Müminin Sıfatı ve Sabır Gücü kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. İki cihan güneşi Nebi-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurdular. Kimin malına ve canına bir musibet gelir Ve bu musibeti, bu sıkıntıyı, bu ezayı, bu şiddeti gizleyecek olursa insanlardan Allahu Zülcelal'in onu bağışlaması zatına hak olmuştur. Müminin…
Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. İki cihan güneşi Nebi-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurdular. Kimin malına ve canına bir musibet gelir Ve bu musibeti, bu sıkıntıyı, bu ezayı, bu şiddeti gizleyecek olursa insanlardan Allahu Zülcelal'in onu bağışlaması zatına hak olmuştur. Müminin sıfatı anlatılırken müminin sıfatı üçtür. Birisi illet, İkincisi illet. Üçüncüsü de zillet. İllet hastalık. Cenabı Hak ya başına ya gözüne ya kulağına ya eline ya ayağına ya böbreğine ya ciğerine Cenabı Hak cümlemizi muhafaza buyursun. İç organlarına vesair. Dizinde romatizma bir damar sertliği tansiyon hal şeker vesair hastalıklar verip sabreden kimse müminin müminin üç işareti vardır. Birisi derbe müpteladır. Adamın biri işinden döner evine gelir. Ama çok yorgundur. Hanımından bir su ister.
Hanımı suyu getirir ama o suyu getirinceye kadar o çoktan uyuya kalır. Ne kadar uyuysa beğenirsiniz gece yarısına kadar uyur. Uyur. O uyanıncaya kadar ayrılmaz. Adam gözünü açtığında bir de bakar ki hanım elinde su ile bekliyor. Hanım bu nedir? Su istedin onun için bekliyorum. Çünkü kadının kocasına itaati cennete girmesine vesiledir.
Bir kadın eğer beş vakit namazını kılarsa tadili erkana riayet ederek secdesine riayet ederek, vukuuna riayet ederek, kıyamda dururken her halinde namazı dosdoğru kılacak olursa, azalarında bir sükunet hasıl olacak olursa, iki secde arasında sanki yapmayacak gibi görünecek olursa dediğinde dışarıdan bakan bir kimse herhalde bu ayakta kalacak diye bir düşünceye sahip olduğu sürece ve Ramazan-ı Şerif orucunu tutup ağzına gıybet etmemeye dedikodu etmemeye, iftiraya dalmamaya, vesair bütün azasında koruyarak kalbini de muhafaza edip takva sıfatına bürünerek oruç tutacak olursa kocasına da itaat ederse cennete girer diye buyuruyor. İşte ben bu hadisi şerifin gereği olarak bekledim deyince kadın iste benden ne istersen. O da der ki beni boşamanı istiyorum. Sen ne acayip bir kadınsın. Ben böyle bir kadını boşayabilir miyim? Mümkün mü? Mü?
Haydi bir kadıya gidelim hakime gidelim soralım böyle yine kadın edebini riayetini dikkatini kocasına muhafaza ederek kocasını af buyurun ata bindirir yularından tutar. Giderken her nasılsa at tökezler. Adam attan aşağı düşer ve kolu kırılır. Der ki haydi eve gidelim. Ne diyorsun sen böyle Biz Hadiye gidecektik. Yok artık eve gideceğiz. Hani boşanacaktın? Boşanma yok. Ben saydım otuz dokuz gün ne dişinde bir sızlama, ne başında bir ağrı, ne vah ne de tüh diye bir dert bir elem bir sıkıntı duymadın. Bu hayat bir hayat olur diye endişe ettim. Çünkü dört yüz senelik hayatında dişi dahi sızlamadı. Ama fahri kainatın altmış üç yıllık hayatında artık tarif edemeyiz. Tat doğumundan tutun irtihaline kadar eza ve cefalarla, sıkıntılarla, meşakkatlerle vakti geçti. En azından ümmet-i Muhammed ne olacak? Nasıl kurtulacak? Kafirlerin bile esasında onlar bilmiyorlar da onun için izah ediyorlar.
Müminin Sıfatı ve Sabır Gücü kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. İki cihan güneşi Nebi-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurdular. Kimin malına ve canına bir musibet gelir Ve bu musibeti, bu sıkıntıyı, bu ezayı, bu şiddeti gizleyecek olursa insanlardan Allahu Zülcelal'in onu bağışlaması zatına hak olmuştur. Müminin…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 9 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Ya Rab sen bunlara hidayet lütfet. Belki torunlarından biri Müslüman olur diyecek kadar endişeyi vücudu alilerinde taşıdığı gibi gönlünde de taşıyordu. Firavun ise hiçbir sıkıntı duymadı. Eğer kırk güne varsaydı bu onun hayatı olacaktı. Allah korusun. Daha kırk güne varmadan başına bir sıkıntı geldi. Artık eve döneceğiz. Ben firavunun hayatını yaşayanla hayatımı devam ettiremem düşüncesi ile böyle yaptım der. Büyüklerimiz derdü bela saltanatın iki cihana vermezem derler. Derdi bela saltanatın iki cihana vermezem. Allah'ımız Celle Celalühü bir kuluna sevgi duyar, muhabbet eder. Cenab-ı Hakk'a mükarrem yakın kullardandır. Allah'ımızın kendisine yaklaştırdığı kullardandır. Musa Aleyhisselam Halıkı Lemyezel'le Tur Dağı'nda mükaleme konuştuktan sonra bir de bakar ki adamı parçalamış. Vücudundan bir eser kalmamış.
Bu hale hayret eden Cenab-ı Musa Aleyhisselam Ya Rab ya Rab sevdiğin bu kula bu ceza nedir? Kurt hiçbir parçasını bırakmadan bu veli bu dostunu bu sevgili kulunu parçalamış deyince Rabbi Zülcelal'imiz, Ya Musa o veli benden öyle bir makam istedi ki ibadetiyle, taatiyle, gece evradıyla, gündüz zikriyle, insanları irşakla, ıslahıyla vesair taatleriyle bu dereceye erişemezdi. Onun için biz buna böyle bir musibeti takdir ettik diye buyurur. Demek ki musibetler insanın bizim gibi insanın hatasının affı ama veli kullar için derece ve makamdır. Ne bin Yakrem aleyhisselatu vesselam Efendimizin irtihallerinde öyle bir eza çektiler öyle bir sıkıntılar çektiler ki mübarek ellerini sulara bırakıyordu. Serinletilmeye çalışıyordu. Ölümün acılarını mübarek diliyle ifade ediyordu. Hatasından mıydı? Haşa Rabbi Zülcelalimiz Eshabülah Biz sana doğrusu apaçık bir fetih ihsan ettik.
Ve devamında böylece Allah senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlar. Sana olan nimetini tamamlar ve seni doğru bir yola iletir. Ve yine devamında ve sana şanlı bir zaferle yardım eder. Gelmiş ve geçmiş bütün günahlara affolunmasına rağmen bu eza ümmeti Muhammed'in ve kurtuluşu içindi. Demek ki onların eza ve cefa içerisinde kalması anbeem terakkidir gelişmeye vesiledir. Demek ki müminin birinci işareti başına gelen vücudunda hasıl olan rahatsızlıktan dolayı muzdarip olmasıdır. Öyle Allah'ın dostları vardır ki öyle Allah'ın sevgili kulları vardır ki dert üzerine dert devamlı bununla hayatını devam ettirir gider. Üstazi alimizi hatırlamamak mümkün değil. Sanki Esad Erbili Hazretleri'nin kalpte Sallallahuüsra belalarında şimdi muayyen bir menzil oldum dediği gibi. Ne yerden karıbanı vam göçer olsa konar bende. Bedarahın da şimdi bir muayyen menzil oldum ben.
Nebi Ekrem aleyhisselatu vesselam Efendimiz Mümin için dünyada rahat yoktur ve onlar kendi vücutlarında eza ve cefa olduğu gibi sahil insanların da doğudaki bir müminin esareti batıda bir Müslümanın çekmiş olduğu çile yokluğu darlığı endişesi velhasıl çilesi hep onların gönlünde bir yarardır. Es'adi Erbili Hazretleri doğudaki batıdaki kuzeydeki güneydeki hangi mümin olursa olsun onların başına gelen musibet sanki ben bir kervansaray gibi onlar benim üzerimde konar diyorlar. Demek ki gönüllerinde bir sıkıntı duydukları gibi dert ve elem aynı zamanda müminin de başına gelen ezayı gönüllerinde duyarlar şüphesiz. Efendimiz ne güzel buyurur sallallahu aleyhi ve sellem komşusu açken tok yatan bizden değildir buyururlar. Birincisi birincisi bela ve musibetin bedende zuhuru. Halıkımız. Ayeti celile-i cemile de sadece bizi bize bildirmek için yoksa Rabbimiz kulunu bilmiyor mu?
Elbette ki kulunu Mevla'yı Zülcelal biliyor. Bizden daha ala şüphesiz bilmektedir. Yalnız bizi bize bildirmek için Rabbi Zülcelal'imiz Allah'ımız Celle Celalü bir şeylerle bizi imtihan ediyor. Korku ile imtihan ediyor. Halık El Lem Yezel'den korkacak mı korkmayacak mı diye Nüfessirini İzamın bir izahına göre bu şekildedir Ayet-i Celile. Mevlamız imtihan ediyor bizi. Acaba harama düşerim endişesiyle gönülünde ilahi korku taşıyacak mı? Taşımayacak mı diye bizi imtihan ediyor Rabbimiz. Açlıkla imtihan ediyor, oruçla imtihan ediyor. Mesela Ramazan'ı şerifin dışında pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmak. Bunun yanında, bunun yanında Heyyamü fiil denilen Adem Peygamberimizin yeryüzüne indiğinde vücudu simsiyah kesilmiştir. Arabi aylarının on üç, on dört, on beşinci gün oruç tuttuğunda vücudunun hepsi nura gark olmuştur.
Mevla-yı Zülcelal'imiz oruç tutacak mı tutmayacak mı diye bizi imtihan ediyor. Ürünlere gelen kesattan dolayı derken zekat ile, sadaka ile Allah yolunda Celle Celalü sarf etmek ile bizi imtihan ediyor. Daha Bedenimize vermiş olduğu sıkıntılarla bunu da Allah yolunda cihad olarak ifade ederler. Bedenimizi yolunda harc etmek suretiyle ve temerat ürünler demekle birlikte meyveler gönül meyvesi çocukların başına gelen, evlatlarımızın başına gelen sıkıntılara katlanmakla Cenabı Hak bizi imtihan ediyor. Müminin birinci olarak sıfatı özelliği nedir? Hastalıktır. Bedenine Halıkımızın vermiş olduğu hastalıktır. İkinci olarak millet. Rızkında darlık çekiyor. Bir türlü elektriği ödenecek su parası, evinin kirası çocuğunun okuması, mesai ihtiyaçlarında bayağı bir daralıyor. Bu anda bu anda şikayet etmeyip Rabbimize yöneliyor. Ne vermişse ona razı oluyor.
Yine de bu halinde infak eden hayırlı kulların ikinci işareti de rızkına Halıkımızın vermiş olduğu rızkındaki darlıkla imtihanıdır. Üçüncüsü de Zillet. Bunu bunu hor ve hakir olma manasına değil. Zillet zillet insanlar buna itibar etmiyor. Mevla'yı Zülcelal'e çok yakın bir kul ama onun ismi anılsa bile yüzler ekşiyor. Başta bir tarafa dönüyor. Velhasıl sevgi ve muhabbet duyulmuyor. Zenginler davet ediliyor. İsmi güzel, şekli güzel, mala ve mülke sahip olan kimseler, şan ve şeref sahibi insanlar davet ediliyor ama onun hiç davette ismi bile geçmiyor. Nebi Ekrem aleyhissalatü vesselam Efendimiz Allah'ın Celle Celalühü öyle kulları vardır ki onların saç ve sakalları birbirine karışmış bir vaziyette. Elbiseleri de eskimiştir. İnsanlar ona değer vermezler.
Ama onlar Rabbimize ellerini kaldırıp dua ve niyazda bir yalvarış ve yakarışta tazarruda bulundukları zaman Mevlamız onların isteklerini yerine getirir. Siz onlar hürmetine yer ve içersiniz. Onlar hürmetine yağmurlar yağar, bereketler zuhur eder diye buyuruluyor. Allah'ımız malına ve bedenine bir sıkıntı verdiği zaman, bir dert verdiği zaman onu insanlara şikayet etmiyor ve gizliyor. Mevlamız Celle Celalühü ben sizi meleklerime şikayet ediyor muyum ki sizde kalkıp beni insanlara şikayet ediyorsunuz buyuruyor. Sami Ramazanoğlu Hadisallahu sırra, Sami Ramazanoğlu Hadisallahu sırra hazretleri halinden anlaşılır. Yürürken sağa sola meyil etmeye başlar. Gidilecek yere biraz sağ tarafa fazla velhasıl gidişte zorluk çeker. Neredeyse duvara vuracak gibi şekeri şeye atarken dışına düşer.
Dediler ki üstadım gözlerinizde herhalde bir rahatsızlık olmalı ki şekeri çaya atarken dışına düşürüyorsunuz ve yürürken de zorluk çekiyorsunuz. Neredeyse kapıyı bulamayacak şekilde. Hiç mübarek sesini çıkarıp da gözüm görmüyor dememiştir. Halbuki mübarek gözlerine katarak perde deriz biz gelmiştir. Asla şikayet etmiyor. Cenabı Hakk'a karşı asi olurum düşüncesiyle diyorlar ki bir doktor getirelim mi? Siz bilirsiniz ve kendileri Medine-i Münevvere de ameliyat olmuştur. İlk göz naklini yapan Türkiye'de Çolpan Mirza Taş bir uçakla derhal Medine-i Münevvere'ye gönderilir. Bir gün içerisinde ameliyat olur. Bakınız edebi Muhammediyesine onun. İlahi edebine ziyaretçileri gelip kendisini iadede bulunmak, ziyaret etmek geçmiş olsun demek için pijamalarını giymişler. Çünkü rahatsızdır. Efendim ziyaret arzu ediliyor deyince o haliyle ben kardeşlerimi karşılayamam.
Elbisemi giymem gerekir buyururlar. Efendim zahmet çekmeyin. Şu anda sıkıntıdasınız. Hayır hayır. Allah'ımızın kullarıdır. Cenabı Hak yaratmıştır onları. Ben elbisemi giymem gerekir bunu. Burada İpek Hoca diye maruf Hasan Türkmenoğlu Hocamız kendilerine nüzul bir felç hali geldi. Gece kalkıyor çorabını giyiyor. Pijaması var. Elbisesini giyiyor. Gömleğini, elbisesini Hanımı diyor ki, bak efendi yoruluyorsun, zahmet çekiyorsun. Zaten bir sıkıntının içerisindesin. Tekrar yine yatacaksın. Neden böyle yapıyorsun? Hanımefendi şu anda kimin huzuruna çıktığımı sen biliyor musun? Yine üstazı alimize dönüyorum. Sık sık dışarıya çıkarlar. Bu halinden de endişe edilir. Derler üstadım herhalde su yollarınızda bir rahatsızlık var. Yine şikayet gitmemiştir. Doktor getirilir. Doktor onun ahu vah etmediğini diğer bütün hastalardan farklı olduğunu görünce belki ibadette biraz gaflet eden bir kimseymiş.
Evine gelir. Kız kardeşine ve etrafına ben öyle bir kimseye gittim ki asıl hasta ben imişim doktor da o imiş. Hastalığı onların ıslahına ve irşadına vesile oluyor. Bir gün damatları anlatmıştı. Olsun da takıyorlar, böğür kısmından. Tabii her zaman değiştirmek icap ediyor onu. Bugünkü şartlar içerisinde belki zorluklarda olabilir. Takarken biraz acıtmış. Hafif bir sesle vay demiş. Sesi duyurmuş. Sonra da ağlamaklı bir sesle ayağa kalkarak Ömer Allah'a sen mi ettin? Ömer Allah'a isyan mi ettin? Demiştir. Müstazımızın hiç ve siz sevdiği mürşid-i kamilimiz kalpte Sallallahuu sırra, evlatlarıyla görüşürken, çekmiş olduğu sıkıntıları anlatırdı. Bugün gece kriz geçirdim, derlerdi. Fakat bunu anlattıktan sonra söyledikleri bir söz var. Hacı Hasan efendi, kaddesallahu sırrı hazretlerinin şikayet etmiyorum halimi arz ediyorum.
Belki size bir buçuk saatin altında konuşma yapacağım için özür diliyorum derlerdi. Ve öyle bir Allah'ın dostu ki Celle Celalühü, insanın girdiği an ile çıkışı farklı olurdu. Bizzat şahidiz. Evlatlarına hizmet için şeker tutulacak, çay getirilecek, ayakkabıları çevrilecek. Bunun için kapıya yakın yerlerde otururdum. Sohbetlerinden önce bir müddet kitap okumak için huzurlarını aldıklarında içimizden atamadığımız o duygular kendiliğinden çıkıyor gibi olurdu. Rabbimizin izniyle kendi gücümüzle atamadığımız o duygular atılır giderdi. Nebi-i Ekrem aleyhissalatü vesselam Efendimiz bunlarla oturan şafi olmaz diye buyruluyor. Hadisi şerifi tamamlamış olayım. Eğer malına bir eza, cesedin de bir hastalık olur, onu insanlara şikayet etmez, gizleyecek olursa Allah'ımızın onu bağışlaması kendi zatına hak olmuştur. Mevlamız cümlemizi yolunda muvaffak kılsın.
Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi selim sohbetini dinlediniz.