Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Murakabe hakkında bizim bildiğimiz manada murakabe gözetleme demek. Gözetleme demek. Gözetleme. El murakabetü filluga murakabenin lügat manası El meraset aynen arz ettiğimiz gibi gözetlemedir. Gözetleme kuleleri olur ya, bunun gibi. Rasathane deriz ya, bunun gibi. Muhafaza etmek ve bekleme manasına gelir. Bu büyüklerimizin dilinde hakikat ehilince murakabe, Neymiş murakabe? Kulun Rabbi Zülcelal'imizin bütün halimize, bütün halimize vakıf olduğunu devam ettirebilmektir. Bu duygunun devamıdır. Biz zaten deriz. Rabbımız görüyor, biliyor. Bu görüp bilmesinin, görüp bilmesinin gündüz de, gece de, yatarken de, kalkarken de, ticaretimizde de, alışverişimizde de, insanlarla muamelemizde de, düğünümüzde de, derneğimizde de hepsinde Cenabı hakk'ın bizi gördüğünü bilerek vazife yapmaktır. Iye.
Her bir adımda, her bir adımda bu ne demek? Her an demek. Başka nasıl izah edilsin ki? Her adımda Mevla'yı zülcelal'in attığımız her adımda, verdiğimiz her nefeste aldığımız, verdiğimiz her nefeste kendimize riayet etmek, gönül alemimize riayet etmek, kalbimizi başka bir yerlere kaydırmamak, yüzümüzü haramları da gezdirmemek, ayaklarımızı aynen bütün azamızı korumak, iç alemimize son derece riayet etmek her bir adımda, her bir nefeste, sadece işte namazda olacak, mübarek geceler gelecek onda olacak, evrad ve ezkarımızı elimize tesbihimizi aldığımızda olacak, evet. Bununla birlikte nasıl biz mübarek gecelerde biraz daha riayet etmeye gayret ediyorsak, diğer günlerde de. Çünkü biz Mevlamızın sadece o gecede kulu değiliz ki. Her zaman kuluyuz. Kulluk yazda da kuluyuz, kışta da kuluyuz, her an kuluyuz. Son kısmı. Mevla Mevlamız bizi her zaman gözetliyor.
Cebrail aleyhisselama işte soruyor ya ihsan ne der diye ve cevap olarak da Allah'a ibadet etmektir. İbadeti ifade etmemiz lazım. İbadet sadece kıldığımız namazla, ömürde bir gittiğimiz hac ile umre ile sadece bununla sınırlı değil. Mesela evimizden çıktı, camiye geliyoruz. Her an kuluz kulluğumuzu nasıl ki bildiğimiz taatlerde derler ya, bunları da bulunmamaksa bunun gibi her halimizde. Sanki Mevla'yı zülcelal'imiz bizi görüyormuş gibi. Hayır. Sanki sen terahu Mevla'yı görüyorsun. Ay görüyor gibi Mevlamızı. Bu bir gayret ister, bu bir çaba ister. Allah'ımızı görüyor gibi derken onun esrarına vakıf olmak icap eder. İşte göremiyoruz biz bunu da seyredemiyoruz. Müşahedemiz yok. Ne cemadatın cansız varlıkların zikrinden ne hayvanatın ne bitkilerin vesair. Rabbimizin yüce kudretini seyredebilecek bizde bir hal yok.
O zaman sen onu ne kadar göremesen bile onun seni gördüğünü bilerek vazifeyi yapmaktır. Bu öyle bir kazanç elde ettirir ki bize, evdeki geçimsizlik bu Hadis-i Şerife riayetle biter. Öyle her zaman duyduğumuz bir Hadis-i Şerif deyip geçilmez. Evde diyelim bir huzursuzluk var. Allah'ımızın gördüğünü bilirsek bizi huzursuzluk yapmalıyız. Neden? Onlar evleriyle, aileleriyle güzel geçinirler. Allah'ımızın gördüğünü bilirsek işimiz gücümüzde de öyle. Yanlış kazançlara katiyen gitmez insan. Birbirinin boğazına sarılıyor, onu da yapmaz. Haksız yere bir kimsenin canına kıymanın, muhallet finnar olduğunu bilir. Ebedi bir ateş olduğunu bilir. Eğer o fiilin helal olduğuna itikat edecek olursa daha nedir? Ne olsun? Bütün davranışlarımızla son derece riayetkar olur. Konuşurken diline dikkat eder. Bakarken gözüne bunu Bu murakabeye işarettir.
Biz onu göremesek dahi onun bizi gördüğünü bilmemiz her an Rabbimiz bizi gözetliyor düşüncesine dalmamızı ifade eder. Ve alem biz bu zamana kadar saymışız, hiç saymamıza lüzum yokmuş, özetleri çıktı. Ve alem bil ki bu Rabb'ımızın bizi gözetlediğini bilmemiz var ya, aslı külli hayrım her şeyin, her hayrın aslı budur. Bunlar hayır doğar. Ağzımıza götürdüğümüz lokma helal olsun deriz. Bu hayırdır. Attığımız adım aman ha insanların irşad ve ıslahı için olsun deriz. Hayır olur. İbretle bakarız. Hayır olur. Hasetlikle bakmaktan. Hasetlikle bakmaktan vesair hallerden kendimizi kurtarmaya bunlar hayırdır. Biz buna nasıl yeni çekeceğiz? Bu çok müstesna bir nimet. Ona nasıl ulaşacağımızı da müellif Rahmetullahi Ali bize şu şekilde ifade ediyor. Akıl baliğ olduğumuzdan bu zamana kadar yapmış olduğumuz bütün fiilleri göz önüne getiriyoruz. Söylemiyoruz. İşte bir zaman şöyle ettim, böyle ettim.
O şahitlik ispattır olur. Tekrar yeniden yazılır. Hatırımıza getiriyoruz. Hallerim şuydu. Buydu deyip bir muhasebeye, bir hesaba girmek suretiyle diyor murakabe temin edilir. Bunu düşünürken, düşünürken, düşünürken kalbimize bir netamet, gözümüze de bir yaş gelmeye başlar. Ve Vaktini de ıslah eder. Hep dikkat eder. Şu anda der, Rabbim görüyor o mal celle celalüh. Sağ ve solunda melekler var. Onlar da kaydediyor. Bütün hatırında hiç çıkmıyor, içinden hiç çıkmıyor. Çıkmıyor. Eğer çıkacak olursa aman diyor salat-ı selam okuyalım. Sallatü selamla şu boş konuşmalarımızı silelim atalım. Başlıyor Sallatü selama. Şimdi gönlünden geçen bütün durumlarda, bütün hallerde, bütün deyince anlaşılması icabında Allah'ımızın gözetlediğini kişi bilirse beni görüyor. Sen böyle diyorsun ama ben yapamam. Sen rahat, el cahili cesurun, cahil cesurdur derler. Sen cesur bir adamsın, ben cesaret gösteremem.
Şimdi son nefesimin ne olacağını bilmiyorum. Kabir de bilemiyorum. Mizanı, sıratı, mahşer de bilemiyor. Ben cesur değilim, ben korkağım. Ben Allah'tan korkarım ben. Benim korkaklığım budur. Müminseniz Allah'tan korkun celle celalühü. Ben çekinirim. Eğer ise bütün düşüncesinde, konuşmasında, görüşmesinde yani yaş arkasında. Asemehullahu Teala fi cevarihayı. Allah'ımız onun bütün azaların da kirlerle muhafaza eder. Yapamam, yapamam der. Sen ateşten korkmuyorsan, şu dünya ateşine bile elini sokmaktan çekinmiyorsan, yap ben korkarım Mevla-yı Zülcelal der. Benimki ateş korkusu da değil. Cennet ümidi de değil ama ben çekinirim. Bu ne düşüncesiyle oluyor? Bu Bazı değerler var. Genel onların isimleri var. Bir cevizin de var, bir armudun da var, bir elmanın da var. Döküntüsü de var. Bunun külah olanı da var. İkiztıras da var. Var da var. Bunun da kendi arasında dereceleri var.
Toprağın bile kendi arasında bir derecesi var. Tınlı olanı da var. Domuzlu olanı da var. Kil toprağı olan da var. Var da var. Bir Şam toprağı gibi yılda birkaç defa ürün veren toprak da var. Bak toprakta bile var. Taşta bile var. Taş genel bir isimdir. Şu bahçenin duvarına alelusum koyduğumuz bir taş da var. Bunun yanında granit granit taşlar kayalar da var. Daha ne var? Çok müstesna olanı var. Bir taş olarak mermere sınıflayamazsınız, hiç bitmez. Mermerin çeşitlerini sayamazsınız. Kaynağı İtalya'dır. Veya başka yerlerden de zuhur eder. Olmaz olur mu? Bir mermeri dahi mermer de şu bizim gördüğümüz bahçe duvarlarına onları örerken kullandığımız taş gibi değil ki. Daha ne var? Yakup taşı da var, zümrüt taşı da var. Aynen bunun gibi. İbadet ve taatin de nasıl ki bunların kendi arasında derecelenmesi varsa ibadet ve taatin de kendi arasında bir derecelenmesi var.
İstiğfarın derecelenmesi var. Tevhidin salatü selamın ölüm tefekkürünün, rabıtanın, zikrin yaptığımız taatlerin, tebliğin, davetin bütün ibadetin kendi arasında derecelerdir. Nedir bu derece? Birisi birisi biz vazifemizi Allah'ımız emrettidir yaparız. Birisi bu. İkincisi nedir? İkincisi o Rabbim'dur celle celalühü. Ben de onun kuluyum. Bak değişti şimdi. Derece fark etmeye başladı. Yükseldi. Kıymeti ve değeri arttı. Üçüncüsü nedir? Yaptığı ibadet ve taatteki Allah'ımızın o taat emretmesindeki yüce hikmeti görmeye başlıyor. Marife değerli oluyor. Bak bu da değil. Daha ne misal vereceğiz? Neyden verelim, nasıl edelim biz? Hacdan verelim. Bir Beytullah'ı vücudumuzun dönmesi var. Bir de nefsin mertebelerini geçerek dönmemiz var. Bir de ruhun dönmesi var. Bir de hiç Beytullah'ı neyi görmeden Rabbi Zülcelal'imizi görmesi var. Eşya üzerinde bir ağaçta dahi, bir fidanda dahi derecelenmeler var.
Siz normal kovak ağacıyla meşe ağacını bir tutabilir misiniz? Tutamazsınız Vesair. Anlatıldıkça anlatılabilir. Bunun gibi. Evgat. İbadetlerin en üstünü bütün vakitlerimizde, bütün her anımızda Rabbi zülcelalimizin bizi gözetlediğini bilerek vazifemizi icra etmektir. Hatem-i Esam sırra hazretlerine ilahi emirlerdeki işaretlerden sorulmuş. O da, rızkan, Ben diyor şunu gördüm. Allah'ım bana bir rızık taksim buyurmuşsa, ezelde bir rızık bana taksim buyurmuşsa bu benim içindir. Bunu bir başkasının yemesi mümkün değildir. Ne takdir ettiyse o. Büyüklerimiz anlatırlar kişinin yiyeceği her nimette ismi yazılıdır diye. Yiyeceği Her nimette ismi yazılıdır. Ben o zaman diyor buna inandım. Ancak Allah'ımızın takdir ettiği ezelde ayarladığı tespit buyurdu. Rızık benim için rızıktır. Rızık budur. Bunu ben nefsime tamamen inandırdım. Kalkıp da şunda şu var, bunda var, bunda bu var sözünle kurtuldum.
Allah'ımız ezelde ona böyle takdir etmiş, bana da böyle takdir etmiş, ona mal mülk ihsan buyurmuş şükredecek mi diye. Bana da rızkında bu şekilde ayarlamış, acaba sabredebilecek mi, diğeri şükredebilecek mi? Ben de sabredebilecek miyim diye, bu diyor güzel düşünceye daldım. Yaptığım amelde de öyle gördüm. Yaptığım amelde de öyle gördüm. O zaman dedim ki ben kabre yalnız gideceğim. Benim o adamla girmem yok. O zaman ben kendim o kabri amel sandığı olan kabri ibadet ve taatle doldurmak için diyor gayret ve çama gösterdim. Onun ameli ona ait, benimki de bana ait. Şunu da diyor ben ibadetlerde ve taatlerde Hatem El Sam Rahmetullahi Ali Hazretleri tamamen gönlüme yerleştirdim. Benim için takdir edilen bir ecel var, bir vakit var. Artık bugün yarın ne zaman belirsiz ben buna inandım.
Çünkü Rabbimizin takdir buyurduğunun dışında hayat olarak hiçbir şeyin olması mümkün değildir, uzatılmasına mümkün değildir, neyse o. Ezelde nasıl ayarlamışsa odur. O zaman ben Allah'ımıza ibadet ve taate diyor mübadelet, gayret gösterdim. Şuna da tamamen gönlüm yatıştı. Bildim ki mevzu murakabe olunca bunu almışlar. Allahu Zülcelal'imiz benden hiçbir zaman uzak değil, ben buna inandım. Her an görüyor ve biliyor. O zaman ben diyor haya ettim, utandım, bir memleketin büyüğü görecek olsa şu hatamı ne olurum diye düşündüm. O nihayet bir insandır. Fakat bu Halıkı Dem Yezeldir. Rabbimizdır. O benim her halime vakıftır. Ondan hiçbir şey gaip değildir Esagle. Bütün halimize şahittir. Ben diyor o zaman utandım. Mevlam görüyor ve biliyordur. Cenabı Hak cümlemizi yolunda daim ve daim eylesin.
Aleyhissalatü Vesselam efendimizin ruhu tayyibelerine, ehli nashabına, Sıddıy-ı Azam'dan müstahımıza kadar gelip geçen Cenabı Hak'ın sevgili kullarına, burada bulunan kardeşlerimizin geçmişlerinin ruhlarına, özellikle memleketimizde bulunan enbiya, evliya, ulema ve meşayin mümin ve mümünatın ervahına el Fatiha. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin Kalbi serin sohbetini dinlediniz.