Müminlerin Kardeşliği ve Kurbanlık Ruhu | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Müminlerin Kardeşliği ve Kurbanlık Ruhu
Müminlerin Kardeşliği ve Kurbanlık Ruhu kaydında Kurban hususunda görüşüyorduk. Kelimenin yapısı üzerinde durduk. Alemin birbirine kurban olduğunu mesela Suyun sevgi ve muhabbetle toprağa indiğini toprağın da bağrına açıp yağmuru derinliklerine kadar indirdiğini güneşin hiçbir yer fark ettirmeden işte şura yeşildir şurada güzel sular var manzarası bambaşkadır buraya doğayım yalnız bura…
Kurban hususunda görüşüyorduk. Kelimenin yapısı üzerinde durduk. Alemin birbirine kurban olduğunu mesela Suyun sevgi ve muhabbetle toprağa indiğini toprağın da bağrına açıp yağmuru derinliklerine kadar indirdiğini güneşin hiçbir yer fark ettirmeden işte şura yeşildir şurada güzel sular var manzarası bambaşkadır buraya doğayım yalnız bura kır görünüyor Kıraç görünüyor bura kumsal görünüyor, çıplak bir dağ buraya doğmayayım demiyor, her yere doğuyor. Bunlardan ne anlıyoruz biz? Diyoruz ki bakın bir toprak yağmura bağrına açıyor, kara bağrına açıyor. Biz neden müminlere bağımızı açmıyoruz? Sevgi ve muhabbetle bakmıyoruz?
Güneş hiçbir yer fark ettirmeden işte şuranın doğası güzel, şurası o şekilde değildir demeden işte bura köydür, bu köye nasıl doğacağım, işte büyük şehirdir, hatta metropol bir şehirdir, dünyada takdir edilen bir yerdir, buraya doğarım ama şuraya doğmam demiyor, her yere doğuyor Müslüman ülkelere de doğuyor, Gayrimüslim ülkelere de doğuyor. Buradan bizim alacağımız ders biz gayrimüslimlere karşı da Allah'ın resulünün sallallahu aleyhi ve sellem Onlar bilmiyorlar da onun için bu şekilde hareket ediyorlar, hidayet verir dediği gibi onların hidayetini istemek ve her tarafa rahmet olarak doğmasıdır. Nasıl?
Manzarası güzel olan yere doğduğu gibi manzarası görünen yerlere de doğuyor demek ki o gibi yerlere şefkat ve merhamet de göstermiş oluyor müminin demek ki müminlere karşı halis kimselere karşı da şefkat ve merhameti onlara hakkı göstermesi, hakkı tavsiye etmesi hatta hatta hidayetinin artmasıdır. Diye devamlı tekrar edilmesinin anlamı da bu. Yani doğada gördüğümüz varlıklar birbirini seviyor. Mesela yine bakıyoruz hava. Hava öyle bir dostluk gösteriyor ki bize eğer havanın rüzgarın esintisi olmasa alem boğulur her şey de biter zaten. Tahammülü mümkün değildir. Misalleri çoğaltmak mümkün. İşte bunlar doğadaki cemadat, nebatat ve hayvanat birbirine böyle şefkat ve merhamet gösterirken müminlerin daha ziyade çünkü onlar yerine göre şuursuz varlıklardır ama insanlar sorumlu olan bir varlıktır insan.
Sorumlu olduğu halde birbirini sevip saymaz, birbirine canını feda etmezse nasıl kardeşlik temin edilebilir diyoruz. Burada kurban tatil de yaklaşıyor. Bu sebeple müminlerin dinde kardeş olanların nasıl bir dost olacağına ait ifadedeki kurban kelimesinden alarak hareket ediyorum. Dinde kardeşlik nedir? Dinde kardeşlik. Kardeşine hem dış yönüyle hem de gönül olarak şefkat ve merhameti gözetmekle birlikte birbirine canlı feda etmektir. Biz diyoruz ya eskiden böyle bayram namazı kılınacağı zaman demek ki halk bu kelimelere de aşina öyle yabancı değil. Kurban bayramı namazına oyun hazır olan imama derlerdi. Kelimesi kurbanı, bir hayvanı boğazlamak demektir.
Müminlerin Kardeşliği ve Kurbanlık Ruhu ne anlatıyor?
Müminlerin Kardeşliği ve Kurbanlık Ruhu kaydında Kurban hususunda görüşüyorduk. Kelimenin yapısı üzerinde durduk. Alemin birbirine kurban olduğunu mesela Suyun sevgi ve muhabbetle toprağa indiğini toprağın da bağrına açıp yağmuru derinliklerine kadar indirdiğini güneşin hiçbir yer fark ettirmeden işte şura yeşildir şurada güzel sular var manzarası bambaşkadır buraya doğayım yalnız bura…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 20 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Demek ki mümin olan kimsenin kardeşliği neymiş iltizamüs şefkat şefkat ve merhamet içerisinde olmak şefkat ve merhamet aman üşümesin üzerine bunun ceketini verelim, bir işte familyasını giydirelim, paltosunu tutalım, daha başka ihtiyaçlarını görelim, hemen arabayla alalım götürelim, işte diyelim ki ilacını alalım, sair ihtiyaçları varsa onları görelim bu değildir sır. Evet böyle olmakla birlikte buradaki şefkat dini meselelerde diyelim ki itikadında bazı yanlışlıklar var. La ilahe illallah diyor ama Muhammedün Resulullah demenin Allah korusun bir fazlalık olduğunu ifade edecek olursa katiyen doğru olmadığını deriz ki Allah'a iman Celle Celaluhu. Allah'a iman et. Meleklere iman ettin kitaplara ve resullere. Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme iman etmedikçe onun risaletine nübüvvetine La ilahe illallah demenin bir manası yoktur der, derhal müdahale ederiz.
İşte asıl şefkat bu, asıl merhamet bu. Diyelim ki ibadet ve saatte kardeşim şimdi kurban deniyor ama bir hindi de kesilebilir. Bunu yapan pek çoğu yanlış muameleler içerisinde olanlar var. Bir kuzuyu da diyor boğazlasam olur ama bir koyun görünümünde altı aylık bir kuzu şimdi de geliştiriliyor. Mesela bazen koyunla kuzu birbirinden mutlak ayrılırdı. Koyunlardan sütü elde edebilmek için ayırırlar. Ondan sonra süt sağma işlemleri bittikten sonra kuzular koyuna koyunlar kuzuya karışırdı. Şimdi bir kısmı öyle yapmıyor. Ne yapıyor? Hiç süt sağmıyorlar. Beraber koyun kuzu ile beraber oluyor ve çok gelişiyor. Şimdi altı aylık bir kuzu bir koyun görünümünde olacak olursa bir yaşındaki kesilebilir ama bunun dışında hindiymiş vesairiymiş tavukmuş bunları da keserim bu da olur yanlıştır tabi böyle şefkatimiz bunları ifade edebilmek anlatabilmek aman ha eğer imkanın varsa bir koç al.
Üstazımızın üstağzının babaları, Müpteba Efendi her bir oğlu için koç alıyor ve şartlarında haiz olacak. İşte gözleridir, kulaklarıdır, kuyruk kısmıdır, hep bunlar sağlam olması gerekir. Demek ki bizim Mevla'ya kurban olmamız da nedir?
Bizim altı bin altı yüz altmış altı ayat-ı ilahiyeye halimizin muhafık olması ana karnındaki çocuğun azası teşekkül etmezse ana karnında dünyada sakat kalır Bizim de Allah'ımızın kitabı Kerim'ine efendimiz aleyhissalatu vesselam için Aişe-i Sıddıka validemizin onun ahlakı kene hulukuhul Kuran Kuran'dı buyurduğu gibi Kuran'ı azimüşşan'a uygun düşmezse Allah korusun kör oluruz nasıl kör oluruz biz bu gözler kör olmaz ama kalp gözleri kör olur hakkı duymaz anlamaz imanın da kemali elde etmenin yolunu takip etmez, gönülden inanmayacak olursa dilden inandığını söyler de kalpten inancı, Allah korusun, zaafa uğrarsa, hakkı görmeyecek olursa, kabul etmeyecek olursa, Mevla korusun, kör olacaktır. Yerine göre çocuk sakatla doğuyor. Ahirete sakat doğmak nedir? Allah'ımız Baara suresinde eğer haksız bir kazanca girecek olurlarsa şeytan onları mesh eder. Cinler onu mesh eder.
O şekilde çarpılmış bir şekilde, felç olmuş bir şekilde kalkarlar bulunuyor. Bakıyorsunuz sağır doluyor çocuk. Anadan doğuş, doğuştan sağır diyor, doğduğu günden itibaren bu sağır doğdu. Nedir? Hakkı görmüyor ve kör. Hakkı da işitmiyor, işitmek de istemiyor. Bunlar kulun Allah ile arasındaki işlerdir Celle Celalü duyup geçiştiriyor, hiç dinlemek istemiyor. Üstadımız buyuruyorlar ya gıybet söylesen güler yüzleri, kitap okusan uyur gözleri duymuyor. O zaman ne oluyor? Duymayan sağır. O alemde Allah korusun eğer burada hakkı görmezse kör topal ve sağır oluyor. Allah korusun.
Taha suresi yüz yirmi dördüncü Ayet-i Celile'de de körlüğü ifade buyuruyor ya ashabına ve men aura da andikli kim bizim zikrimizden kitabı kerimimizden ayrılırsa ve inne lehu maişetan danke onlarda sıkıntılı bir hayat hem geçiminde hem insanlarla münasebetinde, kendi içinde, dışında her şeyin de sıkıntını ve nahşur o yevmel kıyamete ama ama olarak haşrederiz diye buyrulur. Üstadımızın üstadının babaları Mustafa Efendi Hazretleri her bir evladına koç alıyor. Elli beş yılında üstazı alimimiz Adana'da, tepe bağda vavzu nasihatte bulunurken Sami Efendi Hazretlerinin, Hadisallahu Sırra, kardeşleri Ferit Bey'de geliyor. Onu gördüğüm zaman coşardın buyurdular, üstağzını hatırlayarak.
Bir gün soruyor, ağabeyin hakkında bazı manevi hallerden, hatıralardan bahsetseniz deyince diyor ki babam hepimiz için kurban bayramında koç alırdı, çukurlar kazılır, işte bizim koçlar kesildi fakat ağabeyimin koçu kendi eliyle çukura doğru yürüdü yürüdü yürüdü kendi eliyle yattı tam çukur kısmına boğazını getirdi Hepimiz şaşakaldık. Babam Müşteba efendi oğlum zamanın büyük insanlarından olacak sakın ha halini kimseye açmayın, bu sırrını vermeyin buyurmuşlar. Şefkat deyince sadece bünyesini düşünmek değil ruh bünyesini, kalp bünyesini, sır bünyesini de düşünürüz. Ne oluyor kardeşim? Bak şeklin şemailin değişmeye başladı. Sen ne kadar güzel bir insandın, gözlerin ağlardı, gönüllerin Allah diye yanar, ne bileyim kötülükleri dağlardı. Ne oldu sana bak şeklin şemailin değişmiş.
Bak konuşmanda bile bir tatlılık olurdu o zevk yok ne kadar ehlullahtan da konuşsan onların halinden de ayetlerden hadislerden bir zevk gelmiyor bir sıkıntı geliyor kardeşim dikkat edelim diye birbirimize yardımcı olacağız. Şefkat budur, merhamet budur. Onların biiznillahi teala eğer o kalp bizde varsa bakmaları bile kifayet eder. Yürümeleri bile İslam'ımıza vesile olur ama bunu anlayan ve bilen için Allah'ın resulünü ashabı kiram tanıdı, bildi ama bir başkası tanıdı mı? Biliyorsunuz Ebu Cehil'in en çirkin kimse dediğini haşa, doğrusunu buyuruyorlar. Hazreti Sıddık radıyallahu anh desen ne güzelsin Ya Resulallah ne müstesnasın diye onu övmek için kelimeler bulamayız ki biz efendimizin vasfında şair Abdullah bin Revaha diyor ki sözlere ne gerek var onun mübarek vechi saadeti mucize olarak yeter diyor. Demek ki onları tanımak için bir kalp ister, gönül ister.
Mesela biz diyelim ki çok büyük haz duyuyoruz Ehlullah'tan. Bunu bizzat müşahede ettiğim için söylüyorum. Hamdi Boyda hocamız da bunu ifade etti bir görüşmemizde. Hamdi Efendi dedi ki ifade edince işte dedim eğer fikrini gönlünü kalbini değiştirecek olursa Ehlullah'a karşı o kimsenin feyzi zehir olarak gönlüne dökülmeye başlar diyor zehir olur diyor Ben haz duyuyordum zevk duyuyordum şimdi ise hiç haz almıyorum Elhamdülillah şimdi öyle bir rahatladım ki demeler neler? Gönle zehir akmasından olur. Böyle ifade eder, böyle anlatır. Şefkati ve merhameti uhrevi yolda olur. İçte ve dışta kurban olur böyle. Hem içiyle hem de dışıyla canını feda eder. Bu kelimeden alarak ifade ediyorum. Mesela bu mübarek yoldaki kardeşliği anlatırken büyüklerimiz demişler. O ruhi bir alakadır. Çünkü bedene dayanmaz, toprağa dayanmaz, imana dayanır.
Sıddıyı Azam'a aleyhissalatü vesselam efendimizin benim sadrımda ne varsa sıddıkı boşalttım buyurduğu nurdan Ali Keremallahu veche efendimize öğrettiği zikrin mirasına konan kimseler vasıtasıyla olur. Bu ruhani bir alakadır. Alakatün ruhaniyetün derken imandadır. İmanın kemalini sağlayan ihsan mektebinin müdavimlerindedir. Müdavimlerinde olur bu. Ona devam eden kimselerde olur. Mastaruhaşeyhu Tarika, bunun temelini oluşturan, bunun mayası özü nedir? Üstazı alilerimizdir Meşayı kiramdır bu ruhi alakayı temin eden kimseler Bunun gayesi nedir? Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme hem söz olarak hem hareket olarak içi ve dışıyla tamamen uyulması gereken olan gereken efendimiz aleyhissalatu vesselama tam bağlanıp fert ve cemiyet olarak bu güzelliği temin etmektir, sağlamaktır. Demek ki tarik ehlinin kardeşliği ruhi bir alakadır, manevi bir alakadır. Onun temeli üstazı alilerimizdir.
Onların vermiş olduğu evrad ve ezkardır. Mesela buna İmamı Gazali Rahmetullah El Bari Hazretleri mişkatü nübüvvet buyuruyor. Efendimiz aleyhissalatu vesselamın nübüvvetinden gelen bir kardeşliktir. Gelen bir nurdur bu. Gayesi nedir? Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme zahiren ve batınan söz olarak hareket olarak her şeyimizle uyup teslim olmaktır. Mesela Allah için dost olmayı öyle güzel anlatmışlar ki Orada cennet yaranı kardeşler birbirleriyle olan münasebetlerinde karşılıklı koltuklar üzerinde otururlar. Allah'ın sevgili kulları olarak söyleyin bunu. Kulları olarak onlar karşılıklı koltuklar üzerinde otururlar. Birbirlerine muhabbet içerisinde olurlar. Demek ki bunlar veçelerini yani yüzlerini birbirlerine sevgiyle dönerler. Muhabbetle dönerler. Kalp olarak kin diye hasetlik diye hiçbir şey kalmaz sevgi ve muhabbetle birbirlerine döner muhabbet ederler.
Onların öyle bir dostlukları olur ki Onlar sadece zahiren öğrenmekle kalmazlar. Öğrendiklerinin esrarına erişerek kemal haline erişmişlerdir. Ruhani riyazatlara da çok dikkat ederler. Nedir? Mesela cennet talebinde bulunmazlar, Allah'ın rızasını talep ederler. Mesela ibadet ve saatte haz için lezzet için değil, sadece Mevla rızası için yaparlar. Tarifi zor yaşanan bir husus bu ruhani riyazat demek bu ruhi zevklerden de uzak sadece Mevla diyorlar Başka bir şey yok. Zaten o zevki unutmuş öyle bir riyazat yapıyor ki Ruhi mesela Allah derken Celle Celalühu o lafzı ilahiyi geçmiş o. 0 Allah'ımızla olmuş. Mevla ile olmuş o. Bunu biraz izah etmem lazım. Muhammed Bahaüddin hazretleri için üstazı diyor ki, hatta bir dedikodu çıkıyor.
Diyorlar ki efendim biz sohbet halkasında zikre oturuyoruz hepimiz Allah Allah Allah derken Muhammed Bahaüddin hiç ses çıkarmıyor hiç seslenmiyor buyuruyorlar ki onun haline karışmayın onun Mevla ile olan hususi bir durumu vardır Onlar Mevla ile olmuşlar Yani yine nasıl tarif edeyim? Biz ne diyoruz? Ah Beytullah, ah Ravza-i Mutahhara. Adam Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Mescid-i Saadetine girmişse onu der mi? Gönlünü açar, istifade etmek için azami gayret gösterir. Beytullah diye yanan kimseler, mesela dedem Rahmetullah Ali hazretleri Şeyh Mustafa Hulusi Gaddesallahu Sırra bir kömür pazarlama bahanesiyle olsun gitsek diye dostlarıyla konuşurlarmış. İşte İskenderun'a geçsek, oradan öteye geçsek, yetişsek diye o günkü imkanlar dahilinde nasip olmamış. Öyle olurmuş ki bir hacca giren kimse bir yıl ziyaret edilirmiş. Bir yıl ziyaret edilirmiş. Yanıyor, yakılıyor.
Beytullah deyip yanıp yakılıyor ama kavuştuktan sonra Beytullah diyor mu? Artık tavafa başlıyor adam mesela açım diyor, yahu diyor bir susadın, bir su verin, açın bana bir ekmek getirin ama suyunu getirmişsin, yemeğini önüne koymuşsun, o kimse artık su, su, su der mi? Yemek, yemek, yemek der mi? Artık yemekle meşgul olacaktır. Aynen bunun gibi. Hikmet ehli insan demek budur. Ruhani zevklerin ve ruhani riyazatların ifadesini biz bu sayılı dakikalar içerisinde bitirmemiz mümkün değildir. Bir de basiret ehli insanların dostluğu vardır basiret ehli insanların bunlarda tespih ve takdis vardır. Sübhanallah derler. Sübhanallah derler ve tesbihatta Rabbımızı zikirle meşgul olurlar. Onlar tamamen masivadan uzaklaşmışlar.
Allah'ımızın Azameti ilahiyesi ile ondan korkmak suretiyle Azameti ilahiyesinden bu da yaşanan bir husus, nasıl söyleyeyim, korku ayrı, haşyet ayrı, azameti ilahiyeden titremek diyoruz, başka bir şey diyemiyoruz ki erir onlar, yani vücutları ortadan kalkar ve o kimseler nedir? İbadet ve saatte daimdirler ve zikirleri de bütün alem ile beraberdir onlar. Zulümat olarak ifade edilen dünya çocuklarından diyor. Yani dünyanın ceplerinden tamamen kaçınmışlardır onlar. Yakınlık içerisindedirler. Allah'ımıza yakınlığın içerisinde olan kimselerdir. Nuri ilahiyeye kavuşmuş kişiler olarak haber verilir onlar. Halleri, hayatları budur efendim. Bunların bizden farkı nedir? Mesela ana ve baba olarak kardeşlik var. Bir de ilahi kardeşlik var. Onlar ana ile ve babanın, ana ile babanın bir araya gelmesinden hasıl olan toprağa dayanan bir kardeşlikleri bir birliktelikleri vardır. Ama din kardeşliği nedir?
Nurullah, onların nutfesi nedir, haya ettiğim için diyemiyorum. Yerlik suyu diyeceğim yine haya ettim, mecbur kaldığım için diyorum. Onlar nübüvvete dayanan bir sevgi ve muhabbet içerisindedir. Böyle bir yakınlıkları vardır. Bu da nedir? Bu nutfe nedir? Allah'ın nurudur. Toprağa dayanmaz. Neye dayanır? O imana dayanır. Hiç şüphesiz. Sonra kardeşlik birbirine benzeyen iki nesne arasında olur. Bu benzeme nedir? Huyda birbirine benzer ve hareket olarak birbirine benzeyen kimselerdir. Hatta İbrahim bin Ethem hazretleri diyor ki dostluk hususunda işte bana bir şeyler ver malik olduğun kıymetlerden bana ihsanda bulun, işte ihtiyacım var dediğinde, sen ne kadar istiyorsun? Eğer diyor ne kadar istiyorsun diyecek olursa o kardeş değildir. Hepsi senin diyecek. Mürşidimizin cezaevinde olan bir ahiret dostuna dolabı açıp işte benim param olduğu gibi buradadır ne istersen al dediği gibi bir dostluk.
Mesela Üstad-ı Alileri mürşid-i kamilimiz askere gittiğinde diyor ki ihtiyacını bildir, haya ederek bildiremiyor eline kağıdı kalemi alıyor, işte benim şu kadar bir meblağ paraya ihtiyacım var deyip öyle postaya niye vermiyor ki aldı mektup atmıyor. Olduğu gibi bırakıyor, ne arzu ediyorsa o geliyor. Dostluğun bu şekilde olması icap eder. Nedir? Dostluk eğer sahih olacak olursa onda hep güzellikler meydana gelir. Yüzündeki tebessümdür, gözündeki o okşayış hali, gözündeki pırıltı dahi insanı kucaklar. Derdini sıkıntısını koymaz ve maddendi, her yönden. Aleyküm bil ihvan. Allah için dost olan, kardeş olan kimselere ne gerekir? Dünya ve ahiret için hazırlıktır. Yani dünyada ahiret nimetlerinden rızayı İlahiye uhrevi erişmek için nedir? İbadettir ve taattir.
Fudayl Bin İyaz buyuruyor ki Firavun'da insanın diyor dostu ben biliyorum ki öyle hoşnutluk zamanında tebessüm ettiğinde hep iltifatlarda bulunuyor, ikramda bulunuyor. Böyle sevgiyle karşılıyor, yediriyor, içiriyor, yüzüyle, gözüyle, sözüyle, özüyle, her şeyine bu değildir. Ben inanmıyorum diyorum. Böyle iltifat ettiği zaman dostluk ben buna inanmıyorum. Sen onu kızdırdığın zaman o anda diyor asıl kardeşlik belli olur. İşte bana çağırdı, ha bağırdı, ha beni azarladı. Ha işte ne diyelim, bana öyle bir söz söyledi ki ben onu anlatamam, ha bilmem falan ta yirmi yıl olmuş bir söz söylemiş, ben unutamam kardeşim, bana öyle sözler söyledi ki çoğunun arası bundan bozuk söylemiş on sene yirmi sene önce daha o sözü öne getir Çoğunun arası bundan bozuk Bir gün mürşid-i kamilimiz vavuzu nasihatte bulunmuşlar orada bir tanesinin yarasına nasıl olduysa dokunmuş. Onu ifade etmemiş zaten.
İşte sen bunu yaptın demiyor. Umum olarak anlatıyor. İşte mahallemiz küçük olması hasebiyle dedi konuda fazla oluyor. Bir bağlılık, bir çığlık başladı. Sen nasıl olur da bu sözü söylersin? Üstad-ı Ali'miz, bizim izzetimiz var, bu dinin şerefi vardır diye evin önüne çıktılar. Sayıştırıyorlar artık. En sonunda buyurdular ki konuştuğum caminin temelinden alemine kadar hepsini huzur-u ilahiye de şahit olarak tutuyorum. Ben seni kastederek bir şey söylemedim. Mesela sevdiği için söylüyor. Sırf sevdiği için söylüyor ama beni diyor insanlar içerisinde mahcup etti. İnanın bize Mürşid-i Kamilimizin bir gün çekindiğim yok aslında. Devel'de böyle elektrik mühendisi bir kardeşimiz miydi veya bir başkası olabilir? Zannelerim çok sevdiğimiz Fatih Yavaş onun evi olsa gerek. Canımız gibi sevdiğimiz kardeşimizin evinde. Hocalar var vesaireleri var.
Üstazi alimiz bize böyle artık onun için söyleyemiyorum ki başkasının tahammül etmesi mümkün değil. Söyledi ki söyledi. Hiç çekinmiyorum elhamdülillah ama buyuruyor ki Mürşid-i Kamilimiz işte evladımız devam ettirecek tezgahımız bizim Allah'ın izniyle kapanmayacak yolumuz devam edecek diyorlar. Çekindiğim Onlar bunu bir meslek olarak, delil olarak kabul eder de şu şekilde hareket etti deliler mi diye İkinci gün biraz geri durdum Buyurdu ki sen yediler gibi bir insansın neden geride duruyorsun şöyle gel diye. Elhamdülillah biz onu tanıdığımız için onun bize sözleri bal gelirdi elhamdülillah fakat buyurduğu gibi Fudayl bin Niyaz hazretlerinin dostlukta, kardeşlikte iltifat ettiğin zaman herkes zaten sana sevgi gösteriyor, muhabbet gösterir Ama bir nefsine zor gelen bir sözdedir diyor asıl dostluk. Onda benim dostumdur. Çekil arkadaş. Benim dostumdur.
Katiyen ben sizin sözlerinize aldırış edemem. Allah için bir biz dost olduk demek. Bir tanesi babasına der ki baba benim çok güzel dostlarım var. Oğlum imtihan ettin mi? Böyle nefsine bastın mı? Böyle ağır girecek bir söz söyledin mi? Hayır baba der. Bir imtihandan geçirdin mi? Hayır. Bak caminin önünde birçok insanlar var şu kimse benim dostumdur zaten onu tanıyormuş ona diyeceksin ki babamın elinden bir kazı açıktır nasıl olduysa adamın birisine vurunca adam öldü işte bunu kaybedeceksin bunu söyleyince sen o artık kimse öldürülen onu bana ver sen çekil kimse görmesin diyor Böyle bağında mı bahçesinde mi bir yeri eşelemek suretiyle oraya defnediyor üzerine toprak, reyhan çiçeği onun tohumu atıldığı zaman sabaha hemen çıkmaya başlar. Onu da ekiyor belli olmasın diye. Oğlum ne yaptın diyor. İşte baba bu şekilde yaptı. Olmaz daha dostluğu diyor şey yapamaz, ortaya koyamayız.
Bir de diyor insanların içerisinde iki tane tokat atacaksın. İki tane tokat atıyor. Diyor ki biz dost hatırına Reyhan sekisini tepmeyiz. Depme demek orayı işte babanın elinden bir kaza çıktı. Onu sen bana vurdun. Nefsime ağır geldi deyip de katil deyip diyor onu çıkarmayız. Gördün mü oğlum diyor. Sonra diyor ki muhakkak eşelediği, deşelediği, gömdüğü yerden o cenazeyi çıkarsın bir baksın diyor. Çıkarıp bakıyorlar ki bir koyun bir koyun ölüsün. İmtihan ediyormuş.
Buradaki söze muvafık düşmesi için ifade ettim dostluk bu Allah için kardeş olmanın gereği Ayet-i Celileler var Hadis-i Şerifler var insan kardeşine demek ki canlı da feda etmeli Ne kötü bir kardeştir Zengin olunca ona hürmetler ediyor ki Koç gelecek yerden canım koyun esirgenmez onlara yiyecekler içecekler, yemek yiyelim ne yapalım nasıl bir ikram edeyim ne istersin en güzel yerleri gösteriyor en güzel yerlerde yatırmalar, kaldırmalar niye? İstifa ediliyor, bütün faydalanıyor. Oradan gıdalanıyor. Veyahutta oka fakira, İran, ama fakirliğe düştü mü yüzüne de bakmıyor. Allah muhafaza öyle için. Ona hiç iltifat bile etmiyor ama zengin mi bayılıyor. O baş. Artık koltukta en önde o oturacak.
Davet ise onlar gelecek Bir meclisse önemli bir toplantı ve görüşme ve tertip edilen ziyafet ise onlar bulunacak Çünkü ağır top onlar onlar bulunacak fakirse yok onlar yarı yakınına da gelemez onlar devamlı Allah korusun iteleniyor Mevlamız muhafaza buyursun Sami Efendi Hazretleri, Kaddesallahu Sırri Hazretleri'ne üç kişi geliyor ziyarete gelmeden önce tembihatta bulunuyor buyuruyor ki benim üç tane dostum gelecek kapıyı açık bulundur birisi Konya'dan Dişçi Baba Hazretleri ikincisi sarı emmi denilen Ricalü'l Gayb'dan mübarek bir zat üçüncüsü de Çorumlu Ahmed Efendi geliyor görüşüyorlar sarı emmi denen mübarek zata böyle kullanılıyor bu tabirle anılıyor. Bir buçuk saat beraber kalıyorlar, mübarek gönlünden Allah'ımızın ihsan buyurduğu nimeti kalbine aktarıyor. Tabii kendinden geçiyor, anlatmakla bitmez o.
Ondan sonra damatları çokça da görüşünce diyor ki ben şeye geliyorum, Konya'ya geliyorum ama sizi hiç göremiyorum. O da diyor ki sultanım, davetler olur biz duymayız sohbetler olur bize haber verilmez Dışarıdan böyle saygınlığı olan kimseler gelir Biz o kapılara yaklaşamayız ki deyince ağlamaya başlıyor bazı hikmet ehilleri diyorlar ki kötü arkadaş, böyle özür özür dilemeye muhtaç ediliyor ve kötü olan kardeş borç istemeye muhtaç ediliyor.
Diyor ki ya ben sıkıntayım, şu şu kadar bir ikramda bulunun, bir yardımda bulunun, böyle istenmeye muhtaç edin veriliyor aslında verilmiyor değil veriliyor ama onu muhtaç duruma düşürüyor bana diyor böyle bir ihtiyacım oldu yardımda bulunuyorlar Bulunmaması demek ki daha bir kötü bulunduğu halde istemeye muhtaç ettiği için ve bir sel ah kötü olan arkadaş diyor ki ne olur bizi de dualarınızdan unutmayın Beytullah'a gidiyorsunuz, Ravzai, Paki Nebiye efendimizin Mescid-i Saadet'ine varacaksınız, sallallahu aleyhi ve sellem kutsi ulvi yerlerde bulunacaksınız, Makamı İbrahim'de zemzem kuyusunun başında Safa'da Merve'de Arafat'ta artık Mina'da Müzdelife'de diyelim hayırlı yere dua et böyle denilmeye muhtaç edilmesidir demiş Bana ne olur bir dua et beni hatırınızdan kalbinizden çıkarmayın demeye muhtaç etmektir diyor. Hiç ihtiyacı olmayacak kardeşine yapmadığı dua dua değildir.
Mesela şu yakında bir Yahya'ya gittim. Biliyorsunuz Üstad zalimizin Kelime-i muhteremeleri Aişe annemiz. Bakın bir şey söylemişim Seni dünyada da bırakmam ahirette de Sen benim annemsin Aişe annenize söylediğim söz bu. Anamdan sonra benim anamsın. Bu da sünnettir aynı zamanda efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Ali Kerimallahü vechhe Efendimizin anasına demiştir Benim anamsın ifadeleri var Bu sünnete de muvafık düştüğüne Allah'a hamdediyorum şükrediyorum Dedim sen benim anamsın diye Aişe anneniz için Çok haya ediyorum onun da bize sanki bir üstazı gibi iltifatına da yerlere geçiyor. Elhamdülillah bizim dostluğumuz budur. Bir şeyin en kıymetli olan nedir? Allah için dost olmaktır. Mesela dünyevi bir meselede görüşüyorsun, sana öyle bir fikirler veriyor ki görüşü çok sağlam. Aman kardeşim bu işi yapıyorsun ama şöyle sakıncaları var dikkat et, bu sıkıntıya da düşme.
Ama uhrevi yönde bir müşavere olduğu zaman, bir meseleyi konuştuğun zaman ne yapıyor? İç gözleriyle o hadiseyi biliznillahi teala seyrederek sana öyle bir yol gösteriyor ki o yol Mevla'ya kavuştu diyor. Allah için kardeş olanlar üç şekildedir. Bir, imanda kardeş, bunlar müstesnadır. İkincisi, dünya sebebiyle Menfaate dayanan bunlar insanlar arasındaki tavır ve harekettir Bir daha var ki o da o da şerrinden muhafaza olmak için bundan bana bir sıkıntı, bir dert gelmesin diye hürmet, izzet, ikram bu efendimizin sünnetidir. Zalime de yardım edin mazluma da mazluma ederiz ama zalime niye yardım edeceğiz? Zulmünü engellemek için zulmünü azaltmak için yoksa daha da azacak daha da azacak daha da bozacak daha da bozacak. Allah muhafaza buyursun, korusun. Mecliste bir görüşme oldu bir tarih. Bir tanesi bir diğeri için diyor ki eğer diyor sevgi ölçen bir alet konse burada ben onu en çok sevenim.
Hep gülüşüyorlar, bağrışıyorlar Sonra garibime gitti bu söz Düşündüm Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem zalime de yardım edin Mazluma, Mazluma yardım edin. Zalime neden? Zulmünü engellemek için Sonra dedi zaten ben ona devamlı haklı gösteririm, aman ha biri olalım, beraber olalım, şu ülkemizin korunması için gayret edelim kardeşlerim, duamızın geceleri çok olması gerekir. Çok dualar etmemiz gerekir. Hasan-ı Basri Hazretleri buyuruyor ki Allah için dost olduklarımla bir araya gelmek Benim askerden gelmiş Ne bileyim ta uzak diyarlardan gelmiş Çalışmış Çalışmadan dönmüş memleketine gelmiş olan evladım ve ehlimden daha ziyade Ben diyor Allah için dostulduğum bana evladımdan ve ehlimden daha kıymetlidir.
Bizim Hafız Musa diye Allah'ımız şifalar ihsan buyursun yillarca rahatsız bir Parkinson rahatsızlığı oldu memleketimizle Üstadımızın çok sevdiği evlatlardan birisi o inanın öyle otururdu ki meclislerde otururken neden böyle oturuyorsun konuşmuyorsun deyince üstazımın huzurunda taş bile taş bile gelişigüzel hareket edemez diyor Allah Allah En aciz bu evladınıza söylüyorum. Nasıl olur da diyor ben dilimi diyor hareket ettiririm ayağımın ne bileyim bir sağa bir sola çevirebilirim. Taş bile diyor hareket etmez. Geçmiş büyüklerimizden anlatılıyor yine memleketimizde ipsiz Ahmet dedikleri yani ipsiz her türlü yolsuzluğu içerisinde demek sonra tövbe ediyor, istiğfar ediyor, Mevlamıza dönüyor İpek Ahmet diyor dedem Rahmetullah Ali Hazretleri. O otururken Üstad-ı Alimizin dedem Rahmetullah Ali Hazretlerinin evlatlarının üzerine de oturmuyor Kutuplarım dermiş.
Üzerlerine oturmuyor Mürşid-i Kamil'imiz kız kardeşleri Hacca halamız ona diyor ki bir diğeri için öyle konuşulması haram olan bir kimse ne rahat konuşabilecek mi Biraz öğüt ve nasihat ver. Diyor ki evladım, hocanın birisi kürsüde vazı-u nasihatte bulunuyor. Fakat ikide bir ayağa kalkıyor, ikide bir ayağa kalkıyor, diyorlar ki hocam sizin bir rahatsızlığınız mı var, vaazu nasihatte bulunurken ikide bir ayağa kalktınız, Üstad-ı Alim'in evladı dışarıda çocuklarla oynuyor, bir sağa bir sola geçiyor. Onu görünce oturmaktan haya ediyorum diyor. Erciş'te görev yaptım. O anlattığı için diyorum. Müftümüz şunu anlattı bize, böyle hocalardan bir zatmış ayağa kalkmış demişler ki ne ayağa kalkıyorsun geçen bir haya ediyorum bir köpek deyince demiş ki onun ipi şeyhimin cübbesine benziyor Çünkü ehlin bana dünyayı hatırlatır bana ahireti hatırlatır.
Bu Hafız Musa Aydoğan üstadımızın çok sevdiği bir kimse bütün hastalarımıza Cenabı Hak şifalarıysan buyursun, hem maddi hem de manevi kamyonuyla Taşan diye bir köyümüz var oraya götürdü çocuğum ama hatırlıyorum her şey hatırlanmaz da bu hatırımızdan çıkmıyor orada Rıza Baba diye bir zat inanın Mürşid-i Kamil'imizi görünce o hali o zaman kameralar, bilmem filanlar, çekim aletleri neler olmadığı için kaydedilmedi tabi o zevki, o neşesi onu görünce kendinden geçmesi hatırımdan hiç çıkmıyor Çokça anlattığım için söyleyemiyorum Bir kardeşimize dedim Konuşmalar nasıl aynı mihver üzerinde biraz dönüyor dedi Onunla değiştirmeye de çalışıyorum Önemli binam bunları anlatıyorum Üstad-ı Ali'mizi ziyarete gelmişler Hasan hocamız ve Aşık Elvan, bunlar birbirini çok seviyor Bir üçüncü şahsı da pek istemiyorlar, bu da gelmek istiyor Tahtakale'de nalburiye mağazası, orada onar dakikalık bir süre tanınmış fakat Rıza Baba yirmi dakika olmuş çıkmamış otuz dakika kırk dakika aşağıda demiş der ki köylü adamdır, ne bilsin, dakikayı ne bilsin, saati ne bilsin Meğer on dakika olunca izin istemiş Sami Efendi hazretleri Oturun Rıza, oturun Rıza kalkıyor müsaadesi oturun Rıza, oturun Rıza diye buyuruyorlar Sonra çıkınca üstazı alimiz duasını alın diye buyurmuş Bunlar kapıdan kovulan insanlar fakir, yoksul, pek öyle zenginliği neyi yok Allah'ım bize akillar versin ya Rabbi Allah'ım bize akillar versin.
Onlar hürmetine yiyip içiyoruz, onlar hürmetine yiyip içiyoruz. Belki saçı sakallı birbirine karışmış olabilir. Pecmure mürde yani elbisesi de değişik tarzda olabilir, eski olabilir ama onlar Rabbimize elini açtığı zaman reddetmez Mevla. Üstadımız onlardan Develindeki Celal Baba'ya, ağzından acayip sözler çıkardı zaten. Acayip. Bir secdeni ver, bütün ibadetimi vereyim dediği bir kimseydi o. Hazreti Ömer radiyallahu anh Efendimiz buyuruyor, İslam nimetinden sonra bize verilen en büyük ikram bize sunulan salih kardeştir. Muhammeden Nebhan Rahmetullahi El Ah, El Ahu yani kardeş. Allah'ın yolunda adım atarken Mevla yolunda işte nefsimizin mertebelerini geçmesi olsun ruhun olsun sırrın olsun ilmin olsun Şer-i Şerif'tir, mübarek yoldur marifetler, hakikatler ona erişte sana destek olan insandır Aman ha!
Rabıta çoğalt Murakabede ise murakabeni çoğalt Üstadımız bunu bize Konya'nın Ilgın diye şifalı suların bulunduğu yerde ifade eder. Oğlum eğer rabıta dönemindeysen, yetişmek istiyorsan rabıtanı murakabe dönemindeysen murakebeni artır buyuruyor. Eğer sana nefsi bir hal arız olacak olursa o zaman da aman ha bu gibi hareketlere girme deyip kardeşine dost olandır. Mesela bazen Üstad Alimize derlerdi ya bir türlü yaklaşamıyoruz, bir türlü varamıyoruz, uzak kaldık, umrelerine de varamadık, haclarına da varamadık, geldiler biz ziyaretini de edemedik diyenlere sadık olanlar diriydi. Aman ha ziyaretinizi mutlak yapın. Bunu Sami Efendi hazretleri de buyuruyor Hadisallahu Sırr. Hasan Efendi size ne zaman gelir muhabbet edenleriniz? Efendim açlığı ve zevkli zamanlarında çok gelirler. Hayır buyuruyor.
O, zilklerinin tükendiği, hallerinin değiştiği, utanıyoruz çekiniyoruz dedikleri zamanda çok gelecekler ki tedavi olabileler buyurmuştur. Dostluk nedir? Ahmed Er Rufai hazretleri buyuruyor. Müsaadesiz olarak izin istemeden onun taamından da maddi nimetlerinden de istifade etmektir. Üstat Özdemir bize Adana'da yol memuru diye tarif ederdi zannederim bu tren yolu mu neyse orada Talip Efendi diye bir zat bunlar anlatırlardı. Talip Efendi bir gün bakmış üstadımız ona Talip Efendi Resulullah'ı mı gördün? Sallallahü aleyhi ve sellem. Evet efendim demiş. Bize de nasip oldu, huzur ehli olduğunu müşahede ettim. Cebinden mürşid-i kamilimiz hiç ona demeden alır, sadaka olarak verirmiş fakirlere. Nebi Ekrem Efendi Hazreti Sıddık'ın cebi benim cebimdir diye buyuruyorlar. Huzur ehli olarak bir de Sami Efendi Hazretlerinin Kaddafi huzurunda gördüm bir Ramazan-ı Şerif'te. Teravih namazı kılındı.
Böyle bir sarışın bir kimseydi ama çok huzurluydu. Kendi elleriyle mürşid-i kamilimiz, üstazalimiz, zamanın kutbul aktabı ikramlarda bulundu. Hiç hali değişmiyor. Ağır bir vaziyette huzur ehli olduğu belli. Bir de ziyarete geliyorduk, Üstad-ı Ali'mizle Sami Efendimiz Hazretleri'ne bir kimse geldi. Beni Fatih Sultan Muhammed Han Hazretlerine de benziyor herkese de mübarek ayaklarını ovalatmazlardı uzattı verdiler ovaladı ama gönlüme öyle yerleşti ki huzur ehliydi Bunlar veli kimse. Sonra bunu Mehmet Birhan'dan ağabeyimize anlattım. O benim babamdı dedi. Onlar belli oluyor şeklinden, şemailinden nur gibi doğuyor. Bazen diyoruz adam nur gibi iniyor. Ne oldu ya diyoruz. Acayipleşmiş. Allah bizleri ihsan etsin. Onda böyle bir araya geldiği zaman rahatlıyor. Onunla kalbi rahata eriyor. Onun canı, onun ruhu, onun bedeni onun da rahata erişiyor ve huzura kavuşuyor.
Öyle ki kardeşlik İbn Arabi Gatta Sallallahü Hazretleri buyuruyor. Hem hayatında hem de mematında onu tanıyandır. Hayatında artık maddi ve manevi olan hizmetler Mematında da çoluğunu, çocuğunu görmek okumak, ruhunu mübarek gecelerde vesair zamanlarda, Fatiha'larla, Yasin-i Şeriflerle, hatmi şeriflerle, vereceği sadakalarla fakirlere ihsan ile onu anmaktır demiş. Bir Yusuf Amca vardı Kayseride bu yoğurtçu derlerdi Beşikçi derlerdi Mürşid-i Kamilimizi çok sever onun giydiği elbiseden giyerdi böyle bir kimseydi çok aşık sadık bir kimseydi safça da bir kişi onun şahsını ele alarak bir zata öğüt verdi. Aslında ona söyleyeceği sözü Yusuf amca üstadımıza çok yakın olduğu için, o pek böyle kızsada darılsa da bunu yukarı almayan bir kimse. Ona karşı söyledi. Bir diğerine, kızım sana söylüyorum, gelinim sana söylüyorum veya kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit der gibi.
Buyurdular ki dostluğun işareti vardır birisi gıybetini yaptırmaz aleyhinde konuşturmaz sen ne yapıyorsun ne oldu sana der İkincisi eğer ihtiyacı varsa bu ihtiyacını görür üçüncüsü öldükten sonra da çoluğuna çocuğuna dikkat eder riayet eder diye çok güzel bir şekilde izah buyurdular. Dostluk hakkında kardeş hiç görmesine gerek yok. Dedem Rahmetullah Ali hazretlerine bizzat diyor ki, benim bir zaman belirleyelim, hiç zahiren bir araya gelmedikleri halde, o vakitte diyor, ruhen görüşüp konuşalım. Öyle konuşup görüşmektir. Yalnız da kalsa onu hatırlamak suretiyle gönlünde bambaşka baharlar açıyor. Ve özür dilemeye ihtiyaç duyulmayan kimsedir. Ve dostluğunda, kardeşliğinde, ikramında, ihsanında böyle bir sıkıntı yok. Tal alıyor, lezzet alıyor, canını verecek ama kendisini boğazlaması caiz olmadığı için yapmıyor. Allah'ın bildiğini de kulundan Celle Celalühu saklamıyor.
Hem şahsında hem de uzak olduğu zamanlarda dahi emniyet, Böyle bakınca huzur duyuyor. Allah korusun bakınca tiksinme gibi bir hal olursa çok kötü bu. Eğer büyüklerimizin Arifani ilahi bizi görünce az bir çehreleri bozulursa bu bizim helakimiz demek Allah korusun. Kendi nefsi için arzu ettiğini kardeşi için de arzu edecek ve onun gizlenmesi gereken sırlarını gizleyecek, ya varam bozuldu deyip de her şeyi ortaya dökmek, Allah da yarın Celle Celalühu, bütün halay bütün insanların önünde onun hatasını ortaya koyar. Haydi tövbe ettiysen ne söyleyip duruyorsun? Ve kardeşini ihtiyacı anında muhtaç olduğunu muhtaç olduğunu eğer biliyorsa, ihtiyaçlı olduğunu biliyorsa hiç onun demesine gerek kalmadan ihtiyacını gidermek ve yardımda bulunmaktır diye izah edilmiş. Hadis-i Şerif'te Ebu Hüreyre Hazretleri rivayet ediyor. Allah'ın kardeş kullarından olun. Allah için. Dost olun.
Allah'ın kardeş kıldığı kullardan olun. Evsafını belirttiği. Hadis-i Şerif mucizdir. Onu öyle kardeşini mümin müminin kardeşidir, Müslüman birbirine kardeştir. Küçük düşürmez katiyen, onu mahrum da etmez, ona da zulüm de etmez. Müminler ancak kardeştir. Kardeşlerinizin arasını düzeltiverir ve bu hususta korkunun arasını düzeltme mevzusunda Eğer düzeltirseniz Allah'ın rahmetine mazhar olursunuz. Arayı düzeltmek ne demektir? Bunun batini cihetine geçecek olursak, ruhi haline Allah ile kendi arasında engel olan Onun muhabbetine mani olan ne varsa onu kaldırmak demektir. Cenab-ı Hak cümlemizi yolunda daim ve kaim eylesin. Kurban günlerine yaklaşıyoruz bayramına birbirimize Allah için kurban olup hakkı ve sabrı tavsiye edeceğiz.