Euzubillahin neşşeğintanirracim Bismillahirrahmanirrahim mümin, mümin insanların kendisinden emin olduğu men'eminelhal, ulmeh zulmünden emin olduğu kimsedir. Komşu, komşusu olduğu için bir aile gibi olmuşlar, ev sahibi bir müddet daha verilmiş evine döndüğünde ama çok yüklü bir meta, çok yüklü bir kıymet var, hiç yok. İlk bundan şüphelenmiş ve ortaya da suç zahid olmuş. Zulüm deyince ne kadar önemli. Mesela Almanya'da bir Müslüman kardeşimiz, Alman ise kendisine bir mümin kardeşi gibi yakın. İmanlı değil ama çok yakın. Nasıl bir etti ise demiş ki Alman olan arkadaşı ve komşusu nasıl demiş komşum rahat geldi mi? Evet rahat geldi demişler. Allah Allah demiş. Hayretler içinde kalmış. Meğer arabasının tekerinin cıvatasını gevşetmiş, kaza yapmaması mümkün değil. Buna da Cenabı Hak malum etmiş, malum etmiş, arabasını kontrol edince bu hatayı görmüş. Bunun misalleri çok, pek çok.
Mesela ev komşusu olanlar var, ondan sonra iş ortağı olanlar var, bunun yanında bağda bahçede ortak olanlar var, yillardırca arkadaş olanlar var, emniyet sıfatını, eminlik sıfatını tanıyan, bilen çok az. El-iktidau bin nebiyy-i sallallahu aleyhi ve sellem mümin kimdir? Efendimize uyandır. Zaten ona uyduğu zaman aleyhisselatu vesselam mümini tarif ederken komşusunun kendisinden emin olduğu, hiçbir sıkıntı duymadığı kişi olarak tarif eder. Zaten kendilerinin sıfatı el-Emin'dir. Ve'lem, enla sebîbe ilelhak, illa bir mutabaatin nebiyi sallallahu teala aleyhi ve sellem. Biz eğer maddi yolu, maddi yolculukta olur, manevi yolculuk, burada asıl söylemek istedi İslam'da, imanda, takvada, İhsan'da, iflasa yol almak isteyen kimse maddi olsun, manevi olsun Resulullah'a tabi olacak diyor sallallahu aleyhi ve sellem. Biz bunun manevi cihetini biraz olsun tanıdı. Maddi olan ciheti nedir?
Mesela yolda bir engel varsa onu kaldırmak imanın şubelerinden birisidir. Mesela yol hakkı var, mesela umumun geçeceği yola oturulması, siz şimdi göreceksiniz. Demekte daha çok azdıracağı için bunları söylenmiyor, umumun geçeceği yerde neler oluyor, neler oluyor. Şimdi kural olmazsa bu şekilde olur. Biz İslam'ın kurallarına uyarsak hiçbir sıkıntı hasıl olmaz. Yolun hakları bile var. Mesela karşılaştığı kimseye selam verir, hal ve hatırını sorar, sıkıntısı varsa onu giderir, onun gibi. Sonra müminlik min min yarahu onu kim görse kalbinde bir sevgi uyanır. Gayri ihtiyari, ben bunu çok sevdim der. Ve yefrahu biruvyetihi kulle mahzun. Her mahzun olan kişi sevinir, sevinir, onu gülmek suretiyle, külli mahzun. Hüzünlüdür, kaygılıdır, kederlidir ama onu görünce ne kaygı kalır ne keder kalır, hepsi biter.
Veye-nisubihi külli müstevak işi, beni yalnız başına kalmış, fakat böyle olmasına rağmen onu gördüğü zaman böyle bir dostluk koruyor. Ve mücelle seduhü rahatün dil müridin Mürikler için onunla oturmak bambaşka bir rahattır. Çünkü oturduğu zaman, çünkü o ya rabıtalıdır ya murakabe halindedir. Onun murakabe ve rabıta hali, huzurlu hali ona da tesir eder. Onun da gönlünde ilahi baharlar açmaya başlar. Çünkü o, 0 hali yaşıyor. Halinden istifade ettirir. Mesela bir sohbet yaptıracak kimse için üç özellik aranır. Birisi, aranan özelliklerden birisi seyri süluktür. Bunu tarihi ehli olanlar bilirler. Alem-i emir ve Alem-i halk olan yünlerini zikrullah ile ihya eder. İkincisi güzel ahlak sahibidir. Bir üçüncüsü de halinden istifade eder. Daha var mı özellikleri? Var. Ve kelamuhu meveyil dil-i müttaki Cenab-ı Hak'tan korkan kimseler için onun sözü ve azim nasihattir.
Çok kısa söyler, çok uzun konuşmazlar, çok kısa bir kelam eder. Mesela Sami Efendi Hazretleri bir tanesi rüyasında onunla mülaki oluyor. Sadece mübarek dilini göstermiş, başka bir şey. Diyor ki hayatımın sonuna kadar bana bayıltuldu. Sadece mübarek dilini gösterdi, diline sahip ol demek istedi, diyor. Hani az konuşur, el-Mümin. Bunu da Abdulkadir Geylani Efendimiz, kalpte Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e ifade buyuruyor. Su içerken bir şey hatırıma geldi. Padişahımızın birisi çok yorgun gelmiş bir yerde. Şimdi insanın kendisinden bahsetmesi iyi olmaz. Hemen hemen altmış kilometre geldiğim bir bir. Tabii, yetişin istiyorum mescide. Yaz münasebetiyle durumlar belli. Padişahımız yorgun. Su istemiş, suyu getiren içerisine biraz samandan dökmüş, köklü neyli. Niye böyle yaptın? Demiş. Ben bir padişah değilim miyim? Padişah, şimdi sen yorgunsun. Bu suyu birden tepene indireceksin.
Midene bir anda bir çırpıda indireceksin. Bu senin midene de zarar verecek, ciğerlerine de zarar verecek. Bunu döktüm ki süzerek gitsin de padişahımızın ne boğazına, ne midesine, ne ciğerlerine dokunmasın diye yaptı. El mümin, Abdulkadir Ceylani kalpte Sallallahü Sırrı Hazretleri buyuruyor. Hüvemen eminehünnas, insanlar ondan emin. Buna diyorlar, biz inanırız. Bu bizim güveneceğimiz bir kimsedir. Tabi Efendimize hatırladınız sallallahu teala aleyhi ve sellem. Onun Hacerü'l-Esved'i işte bu Safa kapısından ilk kim gelirse o koysun deniyor. Efendimiz görününce müşrikler bile el-emî, el-emî diyorlar. Hasaba da bir hadise oldu, bir hadise oldu. Adamın biri bir kimse için ama utanan bir kimse, sevilen de bir kimse. Herkes tarafından da takdir görüyor. Diyor ki benim arabamı yaktı diyor. Böyle deyince hakimin savcısı sokaklara düşmüş.
Böyle gelişigüzel değil de demişler ki bu belli bir şahıs, biz de tanıyoruz, kıymetli bir insan. Bu yapar mı? Halktan bir soralım demişler. Kime denk geldiyse demişler ki o eğer araba yakırsa biz dinden çıkarız demişler. Yani bir emniyet tespit edince, inandırıcılık vasfı olunca ne yapıyorlar, güveniyorlar. Yoksa güvenilmez, kulaklığa güvenilmez. Abdulkadir Geylani Hazretleri böyle buyuruyor, insanların emniyette olduğu. Vegat ahyallahu galbehu. Kalp onun kelamlarıyla, dostuyla hayat bulur. Gönlünde bir pırdamalar başlar ama tatlı bir esintir olur, ilahi bir esinti, bir mahzuniyet olur. Ben neden bu kötülükleri yaptım der. Bir pişmanlık diye bu pişmanlık o nidame hali onun kalbinde bir hayat meydana getir. Sonra kendi başına yapmış olduğu taatte bile erişemediği manevi güzelliği de yaşar. Kalbinde bu tarif edilmez, bunu kimse tarif edemez.
Çünkü Cenabı Hak Kuran-ı Kerim'de hayırlı olan kimselere ve sabitun es sabitun ileride olanlar ileridedir buyuruyor. Talebiyum, evvela bil akli, başta akıllı insan, Böyle bir düşünceli insan, ilahi vahye dayalı bir akıl, aklediyor, düşünebiliyor. Bu çok önemli bir nimet, akledebilmek. Sümme bill-ayn, sonra da ilmi ile insanlara faydalı, aklı ile de faydalı. Mesela onu insanları iyi tanıyor, gelmiyor diyor ki: Ben komşumdan çok ceza çekiyorum. Ne yapayım, evimi değiştireyim. Ne diyor? O da diyor ki: Biraz sabret, O sende bazı güzellikler görsün. Sen onu, mesela bir kimse vardı, bu başkalarının bahçelerindeki ağaçları budarmış, budama zamanında demeden. Bu iyilikleri yaparmış. Diyelim ki bahçe sulanacak, o olmasaydı bahçesini sürüyor. Sen demiş böyle onu gözet. Akıllı olunca bunu yapar işte. O da pişman olur ama bunu yerli yerince yapmak gerekir. Bu bir anda ne oldu ki, dedirtmemek lazım.
Öyle bir denk getirecek ki, öyle bir denk getirecek, onun en sıkıntılı anında sıkıntısını giderebilecek. Bir yerde bu daha çok küçük yerlerde oluyor Ve bir de cehalet, en çok bu olur, başka bir şey değil. Bunun neticesi cehalettir. Hacı Hasan Efendi gibi bir mübarek zata herkes sevgi içerisinde ama üç kişi Ali'de. Onların bir tanesinin evladı askerden geliyor. Evladının bir müddet kalmasını istiyor. Bunu da Hacı Hasan Efendi Hazretleri biliyor. Askerlik şubesindeki reis Acrasen Efendi'nin yakını. Ona varıyor diyor ki şöyle bir insan var, bu bana muhalif, bunun yavrusu kendi askerden, bu biraz kalmasını istiyor, on gün buna izin ver diyor. Sonra duyulunca sımsıcak bir dostu hasıl okur. Daha pek çok. Bu gibi yerlerde yerimiz ne kadar yayla gibi de olsa büyüklerimizin himmetiyle. Çünkü Allah, velisini severse yazını serin, kışınını, kışınını sıcak geçirir. Bu veliler sayesinde olur.
Öyle rakım yüksek, ondan dolayı hava güzel değil. Evet, bu güzellik olabilir ama asıl güzellik onların ruhlarından gelen bir güzelliktir. Yaygınlara çıkılıyor. Şahit oldum. Tabi, ecasen efendimize sevgi duyuyorlar. Onun çadırının yerini hazırlıyorlar. Bir de edep olacağız hazır Efendimiz, edep dolu. Tuvalete ait çadırı bile varıyor, hazırlanıyor. Herkes geliyor ama onlar içerisinde bir tanesi geldi. Her şeyi güzel olduğu gibi şair faslı da güzeldi. Eskiden bu hacdan getirilen kalın bardaklar vardı, biraz da büyüktü. Onunla çay gönderdi. O kimse ne diyor? Diyor ki Ben Hacı Efendimiz'i ziyaret edecektim. Nasıl bir dostluk temin etmiş? İşte akıl bunu icap etti. Akıl adamı tokatlamaz, adama hakaret etmez, bir yolunu bulur. Mesela misallara, hacca giren Sami Efendi Hazretleri'nin iki evladı var. Bir hoca var ki Sami Efendi Hazretleri'nin aleyhinde, bunu çok iyi biliyorlar, aleyhinde.
Bunlar aklı diyor, fehmi diyor, ikisi bir araya geliyor, mi edelim, edelim biz buna hizmet edelim. Sonra diyecek ki bunlar kim? Anlayacak ki Sami Efendi Hazretlerinin evlatları. Kazanacağız bu kimseyi diyor. Bu bizim Casem efendimizin manevi torunlarında doğdu. Bir örnek verilecek olursa, dendi ki bir tanesi çok huysuzluk yapıyor, öyleyse ona biz çok iyilik yapalım dediler. İşte bu akıldır. Akıl olur da aynı zamanda bir sehim olur, bir düşünce olur. Velhamdülillahi Rabbillahimim el Fatiha.