Sultanü'l arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu Sırrahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin Biçici. İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde birlikteyiz tekrar sizlerle. İzleyiciler. Mahmut Sami Ramazanoğlu Addisallahu Sirrahü'l azizin Bakara suresi tefsiri ile bugün yine yolumuza devam ediyoruz. On dördüncü ayet-i kerimeye gelmiştik inşallah. Bu ayet-i kerime ile programımıza kaldığımız yerden devam edeceğiz. Onlar iman edenlerle buluştukları zaman inandık derler. Şeytanları ile yalnızca baş başa kalınca da emin olunuz biz sizinle beraberiz, biz ancak istihza edicileriz, alay ediyoruz derler.
Asıl Allah onlarla istihza eder, alay eder ve taşkınlıkları azgınlıkları için de serserice dolaşmalarına mühlet verir. Rivayet olunduğuna göre Abdullah b. Übey denilen münafık ve yoldaşları bir gün dolaşmaya çıkmışlardı. Bu esnada Sahabe-i Kiram radiyallahu anhü hazaratının bir cemaatle karşılaştılar. İbn Übey Bakın şimdi şu Yusufeha'yı sizden nasıl def ederim dedi ve sahabelere yaklaşarak Ebu Bekir radıyallahu anh'ın elini tuttu ve Sitayişle dedi ki: Merhaba, Ey Sıddık, Beni Temimin Efendisi, Ehl-i İslam'ın Önde Gideni, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'le mağarada ikinin ikincisi. Canını ve malını Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e bezleden insan. Sonra Ömer radıyallahu anh'ın elini tutarak merhaba ey Beni Adiyy'in efendisi. Merhaba ey dinin de kavi olan Faruk. Canını ve malını Resulullah'a feda eden zat. Dedi.
Sonra Ali radıyallahu anh'ın elini tutarak: Merhaba ey Resulullah'ın amcasının oğlu ve damadı, Resulullah'tan sonra Beni Haşim'in efendisi demekle Ali ona: Ey Abdullah, Allah'tan kork ve münafıklık etme. Çünkü münafıklar Allah'ın yarattıklarının en belalısıdır dedi. Abdullah Bin Übey ona mukabeleten Yavaş ol ey Emel Hasan, nasıl olur da bana bu lafı söylersin? Vallahi bizim imanımız da sizin imanınız gibi, tasdikımız sizin tasdikınız gibidir dedi. Sonra İbn Übey Müslümanlardan ayrılıp yoldaşlarıyla yalnız kalınca, yaptığımı nasıl buldunuz? İşte siz de onlarla karşılaştığınız vakit benim yaptığımı yapın. Onların yüzüne gülüp methiye düzün diye tavsiyede bulunması üzerine münafıklar, İçimiz desen bulundukça biz bir zarar görmeyiz dediler. Müslümanlar dönüp Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanına vardılar. İbn Übey'in yaptığını haber verdiler.
Bunun üzerine bu ayet I celile nazil oldu. Onlar şeytanlarıyla yalnız kaldıkları vakit biz sizinle beraberiz, onlarla istihza ediyoruz derler. Şeytanlarıyla yani inat ve temerrütte şeytanlar misillü arkadaşları küfürde kendilerine ortak olanlar münafıkların reisleri büyükleri yahut en fazla gizlenebilenleri demektir. Müfessir daha hak demiştir ki bunların şeytanlarıyla Murat kahinleridir. Bunlar Beni Gureyza içinde Abduldar, Beni Esed içinde Avf b. Amir, Şam'da Abdullah b. Sevda idi. Araplar bunların gaybe muttali olduklarına, türlü türlü esrarı bildiklerine ve her türlü hastalığı tedavi ettiklerine itikat ederlerdi, inanırlardı. Yine onlara göre her kahinin maiyetinde beraberinde muhakkak surette bir şeytan bulunur ve ona kehanetinde mesnet ve muin olurdu. Bunlar bu halleriyle Hak'tan uzak oldukları için Şehatiin diye isimlendirilmiştir. Çünkü Shuton board yani uzaklık demektir.
Onlar bu uzaklık içinde yaptıklarının hakikatinden ve neticesinden habersiz ve laubali oldukları herhalde biz onlarla istihza ediyoruz derler. Halbuki onlarla asıl istihzayı Allah yapmaktadır. Dünyada onları cüzi dünyalıklarla meşgul ederken Müslümanları onların üzerine hükümran kılar. Onlara verdiği nimet ve mühlet ile kendi elleriyle tuğyan ve helake sürükler. Ahirette ise Hadis-i Şerif'te beyan olunduğu vechile Onlar cehennemde iken kendilerine ummadıkları vakitte cennet kapıları açılır, can havliyle koşup girecekleri sırada kapı yüzlerine kapanır ve cehenneme geri döndürülürler. Müminler, koltukları üzerinde bu halleri seyrederler ve onlara gülerler. Dünyada onların müminlerle istihza edip güldükleri gibi ve bu birkaç defa değil, onların yaptıkları adedince yapılır. Yani onların sayılarını çoğaltır, ordular kurdurur ve takviye eder.
Onlar küfür, isyan ve tuğyan da gidebildikleri kadar ileri giderler ve gözleri başları döner. Neticede dalalet yolunda mütereddid ve şaşkın bir halde sallanmaya başlarlar ve kendi akıbetlerini kendileri hazırlarlar. Ve Allah'u yestehziu bihim. Ayetlerinde birtakım işaretler vardır. Birincisi, İnna makum kavlindedir, sözündedir. Bu muhakkak biz sizlerle beraberiz sözü münafıkların Müslümanları biz de müminiz diyerek aldatıp reisleriyle baş başa kalınca söyledikleri sözdür. Buradaki işaret şudur Hz. Arasını birleştirmeyi isterse bu onun için uygun olmaz. Zira iki zıt bir araya gelmez. Her tarafta karışık işleri bulunan kimsenin gönlünün her tarafında bu karışık işlerle ilgili alakaları bulunur. Böyle bir kimse tehlikeli varlıklara yağma olur ve çeşitli alakalar arasında dağılmış, paramparça olmuştur. İşte münafığın hali de böyledir. Zahiren Müslümanların gerçekte ise kafirlerin yanındadır.
Çift taraflı kişiliği onu huzursuz kılar. Yani münafıklar gerçekte kafirlerle beraber olmakla zahirde Müslümanlardan gözükmek arasını cem etmek istedikleri için ayrıca küfrün mefsedetleriyle imanın menfaatlerini bir araya getirmek istediklerinden ki iki zıt arasını cem etmek asla mümkün değildir, kapı ile ev arasında durak alırlar. Evet. Bunlar küfrün bozuklukları, fesatlarıyla imanın faydalarını bir araya getirmeye çalışıyorlar ve tabii ki bu da mümkün değil, iki zıttı bir araya getirmek asla mümkün değil, kapı ile ev arasında durakalıyorlar. Nitekim Allahu Teala münafıklar küfürle iman arasında bocalamaktadırlar. Ne bu müminlere bağlanırlar ne de şu kafirlere buyurmaktadır. İşte irade iddiasında bulunup da adetten öte gidemeyen temennilerin hali de münafıkların haline benzer. Onlar dünya ve ahiret gayelerini cem etmek isterler.
Dinin en yüce mertebelerini temenni ederler fakat dünya menfaatleri için en adi işlere girmekten de geri durmazlar. Bu durumların birbiriyle bağdaşması mümkün değildir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Din temennilerle olmaz. Buyurmuştur. Ayrıca Ben adetleri kaldırmak ve nefsin kötü arzularını bertaraf etmek için gönderildim. Buyrulmaktadır. Yine dünya ve ahiret kumalar gibidir. Kim ikisini uzlaştırdığını iddia ederse, o aldanmış ve gurura kapılmıştır buyuruyor. Bir kimse heva ve hevesine uyarak yüksek derecelere ulaşmayı isterse o bu derecelere vasıl olan kimselerin yoluyla alay etmiş gibidir. Heva heves denizinde nice kimseler boğulmuştur. Dünyaya olan ihtirasları sebebiyle nefsin azgınlığı konusunda Allah onlara mühlet vermektedir. Onlar da dünyayı talepte o kadar ileri gitmektedirler ki ihtiyaç sınırını çok geçmektedirler.
Böylece dünyevi bütün menfaat kapıları onlara açılmakta, bununla onlar uhrevi hayat için lüzumlu olan ihtiyaçlardan müstağni olmakta ve bu ihtiyaçsızlık ölçüsünde de azgınlıkları artmaktadır. Yani maddi bakımdan çok zengin oldukları için kendilerini Allah ve Resulüne muhtaç saymamaktadırlar. Nitekim Cenab-ı Allah hayır, gerçekten insan kendisinin muhtaç olmayacağını zannettiği için azar buyurmaktadır. Münafıklar çeşitli renklere girerek Müslümanlardan gözüküp menfaatleri için onları istismar ederler ve adamlarına biz sizinle beraberiz, onlarla ancak istihza ediyoruz derler ve onların bu istihzalarının cezası da ilahi Nusret'ten yardımdan mahrumiyettir. İyice azıp sapıncaya kadar onlara mühlet verilir. Sonra bu azgınlığın cezası da şaşkınlıktır. Dalalette şaşkın bir vaziyette bocalar dururlar. Batıldan çıkıp da Hakk'a dönmeye katiyen yol bulamazlar. Iki.
Cenab-ı Allah'ın kavlindedir, sözündedir. Allah da onlarla alay eder sözü müminlerin şerefini ve Allah indindeki katındaki derecelerini gösterir. Şöyle ki Cenab-ı Allah münafıkların müminlerle alay etmesi dolayısıyla münafıklardan onlar adına intikam alır. Müminleri aynı istihza ile karşılık vermeye muhtaç etmez. Onların yerine münafıklara öyle ceza verir ki münafıkların istihzası onun yanında hiç kalır ve onları öyle zillet ve felakete düşürür ki vasf edilmez. Ayet insanlarla istihsanın çirkinliğine delalet etmektedir. Allah şöyle buyuruyor: Bir kavim diğer bir kavimle alay etmesin. Musa Kıssasında ise Hz. Musa kavmine Allah size bir sığır kesmenizi emrediyor demiş. Onlar da Bizimle alay mı ediyorsun? Demişlerdi. Musa da cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım demiştir. Buyurulmaktadır. Böylece Allahu Teala insanlarla alay etmeyi cahillerin davranışı olarak göstermektedir.
İnsanlarla alay etmek bu kadar çirkin olursa Allah ile alayın cezası ne olacaktır? Allah'ın Resulü bu konuda şöyle buyururlar: Günahında ısrarlı olduğu halde istiğfar eden kimse Rabbi ile alay eden kimse gibidir. Üç. İşaret. Allah onları azgınlıkları içerisinde bırakır, bocalar dururlar ayetindedir ki o da şudur. Kul kesinlikle ömrünün uzun oluşu mal ve evladının çokluğuyla mağrur olmamalıdır, gururlanmamalıdır. Zira Cenab-ı Allah düşmanlarından ömrü uzun olanları hakkında Allah onlara mühlet verir buyuruyor. Mal ve evlat hakkında da onlar kendilerine mal ve oğullar lütfederken iyiliklerine koştuğumuzu mu zannediyorlar buyurmaktadır. Onlara uzun ömür mal ve evlat vermek lütfi İlahiden mahrum etmek demektir. Yani ömürlerinin uzamasına mukabil azapları da uzamaktadır. Cenabı Allah şöyle buyurmaktadır: Biz onun azabını arttırdıkça artıracağız.
Allahu Teala düşmanına dünyada mal-ı memdud çok mal, dostuna da ahirette, zill-i memdud uzamış gölgeler vermiştir. Miraç gecesinde Habibi Ekrem'ine ümmetinin ömürlerini kısa ettim günahlarının çoğalmaması için, çok mal vermedim kıyamette hesaplarının zor olmaması için, ahir zamanda getirdim kabirlerinde çok beklememeleri için, bütün bunlar ümmetine verdiğim nimetlerin cümlesindendir buyurmuştur. Yine rivayet olunur ki Cenabı Hak Miraç gecesinde Habibi Ekrem'ine Ey Muhammed yumuşak libaslarla, elbiselerle, leziz taamlarla, yemeklerle ve nefsani arzularla meşgul ve meşgul olma, karnını doyurma. Çünkü nefis her bir şerrin yatağı, her bir kötülüğün arkadaşıdır. Sen onu taate çektikçe o seni masiyete, isyana çeker. İbadet hususunda sana isyan eder. Masiyet hususunda itaat ve inkıyaat eder, boyun eğer. Doydukça tuğyan eder, azar. Kendisini müstağni gördükçe tekebbür eder, kibirlenir.
Zikredildikçe unutur, kendisinden emin olundukça iğfal eder. Çünkü o şeytanın arkadaşıdır. Sakider dinle işlerimiz, İhsan Mektebi programımızın bugün de sonuna geldik. Mahmud Sami Ramazanoğlu Bakara Suresi tefsirinden sizlere birkaç ayet-i kerimeyi aktarmaya çalıştım. Ayet-i kerimenin tefsirini aktarmaya çalıştım. İnşallah bir sonraki programımızda on altı. Ayet-i Kerime'den itibaren devam edeceğiz. Tekrar buluşmak üzere Velhamdülillahi Rabbil alemin. Sultanü'l-Arif'in merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSallahü's-Sırahü'l-Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin Biçici