Müminler Arası Sevgi ve Kardeşlik Dersleri kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Nurdainu Zülcevadimiz Hucurat Suresi'nin onuncu ayet-i celîne ice'niyesinde kardeşlik hakkında bize şu şekilde bulunuyor. Hicr Suresi'nin ulema-ı kiram'ımızın dilinde bir ismi de edep suresidir. Diye ülke veren devam eder. Ey iman edenler, diyor iman edenler, diyor…
Müminler Arası Sevgi ve Kardeşlik Dersleri ne anlatıyor?
Müminler Arası Sevgi ve Kardeşlik Dersleri kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Nurdainu Zülcevadimiz Hucurat Suresi'nin onuncu ayet-i celîne ice'niyesinde kardeşlik hakkında bize şu şekilde bulunuyor. Hicr Suresi'nin ulema-ı kiram'ımızın dilinde bir ismi de edep suresidir. Diye ülke veren devam eder. Ey iman edenler, diyor iman edenler, diyor…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Nurdainu Zülcevadimiz Hucurat Suresi'nin onuncu ayet-i celîne ice'niyesinde kardeşlik hakkında bize şu şekilde bulunuyor. Hicr Suresi'nin ulema-ı kiram'ımızın dilinde bir ismi de edep suresidir. Diye ülke veren devam eder. Ey iman edenler, diyor iman edenler, diyor iman edenler, diyor devam eder. Burada, müminler arası sevgi ve muhabbetin oluşması için müminler sevginin ve muhabbetin oluşması için dikkat edeceğiniz birçok papaz haber verilir. Baştan yayın nimetleri mealullahe amanın diye ifade bulunurken, Allah'ın ve Resulü'nün emrine riayet edip, katiyen onun emirlerinin tarihine çıkmamayı, iki yıl, ey iman edenler diye gururulan ayet-i celile deve. Sevdiği, saygıyı, muhabbeti, birbirini çare gibi Resulullah'a hitap etmeyin. Onun değerini korumaya çalışın. Üçüncü defa, bizim seslerimizin tonu haber verirler.
Amellerimizin mahvolmaması için büyük bir saygı içerisinde olmamız. Diğer üçüncü defa diye buyurulan ayet-i celilede fasık bir haber getirdiği zaman derhal ona inanılmaması gerektiğini, haberin doğru olup olmadığının araştırılmasını icap ettiği ifade buyrulur. Ve dördüncü, ya yuhemnebine amenu diye başlayan Ayet-i Cebine'de de insanların hakiki görünmemesi, özgün görülmemesi, Erkeklerin, erkeklerin, kadınların da kadınları. Sizin engin gördüğünüz, beğenmediğiniz kimseler belki sizden daha hayırlı olabilir diye buyuruyor Mevla-yı Zülcelalimiz. Lokman Suresi'nde de gaspiyle kardeşlerimizi, ilgiyi görmeyin. Zenginlere iltifat edip, onlara saygı duyup, fakir ve mutsuz olanları bir tarafa gitmeyin. Bir cemaat içerisinde iki kişi bir araya gelip onunla yavru, ballı konuşup da biz diğerlerini orada mahrum bırakmayın. Edede, en muhali, en muhali olan harekette budur.
Eğer cemaat içerisinde herkes kendi arasında konuşuyor ve üstelik, onun dışında herkes onun ağzına bakarken biri, bir diğerinin kulağına eğiliyor, ona konuşuyor, bir diğer de mahzun bir şekilde saygı icabı köpek kadar oturuyor. Allah'ımızın en çok razı olmadığı hareketlerden birisi de budur. Dondurma, oyunculiliğinden dolayı hürmetin dinimizin üçte ikisini götüreceği de devam doğrulmasının Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın mübarek sözlerinde. Lokman Suresi de uygulanacak olursak, Lokman aleyhisselamın oğluna nasihatinde, tabii bu sadece ve oğlu için değil mi? Bunu de nasihatimdir. Hadidelerden yazarım. Orada birinci olarak bize ifade verilen edep, Allah'a katiyen ortak koşulmaması gerektiğini, bunun büyük bir zulüm olduğu haber verilir. Bu ayrı bir konunun sadece müminlerin birbirini hakir görmemesi noktasında İnsanları küçük görerek çehrenizi değiştirmeyin. Bu da bir insan demeyin.
Belki onun dilinde ne ruhlar var siz, bilemezsiniz. Sizin böyle Cenabı hak, Hucurat suresinde soyut gördüğünüz bu kimseler belki daha üstündür, daha kıymetlidir. Bu, bu müşriklerin adeti gibi. Söğüt Suresi'nde yirmi sekizinci ayet I celilede müşriklerin ölüları geldiler. Dediler ki, İmam-ı Nurin etrafında Bilal gibi fakir, Ammar gibi bir fakir, Hazreti Suhit gibi bir fakir, Ebu Fukeyre gibi bir fakir, bir yoksul kimsesi bakamıyor, çekemiyor, itibar edilmez. Bir davetin neden olsa onları katiyen hesaba almazlar. Onlar bulunduğu müddetçe bilirler. Biz Muhammed'in yanına alamayız. Kati yer oturamayız. Biz, eğer oturacaksak Muhammed'in yanında, eğer biz oturacaksak, oturacaksak zengin olması lazım. Zengin olması lazım. Eğer oturacaksak, yusuf, şekli, şemalini ve çok düzgün olması lazım. Tahsilinin en az, üniversite mezunu olması lazım. Lise mezunu olursa onu tayin etmeye başlar.
Onu küçük görmeye başlar. Yüksek düzeyde olacak. Asistan olacak. Yardımcı doçent olarak olacak. Doçent olacak. Turusu olacak. O dönem işlemişim ama bir ilkokul mezunu, bir ortaokul bilgi savunupsa bunun itibarı yok. Rabb'in Rabb'in bir katli yaygınlara razı olmadığını Cenabı Hak nasib ederse ileride haber vereceğim. Yirmi sekizinci ayeti zeline'de Allah'ın et hadidine onlar Hazreti Bilal-i hakir görüyorlar, Selman-ı hakir görüyorlar, fakir-i yoksuldur deyip zenginlerin peşine koşuyorlar. Sadece Mevla'nın rızasına gözünü dikmiş, sabah ve akşam Allah'a ibadet ve saatte meşgul olan kimselerden ayrılma. Onlarla beraberim, Dünyanın peşine düşmüş her şeyi manevi dünya olmuş kimselerin peşine takılma hadi dilin. Efendimizin de ne güzel bir edebi var, sallallahu aleyhi ve sellem. İki sofra hazır olacak olsa, fakirler neredeyse ona iştirak buluyorlardı. Fakirlerin olduğu meclisi derlerdi.
Allah'ım, Muhammed'i fakir olarak yaşat, fakir olarak öldü, fakirlerle Hişru cem eyle. Hazreti efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem çok zengindi. Ganimet mallarının beşte biri ona geliyordu. Hedekten gelen o araziden malları, mülkleri pek çoktu. Bir gün Mescid-i Saadet'e girerken Hazreti Bilal'e buyurdular ki, olan malları görmek istemiyorlar. Bunu katiyyen sabaha bırakma, iddia edilen hümen tayt diye buyuruyordu. Bir defasında mescitte Ashab-ı Kiram'ın omuzlarına mübarek ellerini koya koya çıktılar ve döndüler. Bunu dediler ki, Ya Resulallah, bu acele hareket etmemizin sebebi nedir? Birden ayrıldınız. Benim de bir altın vardı. Bu altunun benimle beraber sabahlamasına razı olmadım. Böyle bir peygamberin ümmeti sallallahu aleyhi ve sellem hiç şüphesiz kimseyi hakir görmez. Eğer hakir görmeye başlarsa o da hakir olur.
En azından, Nebiyeten Aleyhissalatü Vesselam derimi, kim fakir ve yoksuldur diye insanları küçük görmeye başlarsa, birkaç kişiyle dostluk kurup zenginlerden, onları terk edecek olursa, kibritmesi suretiyle yarın huzur-u ilahide karıncalar şeklinde halk olunacak, insanların ayakları altında ezüleciz diye duymuş. Edeb Suresi olan Hucurat suresinde, bakıyalım yine Rabbi Zül Celal'imiz ey insanlar diyerek bize hakikati haber veriyor. Bundan önceki ayet-i celîlede de zanna düşünül, düşürmemesi gerektiğini, insanların kusurlarının, hallerinin, ahvallerinin araştırılmaması gerektiği haber verilmektedir. Burada bu kadar konuşmanın, görüşmenin içerisinde gece en yararlı olan bir husus sürünce. Çok ibadet ve çok taat yapma değildirmiş. Asıl diş, asıl diş bu arz edeceğim husustadır. Geceleri bütün ibadette, gündüzleri oruçta fakat böyle olmasına rağmen Mevla yanında kıymetli olan kul kimdir?
Onun size İska Suresi'ni otuz altıncı ayet-i celilesinden haber vereceğim, Rabbimin lütfuyla. Sizi ilgilendirmeyen meselelere kafanızı takmayın. Alakanız yok. Bu daha çok aşağılık kompleksi olan kimseler de meydana gelir. Eğer her zaman hakikatin zuhurunu da istemezler. Cenabı hak bu gibi kötü fiilden de cümlemizi muhafaza buyursun. Hucurat Suresi'nde onuncu ayeti yerine de Mevla-yı Zülcelal'miz müminler onlara kardeştirler. Onlar, müminler bir asla, bir asla bağlıdırlar. Bir köke bağlıdırlar. Ebedi hayatı bize tevyi edecek olan imana bağlıtırlar. İmankına bağlıtırlar. Böyle bir kırk ki, böyle bir sağlam Halıkelle Mizel'in ihsan buyurduğu millet ki bu kırk imandır. Hatamı da olabilir, kusurlarımız da olabilir. Kusurlarımız nispetinde Cenabı hakk'ın aklına sığınırız. Aklıyla değil, aklıyla muamele buyursun.
Cedayı söylemekten hicap ederim, göstermesin Cenabı hak, o ateşin saniyesine bile tahammül edilemez. Kokusuna bile tahammülü güçtür. Burada bunlar bize çok hafif geliyor dersek, bu bizim amellerimizin hak dolması insanları küçük yürümemizden gelir. Eğilmemekten biliyoruz. Duyduğum o kadar çok sözler var ki sizler de bunu duyuyorsunuz. Mesela bir kardeşiniz burada. Kendisi iki, parmağı birbirine muhteşem gibi olmasa bile çok eğilmez bir vaziyette. Bir diğeri, bu nasıl bir parmak diye eğlen diye alınca, çok geçmeden bir cam parçasına elinin isabetiyle damarları kesilir. İki, parmağından da mahrum kalır. Küçük görmenin neticesi çok ağırlığım. Bunun işlemleri tek şoku taze olduğu için size haber verdim. Demek ki, hatamız sebebiyle sıkıntıyı Cenabı Hak göstermek için ne kadar hatalı da olsa iman sayesinde ebedi cennete dahil olun kişi.
Öyle bir nimet ki cehennemden en son çıkan kimseye bu dünyanın en genişliğinde Cenabı Hak cennet ihsan buyuruyor. Değişik rivayetlerde vardır. Bu imanın, imanın büyük bir mükafatıdır bize. Hiç çıkacağız. Kardeşlerinizin arasını düzeltin. Burada en üstaha habret kabilesi ifade edilir. Yalnız, ayet-i celîlenin ifade ettiği mana kıyamete kadar gelecek olan bütün insanları içerisine alır. Ve tebullaha, insanların parasını düzeltmemek hususunda de cenabatta düzelt. Yalana cevap verilen birkaç yer var. Onlardan birisi de iki kişi birbiriyle anlaşamadığı zaman onları anlaştırmak için işte ben dinledim yanında oturuyordum. Dedi ki, ben o anda katıldım. Gazat milleti bana hakim oldu. Hiç istemediğim biraz zuhur etti. Ben onunla konuşmayı, görüşmeyi çok arzu ediyorum. Böyle bir şey söylemiyorum ama bu bir diğer hasmı olan kimseye birbirini.
Ondan da alıp diyor ki ben eğer böyle küçüklüğümde tutsaydım, onu büyük olarak bilseydi bu çılgınlığı yapmasaydım ilk kadar güzel olurdu. Ben yanlış yaptım diye ve buna benzer aralarını bulacak güzel sözler söyleyecek olursa buna dahi dua edilmiştir. Onleştirmemeleri hususunda Allah'tan korkun, Allah'tan korkun aralarını düzelttiğinde, ta ki siz büyük bir rahmete, büyük bir şefkate Allah'ın ikramını nail olasınız. Hazreti Cüneyt'in, sırra Hazretleri'nden hakiki kardeşliği sordum. Buyurdu ki şekil ve şemail olarak şekil ve şemail olarak birbirimizden farklıyız. Hekimimiz B bakımından farklı, renk bakımından farklı, şekil ve biçim olarak farklıdır ama aslımız birdir. Aslımız, Adem aleyhi ve sellem ile Havva annemizden yaratırdık. Hepimiz Adem'den, Adem de topraktan halk olunmuştur, buyuruyor. Ama şekil olarak ayrıdır. Aslı ise birdir, diye ifade etti.
Bu mezhep aile bağı var ya, bir işte, amcasının yoğunluğu, dayısının yoğunluğu vesaire. Böyle bir yakınlık var. Bu yakınlık, dine muhalif döndüğü zaman derhal biter. Bakınız, Bedir muharebesinde baba oğluyla, oğul babasıyla, kardeş kardeş de muharebe ediyor. Neden muharebe ediyor? Halbuki bunlar aynı mezhepten, aynı soydan geliyor. Aynı soydan gelmesine rağmen birbirlerine muhalif. Çünkü din, din yönünden aykırı olduğu için. Derhal dine muhalif olduğunda ayrılır. Ama din kardeşliği mezhep kardeşliğine benzemez. O toprağa dayanır. Din kardeş değilse imana dayanır. Bu ise ebedidir. Yine ulema-ı kiram bu noktada birçok hitabelerde bulunumuz var. Mesela bu mübarek bir yolda kamil libi'nin işareti haber verilirken Allah için kardeşliğimizin güçlenmesi ve kuvvetlenmesi için, insanlara eza etmemelidir. Dinünüze bir hakaret yok. Namusumuza bir hakaret yoksa katiyen eza etmemelidir.
Onlardan gelen sıkıntıya da katlanmaktır. Kamil müminin şartlarındandır şu dört şey. Birincisi, insanlara, kardeşlerine, müminlere eza etmemektir. Mümin olmasa dahi kafire karşı Muamer'sinde hali kılmayacak, misli misline buyurur. Misli misline buyurur. Kullantsız bir şekilde değil, misli misline. O, hiçbir cana kıymazken haksız yere sen fosfor kullanmak suretiyle, yakıcı aletlerle, onun neslini bile yok edecek bir şekilde kullanmış olduğun, tahrif kalıplarıyla onlara muamele etme. O nasıl sana mukabele ediyorken, sen de ona onun ilişki bilince muamelede bulun, değişik şekilde yapma. Çocukları katletme. Kadınları katletme. Savunmasız insanları yok etme. Hastaneye giderken dahi o hastaların üzerine bombaları indirme. Onu ameliyat eden doktorların bile canına kırma. Bu şekilde yapma. İnsanlara tezahür etme.
Bilhassa, müminin iyilik konuğundan dolayı şerdi bir cevaz olmadığı müddetçe yanlış bir muamelede bulunma. Tahammül, ceta onlardan gelen sıkıntılara da tahammül et. Öyle ki, böyle ki imanın erkanine riayet etmek suretiyle, gönülü, gönlünü nur ile doyle. Dünyanın muhabbetini de kıtından sil. Elin karda, gönlün yar olan Mevla'da Efendimiz buyuruyor sallallahu aleyhi ve sellem, insanları alaya alan kimseler için, sünnetin kapısı açılır ve bir inadi çağıran kişidir ki, gelir. O tam konuyla, kederiyle o kapıya geldiği zaman, tam gireceği zaman ama cenneti görüyor, cennet o kadar güzel ki, tarifi mümkün değil. Ne göz görmüş, ne kulak duymuş, ne de kalpten geçirmeye takat getiremeyeceğimiz bir nimet. Tam bu güzelliği müşahede ettiğinde yüzüne, insanları alaya alan.
O yap canım, işte lise mezunu böyle deyip, bir diğeri şöyledir deyip alaya almaya çalışan, varlık sahibidir diye alaya alıp, diğerlerini mahrum eden ve buna benzer yanlış muamelelerde bulunan kimselere niyazımız, cüzüne cennetin kapısı kapanır, sonra diğer kapıya gelir, yine kapanır. Tekrar gelir, yine kapanır. Ta ki ümidini kesinceye kadar buyuruyor, efendimiz buyuruyorlar yine, çünkü en çok kardeşliğimizi yaramayan kötü hücudan birisi de zandır. Enişte zannına göre şöyle. Böyle şahitlik ispat yok. Ama kafasında kurumuş. Şeytan yardım etmiş. Nefis yardım etmiş. Dünyanın habire şeyi, geçici süsleri yardım etmiş. İnsan şeytanları da koltuğuna girmiş. İşte zanlıma göre böyle bir başkası yapmaz. Efendim buyuruyor, insanlarımız arasında diyor ki, işte benim zanlıma göre şöyledir, buna daha çok teşvik eden şeytan, nefis, dünya ve şeytan sıfatını insanlar o çirkin yola götürüyor.
Sözlerim en çirkini ilk şirkiniz budur. Yine iki cihan güneşi kardeşliğimiz hususunda. Allah'ı zülcelal mümine bir müminin kanı, malı, özü kelimesi onun kıymetinin yapılmaması demektir. Yüzüne söylenmeyecek olan sözün arkadan da konuşulmaması. Zannın da ancak hayır olması, kötü zanna düşürmemesi haber verilir. Ancak hayra davet edin. Allah'ın gizlemiş olduğu hususta dikkatli olun. Eğer zahir olunuzsa, şahitli, ispatlıysa müstesna onun dışında Allah'ın fethetmiş olduğu, gizlemiş olduğu bir hususu katiyen ortaya atmayın. Müslümanların gizli hallerini katiyen ortaya atmayın. Mübninin gizli hallerini katiyen, katiyen onu rencide edecek olan sözleri ortaya atmayın. Eğer böyle yaparsanız sizin de en gizli haliniz evinizin en karanlık yerinde bile yapmış olsanız onu Mevla ortaya çıkarır diye buyuruluyor.
Senin ne tecatsüz, eğer araştırmaya kalkarsa kişi, bir kimsenin kusurunu ve hatatını araştırmaya kalkarsa arkasından bir kimseler gönderiyor, araştırıyor. Acaba nerededir? Nerede oturuyor, nerede kalkıyor, ne konuşuyor, ne yapıyor diye böyle bir hale girerse bu, gıybete götüren kötü bir haldir. Ve zalike katte nahul hatteala ala min yahizniyle efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hadbiyem, inen giderler bu kötü fiili halitelenmeden de birbirinizi gıybet etmeyin diye buyurmaktadır. Soruldu. Heybet, sizin arkadan onun yüzüne söyleyemeyeceğiniz, duyduğu zaman ihya edeceği, sevmeyeceği bir söz ile kitapta bulunmanızdır. Eğer bu ilde var ise gıybet bulunmayacak olursa siz tühtan iftirada bulunmuş olursunuz. Hazreti haber veriliyor. Radıyallahu anh. Biz resulullahı oturuyorduk sallallahu aleyhi ve sellem. Bir kimse için konuşuldu.
E illa ki la ya kul iline ivazütenna yedirilirse ancak yer, yedirilirse ancak içer. Kalacak gelirse yine bir başkasının kaldırmasıyla denildiği zaman buyurdular ki kardeşinizi gıybet ettiniz. Ya Resulullah, bu önde olan bir haldir ama heybettir. Duyduğu zaman bundan hadbiyem razı olmaz. Ebu Hüreyre Hazretleri'nden rivayet ediliyor. Bir kimse, bir kimse kalkarken zor kalktı, o kimse için ne acizdir derdi. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem siz onun ölü etini yediniz ve onu gıybet ettiniz diye buyurdular. Mevla yüce celalimizin hiç sevmediği bir harekettir. Ölüm ile birinin gıybeti arasında hiçbir fark yoktur. Eğer ölmüş bir kimsenin arkasından kötü bir söz konuşulacak olursa bir yedebiye kötü söz söylemiş gibi cezaya müstahak olur. Melek. Bin tane meleği hibe etmiş gibi cezası vardır. Yetmiş senelik ameli de mahvolur.
Ayağının altına da ateşten bir korkulur, beynine kadar kaynamaya başlar buyuruyor. Büyüklerimiz bize haber verdikleri üzere. Bunun kaynağı yine hadis-i şerif olarak geçmektedir. Evet, farz ettiği husus hadis-i şerif olarak geçmekte. Efendimiz aleyhissalatu vesselam ben nivrac gecesinde şöyle bir hale şahit oldum. Ben bazı kültürler gördüm, bana gösterildi. Onların bakırdan tırnakları var. Etlerini ve yüzlerini onlarla çiziyorlar. Tabii ki benim, bu hibe edenlerdir, müminleri çekiştirenlerdir, onları rencide eden kimselerdir diye ifade bulurdu. Hazreti Selman radıyallahu anh, sahabe I tirana hizmet giderdi. Bir defasında dediler ki yiyecek bir şey yok mu? Yok deyince, onlar da Hazreti Süleyman böyle bir kimse sulu kuyuya gitse o kuyunun suyunu kurutur dediler. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bunu diyenleri görünce buyurdular ki sizin ağızlarınızda et parçaları görüyorum.
Biz yemedik ya Resulallah deyince siz ölür kardeşinizin etini yemiş gibi gıybetini yapmışsınız diye buyurdular. Şu üç hususta çok dikkat etmemiz gerekir. Birincisi zan. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor. İkincisi böyle şunun derler. Mesela, bir kuşun uçuşu, bir ağacın duruşu, ne olursa olsun ondan dolayı bir manalar çıkartmak. Işte şöyle olunca şu tehlike gelir, böyle olunca böyle tehlikeler gelir diye üçüncüsü de hasetliktir. Bunlardan nasıl kurtulacağız derseniz, zannni zannın katiyen kötü zannnın zuhur etmemesi gerekir şayet olmadıkça. Sonra, sonra bu şunu tutma denir, Bunun da itidal ölmemesi icabeler. Hasetliğin de içlerine kadar geçse dahi bunu ifade edecek yanlış harekete girilmemelidir. Cenabı hak cümlemizi muhafaza buyursun. İnşallah ilerideki derslerimizi anlatmaya gayret ederiz. Cenabı hak yolunda daim ve kaim eylesin.
İlahiyatçı yazar Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi selim sohbetini dinlediniz.
Kaynak: Genel
Müminler Arası Sevgi ve Kardeşlik Dersleri | Mihmandar