Murakabe ve Ruh Arınması: Allah'ın Her Anı… | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Murakabe ve Ruh Arınması: Allah'ın Her Anı Görmesi ve Bilmesi
Murakabe ve Ruh Arınması: Allah'ın Her Anı Görmesi ve Bilmesi kaydında Bu mevzu murakabe hakkında. Murakebeyi artık ulema-i kiramızın tarifiyle ne kadar anlayabilirsek öyle devam edelim. Ve teala ala zahirihi ve batin. Murakabe şuymuş. Allah'ımızın Celle Celalühü hem dışımızı hem de içimizi, gönlümüzü, her halimizi bildiğini, gördüğünü, duyduğunu buna tamamen inanır. Canı gönülden artık ne işimiz olursa…
Bu mevzu murakabe hakkında. Murakebeyi artık ulema-i kiramızın tarifiyle ne kadar anlayabilirsek öyle devam edelim. Ve teala ala zahirihi ve batin. Murakabe şuymuş. Allah'ımızın Celle Celalühü hem dışımızı hem de içimizi, gönlümüzü, her halimizi bildiğini, gördüğünü, duyduğunu buna tamamen inanır. Canı gönülden artık ne işimiz olursa olsun evde olalım, işte olalım, insanların arasında olalım, alışverişte olsun, ne de olursa olsun işte yerken içerken yatarken kalkarken herhalde Mevla-yı Zülcelal'imizin içimizi dışımızı her şeyimizi kontrol altında tuttuğunu bilmektir. Kulun bunu bilmesi gerekir diyor. Rabbim beni görüyor, biliyor, duyuyor ama bunu hiçbir zaman hatırından diyor çıkarmayacak. İşte böyle olmanın faydalarını da burada ifade etmiş.
Eğer siz diyor her halinizde Cenabı hak beni biliyor görüyor derseniz, bir süt hadisesi var ya bilirsiniz Hazreti Ömer Radıyallahu Anh Efendimizin şahit olduğu bir hadisedir. Allahu alem artık kim olduğunu tam kestiremesem bile bir hakikat vurgulanıyor. İşte kızım diyor kızım diyor süte biraz su kat diyor. Hazreti Ömer bunu yasakladı. Ömer'i de yeniden görecek diyor. Öyle deyince kız çocuğu diyor ki belki Ömer görmeyebilir Radıyallahu Anh Hazreti Ömer'i de bizi de her şeyimizi her halimiz de gizli ve açık ne varsa onu bilen bir rakım var anne diyor ben nasıl katabilirim? İşte bu. Burak'ı da. Bir daha değil niye anlayalım? Anlarsınız da iyice otursun. Bir arkadaşımızdı bizim bu hac işleriyle meşgul oldu ta yıllar evveldi. Meşgul oldu bize şu hadiseyi anlattı. Efendim dedi ben dedi hacıları götürdüm.
Yalnız dedi o kurban kesme hususunda onlardan dedi, güzel riyen, demek ki sayı da kabar etmiş bir hayli. Güzel riyen assam dedi ruhları bile duymaz dedi. Fakat dedi oturduğun söylenindi. Bir düşündüm. Onların ruhları duymaz ama Cenabı hak Alimün bidati Su'nun İçimizden geçen en gizli düşüncelere vakıf dedim diyor. Hadi o hacılar bilemedi. Ama Allah'ımız görüyor biliyor. Nasıl bir aydaymış bu bize murakabe hali? Bunun avamın murakabesi var. Bir de hava sezgin. Avam dedi halktır. Bizim gibi insanlar emri ilahiyi gözetmeye çalışır. O havas olanlar onlar. Belki burada izah edecektir. Allah'ımızın bilmesin de görmesin de duymasın da beraberliğini de yakınlığını da bize bizden daha yakın olduğunu da sevgisini de muhabbetini de gönlünden bilirler, gönülden bilirler. O gönülden bilirse dıştan bilme arasında fark var mıdır? Bunu Esari El-Bilbil Hazretleri her zaman anlatılıyor.
Bir karıncanın yürüyüşüyle şimdi süratli trenlerle çıktı, süratle giren tren gibi. O dıştan bizim Allah'ımız görüyor diye dikkat etmemiz buna da şükür. Buna da hamdolsun. Dikkat etmemiz Allah'ımıza kavuşmakta karıncanın gidişi gibi ama bir de gönlüne oturmuş o. Eğer o gönlüne oturursa gözyaşını tutamaz o. 0 hali yaşanan bir durum anlatılamaz. Onunki de trenin girişi gibi bir uçağın girişi gibi vesaire füzenin girişi gibidir. Yani bunu elde etmek istemez mi insan? Bunu dünyada misallerinde görüyoruz. Varlıklı olmayı herkes istiyor. İşte bu ahiret varlığıdır. Bir servet anlatıldı ve katrilyona varıyor. Olsun ne oldu? Şimdi al. Çok güzel malı da Cenabı hak Kuran-ı Kerim'de hayır olarak ifade ediyor. Şimdi katrilyon oldu diyelim. Eğer yolunda sarf edilirse faydası olacaktır. Bu camide efendimize bir su boğazı versin dediler. Efendimiz su hakkında konuşurken şunu anlattı.
Murakabe ve Ruh Arınması: Allah'ın Her Anı Görmesi ve Bilmesi ne anlatıyor?
Murakabe ve Ruh Arınması: Allah'ın Her Anı Görmesi ve Bilmesi kaydında Bu mevzu murakabe hakkında. Murakebeyi artık ulema-i kiramızın tarifiyle ne kadar anlayabilirsek öyle devam edelim. Ve teala ala zahirihi ve batin. Murakabe şuymuş. Allah'ımızın Celle Celalühü hem dışımızı hem de içimizi, gönlümüzü, her halimizi bildiğini, gördüğünü, duyduğunu buna tamamen inanır. Canı gönülden artık ne işimiz olursa…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 11 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bir kız çocuğu gelmiş burayı bir vurgulamak için söylüyorum. İşte elleri de çalınmış vaziyette. Ayşe annemize geldi. Efendimize haber verdi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, böyle rüya doğruysa ya Rabbi ellerini düzeltti, düzeltti. Şunu anlattı kız çocuğu. Ben dedi anamı gördüm. Anam dedi sadece kendisini ateşten bir bez parçasıyla bir yağı artık nasıl diyelim, köleyi onunla muhafaza ettiğin gelen ateşlere. Demek ki burada Allah yolunda sarf ettiğimiz bizi koruyacak, muhafaza edeceğiz. Böyle bir mal elbette hayırdır. Şimdi asıl bu zenginliği elde etmek, uhrevi zenginliği burada ne dedi? Bu murafede ama o bizim zahiren dıştan biliyor görüyor dememiz değil o. 0 kalbi bizzat yaşıyor, onun birliğini beraberliğini yaşıyor. Bu anlatımla bunu ifade edemeyiz. Bu yaşanan bir haldir. O kimsenin yürüyüşünden de huzur gelir, bakışından da huzur gelir. O ne yapsa bir insana tat gelir bir. İnsan unutamaz.
O güzelliği taşıdığı için içinde her şeyi tadı gelir onun. Cennete girmesine sebeptir. Bir Ashabı Güzinden biriydi, vefatında böyle bir dahil oldu cennete deyince Ali İsra Vesselam efendimiz ne biliyorsunuz buyurdu. Ne biliyorsunuz? Acaba söylediği söz nasıldı diye buyurdu. Acaba konuşmaları nasıldı? Şimdi yalan yok, gıybet yok, iftira yok, dedikodu yok. Konuşmasında çok önemli. En çok kaybettiğimiz yerlerden birisi bura. Efendimiz de buyuruyor zaten. Sanırım. Özellikle istirham ediyorum bak şu iki şeyi kaydedelim diyorum artık demeyeceğim. Bak dilimize sahip olacağız bir de namusumuza. Bak şunlar bizzat çalışmanın neticesi. Burada belki telefondan okuyorum ama telefona kaydettiğim yerler bütün tefsirler, bütün hadis-i Muhammed. İnsan kaybolmasını da istemiyor bunların. Faydalı olur bize. İlim avdur yazı bu kaadır dediniz.
Yani bir hayvanın dahi ayağını bukalayamıyoruz olsan, bağlamayacağız. Bu kaçar gider. Bu da kaçar gider. Böyle dinleyin. Biz istiyoruz ki yani bunlar didaktik böyle üretici olsun, yetişmemize vesile olsun. Bunu nasıl hatırlayacağız şimdi? Bunun için ne güzel olur. Kalem kağıdı olsa yazsaydık bunlar boş olur. Bu hal. Cennete girmemize vesiledir. Çok önemli olduğunu şuradan anlayacağız. Şimdi biz zaten konuşmayacağım fazla. Şunu sıralayacağım çünkü çok uzun bu. Bu konu çok uzun. Şimdi bir anne efendimizin anneleri böyle hiçbir şey bilmeyen kadınları Allah'ın izniyle eğitmiş. Öyle çalışmış, öyle gayret göstermiş. Hatta kayınpederleri ulemayı kiramdan birisi Hacı Mehmet Efendi diye. Yok. Yanlış demeyeyim. Evet, Hacı Mehmet Efendi. Bu şimdi, Hüseyin'e akraba düşer mi Mustafa Ali? Düşer. Şimdi o ganimetiyeceğimizin değil mi? Babalar. Bunlar diriltilmiyor yani bu kadın ismini bilmiyor musun?
Şimdi o dinlemiş nasıl olduysa efendimizin annesi Hızır olacak. Demiş ki kızım demiş ben seni okutmadım, etmedim. Bunları nereden aldın demiş bu ilmi. Murakıbeden aldı işte. Kalbini arş ağzını açtı, oradan aldı. Allah'tan aldı. İnşallah dua buyurun. Birbirimize hep yardımcı olalım. Geri kalmayalım. Bak bura bittiyse. O anne yetiştirmiş. Gayişe annemiz ona vesile olmuş üstadımızın anaları. Bir gün evrak ve eski halini okurken melekler gelmiştir. Meleklerin kaydını görüyormuş, istiğfarı kaydetmişler tevhidini, selam selamını, ölüm tefekkürünü. Rabıtaya gelince rabıta buna yol açar da onun için. Rabıtaya gelince onu kırmızı kalemle işaret etmişler. Çok önemli olduğu için. Belki de o rabıta hali sessiz yapılıyor ya, sükuti olarak yapılıyor. Bu belki meleklerin kaydedeceği bir taahhüt olmayabilir. Rabbimizin bizzat kaydedip mükafatını vereceği. Bunu efendimizden duyardım.
Çok güzel anlatırdı ama çok güzel. Size buyururdu, işte bir mahallenin muhtarı bir şey vereceğim dese ne kadar umarsınız? İşte olmuyor işte bir şey. Ama o değil de kaymakam herhalde bir ihsanda bulunacakmış deseler daha büyüğünü insan ekler. Yok başbakan verecekmiş tabii. Başbakanlığına göre verecektir. Ne güzel misal vermişsin. Ondan sonra reisi cumhur verecek deseler tabii, riyasetine göre bulunduğu makama göre. Allah'ımız vereceğine göre bütün uğraştıkları bu zaten bizim için. Ha diyorlar meleklerin bile kaydedemediği taat yapalım. İşte bu, bu. Namazda var mıydı? Vardı. Mesela namazı zahiren kıldık, murakabe bu işte. Haşyet var mesela Müminun suresinde. Huşu, o huşu ve hudu ayrıdır. Huşu Cenabıhakk'a karşı bir saygıdır. Hudu daha çok tezellül ve tevazua doğru gider. Bunlar efendim diyeceğim size şu ortaya bir yemek konsa çok güzel yiyecekler.
Şunun tadı şöyleydi, bunun tadı böyleydi dersiniz de anlatamayız. Yani tatlı gelir geçer gideriz. Bu da öyledir. Bu rabıta da murakabeye yol açtığı için yol açtığı için ifade ediyoruz. Bizzat Rabbimizin kaydettiği bir halde. Anlatılmaz, denilmez, imanın bulunduğu bir yerdir. Evet. Şimdi murakebe yükseliyor. Biz bu Tevrat Ezkarlarda da görüyoruz. İşte bazı kimseler veriyorlar sağ olsunlar. Yalnız yükseltilmez bu dersler. Bir anda yükseltilmez. Bu derslerde ahlakımızın da yükselmesi gerekiyor. Şuna misal veriyorlar, bunu şeyden alıyorlar müptalı kulüpten. Şimdi adam yirmi kat şimdi duyduğum yatay diyorlar daha çok. Olsun, yirmi kat bina diyelim veya on kat bina diyelim çok güzel. Yalnız bunun temellerinde tahrip kalıpları olursa Allah korusun bir ateş isabet ise bil işte elektrik kontağı neden bir şey olursa ne olur? Yirmi katlık binayı olduğu gibi yere indirir.
Bu sebeple diyorlar ki derslerimizle beraber ahlakımızın güzelliğine çok çalışalım. Ahlakımızla güzelleşsin. Eğer kötü ahlaktan bir şey olursa yani dünya hırsı gibi vesaire Allah korusun şeytanın bir alevlemesiyle şeytanın bir ne bileyim kibrit mi çalacak, çakmak mı çalar ne ilerse onunla yirmi kat binayı o detayitlerinizi, o zikirlerinizi, murakabelerinizi yerin dibine indirmesin diye buna çok önem verirler. Ahlakımızla beraber dersin yürümesini isterler. Çoğu anlattım bir daha anlatayım önemli olduğu için ve ruhu da şad olsun. Tombaklı Hacı Ahmet efendiyi çok dedim çünkü üniversite hocaları da geliyor buna. Böyle geliyorlardı, ziyaretini yapıyorlardı. Mübarek bir insandı. Ben büyüklerimizden duyduğum manevi haberlerin geldiği, keşfi açık, gönlü açık, kalbi açık mübarek bir insandı. Şimdi ders görüşmelerde de üstadımız bulunduruyor.
Aman ha bizden sonra bir soran olursa onlara da tarif edersin inceliklerini öğren demek istiyorlar. Gerçekten çok büyük faydasını olduğu malumdur. Şimdi ders görüşüldü. Bu zatın dersine geldi sıra. O vakit de namaz girdi araya. İşte yiyecekler içecekler. Bekliyorum bu zatın dersi acaba nerede çok yüksek olduğunu düşünüyorum. Sonra oturduk türlü dikkat bekliyorum ne diyecek diye murakabenin hangi zirvesinde diye. Efendimiz oğlum Ahmet dedi. İki bin dıştan okun, iki bin de işte. Anladım ki adam ahlaken olgunlaşmış ahlak. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz güzel ahlak sahibi, gecesini daim gündüzünü Saim olanın derecesine ulaşır diye buyuruyor. Bununla beraber gitmek. Bu da olursa detayitlerimiz mükafatını Ayşe-i Sıtrika validemizin Radıyallahu Anh'ın haber verdiği üzere bizzat Cenabı hak veriyoruz. Cennete girmenin sebeplerindendir. Diyorum ama geçemiyorum Biiznillahi Teala.
Essadi Erbili Hazretleri çok güzel o Zülcenaheyn, bu Zülcenaheyn iki kanatlı demek. Esad Erbili Hazretleri yani iki kanatlı mesela gireriz hocalardan talim ederiz ne güzel okuruz öğreniriz. Bir de Allah tarafından kalbine ilmin lütfedildiği kimseler iki taraflı olduğu için zülcenahi deniliyor iki kanatlı. Sade-i Ezeli efendimiz Naziat suresinde bir ayeti cellenin şeyi görüyoruz, Rahman suresinde şöyle tefsir buyurmuşlar. Bu Naziat. İşte Rabbi Zülcelal'imizin azametinden dolayı, onun yüce kudretinden dolayı bir zat var. Hemen buraya geçmeyi unutmayın. Meşayihten bir zat devamlı Allah'ımızın yüceliğini anlatır. Doğruymuş meğer. Onun yüceliğini yüce kudretini insan tanımaya başlarsa saygısı da o nispette olur. Böyle tilt titreyen emri ilahide. Bu Ladikli Ahmet babamız şimdi bunlar deniyor ya, şimdinin de Ladikli Ahmet babası pek çoktur. Hani göster bize? O ehlince malumdur.
Şimdi Hızır Aleyhisselam'dan bir tavsiye geldi mi işte görüşme halleri neleri, şu sakalı yukarı kalkıverirmiş. Dikkat ettiğinden böyle acaba ne emir buyrulacak diye bir hadis var mesela. Artık Cenabı hakk'ın tavsiyesinde nasıl dikkatliler onu hesap edelim. Yani emir çok yüksek yerde. Eğer okuyorsak biz murakabeyi bütün ayetlerle aldık. Çok uzun. Üç saat sürer bu. İnşallah. Şunu düşündüm. Namazda da en çok namazda geliyor hatıra neyse. Şu geldi hatırıma. Bir teselli bulayım dedim kendime bak, bir şey yok. Üstadımız mürşidimiz efendimiz bir sohbet ediniyormuş. Beş kişi mi ne? Bunlar artık rabıta dönemini geçmişler, letaifleri var bütün vücutlarında. Ondan sonra bunları çalıştırmışlar, o madenleri işletmişler. Ondan sonra o hale gelenler şu kadar damlamaz dedi feyiz. Bizim gibi adamları toplayınca Allah'ın fiziği yazmış. Hatalı usurlu kimseler oturmuşlar.
Bizim ne halimiz olacak, biz bu huzura bile layık değiliz diyenlerden onlara demek ki Allah'ımızın rahmeti yağdı diye. İşte biz de onun gibi biraz düşünüyoruz. Bak eski hayvanları bir görseydik bunlar çok müstesnaydı. Şimdi artık belirtisi olanlar bile çok riayet ediyorlar. Bu murakabe hali kalbini arşı azamı açıyor. Bir misal veriyoruz ya şimdi yürüyüşler değişik şekillerdedir. Yürüyüşler yok yolculuklar diyeyim ama sefer sefer. Nasıl olur? Eskiden bir işte bilirsiniz. Bilirsin belki bilir. Atılan baktırırlar af buyurun merketle yol alır. Ondan sonra bir gidiş daha var ki motosikletle gider. Bir gidiş daha var ki böyle vasıtalarla taksiyle otobüsle minibüsle bununla gider. Bir gidiş daha var ki uçakla gider. Bir gidiş daha var ki füze gibi gider. Diyoruz ki aldığımız bizim dersler o mukaddime dersi Allah'ımıza girişte sanki buradan Medine'ye doğru göstereyim yoluma.
Giderken hutsi Şerife doğru gidelim. Kutsi Şerife doğru giderken Mescid-i Aksa'ya ziyarete diyelim neyle gidiyor? Motorlu vasıtalarla gidiyor. Otobüslerle bilmem falanlerle ama rabıtalı destek, iyi dikkatilenlerimiz için diyorum bunu, rabıtalı evrak ve ezkarda gidiş nedir? O da uçakla gidiyor. O da Medine'ye doğru gidiyor. Şimdi almamın sebebi de izah ederim inşallah. Üçüncüsü de füzeyle gidiyor, Mekke'ye doğru gidiyor. Bu da murakabe hali. Şimdi bunu dememizin sebebi eğer Mescid-i Aksa'yla kılarsak bir vakit namazda beş yüz rekat kılmış gibi ecir var. Diyeler de öyle, tesbihat da öyle, zikir de öyle, Sadakatalar da öyle. Hayırlı tavırlar, hareketlere böyle mükafatları. İşte Medine-i Münevvere'de Ravzai Paki Nebi'deyse Sallallahü Aleyhi ve Sellem bin rekat kıl ecir ve mükafatı. Mekke'de ise nedir? Yüz bin. İnsan istemez mi bir füzeyle gidelim diye?
Biz anca bu kadar misal veriyoruz başka misal ustalar verebilseydik. İnşallah bunu bizim sohbet eden arkadaşlar güzel güzel anlatsınlar. Şunu söyleyeyim hiç unutmayalım, unutuyoruz. Hemen unutuyoruz. Efendimizin evlatlarında iyi dikkat edersek ama son derece takva değil vera hali olursa, helalde bile dikkatli olursak Efendimizin evlatlarında bir özellik var. O da insanları peşinden sürükleyebilecek şekilde. Şehimiz çok kuvvetli, yolumuz çok güçlü. İşte ondan bizi bırakayım da Efendimizin neyin çırpınmaları hep bundan oldu. Sami Efendimiz de bunun için gözlerini kaybetti o eserleri yaza yaza. Duyuyorum, şükür okunuyor da biraz rahatlıyor. Sami Efendimizin eserlerini okumaya başlamışlar. Bir öğretmen kardeşimiz vardı burada oturuyor. Biz dedi müsaabeyle okuyoruz onu memnun oldum. Elhamdülillah elhamdülillah.
Ondan sonra yanında da dedim bir Celaleyn gibi vesaire gibi bir tefsir olursa işte yemek bir kap değil de bir gaz kap olmuş olur, tatlı olur. Üzerinde de bir zikir mi yaparsınız? O da tatlınız olur. Bu artık sizin bileceğiniz işler yani arife tarif gerekmezdiniz. En ham büyücüle arkadaşlarımız dikkat edince çok şeyler çıkıyor bunları. Çeviriyoruz biz. Hani efendimizin evlatlarında böyle bir hal var. Bunun için bunları bütün yaygınlaştırmaya çalışalım. Bak misal veririm yine, bir araba. Efendimiz diyordu ki diğer yemeklere davet etmese adam küsmezmiş. Bir ziyafet çekecek, çağırmamış komşusu mu arkadaşım neyse. Fakat ara başı pişirmiş de çağırmamış. Ona küser derdi efendimiz. Onun gibi işte bu misal vereyim biraz anlayalım diye söylüyor. Bir gün efendimiz vaaz ediyor. Bak üstümüze alırsanız demem. Almazsanız diyeceğim. Bir yerde vaaz ediyormuş. Bakmış millet anladı ne ettiği yok.
Kafanızı açın yahu demiş. O zaman da kasketine çok giyiyorlar. Çıkartmışlar. Kimisinin saman dökülmüş, kimisinin bir şeyi dökülmüş halıların üstüne. Efendimiz de tebessüm etmeye başlamış. Belli de etmiyor tabii böyle. Bir hayli geçmiş vakit. Ondan sonra bunu demiyorum diyor. Siz beynimizi açalım, dinleyişimiz, kavrayacımız güzel olsun. Kalk diyor efendimiz alamadılar diyor. Utandılar diyor. Şöyle elleri şapbiye gitmiş. Çekiyorlar ama kapıya çekememişler. Böyle sürüyorlar, çekiyorlar. İpeği bir geçtikten sonra giymeye başlamışlar. Size öyle demiyorum. Hadi iyi de. Bak bir şey dedim. Üzülürsünüz. Ben ihvanımızın bastığı yeri bile öp. O var. O bizim sevgimizden. Size bakarken efendimizin evladı diye bakıyorum hep. O cihetiyle. Elhamdülillah. Bak kaç kere anlattım. Daha hiç kendimizi bir ortaya atmış değiliz. Efendimizi diyorum babalığa, bizi kardeşliğe kabul edin. Katiyen.
Nasıl yakın olabilirsin ki böyle büyük bir nimet bu bambaşka bir hal o. Yani bir ayağı yerde bir ayağı arşı azam'dı onların. Böyle mürşidi kamillerimiz var. İstese diyorlar inmezler. Cemadi müşahede ile ilahinin hatta Sami efendimiz yazmış. Herkesin diyor bir nasibini Cenabı hak vermiştir. Fakat müminlerin nasibini Cenabı hak marifetullah ve muhabbetullah olarak vermiştir vermiştir. Bir de buyuruyor Sani efendimiz Hazretleri Kaddesallahu sırra iyi bir mürid diyor celal ve cemal sıfatlarının tecellisinin ayinesidir diyor. O tecelli bir nurdur. Onur. Hiç vücudu nur olur onun. Vücudla nur olur. Esad Elbili Hazretleri buna beyitlerinde işaret etmiş bir heyula var diyor beytinin dilinde. Yani sadece bir şurada dünya dünya olduğu için onun şartlarına uygun yoksa onların hadisi kutsiyle bildirildiği üzere gören gözü, işiten kulağı kavralayan eli yürüyen ayağı olurum buyuruyor Cenabı hak.
Böyle bir nimeti Cenabı hak müminlere lütfediyor, ihsan ediyor. İnşallah mübarek Cuma hilesinde yalvaralım. Birbirimize yardımcı olalım. Mevlamız ruh etsin, ihsan etsin. Yani gözü bağlı götürmesin. Geçen birisi anlattı. Efendimizin diyor sohbetinde de duydum diyor hanyayı, Konya'yı bilmeden giriyoruz diye diyor. İnşallah hanyayı, Konya'yı biliriz inşallah. Fakat derinle dalalım istiyorum. Daha bir derinle dalalım. Şu dağlar gibi. Adam dağın üstünde tarlası var. Zaten bizim memleketimiz Torosların yeteneği. Şimdi o dağda şimdi bağda da olsa ovada da olsa nimetler var. Ne yapıyor adam? Ekiyor, dikiyor, onları kaldırıyor, geçimini sağlıyor onlar dediler. Fakat bir de bir de diyorlar ki sen bu ekini kaldırdığın tarlanın altında altın madeni var. Adam diyor ki eyvah benim kırk elli senem bu oturan köpüren geçti, bunları kaldıracağım diye ne zannedecektim?
Eğer kazsaymışım kazsam o altın madeninin şöyle bir yumruk kadarı şimdi şey üzerinde duruyorlar, bor madenleri üzerinde duruyorlar Türkiye'de. Bor madenleri o acayip bir nimet 000 bor madenleri var ya dediklerinin, Türkiye şimdi onun şeyini kurdu, fabrikasını kurdular. Onun yumruk kadar olanı memleketin, mesela İstanbul diyelim, İstanbul'un yirmi dört saatlik elektriğini temin edecek. Hatta deniyor eğer iyi çalıştırılırsa dört yüz sene memleket hiç çalışmadan sırf üstü nimete mazhar olur deniyor bol madenleri. Bunları başkası çalıştırıyor. Şimdi eğer gözümüzü açacak olursak böyle bir nimet var diyelim. Şimdi biz istiğfarini okuyoruz, tevhid sallallahu aleyhi ve sellem zikirler yapıyoruz da eğer büyüklerimizin dediği gibi bir gün efendimiz sohbette bizi de çok böyle sıkıya aldı.
Dedi ki bak dikkat edelim, rabıtamızı iyi yapalım, aman ölüm tefekkürü o iyi olursa rabıta da güzel olur diye anlattı anlattı. Kalbimiz dedi şöyle harekete geçsin, şöyle koşunca gür, gür attığı gibi vursun zikdullah'a diye nasıl böyle konuşmuşsa ikinci gün biri geldi. Efendim dedi lehülham kalbim dedi böylesin buyurduğunuz gibi olmaya başladı dedi. İşte bu uranyum madeninden de ütülemeyecek şekilde kıymetli bizi zengin eder bu yol Rabbimizin lütuf ve keremiyle. Bir daha bir şey söyleyeyim de yanlış olmasın. Yanlış değil elhamdülillah. Şimdi efendimiz aleyhissalatu vesselam buyururlar ki Hazreti Sıddıy ne namazı ne de orucuyla Allah'a vasıl olmadı. Kalbi vakarı ile. O kalbi vakarını bu zikirlere veriyorlar. İşte murakabeye veriyorlar. Kalbinin murakabe ile böyle Rabbimize açılınca yedi kat şema yok bilip orada Allah'ımızın nurunu artık içmeye başlıyor. Tadı lezzeti tarif edilmez.
Esaret efendimiz dedik ya Rabbimizin azametinden tikleyen kimseler için iki cennet var dediğinin birisi bu. Biri ahirette, inananlar Allah'ımızın ikramı. Şimdi dünyada bir cennete giriyorlar, onu tarif edemezler. Bunu yaşıyorlar bunlar. Kalden böyle bükülüyorlar. Onun için pek insanların arasına girmezler. Şöyle düşünelim, siz gezmek gecesindesiniz. Biraz acayip oluyor bu misal ama deme derseniz acayipse acayip deyin. Şimdi gerdek gecesinde kişi üçüncü bir şahıs ister mi? İstemez. Allah'ımız