Müminlikte Muamele ve Nefis Terbiyesi kaydında Muamele diyorduk. Muamele hakikaten müminlik kişi arasında geçen, riayet etmesi gereken insanların kendi nefsinde ve ailesinde, arkadaşların da ve bütün insanlar ile olan münasebetinde riayet edeceği hususlar. Başta bir mümin olarak kardeşlerimizden meydana çıkmış bir ayıp varsa ona bakmamak. İşte bir kusur işledi. Şöyle kusurlu dediler,…
Müminlikte Muamele ve Nefis Terbiyesi ne anlatıyor?
Müminlikte Muamele ve Nefis Terbiyesi kaydında Muamele diyorduk. Muamele hakikaten müminlik kişi arasında geçen, riayet etmesi gereken insanların kendi nefsinde ve ailesinde, arkadaşların da ve bütün insanlar ile olan münasebetinde riayet edeceği hususlar. Başta bir mümin olarak kardeşlerimizden meydana çıkmış bir ayıp varsa ona bakmamak. İşte bir kusur işledi. Şöyle kusurlu dediler,…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Muamele diyorduk. Muamele hakikaten müminlik kişi arasında geçen, riayet etmesi gereken insanların kendi nefsinde ve ailesinde, arkadaşların da ve bütün insanlar ile olan münasebetinde riayet edeceği hususlar. Başta bir mümin olarak kardeşlerimizden meydana çıkmış bir ayıp varsa ona bakmamak. İşte bir kusur işledi. Şöyle kusurlu dediler, buyurdu ki yarın ileride niye ağlayacak bu buluyor? Hatası olmayacak da neye ağlayacak diye buyurdu. Şu muameleye bak. Geçmiş bir hatasını nazar-ı itibara almaz. Eğer kardeşlerinin baki olan ayıplarını yürütmez, eski hatalarını karıştırırsa aynı hataya kendisi de düşer. Bunda Yusuf Aleyhisselam'ı misal olarak belirler. Biliyorsunuz yetmiş yıl Zeliha Yusuf dedi de döndü. Yusuf dedi. Halıkımız bunu yedi günde ödeştirdi, yedi günde. Zeliha annemizin peşine düşüyor, o geri duruyor. Dedi ya Zeliha bak yetmiş sene yandın, yakıldın. Neden geri duruyorsun?
Ya Yusuf dedi, içimde öyle bir aşk var, öyle bir muhabbet var ki, yetmiş sene Sanem dedim ama artık Samet'i bulduktan sonra hiçbir kimseye ilgim, hiçbir kimseye sevgim kalmadı Rabbımızdan başka dedi. O yetmiş seneyi buyuruyor yedi günle Cenabı Hak göçiştirdi. İnsanların ayıplarına muttali olan kimse, eğer insanların ayıplarına muttali olan kimse şeytani bir keşfe takılmıştır. Allahutaala o kimseye nazar gitmez. Eğer insanların ayıplarıyla meşgul olur ve onları hep kötüye hamlederse bu kutsi yoldan da istifade edemez olur. Sonra sadırını fesat kaplar, sırrı mahvolur ve üstasından da istifade edemez. Çünkü gönül karmakarışık bir hale geliyor. Aleyhissalatu Vesselam'dan buyurdular ki bana ashabı müziğinden söz getirmeyin. Ben ashabımın arasına saf, arı duru bir düşünceyle girmek istiyorum buyurdular. Cenabı hak kendisine neyi lütfetmişse ondan kardeşlerine de ikram etmeli, hediyeleşmelidir.
Velev ki bir hayır, bir tur olsun. Burda bu maddi olan bir infak, bir de bunun manevi ciheti var. Bunu kendi başına yapamaz yalnız. Eğer gönlüne Cenabı Hak bir nur indirir de yap diye bir sinyal gelirse ancak öyle yapabilir. Nasıl olur? Biz buna çok şahit olduk, hiçbir şey olmasak bile bir zamanın kutbunun huzurunda bulunduk. Bazen sorardı, gelenler olurdu. Gece bir hal oldu mu derlerdi. Eğer gönlü hazırsa kalbindeki olan nuru biiznillahi teala onun gönlüne aktarmaya çalışıyor. Mesela Allah'ımız üç yüz altmış eklem lütfetmiş. Bunların her birisinin şükre ihtiyacı vardır. Mesela nedir? Bunlar anlatılırken diyelim ki kardeşinin suya ihtiyacı var, kovasından onun kovasına su aktarmak, bu onun üç yüz altmış eklemine şükür olarak ifade buyuruluyor, şükür denir bu. Şimdi kabına kabından su aktarır da gönül kabından bir gönül kabına su aktarılmaz.
Bu müstesna bir hal olur, onun hiç haberi olmaz. Mesela oturur, yalnız bu kimsenin hazır vaziyette olması lazım. Öyle ki gönlü Cenabı Hak'ta her zaman aşık bir durumda olursa birçok hediyelere, manevi lütuf ve ihsanlara mazhar olur. Durduğu yerde kendi hali böyle duruyor, dururken ama huzurlu olmak şartıyla bir de bakar ki bambaşka bir haz, bambaşka bir lezzete mazhar olur. Diyelim ki hal ehli kıymetli bir insan, onun kalbini gözünün önüne alarak gönül kabına biriznillahi Teala aktarmaya çalışır. Olabilir bunlar. Allahutaala kendisine bir şeyi bahşetmişse ondan kardeşine de isterse diyor bir tur, ne demek isteniyor? Ne olursa olsun ikram etmeli ona, kardeşine hediyede bulunmalıdır. Hiçbir yerde hayırlı vakitlerde, seherlerde, gecelerde kardeşini uyarmalıdır. Diyoruz ya işte pazartesi, perşembe, cuma gecelerine dikkat edelim, bilhassa teheccüd namazına gayret gösterelim.
Böyle hayırlı vakitleri kardeşine haber verir. Aman der önümüzde bak bölgesi üzerimize düş düşmek üzere üç ayları geliyor. Bu bizde bir farklılık meydana getirmeli. Yani üç aylarına giriyoruz artık. Bu bizde bir değişiklik meydana getirecek. Bunu pek düşünemiyoruz. Mesela üstadımızın anneleri denmese dahi cuma gününün, perşembe gününün, cumanın arefeti arefes diyoruz, bugünün kıymetini bilirmiş. Hani vücudunda bir değişik hal meydana gelirmiş. Herhalde bugün perşembe diyebilirmiş, o yaşadığı halden dolayı. Mesela önümüzde gelecek, Regaip gecesi gelecek, Miraç gecesi gelecek, nassı Şaban diyoruz, beraat gecesi gelecek, Kadir gecesi gelecek. Bu mübarek kandillerde ne de halimizin değişmesi gerekir. Bunu ne ile bileceğiz biz? Bu halimizin değiştiğini ne ile bileceğiz?
Kalbimizdeki duruma göre, mesela kalbimiz Cenabı hakk'ın sevdiklerine mi muhabbet ediyor yoksa Allah korusun razı olmadığı değerlere mi değer mi? Diyor? Hayırlı vakitlerde, seherlerde, hayırlı gecelerde kardeşini ikaz etme, etmelidir. Bir husus hatırıma geldi de birkaç kimse gönül dostlukları var birbirleriyle, gönül dostlukları var. Bunlar ahitleşmişler. İçlerinde Allahu Alem hafız birisi. Demişler ki teheccüd namazını böyle ücra bir gelir ama dergahhaneye benzer. Orada kılalım. Anlatıyorlar, biz diyorlar namaz kılarken, bir de evin etrafını, evin etrafını kuşların ihata ettiğini, onların ötmeye başladığını müşahede ettik diye anlatırlardı. Yani hayvanat bile zikre geçiyor. Zaten zikrin içerisinde onları da iştirak etti. Çok şeyler anlatılır ama biz her şeyi de açamayız tabii. Allah, kati surette sui edebte arkadaşlarına ünayak olmamalıdır.
Yani uygunsuz tavırlardan neden öncü olmamalıdır. Üstadımızın kayınpederleri Hacı Mehmet Efendi var. Bu müderris. Hatta Es'adi Elbili Hazretleri görmediği halde, sen derim dedemin, Şeyh Mustafa Efendimizin rahmetullah aleyh kayınpeder oluyor, kayınpeder oluyor. Bunlar Van'dan gelmişler. Van ahardıdirlermiş. Van'dan gelmişler Müderes kendisi, iyi bir ilim meyli. Bunun boğazında bir rahatsızlık meydana gelmiş. Demişler ki sığar'a bu hastalığı geçirir. Artık neyse biz bilemiyoruz o günde. Hangi şartlar içerisinde bu ifade etmiyor bilemiyoruz. Fialül Ulema delilü'l cühela odur diye bir alimin davranış ve hareketleri, bir başkalarının uyacağı yol olur düşüncesiyle takip edeceği, esas olur düşüncesiyle bacaya üf vermiş, bacaya üfler. Ondan sonra dişlerini mislekler, iyice mislekler, karanfil alır, onunla ancak öğrencilerinin yanına çıkarmış, aman kötü örnek olmayayım diye. Bu bir misal.
Artık biz bunun künyünü bilemiyoruz. Nasıl kullanmış, nasıl gitmiş? O değil de bize mühim olan kötü örnek olmamak için nasıl bir gayret gösterdiğini beyan için söylüyorum. Arkadaşlarından fazla ibadet etse bile kendini ibadet etmemiş gibi görür. Kardeşlerinin uykusunu kendi ibadetinden daha halis görür, çünkü uyuyana kalem işlemez. Katdi surette, sui edepte, kötü edepte arkadaşlarına önayak olmamalıdır. İster üstazıyla beraber bulunsun, isterse ayrı bulunsun. Bunu yapan kimse üstazını terk edip dünya işlerine dalıp giden, yeme giyme yolunda ömrünü ikna eden ve ne üstazının ne de kardeşlerinin hakkını eda etmeyen bir kimsedir ki sonu iyi olmaz. Üstazının ve kardeşlerinin hukukuna riayet etmeyerek sui edepte bulunan kimseler umumiyetle telef olup giderler, Cenabı hak muhafaza bulursun. Bu muamele hususu biraz geniş. Bazı notlar da aldım buradan. İnşallah sırası gelirse söyleriz.
Tembeklikten, uyuşukluktan kurtulup, nerede olursa olsun kardeşlerinin hizmetine sa'y ü gayret gitmezdir. Asıl fayda da bu yöndedir, asıl hizmet etmektedir. Malum, Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Seyyidü'l Kavum Hadimi, kavmin efendisi hizmet edendir, buyruluyor. Her meşakkatli işte en önde gelmeye çalışmalıdır. Kimsesi bulunmayan, bakıcısı olmayan, hasta kardeşlerinin hizmetini görmekte azami gayret göstermelidir. Hazreti Ömer Radıyallahu Anh şu hadiseyi anlatır. Buyuruyor ki Medine'de bir fakir vardır. Ben her zaman bunun ihtiyacını gidermek isterdim ama görürdüm ki benden önce bir kimsenin gelip onun ihtiyacını gördüğüne şahit oluyorum. Bir gün çok erken geldim. Acaba bu fakir, yoksul, muhtaç olan kimsenin işini kim görüyor diye. Bir de baktım ki Sıddrikı Ahkam içeri girdi diyor. İşte muamele. Ettinü'l-muamele. Asıl asıl Cenabı Hak katında makbuliyetleri de budur.
Kurtuluşumuz için yapmış oldukları hizmet. Mesela dedem Rahmetullah Ali, kendisi müderris yalnız, müderris fakat kendi dersinden ziyade bir başkalarının dersine çok eğilirmiş. Arkadaşlarından öğrenemeyen varsa onların üzerinde çok durur. Onlar öğreninceye kadar kendi dersine başlamazmış. Demişler ki bak Mustafa Efendi, kendi dersiniz var, onu yapın. Buyuruluyor ki Allah tarafından ilme mazhariyeti, kendinden daha ziyade kardeşini düşünmekten dolayı oldu. Buna isar dediler. Kendi menfaatini kardeşine vermek, kardeşini kendisine tercih etmektir. Bu Efendimiz hazretlerinde de öyledir, mürşid-i kamilimizde de öyle. Mesela onun sohbetleri o bantta dinledikleriniz bizim gibi insanlara yaptığı sohbetler. Bir kimseye, bir konuyu, bir meseleyi tam anlayacağı hale getirinceye kadar bırakmazlardı. Yani çok seviyelere inerlerdi insanları. Hatta gelenler değişikti. Yüksek sınıfta insanlar da vardı.
Bizim gibi kimseler de vardı. Buyururlardı ki, ben en engin olan kimseye göre konuşacağım, büyüklerimiz sabretsin diyordu. O Kozan'daki vaizlerinde yirmi sene pek dışarıya çıkmamış. Geniş bir avluları varmış, dışarıya çıkmamış. Hep ilimle meşgul olmuş Muhammed Abdullah Tatlı. Çok kıymetli bir insan, ruhu şad olsun, gördüm. İnşallah rüyasını aldık. Bu hayran kalmış üst yazımıza. Artık Ramazan-ı Şerif'in son gününde ayağa kalkmış, şunu ifade etmiş. Hasan Efendi'de öyle bir şefkat, öyle bir merhamet var ki dağın çobanlarına dahi anlatmak için gayret ve çaba gösterdiği bu kadar mütevazi, o kadar şefkat ve merhamet sahibidir diye takdimle bulunur. Tembellikten, uyuşukluktan kurtulup, nerede olursa olsun kardeşlerinin hizmetine sa'yuk gayret etmelidir. Bayezid-i İslami Hazretleri bir söz söylüyor, buyuruyor ki yüz on üç şeyhe hizmet ettim, yüz on üç şeyhe hizmet ettim buyurdu. Gibi.
Şaki Belhi Hazretleri bin yedi üstada hizmet ettim, kırk deve yükü kitap okudun, Cenabı hakk'ın yolunu dört şeyde buldum. Bu büyüklerimizin sohbetlerinden dinlediğimiz, bilebilirsem sıralayayım. Bir, rızık için emin olmak, çalışmak, gayret etmek ama neticeyi Cenabı Hak'tan beklemek, ne lütfetmiş, sonra razı olmak, bir. İki, şeytanı düşman bilip ona muhalefet etmek, üç her yaptığımız işi ihlasla yapmak, dördüncüsü ahireti yakın bilip, ölümü yakın bilip hazırlıkta bulunmak. Bin yedi üstada hizmet ettim. Kırk deve yükü kitap okudum. Cenabı hakk'ın yolunu dört şeyde buldum. Ne kadar güzel, ne kadar güzel. Diyoruz ya artık bize bu gibi Cenabı Hak'ın sevgili kulları sofraya nimeti koyma değil, ağzımızın ortasına koymuşlar o lokmaları. Yırtmak bize kalmış. Kimsesi bulunmayan, bakıcısı olmayan, hasta olan kardeşinin hizmetini görmekte azami gayret göstermelidir.
Cide Müftüsü Hüseyin Efendi, Esaadi Erbili Hazretleri'nin dergahında. Bu meflut, felç olur. Esaadi Erbili Hazretleri böyle yakın kimseleri toplar, onlarla istişare eder. Buyurur ki ne yapalım? Hüseyin Efendi'ye nasıl bir hizmet edelim? Memleketine ailesine mi gönderelim? Hastaneye mi gönderelim? Ne yapalım? Sami Efendi Hazretleri bir bey evladıdır. Zaten bir bey sülalesi, Ramazanoğullarından geliyor. O Darülfunun bugünkü ismiyle Hukuk Fakültesi kitaplarını bile bir başkaları götür. O Beşiktaş'ın müftüsü Ali Fuat Efendiler, neler? Fuat Efendiler, o günkü haline hayran kalmıyorlar. Böyle okula giderken, hanımımız, üstadımız, beni mazur görün, mazur görün. Giderken hep hayatlarının ucuna bakarak gidin. Öyle de bir zeka var ki, hiçbir dersten eğer on üzerineyse dokuz almamış. Bunu en yakınlarından işittim.
Yani hane-i saadetlerinin önünde sohbetine iştirak için beklenirken anlattılar, anlattılar. En yakın olanlarından birisi, madde tabii. Dedi ki her bir destan on üzerinden sadece riyaziyeden, yani bugünkü ismiyle matematik, ondan dokuz almış, hemen hocasına el kaldırmış. Hocam benim hakkım ondu. Sami evladım hakikaten ondu. Yalnız ben bir not aşağı verdim, o kadar da zeki. Böyle olmasına rağmen, böyle olmasına rağmen diyor ki efendim, Esad Elbili Hazretleri'ne, Hacı Hüseyin Efendi'nin hizmetini ben yapacağım. On sekiz ay hizmet etmiş. İnşallah hata olmaz, belki sekiz aydır. İşte yetmiş, aylarca hizmet etmiş. Af buyurun altından alacak kadar hizmet istemiş. Esad Elbili Hazretleri hastaları dolaşıyor, hastaların durumunu sormuş. Hacı Hüseyin Efendi demiş ki, Gavsili Azam kendisi zamanı, efendim ne ben hastalıktan kurtulmak istiyorum ne de Sami Efendi hizmetten ayrılmak istiyor.
Öyle bir nura erişiyor ki, öyle bir feyze dahil oluyor ki tarifi yok. Bir de şunu anlatıyorlar, hastaların BİMmedikleri halde gönüllerini istiyorsa alıyor. Nar mı istiyor? Nar getiriyor. Portakal mı istiyor? Portakal getiriyor. Elma mı istiyor? Elmayı getiriyor. Tabii bugünkü nimetler olmayabilir. O gün de bulunan yiyeceklerden neyi arzu ediyorsa onu getiriyorlar. Onun bir dergaha gelişi var, Esad El-Bidî Hazretleri, Katdesallahu Sırra, yanında Ali Dede var yedilerden. Bunlar boş olmaz zaten. Yedilerden Ali dede Haydarpaşa İstasyonu'nda Mahmut Sami adında bir evladımız var. İnce, Nahiv şu şekilde, şu biçimde onu dergaha getir. Daha hiç görüşmeni yok. Gelir Haydarpaşa İstasyonu kalabalık oldu zaten. O kalabalığın içerisinde sanki yüzde bir ben olur ya, ben güzide nasıl belli olursa o kadar, insanın içerisinde besbelli. Hiç aramadan, Esselamu aleyküm evladım Sami der ve çok severim.
Der ki seni çok sevdin. Bugünün hatırası olarak bir nasihatte bulunacağım. O da cihan bağın da ey matlubo inüseciyim, ne senden bir kimse incinsin, ne sen bir kimseden incin. Dergaha gelirler, Esad Erbili Hazretleri üç hizmet verildi. Bir, dergahın yatağını sen yapacaksın, sen kaldıracaksın. İki, dergahı sen süpüreceksin. Üç, hastalara sen bakacaksın. Bunu neden söylüyor? Çünkü yetişecek insanlara hizmet verilmiyor. Boşuna Yunus Emre kırk yedi yıl dağdan odun çekmedi. Boşuna İbrahim bin Ethem Hazretleri on sekiz yıl odun taşımadı. Bir himmet istemesi kendisine suç oldu, hizmete katlanmadın dedi. O değildi aslında onu, o kutbiyet makamına gelecek. Bu üç hizmeti de yerine getiriyor. Bir defasında bir diğer kimse de böyle süpürüyor. Süpürüntüyü bir teneke mi artık neyse o günkü şartlar içerisinde, bir kabın içerisinde onu götürecek, ben götüreceğim diyor.
Bir türlü vermiyor Sami Efendi Hazretleri, bu hizmet bana tevdi edildi, ben yapacağım. Buna şahit olan Esad El Didi Hazretleri Kutbu Azam geliyor, haydi ikimiz beraber götürelim diyor. Allah, Allah. Öyle classımız sarsılır bilmem filan bilmem, Hava. Birbirine giren, birbiriyle bozuşan, kardeşlerinin arasını bulup haddi aşanı zapt ederek mazluma sabrı ve affı tavsiye eder. Kuran-ı Azimüşşan'da Elettüh-i Hasan bir isim. Bu kinde çok veri olmalı. Mesela affı ilahinin her tarafı kapladığı geceler var. Bu gecedeki affı ilahiden mahrum olanlardan birisi de kindar olanlardır. Bunu hiç makbul görmezler. Nebi-i Ekrem Efendimizin Sallallahu Aleyhi ve Sellem ya Ali, ya Ali, ya Ali, radıyallahu anh, çokça demesine Ashabı Güzin Efendilerimiz hayrette kalırlar. Derler ki Ya Resulallah, ismini damadı alinizin çokça zikrediyorsunuz. Onlara bir soru sorar, size zulmeden olsa ne yaparsınız? Affederiz.
İkinci defa aynı adam zulmetse affederiz. Üçüncüsünde af demişler ama dördüncüde ya Resulallah, sizin huzurunuzda yalan söylenemez, affedemez Ali'yi çağırın Radıyallahu Anh. On defa tekrar etmiş, affederim. Sonra da mübarek dilinizi yormayın Ya Resulallah, Allah size de bana da kıyamete kadar ömür verirse affederim geliyor içimden. Allah Celle Celalühü, Allah Allah, kardeşleri ile alakalı işlerinde kalbini yoklamalı. Eğer herhangi bir Müslümana karşı kalbinde bir kini, bir kini varsa onu izale etmeye çalışmalı ve kardeşinin haklı olduğuna inanmalıdır. Dini için olur müstesna, namus için olur müstesna, bunun dışında affedici olur. Konya'da nihayet üstadımızın evladı sayılır. Hatta bir görevinde derhal üstadımızın huzuruna geldi, nefr-ü ispat dersini öğrendi üstadımıza. Sonra değişik hal arz etti, değişik hal arz etti.
Üstadımız Hazretleri yanında bulunan şoföruna, o da Konyalı, Diyor ki bunu ziyaret edelim mi? Bak diyor, benim içimde zerre kadar evladım olmasına rağmen yanlış muamelesi var. Fatih benim gönlümde daralma diye bir şey yok deyip o kimseyi dairesinde buluyor. Tabii kendinden geçiyor. Bu büyük insanlar, kamil insanlar. O su kir tutmaz o. Allah'ımıza devamlı akan bir su, aşk suyu, muhabbet suyu, marifeti ilahi suyu, onda bir kir diye bir şey olmaz. Bunun sözü bile edilmez. Nur üstüne nurdur. Essahu'nun alanın, her zaman makam kaydeden kimseler bunlar. Yok, burda kardeşi Abdullah Efendi'ye dermiş. Abdullah Efendi bize bir muhalif kimse var mı? Halbuki hiçbir kötülük görmeleri yok. Dermiş ki, abi şu kimse biraz değişik hal arz ediyor. Hadi gidelim demiş. Gidelim der. Evlerine doğru yaklaşınca bunu gören ev sahibi aman efendim der koşarak aşağı inerim.
Yani bir derviş tarif edilirken Sufi, o sulh eden kimsedir denir. Hatta zamk tabirini kullanırlar, zamk tabirini kullanırlar. Böyle kırılan kimseleri tedavi ederler. Hatta misal de belirlerdim. Mesela bir çoban, böyle sürüsü içerisinde hasta olan olur, ayağı kırılan olur vesair sakatlanan olur. İşte bu sakatlandı, bu ayağı kırıldı, bu hastadır deyip sürüsünden dışarı atmaz. Mesela şiirlerinde onu yanlış yapmışlar. Kalgınlarını yetmeli diyor. Bu yetmeli demek tekrar o sürüye katmalı manasına, o ilahi sürüye onun devamını sağlamalı, itmeli demişler. Efendim bu edebiyat değil zaten, edebiyatla alakalı olsun denir. Sonra edebiyat vezni birbirine denk getirmek değil kulağa hoş gelmesi icap ediyor misal. Böyle bunu misal verirdi. İşte şu kardeşimiz şu hatayı işledi, bu kardeşimiz bu hatayı işledi dersek o zaman biz İslam cemaatine zarar vermiş oluruz, tekrar düzeltmemiz gerekir derlerdi.
Vefat etmek üzere olan kardeşlerinden gafil olmayıp sabaha kadar onun başında beklemelidir. Bizim memleketimizde müderris olan şey Mustafa Efendimiz zamanında Kayserili Mustafa Efendi diye bir kimse var, Ulema-i Kiram'da. Onun ağabeyi veya küçük kardeş de olabilir, Hacı Zühtü Efendi. Kardeşinin haleti nez'a geldiğini duyan, yani ölmek üzere varır, öyle gözleri döner bir vaziyette. Kelime-i şehadeti hatırlar, söyleyemez. Hemen öyle müttaki bir kimse ki çok müttaki bu yerlerdeki kabakların kabuğunu bile toplarmış. Böyle müttaki bir kimse son nefeste kelime-i tevhidi getiremeyince kardeşi der ki Mustafa Allah'ımız verdiği emaneti geri almaz. Böyle biraz hiddet gösterir, La ilahe illallah deyince şöyle açılır. Yani son nefes zor. Yani bildiğimiz yok. Geçen anlatmıştık ama bunu herhalde diğer mevzularla tam ifade edemedik. Süfyani Sevri Hazretleri'nin genç yaşta iken Veli'nin bükülmesi.
Niye büküldü efendim, gençsiniz deyince diyor ki benim hocam, hocam son nefeste kelime-i tevhidi getir getiremedi, benim belim. Bükülmesin de kimin beli bükülsün? O Yasin-i Şerif'in tefsirini yaptınız, esame, evelenmü'l-og, öyle değil de, bu ayeti celilede kabre girerken bükülmüş vaziyette indirileceğini, bir de yaşlanmadan dolayı bükülme diye daha değişik manalar birdir yani bu hepimizin başına gelecek. Yalnız bize burada bir ümit ışığı olan Güzel sonuç Allah'ımızdan korkmayın. Hocalarımızdan birisi Sami Efendi Hazretleri de der ki efendim çok korkuyorum. Verdiği cevaba bakın, çok kısa bir cevap verir. Mucemül Kerim olan Fahri Kainat'ın vekili öyle konuşur. Korkusuzluk felakettir bu. Uzun söze ne gerek? Arifani İlahi gibi bir söz söylüyor ki, çok kısa bir kelam ediyor ama içinde deriyalar yatıyor. Muammene bizim artık şahsi itaatlerimizin yüzde yirmi beş ama muamele nedir?
Yüzde yetmiş beştir. İslam tarihinde şöyle bir hadise var. Çok güzel muamele hususunda küçük bir çocukken ensardan birinin hurma ağaçlarını taşlayan Rafi bin Amr'ı bahçe sahibi yakaladı, Efendimizin huzuruna getirdi sallallahu aleyhi ve sellem. Olay Resulullah'a anlatılınca Sallallahu Aleyhi ve Sellem, o yumuşak bir edayla yavrum bu zatın hurma ağaçlarını niçin taşladın diye sordu. Rafi bin Amr mahcubiyet duygusu Cehennem'ne. Ya Resulallah aç idim, karnımı doyurmak için taşladım. Biraz duygusal oluşu insanın, bunlar peygamberimizle nasıl iç içe olmuş. Gönül istiyor ki keşke biz de bulunsaydık. Efendimizin devrinde olsaydık da onun mübarek arkasında o Allahu Ekber derken biz de namaza tutsaydık. Onun sohbetine otursaydık. Olmaz mı? Rabıta ehli oturuyor demek zaten, murakabe ehli oturuyor demek, iyi yapar mesela. Ya Resulallah aç idim, karnımı doyurmak için taşlarım dedi.
Efendimiz tebessüm ederek şefkatli elleriyle onu okşadı ve yavrum bir daha ağaçları taşlama, altına düşenleri al ye. Çok ders var bizde, bize bunda. Mesela yasakçı olmamak gerekiyor. Şimdi yavruların istekleri var, arzuları var. Ondan sonra bir diğerlerine bakıyorlar. Bunlara hep yol açılmalı. Dervişlik işte asıl bu noktalarda. Onlara hep yasakçı olmak, onları helak etmek demek. Muhakkak bir yolunu bulur, yine o uygunsuz işleri yapmaya başlar. Bunun için yol açılacak, dini emirlerimize muhalif olmayan işlerle meşgul edilecek. Çokça bildiğimiz bir hadise, bir bedevinin, bunlar dağdan gelmiş, bağdan gelmiş, bahirdan gelmiş, iman etmiş ama biraz kaba saba. Mescide bevledilir mi? Bevlediyor, sahabe neredeyse hücum edecek, bırakın. Bırakın işini rahat görsün. Bir kova su ile temizlenir. Mesela yine bir Arabi dağdan gelmiş. Efendimizin yakasına sarılıyor.
Ravi buyuruyor ki, öyle tuttu ki mübarek ben buna tahammül edemiyorum. Siz nasıl tahammül edersiniz bunları. Mübarek boynunda kırmızı bir iz, tahammül edemiyorum ben. Efendimize tahammül edemiyorum Sallallahü'l-Arabî Hazretleri. Onun için sünnet seniyyesine sarılalım. Şimdi mübarek boynuna iz bırakmışsa bizim bid'atlere düşmemiz, fahri kainatın sünnet seniyyesine uymamamız feci bir hal değil mi? Şu uzun gecelerde isterse kısa olsun, teheccüd namazına kalkmamak, namazlarımızda böyle bir gevşeklik göstererek, tembellik göstererek sünnetleri terk etmek, tesbihatı bırakmak ne acı bir hareket oluyor. Efendimiz hiç kızmıyor, ganimet mallarından adaletle dağıt deyince ben adaletle hareket etmeyeceğim de kim hareket edecek buyuruyor ve sonra bir gencin geldiği, bunu hemen dilimle söyleyivereyim, bir zina fiili var, zina etmek istiyor.
Efendimiz buyuruyor kimsenin annenle zina edilmesine razı olur musun? Katli gelmiyor. Öyleyse bir başkası da buna razı olamaz. Nasıl ikna edici? Bu ameledeki güzelliğe bak. Kardeşinle buyuruyor, teyzenle, halanla, bundan sonra mübarek ellerini sadırına koyuyor. Allah'ım bu kötü düşünceyi bunun sadırından, düşünden kaldır diye. Biz de salatüsselamı döşümüze koyalım. Eğer böyle bir hal varsa, bu gibi düşünceler varsa salatüsselam ellerini döşlerimize koyarak sığınalım ruhaniyetlerini. Cenabı hak cümlemizi yolunda daim kılsın. Velhamdülillahi rabbil alemin, Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin ruh tayyibelerine, el-Nasabını, peygamberanize ve piranize bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatın ervahına el-Fatiha.