Değerli dinleyicilerimiz, Musahabe serimize ikinci ciltle inşallah müminler arasını ıslah konusuyla devam ediyoruz. Allahutaala buyuruyor ki Müminler ancak kardeştirler. Kardeşlerinizin arasını ıslah edin ve Allahutaala tarafından merhamet olunmaklığınız için Allah'ın emrine muhalefetten korkun. Yani bir umum müminler liva-yı tevhid altında içtima ettiklerinden bir ana ve babadan doğmuş kardeş gibidir. Hal böyle olunca kardeşleriniz arasında münazaa ve ihtilafı izale ile ıslah edin demektir. Lisanınızla kendi nefsinizi tan etmeyin ve bazınız bazınızı ayıplamayın ve bazınız bazınızı sevmediği, zemmini işar eden lakapla çağırmayın. Bir müminin imanından sonra o müminin fıskını iş'ar eden isim ne fena şeydir. Eğer bir kimseye tan eder veya fena isimle seslenirse derhal tövbeye musarat etmek lazımdır.
Yani ey müminler birbirinizi ayıplayacak kusur işlemekle gayrın tanına sebep olan kimse aynen kendi nefsine tan etmiş gibi olur. Çünkü bilcümle müminler uhuvvet-i İslamiye icabı şahsı vahit mesabesinde yani tek vücut mesabesinde olduklarından bir mümine tan yani kusur kabahat isnadı cümle ehli imana tan gibi olacağına işaret için Vacib Teala Hazretleri kendi nefsinizi tan etmeyin, buyurmuştur. Ey müminler, çok kere zandan içtinab edin. Zira zannın bazısı günahtır. İnsanların ayıplarından bahis etmeyin ki onların hallerinden Allah Teala'nın setretmiş olduğu şeyler örtülü kalsın. Sizin bazınız bazınızı gıybet etmesin. Sizden biriniz ölmüş kardeşinin etini yemeyi sever ve arzu eder mi? Elbette bunu gerek görürsünüz. Allah'tan korkun. Gıybeti irtikap etmeyin. Zira Allahutaala ihlas üzere vaki olan tevbeyi kabul edici ve sizin günahlarınızı affetmekle merhamet buyurucudur.
Ey müminler siz ebna'yı cinsinizin noksanını aramayın ve herkesin hatasından bahsetmeyin. Hususan birtakım asılsız müfteriyatı batıla ile bir kimsenin hukukuna tecavüz edecek şeylerle katiyen zannınıza ittiba ederek teftişe kalkışmayın. Gıybeti mucip olan başlıca sebepler şunlardır. Bir, gıybet ettiği kimsenin mesavi ahvalini söylemekle gayzını yani içindeki kinini teskin etmiş olur. İki, arkadaşlarının gıybet haline muvafakat ile iştirak etmiş olur. Üç, gıybet ettiği kimseyi takbih ile halkın nazarından düşürmek ister. Dört, gıybetini zikrettiği kimse ile kendini o fiilden teberri etmiş oluyor. Beş. Başkasının noksanını söylemekle kendi nefsinin fazlasını ispat etmiş oluyor. Altı. İnsanların o şahsa muhabbet ve ikram etmesine haseden onu gıybet ediyor. Yedi. Onunla eğlenmek murat ederek insanların gülmesini kastediyor. Sekiz. İstihkar ve istihza maksadıyla gıybet ediyor. Dokuz.
Gıybet ettiği kimsenin münker fiili yapmasıyla kendi nefsini beğenmiş oluyor. Ve on miskin kimsenin bu fiili beni gam ve kederlendirdi diyor. Halbuki kendini gıybete sevk etmiş oluyor. Gıybet hakkındaki Ayet-i Celile'nin sebebi nüzulü ashabdan iki zatın Selman-ı Farisi Radıyallahu Anh'ı gıybet etmeleridir. Şöyle ki bazı seferde Ashab-ı Kiram'dan iki zatın tamamını pişirmesi için Selman-ı Farisi radiyallahu anh'ı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem onlara hizmetçi verirdi. Bir gün uyku galebesiyle Selman-ı Farisi radiyallahu anh, yemeği hazır edememişti. O iki zat da onu Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin mutfağında fazla yiyecek varsa bir miktarını getirmek üzere gönderdiler. Selman-ı Farisi Radıyallahu Anh, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yiyeceğini hazırlamaya memur olan Usame Bin Zeyd radiyallahu Anh'a geldi.
Usame radiyallahu Anh da yiyeceğin kalmadığını beyan edince Selman-ı Farisi radiyallahu Anh geri geldi ve yiyecek olmadığını haber verdi. O iki saat Selman hakkında sulu kuyuya gitse susuz gelir diye Selman radiyallahu anh'ı gıybet ettikleri gibi Usame radiyallahu Anh'a da suizan etmiş oldular ve güya dediler ki Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin yiyeceği vardı da Usame vermedi. Sonra bu iki zat huzuru Rasul-ü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimize gelince efendimiz buyurdular ki bana ne oldu ki ağzınızda yeşil et parçası görüyorum. Onlar da ya Rasulallah biz et yemedik demeleri üzerine Selman'ı gıybet ettiniz. Bir kimse mümin kardeşinin gıybetini ederse etini yemiş gibi olur buyurdu. İşte bu ifade-i risaletpenahi üzerine bu ayet-i celile nazır olduğu Tefsiri Hazin ve Beyzavi'de beyan olunmuştur.
Ebu Zer radiyallahu anh bir kere Bilal-i Habeşi radiyallahu anh'a ey kara kadının oğlu diye onu ayıpladı da Bilal-i Habeşi Radıyallahu Anh'ın şikayeti üzerine Nebiyy-i Mükerrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyurdu ki ey Eba Zer, sen onu anasından dolayı ayıplıyorsun. Demek ki sen daha içinde cahiliyet ahlakı kalmış bir kimseymişsin dedi. Sonra buyurdu ki sizin eliniz altında öyle kardeşleriniz vardır ki Allahutaala Hazretleri sizin elinize tevdi etmiştir. Yani köle de olsa kardeş muamelesi yapılmasını emir buyurmuştur. Ebu Zer radiyallahu anh, sonra Bilal-i Habeşi radiyallahu anh'ın gönlünü almak için yüzünü yanağını yere koyup Bilal ayağıyla yüzüme basmadıkça yanağımı yerden kaldırmayacağım diyerek kusurunun affını Hazreti Bilal'den talep etmiştir. İşte bu Hadis-i Şerif'te terbiye-i İslamiyeden biz ümmetine ibretli bir nasihattır.
Keza Hadis-i Şeriflerde buyrulmuştur ki Din kardeşini muayyebden biri ile tayyib eden kimse, herhangi bir ayıpla ayıplayan kimse o ayıbı bizzat kendisi yapmadıkça ölmez. Gıybetten sakının. Zira gıybetin bir kısmı zinadan şiddetlidir. Keza gıybet edenlerle dinleyenler günahta ortaktırlar. An Enes'in radiyallahu anhü enne Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gal. Enes radiyallahu anh'dan rivayette Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz Miraç'ta muazzep olan ehli nar gösterildiğinde bir kavim bakırdan tırnaklarıyla yüzlerini tırmalayarak cerihadar edip yani yüzlerini yaralayarak kendilerine azap olunuyordu. Cibril Aleyhisselam'a bunların kim olduğunu sual buyurunca Cibril Aleyhisselam insanların etini yiyen yani gıybet eden kimseler olduğunu söylemiştir.
Hazreti Enes Radıyallahu Anh'ın rivayetine göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuştur ki gıybet eden kimsenin kefareti o gıybet ettiği kimseyi Cenabı Hakk'ın affetmesi için istiğfar etmesidir. Yoksa tövbesi tamam olmaz. Ancak gıybet ettiği kimse ile helalleşmedikçe. Sevgili Nevciler Musahabe serimizin ikinci cildinin bugünkü bölümünü bu konuyla nihayete erdirmiş bulunmaktayız. İnşallah bir sonraki programımızda aynı konuya devam edeceğiz.