruyorlar kırk ikinci ayeti celin diyorlar. Durdukları yok. Yani sihirbaz demek istiyorlar. Efendimiz Sallallahu Teala Aleyhi ve Sellem'e Sihirbaz diyorlar Rabbi Zülcelal'imiz buyuruyor ki siz ne az düşünüyorsunuz sonra yine durmuyorlar durmuyorlar, Efendimiz aleyhissalatu vesselam'a ve levtekavvel aleyna badel egavil demeye başlıyorlar Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e, Peygamber kendine ait bazı sözleri bize isnat ediyor gibi böyle bir sözler söylüyorlar.
Nebi Ekrem Efendimize, işte bazılarının sözleri diyorlar yani ondan bundan duyulan söz gibi ifade ediyorlar. Nebi Ekrem Efendimiz sallallahu Teala aleyhi ve selleme Rabbimiz buyuruyor ki Nebi Ekrem sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimiz için elbette onun sağ elinden yakalardık. Sonra onun can damarını keserdik. Eğer kendinden konuşsaydı. Ulema varatül enbiya. Ulema vari nebilerin varisleri olduğu için bunlar mutlak olacak. Mutlak şair de denir, sihirbaz da denir, kahin de denir. Bunların hepsi söylenir. İşte kendinden değil. Burada esaterin ievvelin bir ayet-i celin de ne? İşte eskilerin sözleri bunlar hep söylenir. Ama Rabbi Zülcelal'imiz onlara Halıkı Lemyezel öyle bir tesellide bulunuyor ki yani bir beşer olarak etkileniyorlar. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem onların sözlerinden üzülüyor, mahzuniyet içerisinde Şair deniliyor kahin de deniliyor.
İşte bu bir şey bilmez haşa haşa haşa haşa Efendimiz bunun sözlerini nakleder. Kendinden bir şey yok. Ne bileyim bir Kuran indi diyorlar ama ona öyle bir ayet ineceğinden de değil manevi bir bunaltı manevi bir sıkıntının içerisindedir. Bir buhrandadır gibi sözler ifade ediyorlar. Çünkü Nebi-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz Hira veya Nur Dağı'nda malumunuz Kuran-ı Azim müşşen nazil oluyor. Derhal Hatice annemizin yanına geliyor. Üzerimi ört ya Hatice ört ya Hatice diye buyuruyor. Ve acaba bana cin mi isabet etti deyince Hayır ya Muhammed Sen akrabayı gözetirsin, herkese iyilik yaparsın, hastaları ziyaret edersin, insanların ihtiyacını giderirsin. Sana böyle bir şey olmaz diyor. Ve bu çok uzun bir konudur. Rabbi Zülcelal'imiz onu teselli ediyor. Üzülmemesi yani etkilenmemesi mümkün değil. Çünkü Ayet-i celleye bakıyoruz.
Nahl suresinde de en son Ayet-i Celilelerden ikisini söyleyebilirim. Rabbi zülcelal buyuruyor Sabret senin sabrın ancak Allah'ın yardımı iledir. Onlara karşı üzülme yaptıkları hilelerden dolayı da sıkıntıya düşme. Şüphesiz Allah Celle Celalü, iyi korunanlarla yani Mevla'dan korkanlarla ve iyilik yapanlarla, ihsan, bu anlamda çok geniştir, onlarla beraberdir etkilenilmez değil etkilenirler ama onlar Kuran ile etkilenir. Hadis-i Şerifler de etkilenir. Evliyaullah'ın sözleriyle muhalif bir hareket, yanlış bir söz geldiği zaman onlar aynen askerde olduğu gibi derler ki sağ bak hizaya gel onlar Kuran'a bakarlar özet olarak diyecek olursak biz Allah'ımızdan korkarsak Allah bize çıkış yolu lütfeder Mevla'mıza saygımızı sevgimizi çoğaltmak ve hayırla devam etmektir.
Kaynak: Genel
Mürşid-i Kamil ve Mürid İlişkisi ile Manevi… | Mihmandar