Değerli dinleyicilerimiz Musahabe serimizin ikinci cildine istihza ve Ayıplamak konusuyla devam ediyoruz. Allahutaala buyuruyor ki Ey müminler sizden bazı kavim diğer bazı kavmi hakir addedip istihza ve eğlence etmesin. Belki eğlence ettikleri kimseler alay edenlerden daha hayırlı olur. Kadınların bazıları da bazılarını eğlence yapmasınlar. Zira eğlence ettikleri kimselerin eğlence edenlerden hayırlı olması muhtemeldir. Ve ey müminler dilinizle kendi nefsinize tan etmeyin. Bazınız bazınızı ayıplamasın ve bazınızı sevmediği zemmini müşir bir lakapla çağırmayın. Bir müminin imanından sonra o mümin fıskını iş'ar eden isim ne fena şeydir. Eğer bir kimseye ta'n eder veyahut fena isimle çağırırsa derhal tövbeye musarrat etmek lazımdır. Eğer tevbe etmezlerse onlar kendi nefislerine ve başkalarına zulüm eden zalimlerdir. Yani ey müminler sizden bazınız bazınızı istihza etmesin.
Zira ki istihza edilen kimse istihza eden kimseden hayırlı olur. Çünkü Allah katında hayırlı olan kimseler azdır ve gizlidir. Binaenaleyh zahirde fakir ve sefil görünen kimseyi elbisesi yeni olanın veya zengin ve ehli servet olan kimsenin de servetine ve varlığına mağrur olup da fakir olan kimseyi hakir görerek istihza etmesi caiz değildir. Tefsiri hazinde beyan olunduğu vechile Beni Temimden elçi olarak gelen yetmiş kişinin Ashab-ı Suffa'yı Mescid-i Nebevi sofrasında fakir olarak görüp de istihza etmeleri üzerine bu ayet-i celile nazil olmuştur. Keza ey müminler birbirinizi ayıplayacak kusur işlemeyin demektir.
Ehl-i iman uhuvvet-i hakikiye-i İslam icabı şahsı vahid mesabesinde olduklarından bir mümini tan etmek bilcümle ehli imana tan gibi olacağına ve hatta başkasına tan etmekle kendi nefsine bile tan etmiş olacağına işaret için Vacib Teala Hazretleri kendi nefsinize tayin etmeyin, buyurmuştur. Keza bir kimseyi sevmediği bir isimle çağırmayın. Mesela ey fasık, ey ahmak gibi bir mümini zemmi müşir bir lakapla çağırmaktan Cenabı Hak sarahatle nehy buyurmuştur. Bu ayet-i celiyle insanların yek değerlerine hüsneyi muaşeret ile muamele ederek ünsiyeti ihlal edecek kavli ve fiili muameleden sakınmak vacip olduğuna ve mümin olan kimse her mümini kendi nefsi gibi görüp kendi nefsine layık görmediği şeyi başka müminlere de layık görmemek lazım olduğuna ve bir kimsenin gerek huzurunda gerek gıyabında sevmeyeceği bir sözü söylemek caiz olmadığına.
Eğer böyle bir şeyler sadır olur da tövbeye sa'yetmezse zulüm etmiş olup kendisinin zalim olacağına sarahaten delalet etmektedir. Ey müminler, çok kere zandan içtinab edin. Zira zannın bazısı günahtır. İnsanların ayıplarından bahsetmeyin ki onların hallerinden Allahü Teala'nın set etmiş olduğu şeyler mestur kalsın, örtülü kalsın. Sizin bazınız bazınızı gıybet etmesin. Sizden biriniz ölmüş kardeşlerinin etini yemeyi sever ve arzu eder mi? Elbette siz ölmüş kardeşinizin etini yemeyi kerih görürsünüz. Allah'tan korkun. Gıybeti irtikap etmeyin. Zira Allahutaala ihlas üzere vaki olan tevbeyi kabul edici ve tevbe ettiğiniz takdirde affetmekle merhamet buyurucudur demektir. Yani ey müminler, ekseri zandan zanının çoklarından içtina bile sakınarak uzak olun. Zira zanının bazısı günahtır.
Çünkü zan şeytan tarafından vesvese tarikıyla ilka olunan bir şeydir ki müminin bu gibi zanlardan uzak olması lazımdır. Hasan-ı Basri Rahmetullahi aleyhin adeti hiçbir kimseyi kendisinden aşağı görmezdi. Bir gün Dicle kenarında abdest almaya vardı. Orada bir kişi gördü. Bir kadınla oturmakta ve bir tulum önüne koymuş, o tulumdan su içerlerdi. Hasan-ı Basri'nin eğer bu adam namahrem kadınla oturmasaydı ve muskirattan da içmeseydi o benden yiyerek olurdu diye fikrinden geçti. O sırada da suya iki kişi düştü. O kimse seyirtip suya düşen iki kişiyi de kurtardı. Sonra Hasan-ı Basri'ye hitaben nida ederek dedi ki, ey Hasan, eğer sen benden yiyerek idiysen ben iki kişiyi kurtardım. Sen de bir kişi kurtar. Bu kadın benim annemdir. Bu tulumdaki de sudur. Müzkirat değildir. Ey Hasan, ben seni sınadım. Göreyim ki gözlü müsün? Yoksa kalp gözün kör görmez misin dedi. Hüsn-ü zan.
Hadis-i şeriflerde buyurulur ki. Müminlere hüsnü zan ibadetin birincilerindendir. Hüsnizan'nın fevkinde bir ibadetle Cenabı Allah'a ibadet olunmamıştır. Allahutaala Cenabı Hak Azze ve Celle buyurdu ki ben kulumun zannı indindeyim. Bana istediği gibi zannetsin. Yani kulumun zannına göre bulunurum demektir. Cenabıhakk'a muti olup Cenabı Hakk'a muhabbet edenler Halık Teala hazretlerine daima hüsnizan ederler. Asi ve mücrim olanlar da Cenabı Hakk'a karşı suizandan vareste olamazlar. Fıkrai celilesindeki tecessüs de bir kimsenin noksanını ve ayıbını aramaktır. Bu Ayet-i Celile'nin meali şerifi Ey müminler, siz insanların noksanlarını aramayın ve herkesin hatasından bahsetmeyin. Bir kimsenin iffet, namus ve ahvali hususiyesine taalluk eden şeylerde kendi zannınıza ittiba ederek teftişe ayıbını aramaya kalkışmayın. Allah'ın setretmiş olduğu şeyler gizli kalsın.
Bir hadisi şerifte Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyuruyor ki Müslümanların ayıplarını, kusurlarını tetebbu etmeyiniz. Zira müminlerin kusurlarını tetebbu eden kimseleri velev ki haneleri dahilinde olsun, onları Allahutaala rüsvay edinceye kadar kusurlarına tabi olur. Yani başkalarının kusurunu taharri edenin kusuru taharri olunur. Araştırılır. Başkalarını tayib edeyim derken kendi tayib olunur, ayıplanır ve başkalarını rüsva edeyim derken kendi rüsva olur. Binaenaleyh başkalarının ayıbını arayan kendi ayıbını arar demektir. Sizin bazınız bazınızı gıybet etmesin demektir. Beyzavi'nin beyanına nazaran Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den gıybetin neden ibaret olduğu sorduk da cevaben buyurmuşlardı ki gıybet senin mümin kardeşini sevmediği bir şeyle arkasından zikretmekleyindir. Eğer isnat ettiğin şey onda varsa gıybet etmiş olursun.
Eğer isnat ettiğin şey onda yoksa bühtahın ve iftira etmiş olursun. Gıybet edilen kimse zemmedilen şeyi işitince müteezzzi olur. Hürmetine sebep yani Cenabı Hakk'ın gıybeti haram kılmasına sebebi hikmet gıybet edilen kimsenin müteezzzi olması, incinmesidir. Cenabı Hak Azze ve Celle Hazretleri kullarını gıybetten tenfir için bu hali ölmüş kardeşin etini yemeye teşbih buyurmuştur. Kadı Bedaviyenin beyanı vechiyle gıybet eden kimsenin işlediği fenalığı Cenabı Hak birkaç vechile temsil buyurmuştur. Birincisi gıybet teşbih ile gıybetin vehleyi ula da bir emri münker olduğu bilinsin için pek ağır bir şekilde teşbih buyrulmuştur. İkinci cihette tabiri Sübhanisiyle de gıybeti sevip ona müptela olan kimseleri şiddetle men için muhabbet tabiri buyrulmuştur. Çünkü bu kadar kerih olan bir şeyi insanlar seve seve tercih ederler demek gıybet eden kimseyi tevbihtir.
Üçüncü cihette gıybet, gıybet eden kimsenin kardeşinin lavşesine teşbih buyrulmuştur ki bununla gıybetin insana layık olmayan fena bir masiyet olduğunu beyanda irtikap edenler şiddetle tekfir edilmiştir. Gıybet müminler arasında hüsni muaşereti ihlal ve aralarındaki rabıta-ı muhabbeti izale ile tefrika vereceğinden son derece lisanımızı gıybetten ve malayaniden muhafazaya dikkat etmekliğimiz lazımdır.