Üstadımıza riayet ederdim, böyle bakardım, çünkü beraberiz, bazen böyle latifeler yapardı, yapardı, inanın sonunu nasihatle, öğütle tamamlardı. Böyle kalbinizi dinlendirin buyuruyor Aleyhissalatü Vesselam'imiz. Kendilerinin boş söz söylemediğini anlardım. Sonunu hep ibadete, taate, üde ve nasihate. Diyelim bir yolculuk yapar, yolculuğunda İrşad ve ıslahı görürsünüz, hiç boş vakti yok. Kayseri'den Mehmet Efendi Karayolları'nda çalışan, tam ismini veremem şimdi, biliyorum soy ismini de Rabbimizin izniyle, bu üstadımıza sanki aşık, ne zaman Kayseri'ye gelse evinde misafir eder. Sebebi ne? Kayseri'den İstanbul'a kadar bir yolculuk yapmışlar. O yolculukta ne anlattıysa, ne söylemişse haşa olmuş. Her işinde öyle. Mesela bizim memleketimizde şimdi yok, yaz günlerinde yaylalar neler olur? O beraber komşu olduklarını siz bir dinleseniz. Şahit olduklarım çok, onlardan bir tanesi şu.
Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz irşad ve ıslahında kadınlara da imkan tanırlardı. Öyle ki annelerimizin bazen uygunsuz halleri olurdu. Anlayalım artık namaz kılamadı, oruç tutamadı. Şu mübarek omuzlarına başlarını dayar Allah'ımızın kitabından okurdu. Bakın hiç boş durmuyordu. Dedem, Rahmetullah Ali şunu söylüyor. Diyor ki annenizle biz sabaha kadar Rabbımızın muhabbetinden konuşuruz. Hayatları böyle. Budur işte. Ne yaptı üç lazımız? Daha çok gençtim. Çadırın etrafında kadınlar toplandı. Bak bırakmıyor onları. İçeriden onlara nasihate başladı. Öyle anlatırlardı ki üstadımızın bazılarında kadınların bölümlerinde yer bulunmazdı. Çok sesler gelirdi aşağıya, bir türlü yerleşemiyorlar çünkü dinimizin esaslarını öğreniyorlar. Her zaman ürün veren bir hurma meyvesi gibi her zaman ürün veren bir mürşid-i kamil. Bizim burada Nevşehir'in Ürgüp. Ürgüp'ün Dansa buna Taşkın Paşa da derler.
Orada bizim Mustafa diye ruhu şad olsun bir kardeşimiz irtihal etti, gittik. Oraya bir amca denk geldi bize. Böyle konuşunca Allah Allah, aynen Hacasın efendimize benziyor sesin dedi. Sonra şunu söyledi, Allah'ımız halimizi benzetsin, ses değil. Şimdi dedi ki biz abdestimizi, usulümüzü, her şeyimizi Hacı Hasan Efendi'den öğrendik. Gözlerimle şahidim altmışlı yıldı. O yakın Dereköy'de ayağa kalktılar. O kürsüye her zaman üzülürüm niye kalktı diye. Orada çünkü bir hatıradır o, ayağa kalktılar tek tek namazı tarif ediyorlar. Abdestli tarif ediyorlar. Uslu tarif ediyorlar. Böyle canlı olarak. Çünkü insanlarımızda ekser ya bunu görüyoruz. Şimdi elhamdülillah okunuyor, tahsiller yapılıyor ama pek okunmazdı. Sanki bir üniversite, Hacı Hasan Efendi demek bir üniversite. Biz edebi erkanı ahlaki emin olun sofralarda öğrendik. Onun sofrasında tatlı tatlı ifadelerinden anladık.
Mesela Konya'da kırk kırk iki yıl olarak, kırklı yıllar diyelim de kırk iki olduğunu hatırlıyorum vicdani teala. Sami Efendi Hazretlerine diyorlar ki efendim iki Hasan'dan birisini gönderseniz, birisi Adanalı Hasan Efendimiz, biri üst lazımımız. Sami Efendimiz işte Hasan Efendi Konya'ya gider misin? Efendim arzu ediyordum da size cesaret edemiyordum gitmek için. Gidin buyuruyor ama baygınlık hali gelirse ya bir silsile veya Kuran-ı Kerim'le normalleşirin diyor. Yemekte nasıl nasihatler ediyorsa böyle bir bayılma hali gelmiş. Nefeslerini zor almaya başlıyorlar. Zor alıyorlar. Derhal hatırlıyor Sami Efendi Hazretlerinin on mübarek sözünü birisine Kuran-ı Kerim okuyun diyor, okuyamıyor. Yani o ilahi aşktan kendisini topluyor artık üstadımız, silsile ile veya Kuran-ı Kerim'le artık normalleştiriyor. Velhasıl sofrasında bile hayırlı işlerle meşguller, sofrasında bile.
Mesela çokça devam etmiş ama çorba gelecek, türlü gelecek, pilav gelecek, işte onun yanında tefe bu değil. O hamamlara gidişi var üç ağzımızın Haymana'dır, Ilgın'dır vesaire yerler. İnanın inanın inanırsınız zaten. Sırf İrşad ve ıslah için gitmiştir. Orada kardeşlerimize nasıl hizmet ederim diye hiç şeyi unutmam. Marmaris'i ondan sonra hele o Haymana'da böyle Sami Efendi hazretlerine gidip döndüğü zaman doyulmazdı böyle. Önüne kitap alırdı, içimden derdim ki keşke okumasa da konuşsa derdim. Böyle ballar dökülürdü, ballar dökülürdü. Havuz temiz olursa su ne diyelim, nasıl bir misal verelim bal şerbeti diyeyim. Süt diyelim, süt. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz sütü seçiyor ya fıtratı seçtin deniyor. Süt. Akan da süt oluyor. Gönül ilahi tecellilerle dolu, varidatı ilahiye ile dolu, füyuzat-ı ilahiye ile dolu mübarek dilinden de o dökülüyor. Bunu bizzat yaşadık. Cenabı Hak zayi etmesin.
İnanın Sami Efendi hazretlerinden geldiği zamanki konuşması isterse işte yaz günü şöyle geçiyor. Kış gününde gerçekten derece çok aşağı düştüğü meyveler dize bile tat geliyor. Çünkü onların sesleri riyaki bir ucu benlikten arınmış bir ses. Gönülden de geldiği için kalplere tesir bırakıyor. Biz ne yapalım? Biz de kendi şahsımızda hayırlı işlere.