Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Ebu Bekir'in şimdi Mukaddesallahu sırrı hazretleri buyuruyorlar. Mümin-i kamilin işaretini tespit buyururken, Bu el, ayak, göz, kulak bütün azamızı muhafaza etmek diyor. Mesela ayak evde dururken başka bir yerleri arzu ediyor. Mesela taat yerlerindense, isen yerlerini istiyor. Buna sahip olmak. Yine ayağımız, Allah'ımızın Kitabı Kerim'in okunduğu ve Hadis-i Muhammediyenin Kütala edildiği, hayırlı kelamların konuşulduğu meclis değil de bizim gönlümüzü yaralayacak, amel defterimizi haralayacak, gıybet gibi, iftira gibi, yalan gibi bu gibi hususların konuşulduğu, yersiz hareketlerin yapıldığı yere gitmekten alıkoymaktır. Ayağımızı eğer bir fakir varsa onun ihtiyacını gidermek, hayırlı hizmetlerde bulunmak için adım atmak, şerre katiyen yürümemektir. Ve murad enfasik ve bütün avut verdiği nefeslere dikkat etmek.
Çünkü bir nefesten sayılamayacak kadar sual vardır. Ve müraatü enfaz, nefeslerine dikkat etmek. Acaba bu nefesi alıp verirken ben Rabbi Zülcelal'imizin azamet-i ilahiyesini tefekkür ederek mi nefes alıp veriyorum? Yoksa yersiz düşüncelerimle mi bu nefes alıp veriyorum? Çünkü Cenabı Hak sunacak bunlar. Nefeslerimizden sorulacak Ve kamil müminin işareti Birbiriyle ısınmak ve birbirlerine iltifat etmektir. Birbirlerine ısınmak. Çünkü bizi birbirlerimizle ısındıracak en büyük amil imandır. Kelime-i şehadet hepimiz okuyup mümin olduğumuz için gereğini de tamamen, canı gönülden tasdik etmek suretiyle bizi birbirimize ısındıran imandan büyük bir nesne olamaz. İmandır. Bizi birbirimize yaklaştıran, ısındıran hiç şüphesiz iman.
Ondan sonra imanımızın gereğini yaşamak, güzel ahlak vesair okuduğumuz Kuran Azimüşşan'da insanlar arası münasebeti ifade eden düsturlar bunlarda sayılamayacak kadar pek çoktur. Şirk koşmamak, anne ve babaya asi olmamak, haksız yere bir adamın kanına girmemek, canına kastetmemek, hüküm mevkiinde ise haksız hüküm vermemek, çocukları arasında da müsavat ölçülü hareket etmektir ve bunun yanında eğer bir yetim var ise onun hakkını zayi etmemek ve buna benzer birçok düsturlar haber verilmiştir ve taatü'l birbirlerine ikram etmektir. Bu da kamil müminin işaretidir. En azından hiçbir şey olmasa dahi selam vermektir. Nasılsın, iyi misin deyip evini, barkını, işini, gücünü sormaktır. İhtiyacını gidermektir. Bunlar kamil müminin işaretidir. Vessu ile bu mübarek zata soruldu.
Kişi ne zaman her şeyini Mevla'yücel Celal'e teslim edip de onun emrine riayet eden bir mürid haline gelir iradesini Allah'ımızın emrinde eriten demektir. Onun emrini kendi bütün düşüncelerine üstün tutmaktır. Ne zaman kişi mürid olur ve Veya verin. Gayim. Buyurdu ki sefer ve Hazar halinde Hazar ikamet ettiği yerde ne yapıyorsa sefer anında da aynen onu yapmaktır. Mesela ikamet ettiği yerde namazlarını beş vakit mescitte kılmaya çalışıyor. Bunun yanında günlük Kur'an-ı Kerim'ini okuyor. Bunun yanında hayırlı eserler de takip ediyor. Buna benzer. Ebradı da var. Ezkarı da var. Bunu mu kim olduğu anda nasıl dikkat ediyorsa sefere çıktığında da aynısını yapmaktır. Şimdi gayet kolaylaştı. O küçük çantalardan ve yolculuklarda bulundurulabiliyor. Bir küçük Kuran-ı Kerim yanında güzel bir eser ve yolculukta mesela buradan diyelim ki Niğde'ye gidiyorsunuz.
Niğde'ye giderken tahminen kırk beş dakikalık yol. Bu esnada Kur'an-ı Kerim dokunur, vesaire eserler dokunur, evrak ve ezkar da çekilir. Zaman mevcut. Fakat bunu çok iyi kullanmamız gerekiyor. Arabanın üzerinde de yapılır. Eğer yolcu isek oturduğumuz koltukta da bunları yaparak yerine getirebiliriz. Kişi ne zaman mürid olur? Bu mu kim olduğu memleketinde bulunduğu zamanda nasıl riayet ediyorsa mesela, iştah namazını kılıyordu, kuşluğu kılıyordu, huvavbini kılıyordu. Eğer vakit bulabilirse bunu da yerine getirmektir. Vel Meşhedü Vel Muayyyem gerek insanların gördüğü yerlerde gerekse görmediği yerde halinin bir olması gerekir. İnsanların içerisinde bir başka yalnız kaldığında bir başka olmamaktır buyurdu. Bu zata messu ile hani zühd, zühd çok önemli bir tabir. Bunu çok kullanırlar. Büyüklerimiz çok kullanır. Bu tabiri zühd dünyaya gönlünü kaptırmamak demektir. Bu çok önemli bir tabir.
Çünkü biz bu dünyanın şartları içerisinde olduğumuz için dünya yeşildir ve hul tatlıdır. Yeşil ve tatlı oluşuyla bunu ifade etmesi aleyhissalatu vesselam vermesin. Dünya çekicidir. Bizi kendisine çekip de Rabbimizin emrinden çekilmemektir. Efendimiz aleyhissalatu vesselamın sünnetinden çekilmemektir. Ehlullah'ın o güzel tavsiyelerinden çekilmemektir. Zaten bunlar olmasa biz Hüdayi Nababit derler. Kendi kendine biten ağaç gibi. Ebu Ali Et-Tekkak hazretleri buyuruyor ki Kendi kendine biten ağaçtan meyve hasıl olmaz. Meyve olursa dahi insanı mesrur verecek, insana tat verecek, lezzet verecek bir hal olmaz onudur. Ama iyi bir bahçıvan elinde yetiştirilmiş ise o meyvenin tadı asla bir diğeriyle ölçülemez. Onun için biz gönüllere manevi gönüllere dikilen bir fidan gibi olmalıyız. Onlar da bizi ne yapıyor? Kuran destteresiyle, Hadis-i Şerifler destteresiyle yaramaz dallarımızı kesiyorlar.
O yaramaz dalları kesmek demek meyveye güç ve kuvvet vermek demektir. Yapılan nevrat ve ezkar ile de o bitkinin, o fidanın yetişmesini sağlamaktır. Hele güneş ise rabıtayı şerife demektir. Şimdi dikkat edersek güneşin değmediği yerler karlı, buzlu ve sıkıntılı. Güneş değen yerler ise gayet güzel. Şimdi bizim kendi kendimize değil de bir esas dahilinde hareket edecek olursak biz en güzel meyveleri veririz. Güzel ahlak meyvelerini veririz. Şimdi bizim bir kural dahilinde olmamız Ehlullah'ın öğreteceği nedir? Öğreteceği Allah'ımızın kitabı kerimindeki esaslar verir. Onları öğretecek. Başka bir şey yok. Diyecek ki Rabbimizi tespih et. Ayeti celilesi ile Rabbimizi tespih edecek. Tevhid okuyacak. Hepsi Allah'ımızın Kitabı Kerim'in de mevcuttur. Bizi bu esaslarla yetiştirmektir. Velhamdülillahi Rabbil alemin. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi selim sohbetini dinlediniz.