Münafıklık ve Yalanın Tehlikesi kaydında Sultanü'l arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu Sırrahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin…
Sultanü'l arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu Sırrahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin Biçici. Kıymetli dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde sizlerle birlikteyiz tekrar. Mahmut Sami Ramazanoğlu Gaddesallahu Sirrahü Sirrahü'l-Aziz'in Bakara Suresi Tefsiri isimli eserinden sizlere Bakara Suresi'ni açıklamaya İnşallah devam ediyoruz. Kaldığımız yerden onuncu ayeti kerimeden itibaren inşallah devam edeceğiz. Bundan önceki programımızda münafıkların kalplerinin mühürlenişi, hatırlatma ve korkutmanın kendilerine fayda vermeyeceğine dair izahımızı aktarmıştık.
İnşallah münafıkların bu kalbi rahatsızlıklarını izah etmeye devam ediyor muhterem müellifimiz. Şöyle diyor: O münafıklar yalan söylerler. Allah'ın ayetlerini tekzip ederler. Allah'a iftira ederler. Yalan günahların en çirkinlerindendir ve ayıpların en fahişidir. Her türlü masiyetin başıdır, huyların en sevimsizidir. Onunla kalpler bulanır. Zıdkın neticesi iman olunca yalan da imanın zıttıdır. Hadis-i Şerif'te varid olmuştur ki size ne oluyor ki yalanı hafife alıyorsunuz? Nitekim döşek de azıcık bir ateşten bir kıvılcımdan yanar. Şüphe etmeyiniz ki amel defterine her yalan muhakkak yalan olarak geçer. Ancak şu üç yerde caizdir. Harpte yalan söylemek. Çünkü harp hiledir. Diğeri iki dargın kimseyi barıştırmak için. Diğeri de erkeğin karısının gönlünü etmesidir. Mesela bana senden daha sevgili hiç kimse yoktur demesi gibi. Bu üç yerde caiz olduğu beyan olunmuştur.
Büyükler demişlerdir ki ehli küfür ve ehli nifakın kalplerindeki maraz Allah'tan gayrıya iltifatlarıdır. Yani kalpleriyle Allah'a değil başka şeylere yönelmeleridir. Bu sebeple Allah onların marazlarını, hastalıklarını ziyade eylemiştir, artırmıştır. Yani onların kendi fasit fikirleriyle tutuldukları hud'a hastalığına ziyade olarak hastalıklarını artırmıştır. Böylece Allah Teala'ya vasıl olmaktan mahrum oldular. Eğer anlasalar onlara azap olarak bu mahrumiyet kafidir. Anlamadıkları için Allah bu mahrumiyetlerine ziyade olarak elim bir azapla onları tebşir etmiştir, müjdelemiştir. Sözlerinde yalancıdırlar, Allah'a iman ettik derler fakat hakikatte iman etmiş değillerdir. Hakiki iman bir nurdur ki kalbe girdiği zaman hakiki müminin nasiyesinde alnında zahir olur, belirir.
Nitekim Cenab-ı Peygamber Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz Harise radiyallahu anh'e sabaha nasıl çıktın ya Harise diye sual etmeleri üzerine o büyük sahabi Hak mümin olarak Ya Rasulallah diye cevap vermesiyle Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz her hakkın bir hakikati vardır. Senin imanının hakikati nedir dedikte Harise Radıyallahu Anh dünyadan yüz çevirdim Ya Rasulallah. Gündüzleri aç ve susuz, geceleri uykusuz geçirdim. Benim görüşüme göre taşla altın müsavidir, eşittir. Şuradan geçenlerden kimlerin cennete kimlerin cehenneme gideceklerini söyleyeyim. Sanki Rabbimin arşını gayet açık ve seçik olarak görüyorum. Resulullah İsabet ettin, artık sus ya Harise buyurmuşlardır. Onlara yeryüzünde fesat çıkarmayın denildiği zaman ıslah ediciler ancak bizler isterler. Agah olun, iyi bilin ki fesatçıların ta kendileri işte onlardır lakin bilmezler ki.
Münafıklık ve Yalanın Tehlikesi kaydında Sultanü'l arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu Sırrahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 8 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Evet Bakara suresi on bir ve on iki. Ayet-i kerimelerde Rabbimiz böyle ferman buyuruyor. Ehli hakikat diyor ki münafıklara yeryüzünde fesat çıkarmayın denildiğinde bu ve bundan sonraki ayetin tahkikinde şuna işaret edilmektedir ki insanoğlu her ne kadar yeryüzünün halifeliğine müsait olarak yaratılmış ise de fakat o hidayette, başlangıçta hevasına ve nefsani sıfatlarına mağlup olmuştur. Bu yüzden de fesada meyleder bulunmuştur. Nitekim melekler, Ey Rabbimiz sen yeryüzünde fesat çıkaracak kişiler mi yaratacaksın demişlerdi. Şeriatın emir ve yasaklarıyla hilafetin cevheri insan nefsinin madeninden ayrılır. Saadet ehli müminler Hakk'a davet eden peygambere boyun eğerler. Emir ve yasakları tereddütsüz kabul ederler. Bedbaht münafık kafirler ise okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkar ve heva ve heveslerine tabi olurlar. Onlara yeryüzünde fesat çıkarmayın.
Yani hevanıza tabi olup dünyaya hırsla bağlanarak yeryüzünde halifeliğe salahiyetinizi ve güzel istidadınızı ifsat etmek için gayret etmeyiniz denildiği zaman onlar Bizler ancak ıslah edicileriz derler. Böylece nasihatin hakikatinden gafil olarak onu kabul etmezler. Cenab-ı Allah onları İyi bilin ki asıl bozguncular onlardır diyerek tekzip etmektedir. Onlar dünyalarının ıslahı için ahiretlerinin saadetini ifsat ederler. Ancak bunun farkına varamazlar. Yani onlar durumlarını ifsat ettiklerinin, kötü hallerinin ve azim veballerinin farkında değildirler. Nitekim Cenab-ı Allah şöyle buyurmaktadır, Ey Muhammed, Sen onlara şöyle de, amelleri yönünden en çok zarara uğrayanları size haber vereyim mi? Evet Kehf suresi yüz üçüncü ayet-i kerimede böyle buyuruyor mealen yüce Rabbimiz.
Onlara nasıl insanların iman ettiği gibi siz de iman ediniz denildiği vakit biz mi Süfehanın yani beyinsizlerin iman ettiği gibi iman edeceğiz derler. Hiç şüphesiz olarak biliniz ki beyinsizlerin ta kendileri ancak onlardır, fakat bilmezler ki. On üç. Ayet I kerimede de böyle buyuruyor yüce Rabbimiz. Ayet I kerimede geçen sefeh, hıffet yani akıl noksanlı demek olup bu vasıfta olanlara sefih deniliyor. Cemii yani çoğulu süfehadır, beyinsizler demektir. Bunların reylerinde ve sözlerinde devamlı surette tutarsızlıklar, tezatlar, hadiseleri yanlış görme ve göstermeler bulunur. Bunlar gayet derecede sefahat ve dalalete daldıkları için sapık amelleri ve yolları kendilerine güzel görünmüş, hidayet yolunu da dalalet olarak görmüşlerdir. Hiç tereddüt etmeden dalalete hidayet, hidayete dalalet derler.
Akillarının noksanlığı sebebiyle alabildiğine bir tekebbüre kapıldıkları için kendileri gibi olmayanlara sapık derler ve tahkir ederler, hakaret ederler, aşağılarlar. İlk Müslümanların ekserisi çoğunluğu fukara kimseler olup kafir ve münafıkların bütün kıymet verdikleri de dünyalık şeyler olduğu için zaten ellerinde bir şeyleri olmayan ilk Müslümanların bunlara ve dünyalık şeylere halisane sırt çevirivermeleri bunları daha fazla şaşkınlığa uğratmış, mahiyetini kavrayamadıkları bu yüksek hasletlerin sahiplerine süfeha demişlerdir. Ayet-i celile'nin sarahatiyle açıkça bildirdiğine göre süfeha'nın ta kendileri bu kafir ve münafıklardır. Fakat bilmezler. Dokuzuncu ayette Ve ma yeşurun buyrulmakta bunların his ile idrak kabiliyetinden yani şuurdan mahrumiyetleri on ikinci ayette la yeşurun buyrulmakla fetanetten mahrumiyetleri. Çünkü bir için salah veya fesadı fetanet ile tefrik edilir.
Yani keskin zeka ile ayırt edilebilir. On üçüncü ayette ve lehekin la yalemin buyrulmakla ilimden mahrumiyetleri beyan buyrulmuştur. Bu hasletlerin mezkur vecihlerde onlardan nefyedilmesi yani onların bu hasletlerle alakalarının bulunmadığının beyan edilmesi gayet ince ve yüksek manaları muhtevidir. Birincide bunlardan şuurun nefhedilmesi hususunda bu tabirin kullanılmasına sebep Allah'a hüda yapmaya teşebbüs, cüret ve cesaret cehaletin neticesi olup duygusuzluğa delalet eder. İkincide bunların fetanetten mahrumiyetlerinin beyanı sefahetin yani beyinsizliğin bunların lazım-ı gayrı mufarıkı olduğunu mutazammındır. Yani onlardan hiç ayrılmayan birbirini hiç bırakmayan hiçbir zaman ayrılmayan ve daima beraber bulundukları bir vasıf olduğunu ifade etmektedir. Çünkü duygusu olmayanın zeka ve basireti yoktur.
Üçüncüde bunlardan ilmin nefyi cehalet ve sefahetin bunlardan ayrılmayan bir hususiyet olduğunu beyandır. Çünkü fetaneti olmayanın ilmi yoktur. Zira ilim akıl olursa olur. Allahü Teala Adem Aleyhisselam'ı halk ettiği vakit, yarattığı vakit Cibril Aleyhisselam ona üç hediye getirdi: İlim, haya ve akıl. Ona dedi ki: Ey Adem bunlardan dilediğini seç. Adem Aleyhisselam aklı tercih etti. Cebrail Aleyhisselam haya verilme makamlarına dönmelerini emretti. Haya ve ilim dediler ki biz alemi ervahta ruhlar aleminde hep beraber idik. Birbirimizden asla ayrılmayız. Ruhlar cesetlere girdikten sonra da aynı şekildedir ve akıl nerede olursa biz ona tabi oluruz. Cibril Aleyhisselam da Öyleyse yerlerinize yerleşiniz diye emretmekle akıl dimalda, ilim kalpte, haya da gözle yerleşti. Akıl sahibi fiilde ve sıfatta tevhide ulaşmak için ilim ve marifet tahsilinde geç kalmamalıdır.
İmam Kuş Şehri buyurmuştur ki: Aklın kendine has yıldızları vardır ki bunlar şeytanları koyarlar. İlimlerin de kendilerine has kamerleri vardır ki ayları vardır ki bunlar kalplerin ışıkları ve gözleridir. Marifetlerin de kendilerine has güneşleri vardır ki ariflerin esrarı bunlarla doğar. Ledünni ilim dışarıda bilinen ve alışılan bir sebep olmaksızın kalp evine açılan ilimdir. Yani dış alemdeki bilgi vasıtalarından herhangi birinin ve sahateti olmaksızın, aracılığı olmaksızın doğrudan doğruya Allah tarafından verilen ilimdir. Kalbin iki kapısı vardır. Birisi dışarıya açılan kapı ki ilmi hisler yani duyu azaları ile elde eder, diğeri içeriye açılan kapı ki ilham ile alır. Kalp içine beş muhtelif nehrin aktığı bir havuz gibidir ki hiçbir vakit bulanıklıktan ve karışıklıktan beri kalamaz.
Halbuki denizin Kalbe beş Kalbe beş duyu vasıtasıyla gelen hangi bilgi olursa olsun bulanıklıktan şek ve şüpheden ari değildir. Halbuki feyz-i ilahi eseri olarak kalbe gelen ilim ise hemen sahih hem de en faydalı ve kesindir. Şeyh Zeynüddin el-Hafi der ki: Hakikate vasıl olmak için bu tarika girip de Allah'ın kitabından ve Resulü'nün hadislerinden az çok bir mana çıkarabilecek kadar ilim tahsil ettikten sonra ledünni ilimleri öğrenmek için kalbini masivadan tecrit etmeden ve zikrullah ile murakabelerle meşgul olmadan maksuduna vasıl olabileceğini zannedene taaccıp olunur. Bu kimse ilim tedris ve tasnifine bin sene hasr-ı nazar etse, hakikatin kokusundan bir zerre duyamaz. Eserlerini müşahede edemez. Envarından bir lem'a göremez. Amelsiz ilim akimdir yani semeresi yoktur. İlimsiz amelde sakimdir yani hastalıklıdır.
Öğrenileceği en güzel şekilde öğrenip o şekilde amel etmek sıratı müstakimdir. İşte münafıkların Ehl-i İman'a Sefih demeleri Ehl-i İmanın o zamana nispetle ekserisinin fakir olmalarından neş'et etmiştir, kaynaklanmıştır. Çünkü onlar bütün şerefi dünyaya hasredip dünya şerefi de servete muhtaç olduğundan fakir olanları şereften mahrum kabul ederek sefih addederlerdi. Cenabı Hak sefahetin ancak münafıklara münhasır olduğunu beyan buyurmuştur. Zira münafıklar ahireti dünyaya değişip Allah'ın Resulü'ne adavet ettikleri gibi usul-i itikadiye de delili terk ederek taklide istinat ettiler. Bundan ziyade sefahat olamayacağından Cenab-ı Hak sefahatı onlara hasr ile ehli imanı sefahatten tebrie buyurmuştur. Evet, Cenab-ı Hakk ehl-i imanı sefahatten uzak eylemiş, onlara o sıfatı asla yakıştırmamıştır.
Sevgili Nevicenim, bundan sonraki müteakip ayetlerde beyan olunacağı Viç ile münafıkların bu kelamları kendi aralarında cereyan etmiştir. Yoksa aşikar olarak biz mi Süfeha'nın iman ettikleri gibi iman edeceğiz demiş olsalar aleni kafir addolunurlar, münafık sayılmazlardı. Evet, bundan sonraki on dört ve on beş. Ayet-i kerimede onların müminlerin yanlarına geldiklerinde söyledikleri sözler aktarılıyor inşallah. Bu sözleri de bir sonraki programımızda sizlerle paylaşacağız derdini vereceğim. İhsan Mektebi'nin yeni bir bölümünde Mahmud Sami Ramazanoğlu Gadde Salliü Sirrahü'l-Aziz'in Bakara Suresi tefsirinde inşallah tekrar birlikte olmayı umut ediyoruz. Velhamdülillahi Rabbil alemin. Sultanü'l-arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu Kadı Sallallahü's-Sirahü'l-Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi.
İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Seslendiren Aladdin Biçici.