Mürşid-i Kamil ve Manevi Terbiye Yolları kaydında Göre yapan kimselerin takip ettiği yolda Rabbi zülcelalimize iliştirecek dört tane esas vardır. Birisi sohbet, ikincisi rabıta, üçüncüsü zikir, dördüncüsü teveccüh ve murakıbedir. Şimdi sohbette bulunabilmek için kamil bir mürşidin üç hususa riayet etmemiz lazım. Kamil bir mürşidin sohbetinde birisi devamlı hizmette bulunmak, onunla…
Göre yapan kimselerin takip ettiği yolda Rabbi zülcelalimize iliştirecek dört tane esas vardır. Birisi sohbet, ikincisi rabıta, üçüncüsü zikir, dördüncüsü teveccüh ve murakıbedir. Şimdi sohbette bulunabilmek için kamil bir mürşidin üç hususa riayet etmemiz lazım. Kamil bir mürşidin sohbetinde birisi devamlı hizmette bulunmak, onunla manevi bir bağı kurmak, ona bağlı olduğu için Allah'ımıza devamlı hamdetmek, Elhamdülillah, Rabbim böyle güzel bir insana bizi evlat etmiş diyerek şükür içerisinde bulunmaktır. Çünkü biz Ebu Aliyyette Kag Hazretlerinin buyurduğu gibi kendi kendine biten ağacın meyvesi olmaz. Olsa da taht vermez, lezzet vermez. Esadi El birliği hazretlerinin dergahında evrad ve ezkar alan kimseye aşılandın mı derlermiş. Hep biliriz bir üzüm çubuğundan tutun, bir elmanın, armudun, şeftalinin, kirazın vesair bütün nebatatın bir aşısı vardır.
Bir aşılanmış tutla aşılanmamış tut arasındaki fark çok başkadır. Mesela kapımızın önünde bir tut ağacı var bu aşılanmış. Diğer tutlarda var o tut ağacı bir defa verir ama aşılanmış olanı bir verir ondan sonra arkadan bir daha yetişir. O olgunlaşır arkadan bir daha yetişir. O olgunlaşır arkadan bir daha yetişir. Bir daha yetişip hemen hemen senede yedi defa verir ve onun tadı diğerlerine benzemez. Yine bir armut ağacından çokça misal verirdi mürşid-i kamilimiz. İşte o armut ağacına yakın bir yere derin bir çukur kazarlar, bir hayvan gübresi, devamlı da ona su vermek suretiyle gübrenin suyu ağacın köklerine nüfuz eder. Öyle bir gelişir ki meyvesi de çok büyük olur. Biz de edep olarak hocalara götürülür ilk meyve, götürüldüğü zaman der ki bu nereden geldi, sizin misafirlerinizle olur Hasan Efendi, bu hangi memleketten, efendim bizim bahçemizden.
Memleketimizde pek böyle meyve olmaz ama nasıl oldu haber verir aşılandığını ve güzel bir bakım olunca geliştiğini. Biz de eğer tevbe ile, sadakatle, teslim olmak suretiyle, ihlas ve samimiyetle Mevla'mıza canı gönülden teslim olarak yaptıklarımızdan pişman olup yeni bir hayata, kötülüğe dönmemek üzere başlayacak olursa hemen neye verir. Kalp ilahi aşkla yanmaya başlar. Duygulu bir fakir görse hizmetine koşar. Diyelim Suriye'deki kardeşlerimiz onlara işte bir battaniye vesair çocuk bezleri, yanık melhemleri buna benzer ne verseniz gider ama aciliyet gerektiren malzemeler hep bunları düşünür. Bir aman ha verilen derneği böyle bir hizmete girdiler, biz de elimizden geleni yapalım der. Artık kalp ürün veriyor ya şefkat ürününü vermeye başlar. Bakarsın gönülde bir tevazu, kendisinde Rabbimizin azameti karşısında bir acziyetini ifade eder. Herkesten kendisini aşağı görmeye başlar.
Daha çok bitmez ki o meyveler, mesela cennetteki meyveler anlatılır, bir kirazdan Vakıa Suresi'nde geçer ve talhin memdud ve zelil-i mescud bir üst kısmındaki Ayet cellelerde diye geçer. Bir dalında kiraz ağacının yetmiş iki tane çeşidi var. Şimdi kalpteki artık aşılanınca bir mürşidi kamilin huzurunda teslimiyet bıçağı ile kesilip, tabiatını, eski tabiatını tamamen terk edip rabıta ve zikrullah kalemleri takıldığı zaman ve dalların aşağı kısmında olan gövdenin ashabillah, gadefli hamen zekaha ayeti celilesi ile temizlenen kimselerin kurtuluşa ereceği haber verilen ayeti celilede buna göre hareket edildiği zaman eski tabiatımızda olan tembellikler, kötü huylar tamamen mücadele desteleleri ile kesilecek olursa güç ve kuvvet meyveye artık ibret artık ibretle bakacak. Bir başkasının namusunu koruma şeklinde bakacak. Bir kadına bakarken onun namusunu koruma şeklinde.
Mürşid-i Kamil ve Manevi Terbiye Yolları ne anlatıyor?
Mürşid-i Kamil ve Manevi Terbiye Yolları kaydında Göre yapan kimselerin takip ettiği yolda Rabbi zülcelalimize iliştirecek dört tane esas vardır. Birisi sohbet, ikincisi rabıta, üçüncüsü zikir, dördüncüsü teveccüh ve murakıbedir. Şimdi sohbette bulunabilmek için kamil bir mürşidin üç hususa riayet etmemiz lazım. Kamil bir mürşidin sohbetinde birisi devamlı hizmette bulunmak, onunla…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 10 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Diğer azalar da bu tarzda. İkinci olarak sohbete girmenin edep ve erkanı olarak itiraz etmez. Evet, itiraz ettiler de fikri bozulmuş, kafası da bozulmuş, gönlü de bozulmuş, ibadet ve taat de tembellik, ahlaki yapısında da yanlışlıklar başlarsa itiraz ederiz. Allah'ımızın emrine uymayan hallerdir. Aksi halde ta sıddık-ı azamdan beri hiç kopmadan gelen, garip garipsemeye yeltenmemelidir. Kendi kötü düşüncelerinden tamamen kurtulur. Öyle bir hal olacak olursa, istiğfara koyulur. Derhal tövbeler etmeye başlar, Ya Rabbi beni bağışla diye. Sonra şeyhi kamili imtihanı da kalmaz. İşte ben bir hizmet için bir yardımda bulundum. Bu ise çok kirli bir paraydı aldı. Karşısına cenabet halinde oturuldu. Onu bilemedi. Şu şekilde, bu şekilde sözler söylenmez. Onların hepsini Rabbımızın lütfuyla, ihsanı ile en ince teferruatlarına kadar bilir.
Ama öyle bir hesabın içerisindeki yatırımını kısa vadede yapmadığı için uzun vadede bir yatırım yapmış durumda. Belki tövbe eder, belki döner diye seslenmez. Ama kangren olur o başka. Olmadığı takdirde, bildiği halde çok hesap ettiği yerler vardır seslenmez. Üstatının karşısında böyle teneşir tahtasının üzerine konan cenaze gibi elini kaldırsa, ayağını kaldırsa, sağa dön derse, sola dön derse, seslenmediği gibi, tam bir olsun, çünkü ameliyat masasında bizim çok hastalıklarımız var. İlaçla geçmiyor, perhizle geçmiyor. Her türlü tedavi uygulanıyor, geçmiyor. Diyelim Allah'ımız muhafaza buyursun, ciğerinde rahatsızın. Her türlü gün takip ediliyor, her türlü çareye başvuruyor ama imkanı yok. Ne olacak? Doktor diyor ki mutlak ameliyat olması lazım, o zaman doktorun elini tutar mı? Dur doktor, yapma der mi? Diyemez.
Nasıl ona teslim olunuyorsa onun gibi tam bir muhabbetle teslim olur ki bizim kalplerimizdeki hastalıklar tedavi olabilsin. Şimdi daha biz ilk müracaat etmişiz, eder etmez yanlışlık yapmayalım. Çünkü önümüzde çok bizim görevlerimiz, vazifelerimiz var, bitmez tükenmez. Bak görüyorsunuz içimizde bir sulh hali yok. Ne var dövüş mü var? Çok büyük dövüş var, muharebe var. Nefisle ruhumuz devamlı çarpışıyor. Nefis mutmainine durulup süzülmediği için bir sıkıntı var. Ne kadar ibadet gitsek bile kalp başka düşüncelere dalıyor. Durulup süzülmediği için bir sıkıntı var. Ne kadar ibadet etsek bile kalp başka düşüncelere dalıyor. Hiç, arzu edilmeyen, yapılması hiç meşru olmayan, kötü fiiller gönülden bir türlü gitmiyor. Nasıl gidecek bu? Tam bir teslimiyetle ile gidecek. Aksi halde gitmez. Sonra biz efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem sünneti seniyyesine tabi oluruz ve üstadlarımızı da severiz.
Nasıl tabi olmak suretiyle manevi seyri sırasında gönlüne doğan ve tam bir huzur anında dergahı ilahiden varid olan tecellilerin kendisinden kaynaklandığını sanmamalıdır. Şimdi bu yolun başı sonunda sonu da başında. Buna suri derler, ilk başta görünen haller olur. Bunlar suri geçicidir. Bunu esas zannedeverir, mürid, esas zanneder. İşte oldum der. Bak kimsede olmayan haller bende belirmeye başladı. Gözüme ışıklar görünüyor der. Kulağıma sesler geliyor der. Yatıyordum, şöyle bir hal oldu. Kendimi çok yüksek makamlarda gördüm gibi bunlar hep geçecek. Zaten bu hale girenler Rabbimizin azamet-i ilahiyyesine de yaklaştıkça onu daha da anlayamadığı ortaya çıkacağı için, çünkü ona yaklaştıkça bilmedikleri ortaya çıkar. Bu sebeple ancak alim olan kimseler Cenabı Hak'tan korkarlar. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Cenabı Hak'ı en çok tanıyanınız benim, en çok korkanınız da benim buyuruyor.
Onu tanıdıkça ilahi korku başlar. Bu gibi görüntülerde şöyle, böyle denmez, katiyen şimdiden de bir ayarlama yapılmaz. Hep Rabbimize boynumuz bükük kalbimiz mütevazi bir şekilde devam ederiz. Kalpten kalbe sıdk-ı hal ile aktarılan ilham yoluyla güzellikler gelebilir. Sonra sadakatimizle bunlar ölçülür. Kabiliyetine yani çok çabuk aşama kaydedip gidememesine dikkat edilir. Sadık bir mürid mürşidine bakması yolu ile nitekim Hadis-i Şerif'te onlar görüldüklerinde Cenabı Hak hatıra gelir buyrulmuştur. Kısacası bu durum müridin kabiliyetine yani çok çabuk aşama kaydedip edememesine, şeyhine hizmet ederken samimi ihlaslı olup olmamasına, şeyhinin huzurunda olsun veya olmasın ona karşı gözetilmesi gereken adaba riayet edilmemesine göre değişiklik arz eder. İkinci yol olarak bizim takip edeceğimiz, takip edeceğimiz rabıtadır. Rabıta Allah'ımıza kavuşmak için başlı başına bir yoldur.
Zaten mürşid-i kamile olan bağ radı iki kişi arasındaki bağ alaka demektir. Onlar görüldüklerinde Cenabı Hak hatıra geldi Hadis-i Şerif İnce Mürşid-i kamilin simasını devamlı zihninde canlı tutar. Onlar daima Allah ile beraber olan kullardır, Hadis-i şerifine de dikkat ederek. Kişi sevdiğiyle beraberdir, hadisi gereğince üstadının simasını zihninde canlı tutmaya çalışır. Üstadın simasını bu şekilde zinle canlı tuttuğu sürece hakikat eyle. Yalnız bu simayı düşünmek aynen şu şekilde. Diyelim ki biz su içiyoruz. Nereden içiyoruz biz suyu? Bardaktan içiyoruz. Su içeceğimiz bardağı tanımak Allah'ımızın nurunu içeceğimiz kalbi gönlü şahsı tanımaktır. Bu mühim olan şekil şemail değil, onun gönüllerinden istifade etmektir. Bu tarzda düşünülür. Rabıta yoluyla vuslata ermeye çalışır. Rabıta ederken suretini zihninde canlandırır, yalnız bir gıybet hali de zuhur edebilir.
Kendisinden geçer, kendisinden geçer. O zaman aynen suyun üzerindeki bir saman çöpü gibi kendisini arasa bulamaz. O zaman derhal Muhammed Bahaüddin hazretlerinin buyurduğu gibi beni bırak, gıybet hali üzerine yönel, Rabbimize yöneltir zaten Rabbimize yöneliyor arada şey-i kamil çekilerek artık diyelim ki cereyanı alıyoruz biz trafoyu neyi tamamen kaldırarak direkt yedi kat semayı yok bilerek Rabbimizin arşından istifade etmeye çalışır. Rabıta'mız sevgi esasına dayanır ve mürşidimizle olan manevi bağımız ise onun manevi halini özümseyip kendimize yansıtmak yoluyla hasıl olur. Kendisine tabi olunması gereken mürşid-i kamile muhabbetle rabıt ederek onun manevi rengi ve boyasıyla boyanır, bununla da kalmaz üstağzının nurlarını kendisine yansıtarak aydınlanmaya çalışır. Çünkü bir elektrik direğinden kablo vasıtasıyla ceryanı kendi evine çekmiştir.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Sıddık gazam ve Ali Kerim aleyhi veche hazretlerine vermiş olduğu bu kudsi emanet, hapi zikir, kalbi zikir, şehri açık zikir, nurları gönle bu vesile ile bulmaya başlar. Yani insan bir ağaç gibi, bir meyve gibi bu manevi güneşle günbegün ne yapar tatlılaşır, gelişir, büyür ve olgunlaşır. Bunun değişik şekilleri vardır. Şeyhinin suretini gözlerinin önüne getirir, düşünür ve zihninde canlandırdığı bu surete bakarak onun ruhaniyetine yönelir asıl. Arz ettiğim gibi bir su bardağı gibi asıl o bardak değil de içindeki sudur, ona yönelir. Gaybet hasıl hasıl olana veya cezbenin etkisi görünme kadar ruhaniyetine yönelir. Zaten midane gelir, tam bir yöneliş zuhur ederse faydalanmaya başlar. Suretini tam karşısında ikinci olarak düşünür ve zihninde canlandırdığı bu suret yoluyla onun ruhaniyetine yönelir.
Gaybet hasıl olana ve cezbenin tesiri ortaya çıkana kadar kendi varlığından tamamen çıkar, şeyhini kamilin suretine bürünür, manevi. Kendi alnında mürid, şeyhinin suretini canlandırmaya çalışır ve alnının tam ortasına onun şekil ve görünüşünü yerleştirir. Kalbe gelen hayalleri izale etme bakımından bu rabıta usulü ilk iki şekilden daha etkilidir. Tam kalbinin ortasında suretini düşünebilir. Kalbe doğan gereksiz düşünceleri ortadan kaldırmak açısından bu kuvvetli rabıta şeklidir. Gelen bütün gereksiz düşünceleri söküp batar. Bir manevi havuza atılıyor gibi de olur fakat asıl gerekli olan aleyhissalatü vesselam Efendimiz onun huzurunda, onun yanında sıddık-i azamdan itibaren en son mürşid-i kamilimize, üstaz-ı alimize gelir, mübarek dizlerinin dibine oturur, kalbimizi dünyanın geniş tasarrufta bulun tasarrufta bulunabilen bir insanı kamile yapabiliriz.
İsim ve sıfatlarının Rabbimizin tecelli ettiği bir ayine gibidir o. Kim gönül gözü ile bir insanı kamilin ruhaniyetine bakarsa o ruhaniyette Cenabı hakk'ın tecellilerini müşahede eder. Sonra şeyhinin kemalatının ruhaniyetinden asla ayrılmadığına inanır. Şeyhinin ruhaniyet gücüyle yaptığı tasarrufların Cenabı hakk'ın tasarrufları cümlesinden olduğuna inanması icap eder, şeyhinin duyduğu şeyhine kamil bir mürşide duyduğu muhabbeti her an muhafaza eder, şeyhi olan manevi bağını onun manevi evladı olduğunu hiçbir zaman unutmaz. Herhangi bir hasıl olduğunda bu hal kendisinde kalıcı ve sürekli duruma gelene kadar rabıtayı terk etmez. Her anında rabıtalı olmaya çalışın. Bilinmesi gereken en Ey iman edenler Allah'tan sakının, O'na yaklaşmaya vesile arayın.
Burada vesile lafz ile kastedilen rabıta değildir denecek olursa ayetin ifade şekli, vesile lafzının manasının daha genel umumi olduğunu göstermektedir. Burada vesile aranmasını Cenab-ı Hak emretmiştir. Rabıta ise en üstün vesile şeklidir. Zira kul ile Allah arasında vesile olan Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemdir. O da Onun yerine geçen mirasçılarıdır. Esselamle. De ki eğer Allah'ı seviyorsanız bana tabi olun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı affetsin. Çünkü birisine ittiba uyulabilmesi için onu ya bizzat görüp duyu organlarıyla hissetmek ya da onu manevi olarak düşünüp hayal etmek gerekir. İşte bizim rabıta ile kastettiğimiz de budur. İmam Buhari zikrettiği bir rivayette Hazreti Ebubekir radiyallahu anh efendimize gelerek dert yanar. Sıddık Azam şikayet şu şekilde oldu.
Kaza-yı hacet için, af buyurun, tuvalete gittiğinde dahi ruhaniyet cihetinden, Efendimizden ayrılmamak, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemden hiçbir zaman ayrı olmamak, Ebubekir radiyallahu anh bu halde bile Efendimiz'i düşünmekten rahatsız olmuş ve bu halinden haya ettiğini Efendimize bildirmiştir. Bu yolun büyüklerinin teşvik ettikleri ve müridin manevi gelişimi için en kestirme yol olarak gördükleri zikrin adabı pek çoktur. Burada edep kurallarından yirmi tanesi diğerlerini de içerisine alır. Zikre başlarken kalbi ile üstazının himmetinden faydalanmaya çalışır. Onu mürid şunu iyi bilmelidir ki Onun şeyhinden bu şekilde imdat bilmelidir ki onun şeyhinden bu şekilde imdat dilemesi, haddi zatında Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemden yardım dilemesi anlamına gelir. Çünkü mürşid-i kamil Efendimiz'in arasında sallallahu Teala aleyhi bir vasıtadır. Suretini gözünün önünde canlandırır.
Onu hayal eder. Dünyevi meşgalelerini bitirince abdestini yeniler ve gizli bir yere yapması gereken şey üstadının yanında olduğunu hissetmeye çalışır. Üstadını yanında hissetmeye çalışırken bunu en mükemmel şekilde yapar. Zira mürşidin imdadı ancak bu şekilde hasıl olur. Aslında şeyh müridin Allah'a açılan bir kapısıdır ve müridi Allah'a götüren bir vesiledir. Esselamü. Ey iman edenler Allah'tan korkun ve daima sadıklarla beraber olun. Maneviyat yoluna giren bir kimse daha bu yolun başındayken hiç kimsenin yardımı olmadan Rabbini bilemeyeceği için kendisi ile Rabbi arasında bir vasıta bulunmalıdır. Mürir Rabbini bilemezse onu kalbi ile müşahede edemez. Müşahede ettiği şeyler sadece sonradan yaratılan varlıklar olur. Eğer bu varlıkları haşa Rabbi gibi görecek olursa küfre düşer. Bu bakımdan mürid öncelikle şeyhini müşahede edip onun suretini düşünmelidir.
İşte mürid bu şekilde şeyhini düşünüp ondan medar umarsa Allah'ın yardımı muhakkak ona içecektir. Mürid, fethi ilahi hasıl olana kadar o haline devam eder. En mükemmel yol müridin araya herhangi bir vasıta koymalısın, doğrudan Cenabı hakk'ın huzuruna erimesi ve onu kalbinde hazır etmesidir. Bu inkar edilemez, gerecektir ancak biz daha önceki manevi tecrübelerimize dayanarak vicdani ve zevki bir ilimle, kesin olarak diyoruz ki daha yolun başında bulunan bir mürid için böyle bir durum kesinlikle mümkün değildir. Çünkü bütün düşünceler ve maksatlar sadece sonradan yaratılan varlıklarla ilgilidir. Bunu gerçekten bilen anlar ama cahil bilemez. Cahil marifetten yoksun olduğu için haşa sonradan yaratılan varlıkları Rab olarak görür, küfrün ise kesinlikle haklı bir mazereti olamaz.
Bu yüzden mürid, idrak edilebilen, mahluk ile idrak edilmesi mümkün olmayan halıkı hayali olarak değil, şuhudi ve zevki olarak birbirinden ayırt edebilmek için kendisine bir vesile edinmelidir. Bu ayrım gerçekleştirdiğinde vasıta da ortadan kalkar. İşte bu durumu ifade etmek üzere şeyhi olmayanın şeyhi, şeytandır buyrulmuştur. Bir kimsenin şeyhi şeytan ise o kişi küfürdedir. Küfürden kurtulmak için de kendisine rahmanın ahlakıyla ahlaklanmış bir şeyhi bulması gerekir. Cenabı Hak ona bir şeytan musallat ederiz ve bu şeytan artık ondan ayrılmaz bir arkadaş olur. Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyarak da onlar kendilerinin doğru yolda olduklarının düşüncesine dalarlar. Zuhruf suresi otuz altı ve otuz yedi. Ayet celaleler. Hakkal yakin sırlarından haberdar olmayan bazı kimseler rabıta usulünün tarikatten aslen olmadığını ve sonradan Halid hazretleri.
Hatta onlara göre rabıtanın bir delili bulunmadığı gibi hakikati de yokmuş. Bu iddialar kesinlikle doğru değildir. Zira rabıta en temel kurallardan birisidir bu yolda. Hatta Kur'an-ı Kerim ve Sünneti Seniyyeye sımsıkı sarılmaktan sonra kemale ayırmak için gerekli en önemli bir usuldür. Farklı metotlar burada uygulanmıştır, arz etmeye çalıştım. Cenabı Hak'ta fani olan bir müşir-i kamilin ruhaniyetinden yardımda istimdat umması onun suretini devamlı olarak gönlünde canlı tutmasından ibarettir. Gaye mürşid-i kamilin huzurunda bulunuyormuşçasına feyiz almak ve edep kazanmaktır. Zaten müridin gönlünün huzur ve nur ile dolması üstadının suretini devamlı olarak kalbinde canlı tutmasına bağlıdır ve birçok izahlar yapabiliriz bu noktada. Evliyaullah çok farklı suretlerde de zuhur edebilir. Zira onların ruhaniyetleri cismani cihetlerine galebe çalmıştır.
Hadis-i şerifte Efendimiz buyurdu ki cennetin kapılarının her birinden cennetlikler çağrılacak, Hazreti Ebubekir Allah'ın Rasulü bunu ifade buyurunca hepsinden çağrılacak olan da var mıdır deyince umarım sen onlardan olursun. Cennetin kapılarının, birbirinden cennetlikler çağrılacaktır. İşte oruç kapısından oruç tutanlar, namaz kılanlar, namaz kapısından cihat edenler cihat kapısından Ebubekir radiyallahu anhü anhü bu kapıların hepsinden de girecek birisi olacak mı diye sorunca Nebiyy-i Ekrem Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem umarım sen onlardan olursun. İşte ruh külli bir özellikte olduğundan dünya hayatında iken bile çok farklı şekillerde zuhur bilmektedir berzah aleminde ise bunun daha kolay olacağı açıktır çünkü berzah aleminde ruh, yani kabir ile haşir arasındaki zaman daha ağır basmıştır ve daha bir bağımsızdır. Zira bedenden ayrılmıştır. Cenabı Hak yollarını da daim mümin
Kaynak: Genel
Mürşid-i Kamil ve Manevi Terbiye Yolları | Mihmandar