Müminin Kararlılığı ve Kafirlere Karşı Şiddeti | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Müminin Kararlılığı ve Kafirlere Karşı Şiddeti
Müminin Kararlılığı ve Kafirlere Karşı Şiddeti kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Kamil, müminlerin dikkat edeceği hususlar. İbnü Hacer-i Heytemi Rahmetullahi Ali buyurdu ki, Allah'ın sevgili kullarını teberrük için inada etmekte bir mani yoktur fakat ruhun gelişimi için olursa mahzurdan salim değildir. Mesela bir doktora müracaat ettik. O doktor…
Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Kamil, müminlerin dikkat edeceği hususlar. İbnü Hacer-i Heytemi Rahmetullahi Ali buyurdu ki, Allah'ın sevgili kullarını teberrük için inada etmekte bir mani yoktur fakat ruhun gelişimi için olursa mahzurdan salim değildir. Mesela bir doktora müracaat ettik. O doktor bizim tedavimiz ile meşgul. Sahasında da uzman bir kimse. Şimdi o doktordan tedaviyi görmeden bir başka doktora gitmek de pek münasip kaçmaz. Yalnız yine de müracaat edilebilir. Yalnız bize ilk doktorun vermiş olduğu tavsiyelere riayet etmek önemlidir. Yani onun bizim için döştüğü, biçtiği, şunlara dikkat et diye, tavsiye ettiği hususları terk ederek bir başkasının usullerine riayet edilmez. Çünkü daha tedavi olmamıştır.
Bir mümin için üstazın, kocasını tahtı terbiyesinde, terbiyesi altında, yıkayıcı elinde ölü gibi olmalıdır ki, o üstad müride kamil bir mümine istediği gibi hareket edebilsin. Şimdi doktora gitmişiz. O bizi ameliyat edecek. Ameliyat edecek ama biz ona tamamen teslim olmaz, işine karışmaya başlarsak işte beni şöyle tedavi et, böyle tedavi et demeye başlarsak iş birbirine karışır. Eğer biz ameliyat olacaksak tamamen teslim olur. O artık gerekli işlemlerini yapmak suretiyle hastasını biiznillahi teala tedaviye çalışır. Eğer üstazın hali o mümini cezbetmezse, Allah korkusu galip olan hakikat ehline teslim olması daha layıktır. Diyelim ki biz bir eğitimden geçiyoruz. Bu eğitimden geçerken, o bize eğitimi veren kimsede eksiklikler var. İlmen bir dirayeti yok. Bize diyelim hadis taliminde bulunuyor.
Hal hadis de, hadis de, şimdi Şeyh tabi ilimi, ilim, çevreleri, hadiste alim olan kimseler için de kullanırlar. Eğer delil değilse, hadis filminde, diğer delil olan kimseyi seçmesinde hiçbir beis yoktur. Eğer evsaf-ı hakikiye ile mevsuf bir üstkaza evvelce zafer yağ bulursa ikinciyi aramak kavumlu katında haram olur. Eğer hakikaten yetişmiş, kemalata girmiş, nefsin olgunluğunu sağlamış, yapılması gereken kalbi eğitimi de yerine getirmişse, ondan sonra bir başkasını aramak doğru değildir. Eğer kamil bir mümin üstasının huzur ve rüyabında sui edepte bulunursa, onun manevi nura erişmesine mani olur. Gerek bu huzuru olsun, gerekse huzuru olmasın, ileri geri bir konuşmaya başlarsa bu onun gelişmesine manidir. Bir defasında Şeyh Mustafa Kudüs üstadımızın huzurundan bir aklı geçer. Evlatlarından, öğrencilerinden birisin.
Buna göre yetişkin bir zattır ki, keşke üstadımızın huzurundan böyle bir aklı geçmese, attan inse, saygıyla geçse. Çünkü bu hal edebe muharirdir, edebe uymaz, onun da aşkına muhabbetine engel olur. Üç ay kadar o kimsenin iman istifade gitmediği ifadeydi. Bu artık İbn-i Hacer-i Heykemi Hazretleri ki hadiste alim olan bir zatın ifadesi. Eğer kamil bir mürih üstatının huzur ve riyabında edepsiz bulunursa onun aşkına, muhabbetine mani olur. Nur-u Zulnete de icaba ve manen uzaklaşmaya, faydası zarara dönüşmeye başlar. Nasıl olur? Şimdi huzurunda olduğu gibi bulunmadığı zamanda da eğer bu saygısız hali devam edecek olursa, onun nuru zulmete, karanlığa ve Rabbimize kavuşmaktan birçok engeller de hasıl olur. Artık bu kapı, ifade edildiğine göre kapanı, ona manevi bir uzaklık ve kaygısı zarara dönüşmeye başlar. Halbinde sevgisi kalmaz, muhabbeti kalmaz, ibadetle taate zevki azalmaya başlar.
Müminin Kararlılığı ve Kafirlere Karşı Şiddeti ne anlatıyor?
Müminin Kararlılığı ve Kafirlere Karşı Şiddeti kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Kamil, müminlerin dikkat edeceği hususlar. İbnü Hacer-i Heytemi Rahmetullahi Ali buyurdu ki, Allah'ın sevgili kullarını teberrük için inada etmekte bir mani yoktur fakat ruhun gelişimi için olursa mahzurdan salim değildir. Mesela bir doktora müracaat ettik. O doktor…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Aşklı muhabbetli iken bu aşk, bu muhabbet yavaş yavaş yavaş tükenmeye başlar, gözünden yaşlar kurur, Gözünden akan yaş akmaz olur. Dilinden çıkan o güzel sözler çıkmaz olur. Artık hali değişmeye başlar menfi oluyor. İster üstağzının tahtında kazayığyur bulunsun, ister bulunmasın. İster üstağzının hali değişsin, ister değişmesin yapmış olduğu bu saygısızlığın sebebi ile artık zarara doğru gitmeye başlar. Bunun şeklinin değişmesi, değişmemesi işi değiştirmez. Nitekim nakil olunduğuna göre İmamı Züfer rahmetullahi aleyh abdest alıyordu. İmamı Azam, Rahimehullah, İmam-ı Züfer'in üzerine uğradı talebesi olur tabii. İmam-ı Züfer, İmam-ı Azam'a kıyamet etti, abdest alıyordu. Üstazi için ayağa kalkmadı ve tazim yapmadı. Bu sebeple mezheple İmamı Züferin rivayeti zayıf oldu. Hatta İmaman diye tarif edilir. İmamı Yusuf ve İmamı Muhammed için kullanılan tabir imamandır. İki imam demek.
Yani ilme yetişmiş mübarek kimseler. İmamı Züfer Rahmetullah Ali Hazretleri daha üstün bir bilgiye sahip olmasına rağmen, abdest alırken üstağzının gelişinde ayağa kalkmadığı için, onun görüşü diğerlerine nispeten zayıf kabul edilir. Halbuki İmam-ı Azam'ın şokça dersine devam eden öğrencilerinden birisiydi. Hakikat adlı eserde beyan olunduğu üzere, bir kamil mümin için şunlara dikkat etmesi gerekir. Belki bu konu her yerde açılmaz ama bu gibi cemaate de konuşulacak husus budur. Yoksa siz de bunun şahitisiniz. Hiç abdest almayı bilmeyen insanlar var. Husül bilmeyen kimseler var. Elde, erken, hiç tanımayan kişiler var. Biz bunların şahidiyiz. Onları alıp bu konular konuşulmaz. Onlara itikadi konuları konuşun. Allah'ımızın sıfatlarından konuşulur. İsimlerinden konuşulur. Yüce kudretinden bahsedilir.
Bir öğrenci kardeşimiz, arkadaşlarını cuma namazı için teşvik edince bir tanesi der ki, gel kardeşim ben anamla babam da abdest nasıl alınır? Namaz nasıl gömülür? Bu zamana kadar görmedim de bilmiyorum de. Şimdi siz şöyle böyle bir çevrenin içerisinde bulunduğunuz için, tabii tanımıyorsunuz. Gittikçe bunlar da kayboluyor. Artık ahlaki noktalar kaybolmaya başladığı gibi, ibadetteki kaybolmalar bildiğiniz gibi değil. İtikatta da yanlışlıklar zuhur ediyor. İşte bunun için, bunun için bir çalışma yapıyor bilenler, cep ilmi haline kadar tespit ettiler ve bunun kitaplarını getirdiler. Bu sözle kalmadı. Arabanın torpidosuna konacak esere, piknikte okunacak esere kadar tespit ettiler ve kitaplar geldi. Neden? Öğrenilsin diye. Şu cemaat içerisinde istinca ile istibbrayı bilen var mı? Bak burada ilahiyatçılar var, onların üstesidir. İstinca ne demek? İstibra verilir.
Şimdi mahcup edilir mi Allah'ımızın sevgili kulları mescide gelmiş. Bu kendi kendimize bir sorgulama. İşte bunu cep ilmi halinde bir oturmamızda okuduk. İstinca nedir? İstibra nedir? İstinca necasetten yani huzurunuzda söylemekten de çekinirin. Necasetten temizlenmek, küçük ve büyük abdesttir. İstibranedir, kurulanmaktır. Bunlar olsun kitaplar mevcut, dövleniriz. Hadiika adlı eserde şöyle bir sıralama yapılmış. Kamil bir mümin, kalbinde üstadının ef'ali üzerine itiraz etmez. İşte şunu niye böyle yapıyor? Şunu niye şöyle ettin demez. Bunu yeni duymuyoruz biz. Bu on iki yaşında ilme başlayan, Mısır'da Eser üniversitesini bitiren, bunun dışında çok büyük talimde bulunan, ilimde yerine göre rüsuk sahibi dediğimiz, biz rüsuk'u da bilmeyiz. İlimde derinleşen kimseye Sami Ramazanoğlu Kaddafi Hazretleri bir müddet buyuruyor, bu eserlerin dursun bu Behçet-üs Seniyye'yi oku.
Bu şimdi okunan bir eser değil. Şam-ı Şerif'te basılmıştı, daha sonra da hafifletildi diyen yerde de çoğaltıldı. Kalbinde üstadının nefali üzerine itiraz etmez. Kalbi ise te'vil eder. Değinse nefsinde olan kusuru kendisine nispet diler. Siz şuna ne diyeceksiniz? Çokça duyduğunuz bir husus. Üstatlarımızdan birisi öğrencilerine der ki, şu evi yarın, çokça duydunuz bunu bilirsiniz siz, daha alasını bilirsiniz. Şu evi yarın, İçindeki balyaları diğer tarafa geçirin. Nedir bunun? Bu bir hırsızlık değil mi? Adamın evine yaracaksın. İçindeki balyalar neyse çuvallar, ne olduğunu bilmeyiz. Mutlaka kıymetli, kıymeti haiz değerler vardır. Onları alırlar, hiç itiraz etmeden bir müddet sonra harami hırsızlar girer, haber almışlar oradaki değerli eşyadan bakarlar hiçbir şey yok. Şimdi itiraz buradan durumdayız. Allah'ın bunlara kalbi bir gelinlik vermiş.
Siz gaz lambasından daha önce idare denir, onunla kaç santimlik yeri görebiliriz. Bir mum ışığı ile biz nereyi görebiliriz? Bir mum ışığının aydınlattığı yeri otuz santim olur. Bir idare dediğimiz, işitme aleti de belki otuz dört santim. Bir gaz lambası biraz daha fazla. Elektrik elbette ki onda. Daha aydınlık olacaktır. Bir projektör tarif edemezsiniz. Daha onun bir ötesini, ayın güneşin, yıldızın ışığını hiç tarif edemezsiniz. Allah'ımız Celle Celaluhu onlara Zikullah ile, rabıtalarıyla, murafedeleriyle, mükaşefe müşahede dinen, mükaşefe müşahede nedir biz bilmeyiz. Gönlün açılması demektir. Bilmediğimiz alemlere açılması demektir. Müşahede görünmeyenlerin görünür hale gelmesi demektir. Onunla bizim görmemiz bir olur mu? Cenabı hak Zümer suresinde, Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Allah'ımız gösterir.
Ondan dolayı, insan mektebinde olan bir kimsenin, üstazının hareketleri üzerine itiraz etmez. Eğer gücü yetiyor ise, ne kadar tevyi edebilirse etmeli, sonunda da kusuru kendisine bulmalı. Husudım bile atamayız. Hazreti Musa ile Hızır, kıssasına iktidar et, üstadına itiraz akdeh. Çok çirkindir. Kehf Suresi'nde Halid'i dem geçen bize bunu haber verir. Kehf Suresi'nde, altmış beşinci ay içinde. Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, kim bu? Şimdi Musa aleyhisselam bir hutbe girer etti, okuduk. Uhud Bey'i okuyunca, bu kendisinde bir gurur kibir olarak değil yalnız. Çünkü bir peygamberdir o. Hem de Ulu'l Azın peygamber. Kendisine kitap denilen bir peygamber. Tevrat'ın verildiği, vaheheb bir kul. Allah'ımız onu risaletle, peygamberlikle ve kendisiyle kelam kılmak suretiyle seçtiği bir kimse.
Acaba bu alemde benden daha malumat sahibi var mı deyince, Rabbimiz, kullarımızdan bir kul buldular ki ona katımızdan bir rahmet, vahiy ve peygamberlik vermiş, Yine ona tarafından bir ilim öğretmiştik. Musa aleyhisselam ona sana öğretilenden bana doğruyu bulmama, yardım edecek bir bilgi öğrenmek için bunu bana öğretmek için sana abi bulayım mı dedim. Buradan çıkacaksın dersler çok. Biz kalbimizin eğitimi için ne yapmışız? Ruhi eğitimi sağ olun Resulullah'ın varislerinden hakikat alimlerine teslim olmuşuz. Dedi ki bu kul, doğrusu sen benimle beraberliğe sabredemezsin. İç yüzünü kavrayamadığın bir bilgiye nasıl sabredersin? Sana bir söz söylüyor. O senin şu düşüncene göre, kafamıza göre bizim ters gelin. Sen dedi kafana yerileştiremeyecek. Gönlüne vukutamadığın bir meseleyi nasıl kabul edeceksin? O zaman dedi ki, inşallah dedi sen beni sabredenlerden bulursun.
Senin emrine de karşı geliyorum. Buradan dersler çıkarırlar. Derler ki, işte Üstad ağacının emrine karşı çıkmaz. Size ilmi kaideyi söyleyeceğim. Allah'ın izniyle. O kul eğer bana tabi olursan, sana bilgi verinceye kadar hiçbir şey hakkında bana soru sorma dedi. Ondan sonraki hadiseyi siz Kehf Suresi'nde okursunuz. Yine de sabredemedim. O çocuğu niye öldürdün? O gemiyi niye deldin? O duvarı niye deldin? Sonra tek tek tek tek haber dedi. Belki kafamıza takılabilir. Niye o çocuğu öldürdü? Takılır bu, okusak bilen. Dersin ki ya bu kıtal değil mi öldürdü? Allah'ımız onun canının o vasıtayla alınmasını takdir buyurdu. O takdirle vuku buldu. Onu Hızır aleyhisselam kendi eliyle yapmadı. Allah ona o şekilde ilham etti. Yani bu takdirin dışında bir iş değil, buna taparlara belki tez gelebilir. Hazreti Musa ile Hızır Aleyhisselam kıssasına iktida en, üstadına itiraz akpehtir, çok çirkindir.
Muhteris mazur olamaz. Ona mazursün dinlemez. İtirazdan neşret eden perdenin ilacı da yoktur. Eğer bir yara almışsa, bakın bazen bahçelerimizde meyvelerimiz oluyor. Dolu isabet etmişse, dolu isabet etmişse yaralı bereli. Eğer elmanın içerisine kurt girmişse, o patırtı patır görülür. Şimdi elma ağacının içerisine de uhk girmiş. Şimdi uhk girmiş. Ne yapar? O ağacın gücünü, kuvvetini, meyvesini koymaz onu. Artık siz benekten tutun, vesair hastalıklardan onun hali hali kalmaz çünkü yara almış. Eğer bir kurt sürüye girmiş de bir kolünün boğazına diş atmışsa ondan hayır gelmez. Eğer şeytan kurdu bizim gönlümüze girmişse, kötü niyetli insanların da fikir ve düşüncesi kalpünüze girmiş, bizi bozdusa bundan hayır gelmez. O nüvesini bozmuş artık. Ne olacak? Tam canı gönülden ebbe etmedikçe, Rabbimize teslim olmadıkça mümkün değil. Çünkü siz bayağı basit bir yolu ifade etmiyorsunuz burada.
Rasulullah'ın ashabını sallallahu aleyhi ve sellem yetiştirmiş olduğu bir yol bu. Esas bu. Bu itirazın zararı o mümin üzerine cahil olan aşkın muhabbetin kapanmasıdır. Ey mümin, devasa olmayan bu dertten saf. Şuna benzer. Şimdi bahse sulan gibi su kesilmiş, ne olacak? Bu biraz devam eder. Bunun dalın, yaprağı, yeşilliği, meyvesi devam eder. Ha bir müddet geçtikten sonra oradaki meyve kurumaya yüz tutar, kuru. Şimdi biz manevi hapları itirazla kapatacak olursak, gözümüzden akan yaşlar akmaz olur. Bir tabiat değişir, gönül değişir, hep aşkı muhabbetleri yeri arzu ederken dedikodulu yer daha kuş gelmeye başlar. Uygunsuz yerler daha şirin görür. Göz kurur. Halt kurur, haşyet kalmaz. Göz kuruduğunda yaş, harp kuruduğunda Rabbimizin azametinden titreme hali kalmaz. Azalar kurur. Nereler görmesin? Saatlere yürüyen ayak yürümez olur. Velhasıl kurur.
O bilemez der ki, yahu ben geceleri de kalkan bir kimseydim, şimdi namaz bile sabah namazımı bile kılamıyorum diyor. Aşk durmaz, içinde aşk durmaz. Yapsa bile sihir durmaz, değişir. Bu şartlardan biri mürid kendi ahval ile hatıratını gerek hayır ve gerek şey, şer üstadına izhar etmelidir. Zira ilacına bakmak için mutlak bir tabip gerektirir. Adana'da ilim çevrelerinden birisi rabıtmaya itiraz etti. Olabilir, olabilir. Onun mutlak şartlarını ifade etmek gerekir. Ayetlerle, hadislerle çünkü belirtmeyen bir konu bu çok karıştırılır. Bir hocamız da buna cevap bulmak için çok uğraştı. Çok meşgul oldu. Şair budur. O zaten rabıtayı nasıl inkar ediyor. İşte bunun Kuran'da delilleri var. Hadis-i Şerif'te delilleri var diye bir çalışma yaptı. Nasıl olduysa o esnada gönlünde bir pürüz oluşur. Geldi üst ağzınızı anlattı.
Dedi ki efendim benim aşkım da çoktu, muhabbetim de çoktu ve sevgimden dolayı, bu yola saygımdan dolayı ben bu inkar edilen hususa cevap vermek için uğraşıyorum. Nedense benim gönlümde bir kapalılık meydana geldi. Aşkım, şevkim, muhabbetim, teyzem, hanım. Buyurdular ki bu gibi insanlara cevap alıp gerekir. Tehdit Allah'ınızı yanıltmasın, dua edin, kurtuluşumuz için Halife Lemyezel'e yalvaralım. Bunu Necip Fazıl'nin bir ifadesi var Rahmet-i Zülal'i. Onu sizin huzurunuz olmakla birlikte, huzurunda bulunduğumuz büyüğümüzün de katında söylemekten hicap edelim. Siz oradan okursunuz. Üstadın keşfi var diye buna itimeden hallerini isarda, lahit bulunmamalı. Canım, üstatsa ruhun eğitimini yapıyorsa bilir benim halimi deyip yan gelip yatmamalı. Zira keşif bazen televvünü de, bazen hatayı da değişebilir. Bedriye söylemez.
Muhammed Bahaüddin hazretlerinin huzuruna gelen bir zat, bir tabak armut getirir. Armutlardan bir tanesinin kulpuna işaret var. İşaretler birisi. Der ki, eğer üstadımız ehil bir insan ise, o kulpunu işaretlediğim armudu gösterir. Armut gene. Onun gözüne bakar, der ki evladım eğer yeni gelen birisi olmasaydın, ben seni bu kapıya kabul etmezdim ama yeni gelen birisisin. Çünkü bir kimsenin büyüklüğü böyle keşifle kerametle ölçülmez. O istikamet eğer keşif keramet varsa müstakim insan da meydan eder ve onlar da bunu öyle ulu orta ifade etmezler. Gizlemeleri daha evladır. Karıştırın tabağın içerisinde o işaretlemiş olduğu kulpunu argın et, ah. Bir daha da böyle bir edepsizlik yapma. Şu kadar var ki hatayı keşfi sahih olsa bile bir kimse onunla amel edemez. Zünnun-u Mısri Hazretleri. Benim kalbime diyor bazen haller gelir. Ben kırk gün düşünürüm.
Bu acaba Allah'ımızın kitabına, sünneti Muhammediyeye uygun mu, değil mi diye, ondan sonra eğer uygun görürsem kabul ederim diyor. Bu kadar hassasım ben. Bize lazım olan Üstad'ın emrettiği şeyleri tevdi ile kalkmaz. İşte şöyle mi, böyle mi bunu tefsir et ve geciktirmeyerek mübadereti de. Derhal böyle müvazife onu yapar. Zira tevil ve tesvip, azam-ı kavatırdandır. Eğer bunu tevil etmeye başlarsa, yorumlamaya başlarsa, ondan sonra hiç bırakırsa yahu değil ama şimdi olacak bir iş değil. Şu anda olmaz ben yapamam gelirse, bu bizim Allah'ımızın muhabbetinden kesilmemizden, en büyük tehlikedir. Emrolunduğu zaman demek vazife bu, yerine getirilmesi gereken husus bu, bunu yaparız. Şartlardan sıralıyorlar. Üstadının telkin ettiği Tevrat ve Ezkar, teveccüh ve murakefe ile amel edip, terk ettirdiği Tevrat'ı bırakması icat eder. Zira feraset-i dustaz Cenabı Hakk'ın nurundandır.
Şimdi bakın Allah'ın izniyle, Esat-i El-Bili Hazretleri buyuruyorlar ki, keşif ve keramettense feraset daha üstündür. Çünkü o Allah'ın nurudur buyuruyor. O Allah'ın nurudur. Bunun feraseti, o kimsenin evlat ve ezkarı terk etmesini icap ettirmiyor. Yok ben terk etmem alıştım zaten böyle yapıyorum dememeli terk etmemdi. Kamil mümin nefsini halalik'in cümlesinden aktar görüp, nefsi için bir kimsenin üzerinde hak görmez. Bütün insanlardan kendisini aşağı görmeye çalışır. Buyurdur ya Muhammed Bahaüddin hazretlerine, efendim siz şu insanlarla nasılsınız? Estağfurullah. Onlar gibi biz Allah'ın yolunda gayret gösteremiyoruz der. Efendim işte şu MTF'lerle nasılsın? Estağfurullah. O meskul bir varlık değil ama Allah'ım onu nasıl halk etmişse, halk olunduğu şekilde hareket etmiyor. Mesela üzerine bir yük vuruyorsunuz onu götürüyor. Ben hangi müminin değerini, sıkıntısını yüklenip götürebiliyorum?
Daha ötesine geçmiyorum kalp tahammül gütmezüne. Vedavi umurdan hiçbir emirde nihayet, geleceği ihtiram ve tazinde telkin ettiği zikir ve kalbini tamirde ve gafleti ve havatırı tahtta üstasına hıyanet etmez. Zaten Rabbimiz emir olarak, Sakın ha, gafillerden olmayın buyuruyor. Zikrinde vazifesinde, tatmin bir iffetlik yapmaz. Zat-ı Ahabıyetten başka, Cenab-ı Hak'tan başka dünyevi ve uhrevi bir arzusu olmamalıdır. Öyle bir makam ki, fena, Allah'ımızın muhabbetinde yok varlığıyla varılıyor devam ediyor. Bir muradı olmamalı. Eğer Allah'tan başka bir arzusu olursa, o kamil müminin nefsinin, kemaline ve ahvaline taliptir. Bu nefsinin yükselmesini istiyor. Dünyevi de bir menfaat, ahiretten de bir menfaat ummamalı, Zuzay'ı Mevla için yapmalıdır. Üstad'ın emrine amti ve munkart olmalı, tam teslim olmalı. Hulefa onun artık görevlisi olan ve kendisinden daha önce olan hayırlı kimseye itaat etmeli.
Her ne kadar kendinin ilmi ve ameli onlardan fazla da olsa, kendisi daha çok batıl, daha çok malumatı var ama bir diğerinin de edebi, erkanı, ahlakı çok müstesna. Buna dikkat etmeli, riayet etmeli. Hiçbir kimseye gazap etmemeli zira gazap zikrin nurunu mahrum Türk kötü bir ispattır, şüphesiz. Münazaraya, mübahaseye ve cidale gitmemeli. Yani buna alışkın kimseler olur, karışmam. Girsiz mücadelelere, ilmi olur o müstesna. İlmi mücadeleler olur o müstesna ve o cennet halkası bilir. Bir şerri dini mesele, o meselede tartışılıyor. Bu olur ve bu çok güzeldir. Bizim halkımız da ekseriya hocalarının etrafında hep bu münazaraları duymuş ve onlardan birçok bilgiler elde etmişlerdir. Bu yersiz, dünya değil meselelerde münazara, nisyan ve kederi miras eder, unutkanlığı ve insanın kalbinde sıkıntılar meydana getirir.
Eğer müminden gazap vakti olursa veyahut bir kimse ile mübahase ederse istiğfar etme. Ben neden böyle yaptım, bilmem. Bakın Üstad-ı Ali'mize öğrencisi olan birisi bir sözsündür. Ona karşılık verdiğini zannetmiyorum, onun üzerine iç şiir yazar. Bunu siz zahiri ve batıni şifa tarifinde görürsünüz. Yer aşağı attın nefis diye başladın. Mavzerini sıktın nefis diye başladın. Halbuki o onun çocuğu sayılır. Çocuğu olan bir kimse kendisine münasebetsiz bir davranışta bulunmuş. Ona neden ben cevap verdim diye cevap verdiğini de bilmiyoruz. Verse bile, onun verdiği cevabı katiyen vermez öyledir. Çünkü bizim şahit olduğumuz, sıkıntılandıklarında insanlardan gelen ezada, mescide girip iki damla gözyaşı ile hallettiklerini biliyoruz. İki damla gözyaşı, karşı, karşılarına çıkıp da cevap vermemişlerdir. Tabi dini ölçüleri koruyarak, burada iki ölçüyü vererek tamamlandı.
Şimdi bizim ulema-i kiramımızın koymuş olduğu bir kaide var. Allah'a isyanda mahluka itaat yoktur. Bir de bunların gazaplanmaları, buna gazap denmez, gayret denir. Eğer bulacak olursa, Kafirlere karşı cihat et. O zaman öfken yok. Bu şer'in olan gazabın da yok. Nasıl mukabelede bulunacaksın? Vatanına göz dikmiş. Gelip namusuna, bayrağına kutsi değerlerine hücum ediyor. Ona karşı da mücadelenin yaparsınız. Münafıklara ve delil ve hüccet getirirler. Onlara karşı şiddet ruh. Onların barınağı cehennemdir ve bîsel-i nasip. Bu ne kötü dönüş yeridir. Muhammed Allah'ın Resulüdür sallallahu aleyhi ve sellem. Onunla beraber bulunan Ashab-ı Kiram, müminlere karşı şefkatli, kafirlere karşı şiddetlidir. Maide Suresi emri dört. Kafirlere karşı şiddetli, müminlere karşı mütevazi. O Tevbe Suresi'ndeki ayet-i celîlede, Mevla-i Zülcelal'imiz, onlara karşı müminin tavrını şu şekilde beyan bulunur.
Peki, Müminlere, Rabbimizin tavsiyesi, ey iman edenlere. Kafirlerden size yakın olanlara karşı savaşın ve onlar savaş anında sizde bir sertlik olsunlar. Diyelim İstiklal Halbimiz Çanakkale Muharebesi bu sertlikleri görmese nasıl düşmana karşı mukavele edilip zafer elde edilebilir? Onlara karşı şiddetli ve çetin olun sakın gevşeklik ve korkaklık göstermeyesiniz. Biliniz ki Allah korkaklıktan sakınanlarla beraberdir. Mülkü bu. Velhamdülillahi Rabbil aleminin Fatiha. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi serin sohbetini dinlediniz.