Mümin-i Kamilin Nitelikleri ve Firaset Anlayışı kaydında Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz buyuruyorlar, mümini kamili, yalnız burada bir kayıt da koymuş, mümin ama kamil bir iman. Mümin-i kamilin firasetinden hazer edin, sakınınız. Bu firaset anlayış, çok derin bir vukufiyet anlayış bu, bir nurdur aslında. Cenabı Hak'tan bir nur, onur ile sezmek. Zira kalbindeki nur-i ilahi ile esrarınızı…
Mümin-i Kamilin Nitelikleri ve Firaset Anlayışı ne anlatıyor?
Mümin-i Kamilin Nitelikleri ve Firaset Anlayışı kaydında Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz buyuruyorlar, mümini kamili, yalnız burada bir kayıt da koymuş, mümin ama kamil bir iman. Mümin-i kamilin firasetinden hazer edin, sakınınız. Bu firaset anlayış, çok derin bir vukufiyet anlayış bu, bir nurdur aslında. Cenabı Hak'tan bir nur, onur ile sezmek. Zira kalbindeki nur-i ilahi ile esrarınızı…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 16 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz buyuruyorlar, mümini kamili, yalnız burada bir kayıt da koymuş, mümin ama kamil bir iman. Mümin-i kamilin firasetinden hazer edin, sakınınız. Bu firaset anlayış, çok derin bir vukufiyet anlayış bu, bir nurdur aslında. Cenabı Hak'tan bir nur, onur ile sezmek. Zira kalbindeki nur-i ilahi ile esrarınızı keşfedeceği alem ihtimaldir. Sizin gönlünüze diyor biiznillahi teala onur ile vakıf olur. Bu müminde olan güzel bir hal. Bunu Es'ad-i Erbili Hazretleri zaten müellifi de Es'ad-i Erbili, Kaddesallahu Sırr-ı Hazretleri'dir. Buyuruyor ki kerametten firaset daha üstündür. Firaset, dediğimiz gibi derin bir vukufiyet anlayışı olur. Karşısındakini Allah'ın izniyle çözebiliyor, gösteriyor Cenab-ı Hak zaten. Bu da birçok anlayamadığımız konuları çözen bir Hadis-i Şerif. Ümmetim mübarek bir ümmettir.
Sözler aleyhissalatu vesselam Efendimizin mübarek dillerinden çıkıyor. Ümmetim mübarek bir ümmettir. Ashab-ı Kiram, tabiin ve tebe-i tabiin. Ashab-ı Kiram belli. Tabiin, Ashab-ı Kiram'ı gören, tebe-i tabiin, onu göreni gören müstesna olduğu halde rical-i ümmetin eslaf ve ahlakında hangisi hayırlı olduğu bilinemez. Aynı zamanda Es'ad-ı El-Bediüzzaman Hazretleri böyle itikadi konuları da çok güzel beyan buyuruyor. Ashab-ı Kiram müstesna buyuruyor. Onu görenler, onu görenleri görenler müstesna olmak suretiyle böyle ümmetin rical deyince biraz daha seçkin. Çünkü Kuran-ı Azimüşşan'da İslam'ül-Latü'l-hihim, ticaretatün ve la beyun anfikrillah, ilahi ilahaya rical erlerdir, Kıymetli kimseler, değerli kimseler. O ricalü'l-gayib bir ayrı. O ricalü'l-gayib'in özellikleri veriliyor. E birinci olarak halkın içine karışmıyorlar. Şöyle düşünelim, diyelim ki bir akrep veya yılan var.
Akrebin ve yılanın bulunduğu yere insan giremez. Bu sebeple ıslahımız ve irşadımız için çok az bir müddet bulunurlar, hemen ayrılırlar. Çünkü iç alemimiz müşahede edildiği için Allah'ımızın izniyle duramaz, daralır, bunalır. Çünkü ruhları Ruh-u Sultani olduğu için çok yüksek bir değerde ruha sahip çırpınmaya başlar ruhları. Böyle bir uygunsuz cemaatin içerisinde sabredemezler. Ondan halkın arasına kolay kolay girmezler. Sadece irşad ve ıslah yönünde. İkinci olarak gözlerinde kimse kötü olmaz. Allah'ımız yarattığı için ona dokunur diye Allah'ımız halk etmiştir. Yaratılanı yaratandan ötürü sevme duygusuyla bakarlar. Allah'ım yaratmış dediler. Mutlak bir hikmeti vardır dediler. Üçüncüsü de herkese nasihat ettikleri böyle bir ayrım yapmazlarmış. Bir de bunların kendilerine mahsus halleri olur. Onu biz ifade edemeyiz.
Seçkin bir kimse devamlı üst tabakalarla alakalı diyelim, sadat-ı kiram hazeratı ile alakalı başta Efendimiz aleyhissalatu vesselam ve Cenabı Hakk'ta da kalpleri her zaman merbut bağlı olduğu için müstesna kimseler. Allah'ımız onlara hayır nedir, şer nedir, onur ile de müşahede ettiriyor, gösteriyor. Burada beğen buyurulan, buyuruyor ki rical-i ümmetin, esnaf ve ahlakından hangisi hayırlı olduğu bilinemez. Bu diyor gelen hayırlı kimseler, evveli ve ahiri bilinemez. Yani velayet ve ulüvv-ü derecatı, velilik sırları ve derecelerinin yüksekliği, evliya-i kirama hasır caiz olamaz. Yani siz kalkıp da diyor şu veli, şu makamda, bu veli, bu makamda diyemezsiniz. Çünkü Cenab-ı Hak hiçbir zaman da füyuzatını kulları üzerinden eksik eylemez.
Sadaka Rasulullah, yevm-i kıyamette sırat köprüsünden geçer iken, nar-i cahil, cehennem ateşi, geç ya mümin zira senin nurun benim ateşimi söndürüyor diyerek mümin-i kamile hitap eder. Yalnız bu nur biraz sıkıştırır, daraltır gibi olmasında kolay değil. Onur müstesna, anlatamam. O kalbinden zuhur eder, azalarına sirayet eder. Ümmetimin kümmeliğini, böyle kamilleri, olgunları, seçkinleri, tabii seçilmiş takvaya göre seçilir, Cenab-ı Hakk'ın korkusuna göre seçilir. Allah'ımızı görür gibi Celle Celalühu, ibadeti ile seçilir, ihlası ile seçilir, mutlak bir seçkin durumları vardır. Bu bizim saydığımız hususları bizzat yaşarlar onlar. Biz takva deriz, biz dilimizle söylüyoruz ama onlar kalben ve fiilen onu yaşarlar. Ümmetimin kamilliğini yağmur gibidir. Ahirinden mi insanlar, hangisinden ziyade müstefid olacağı malum değildir?
Bu da halkımız arasında bu gerçekleri bilmediğimiz için ifade ediliyor. Fakat evveli mi sonu mu hayır da belli olmaz. Şu misal de veriyorlar yağmur yağdığı zaman diyelim bundan bir asır önce yağan yağmur, o günün toprağına hayat veriyor. Bugün yağan yağmur da bugünün toprağına hayat veriyor. Nasıl ki peygamberlerde değişik özellikler varsa nübüvvet olarak, risalet olarak aynı ama kendi aralarında dereceleri vardır. Blü'l azim peygamberler diyoruz ya kendisine kitap verilen peygamberler, bunun gibi velilerde de farklılıklar elbette vardır. Bir Musa aleyhisselam da olan özellik İsa aleyhisselam da olmayabilir. İşte hastalıklar da, baras alalı illeti hastalığı ölülerin diriltilmesi gibi bariz özelliği var. Musa Aleyhisselam dendiği zaman onun da daha ziyade hukuk üzerinde durulur. Seçkin halleri vardır her peygamberin.
Bunun gibi velilerde de birinde görülen özellik bir diğerinde görülmeyince o öyle değil deme hakkımız yok bizim. Allah'ımız da onu zamanına göre değişik tarzda kabiliyetlerle donatmıştır. Bunlar bize düşmek, bize düşen saygıdır, sevgidir. Çünkü böyle bir hale girersek çok yanlış yaparız. Hele bir buğuz hali o insanı bitirir. Bunu bize yine ilim meydanında gerçekten çok seçkin bir zat da haber verdi. Kuran-ı Kerim'de de var zaten. İki kimseye Cenab-ı Hak harp ilan ediyor, derdi. Var. Hadis-i Şeriflerde var. Kim velilerime düşman olursa, Allah ona harp ilan ederim, buyuruyor. O zaten gönül de çeker onu. Kalp daralır, bunalır, sıkıntılanır, huzur duyamaz. Sonra evinde meydana gelir. Daha sonra Allah'ım muhafaza etsin, en tehlikeli gün su-i hatime denir. Kötü bir netice ile ahirete gitmek bundan da daha ağır bir hal olamaz. Bunda şu misali verirler: Hz.
Hamza radiyallahu anh Efendimiz malum yetmiş parçaya cismi saadetini ayrıldılar. O anda aleyhissalatü vesselam Efendimiz buyuruyorlar ki keşke, Fatımaetüzzehra radiyallahu anha'nın devesine tekme vurmasaydı çok ağır olur. Böyle başta kolay gibi görünür. Hani ne oluyor bilmem falan. Ebu Cehne de hani ne oluyor? Dendi bir şey olmadı ama sonu Allah korusun. Bununla biz sakındırırız, çok çekiniriz. Müminlere saygı içerisinde olmak bilinmez çünkü. Cenab-ı Hak, Musa Aleyhisselam'a ya Musa benim velilerimle birisi vefat etti. Onu işte yıkayayım, defnedin, gerekli hizmetleri yapın buyurur. Tamamen onun adresini alınca girer o beldeye, sorar, dediler Ya Musa sizin öyle soracağınız bir kimse değil. Halkın en böyle istenmeyen bir kimsesi onu da biz ne yıkadık, ne ettik Bir dereye attık gittik. Allah'ımıza mı benim velilerimden buyuruyor. Demek ki, bilinemiyor.
O zaman çok güzel bir söz var halkımız arasında da her geceyi Kadir, her gördüğünü Hızır bil, artık sorgulama ve yargılama bize düşmez. O, Allah ile kendi arasında biz bir mümin olarak İslam'da nelere dikkat etmemiz gerekirse ona riayet ederiz. Zaten buğz o şahsına olmaz. Allah'ımızı yaratmış çünkü. Onu o şekilde halk buyurmuş. Kötü fiiline, onun şer'i mübin'e uymayan fiilinden dolayı bir nefret zuhur edebilir. Yoksa şahsına olmaz. Er-müminu Ekramu Alalahi min badılin mellahe iken, birincisi işte velilere olan düşmanlık, bu hadis kutsi okudun. İkincisi de bu faizle meşgul olanlar, faiz alıp verenler onlara da harp ilan ediyor. Cenabı hak Kuran-ı Kerim'de mevcut. Birinci cüzde baktığımız zaman görürüz. Kitabı Kerim'de Cenabı hak faizle alakalı olan ayet-i celîlede, Bakara suresinde beyan buyuruluyor. Mümini kamil olan kimse Allah indinde bazı melaikeden efdaldir.
Bu zaten bir kaide şeklinde de ifade edilir. Resul-ü beşer, Resul-ü melekten üstün olduğu. Böyle peygamberlerin, meleklerin peygamberlerinden daha açık bir ifade olsun, üstün olduğu. Kamil müminlerin de bazı diyor Es'ade Elbili Hazretleri, hadisi şeriften alarak bazı melaikeden üstündür. Bu üstünlüğünü şöyle anlatıyorlar. Melekler nurdan yaratılmış bir varlık. Onda sayılan kötü fiillerin hiçbirisi yok. Nur çünkü nurdan yaratılmış. Ey nefis yok, şeytan yok, onun artık halini değiştirecek dünya arzusu yok. Kötü niyetli insanlar yok. Nurdan yaratılmış varlıklar ama insan artısı da var, eksisi de var, şeytan var, nefis var, dünya var, şeytan sıfatlı insanlar var. Bunlarla yapmış olduğu mücadeleden dolayı. El-İslamu ya'lu ve la yuğali Ali İslamiyet daima ali ve galiptir, mağlup da olmaz. Bunu görüyoruz. Bu insanlar olarak yapılan, konulan kurallar var. Bu kurallar çok değişiyor.
Biz eskiye göre biraz ifade ediyoruz. Bugüne kadar ne kadar değişti hesap edemeyiz. Bir istatistiklerde, böyle araştırmalarda bir kuralın yetmiş beş defa değiştiği Allahu alem yetmiş beş defa ama İslam'daki bir kural değişmiyor. Diyelim onlardan bir tanesi, Ehem ile mühim bir araya geldiği zaman daha önemli olan seçilir. İki diş bir araya geliyor, daha önemli olan diyelim bizim dünya işlerimiz de var. Bunun yanında diyelim ezan okunmuş, namazda kılacağız. Ne yaparız? Namazı tercih ederiz. Bunun gibi. Bu değişmez. Değişmez kaidedir. İslam her yönüyle ali ve üstündür. Kitabı Kerim'imiz diyelim hiç değiştirilememiş, değiştirenler de en sonunda çok büyük sıkıntılara uğramıştır. Kuran-ı Kerim'i böyle sayılara göre hesap etmeye kalkanlar oldu. İşte iki ayet fazildi denildi. Sonları çok acı oldu. Değiştirilemez Kuran azimüşşan. Biz bunu cahiliye devrinde de görüyoruz.
Müşrikler kendi kafalarından biz de dediler Kuran'ın benzeri sözler söyleyeceğiz, hep gülünç oldu. Mümkün değil yerine gelmesi. Bunu bir Fransız'da ifade etmiş. Yine Esad Erbili Hazretleri alıyor bu konuyu. Diyor ki bir kıran, bir insan semavatı ben yaptım dese inanırım diyor ki mümkün değil. Burada bir gerçeği vurgulamak istiyor ama diyor Kuran-ı Azimüşşan'dan bir kelimeyi ben koydum diyecek olsa inanmam diyor, yapamaz diyor. Buna Esad Elbili Hazretleri bir gayrimüslim de olsa haklı söylemiştir, buyuruyor. Değiştirilememiştir. Kuran-ı Kerim ile uğraşılmış zaten ama mümkün değil. Bak değişmiyor. El-İslamu ya'lu ve la yuğ- Ali İslamiyet daha ima üstündür. Allah'ımızın koymuş olduğu esas Fetih Suresi'ndeki son ayetlerde de var. Allah'ımız Habibini sallallahu teala aleyhi ve sellem risaletle ve hidayetle göndermiştir. Onun Allah'ımızdan getirmiş olduğu esaslar bütün esasları fevkındadır.
O zaman bize düşen sarılmak Elhamdülillah. Kitabı Kerim ortamızda, önümüzde, Hadis-i Şerifler önümüzde, şöyle bir düşündüğümüz zaman diğer peygamberlere gelen esaslarda bir sınırlılık var ama Kuran-ı Kerim'de uçsuz yapacaksın. Her türlü konu var. Daha tabii çözülememiştir Kuran-ı Kerim, hadis-i şerifler var, sarılacağız ve insan huzur da duyar. Kitabı Kerim'e sarıldıkça bir tat gelir. Elhamdülillah der, böyle bir esas Allah'ımız koymuştur. Diyelim biz burada namaz kıldık. Duygumuz, düşüncemiz herkesin kendine göre, kalbindeki nura göre değişir. Eğer varsa kalbimizde nur, gerçek müminlerde şöyle bir duygu hasıl olur. Namazı bize emreden Allah'tır der. Bu duyguyla kılar. O zaman yatağın da neden yatmasın? Mümkün değil. Emreden Allah bunu bana der. Gelişi güzel bir kimsenin emri değildir Allah'ın. Emridir diye canı gönülden koşar bile. Şevkle yapar, muhabbetle yapar.
Sünneti Muhammediye'de de öyle. Dediğimiz gibi gönüldeki nura göre değişir. Bunu Fahreddin Razi hazretlerinde görüyoruz Rahmetullah Ali. Böyle bir namaz niyetinde tekerrıp kelimesini ifade ediyor. Allah'ım sana yakınlık için diyor. Namazı kılıyor ama böyle bir yakınlık, Cenabı Hakk'a yakınlığı istiyor. Şöyle düşünelim biz ibadet ve taatten nasip almak. Bu önemli. Böyle görüyoruz halkımızın bir kısmında güzel bir adet. Böyle Türkiye'den başlıyorlar. Vilayet vilayet, il il velilerin kabrini ziyarete gidiyorlar. Güzel bir adettir bu İbret almamız için yalnız huzuruna vardığımız velilerin o güzelliğinin bizde yansıması lazım. Diyelim Hacı Hasan Efendi Gabbdesallahu Sır'ı, güzel ahlak sahibi. Hazreti Osman'ın haya duygusu galip onda. O bizim gönlümüze yerleşecek. İşte gelip, tabii güzel elimizi kaldırıp Allah'ımıza yalvarıyoruz.
Bu mübarek insanın sana yakınlığı hürmetine, bize de manevi güzellik lütfet diyoruz. Onun sana olan kurbiyeti, yakınlığı, velayeti, senin razı olduğu, senin razı olduğun amelleri hürmetine bizi bağışla diyoruz. Bak, kendi şahsını vesile etmiyoruz. Allah'ımızın rızasını bulduğu yönlerini vesile kılıyoruz ve onu biz ne yapacağız? Bize yansıyacak o, biz ondan nasipleneceğiz. Diyelim Sami Efendi Hazretlerinin huzurundayız. Onda öyle bir edep var ki İslam'ı çok ince hassas bir şekilde yaşamıştır. Bizim gördüğümüz bir şeker tutuyordu, şöyle eliyle vermiyor. Şöyle bir eliyle değil, bir diğer elini o elin altında tutuyor, şu şekilde. Bunu gördüm daha başka ne güzellikleri var, onu ifade edemeyiz biz. Namaz kılışını gördüm. Böyle Tahiyyat'ta mübarek ayaklarını tam doksan derece. Öyle bir dikiyor ki, öyle kılıyor. Abdest alışını da gördüm. Abdest alışını ta sonra fıkıh kitaplarında müşahede ettim.
Göze su vermek. Hiç bizim bildiğimiz bir şey değil. Böyle abdest alıyor. Hele insanın sıkça dışarıya çıktığı o şifalı sulardı. Böyle herkes yapar mı bilmiyorum, çok sıkça çıkınıyor ve elinde de böyle silinti bezi bulunuyordu. Çıktığı zaman hem su ile hem sabunla ondan sonra da o biz ile de koruluyor. Onu da yaz günüydü, böyle asılacak bir yere, insanın görmediği yere basıyordu. Şunlar hatırımıza geliyor. Hz. Ömer dedi ki radiyallahu anh, ya Ebubekir bize dedi zor bir iş bıraktın. Biz dedi senin gibi nasıl riayet edebiliriz. Çok müstesin. Bizim bu böldüklerimiz. Gözüne böyle tekrar su alıp o çukurdaydı zaten. Gözüne su verdiğim. Bunun yanında çok anlatamam yani bunu çıkaramam ki. O yemek anında gördüğüm var. Böyle devamlı önüne bakıyorum. Onu görün. Devamlı önüne böyle yemek yerken sağına soluna, soluna, öne, arkaya baktığını görmedim.
Sonra insan böyle elbise olarak giyerken, düğmesini üst tarafa getiriyor. Çok müstesna. O eski dergahlardaki güzel adetleri yaşadığını gördüm. Böyle iğne, iplik, makas, sonra yazı yazmak için birkaç böyle beyaz kağıtlar, kalemler, zaruri olan ihtiyaçları böyle bir biz çatal iğne diyoruz ya, onların neleri çantasında muhakkak bulunduruyor. Sonra bir tarafa yönelirken böyle başını döndürerek bakmıyor. Bütün vücuduyla bakıyor. Bizim gördüğümüz bu oldu. Alim bizzat, ben diyor yillarca kürsülerde abdesti anlattım. A diyor abdestini almasında bizi diyor tayin ettiler. Abdesti o zaman gördüm diyor. Bunu yine üstadımızın şoföruydu. Bana dediler ki diyor abdest hususunda sen yardımcı oluna. Şunu gördüm diyor. Ben suyu diyor, fazla açarım abdest alırken öyleydi diyor durum. Baktım diyor bir eli böyle muslukta ağzına su verdikten sonra kapat veriyor.
Diyelim mübarek burunlarına su veriyorlar, verdikten sonra kapatıyordu. Başını mesh ederken kaplama bir mesh yapıyor. Ondan sonra diyor anladım ki suyu gelişigüzel harcayamayız. Yatışını da gördüm. Böyle kaydıyla sonra bir çadır koyuldu. Kendi artık sohbet ettiği çadırları vardı. Bir de ayrıyeten çadır, çok böyle muhabbetimi bildikleri için efendimize bir bak dediler. Küçüğüm zaten. İlkokul ilk sınıflardaydı. Bütün şöyle baktım, şu mübarek sağ elini böyle sağ yanaklarına koymuşlar. Sağ yanaklarına koymuşlar, Koymuş sonra mübarek ayakları, derili toplu, onu zaten hayatında anlatıyorlar. Son hastalıkları müstesna ayağını hiç uzatmamış. Hatta vefatında öyle bir İslam'ı ince yaşıyor ki toplu bir vaziyette ta ki Ravza-i Mutahhar'ya getirildiğinde kendiliğinden uzandığını gördük diyor. Uzatmıyor. Daha çok hususiyetleri var. Hani bizim görebildiğimiz, görebilirsek. Ne olacak ziyaret ediyoruz.
Gittiğimizde bu İslam'ın edepleri bize yansıyacak, onu ziyaret edince. Diyelim ki Sadi El-Bida Hazretlerini ziyaret ettik. Büyük bir aşık kendisi, peygamberimize sallallahu aleyhi vessellem. Bunun yanında, Aleyhissalatü Vesselam Efendimize, o muhabbet bize yansıyacak. Biz bundan nasipleneceğiz. Bu bir misal. Namaz öyle, oruç öyle, hac öyle, zekat öyle, Gözümüzün şöyle bir dünyaya baktığı zaman gözün nasibi çok önemli. Gözün nasibi eşyanın sırlarına müşahit, şahit olabilmek. Eşyanın sırlarını görebilmek. Mesela kulağın duyduğumuzda Hak kelamları duymakla birlikte kulağın nasibi nedir? Eşyanın zikrini duymak. Çok. Diyelim Kuran-ı Azimüşşan okuyoruz okuduğumuz Kuran-ı Kerim'in nuru bizim gönlümüze gidecek. Bunun gibi. Bu güzel oyları kapabilmek, nasip alabilmek. Ashab-ı Kehf'e giriliyor. Bak bir de nasip alanlara bakalım. Bir de beynimize şu yerleşmesin. İşte bu onlara mahsus.
O nefsin büyük bir bizi aldatması şeytanın ihivasından başka bir şey değil. İşte belli bir zümre bunu yaşar diyemeyiz. Hepimiz için Allah'ımızın kitabı belli bir zümreye inmiş değil, hepimize inmiştir. Hepimiz buna dikkat edeceğiz. Ziyarete girmişler, Samidendi hazretlerinden söyleyeyim. Pürük yediklerinde kerahat vakti olmamış ama öğleden sonra girmişler, neredeyse kerahate girmemiş. Buyurmuşlar ki Ashab-ı Kehf bize kendi hayatını yaşattı. Çünkü üç yüz dokuz sene kaldılar. Ne kadar kalındı deyince bir gün veya bir günün biraz azı. Halbuki üç yüz dokuz sene. Bize diyor nasiplenince böyle oluyor işte. Bu hali yaşattılar böyle. Bakıyoruz onların ibadet ve taatteki gayretlerine, çabalarını dünce bir konu oldu da dedim yorgunluk bizde der. Yorgunluk bizde. Bir Hacasın Efendi'nin hastanede kalışı, hastane neredeyse tebliğ ve davet ocağı oldu. Doktorlar birbirleriyle yarış yaptığını gördüm.
Ben göreceğim, sen göreceksin. Bir vesile ile görmeye çalışıyor. Bir öğüt nasihati dinleyelim diyor. Diyelim burada rahatsızlıkları vardır, çok ciddi rahatsızlıklar hem de. Şunu diyeyim, bu çok bu zaten. Böyle camiye gelemedi. Gelemedi, konuşacağım. Böyle battaniyeye sarıldı. Buraya geldi. Konuşamayınca bir dua etti. Bırakmıyor Allah'ımızın kullarına hizmet için. Bu nasiplenmek. Onlar Allah'ımızdan nasip almış, kalplerinde öyle bir hal var ki o tecellilerdir o. Bak Allah'ımızdan nasıl bir nasip içerisinde onlar. Cenabı Hak kendi ruhundan ruh üflüyor. O ruhun içerisindeki değerler tecellilerdir. İlahi manevi dostlardır, ilhamlardır. O, anlatılamaz. Onu yaşayanlar bilir ve dinlerseniz o bantlardan hele geçiyor. Biz diyor Bayezid-i Bistami Hazretlerinin huzuruna vardık. Diz dize oturduk diyor efendi hazretlerimiz. Diz dize diyor. Aldığım tadı diyor tahrif edemem.
Sonra diyor, o ilahi kokular dünyada yok diyor. Demek nasip alıyor. Diyelim biz tesbihat yapıyoruz, Subhanallah diyoruz, Elhamdülillah, Allahu Ekber. Onun hepsinin ayrı ayrı bir tadı var, lezzeti var. Şuradan daha iyi hesap ederiz. Afiyet olsun şimdi içersiniz. Diyelim bir çorba, çorbanın bir tadı var. Diyorsunuz bu ayran aşı diyoruz mesela. Bu diyoruz mercimek. Bu şerhi, çububat bak tadını alıyoruz. Bunun nasıl tadını alıyorsak bununla kıyaslanmayacak şekilde o rabıtanın bir tadı var, o murakabenin bir tadı var. Bu tadı alanlardan bir tanesi Esad El-Fatiha Hazretleri'ne yazıyor. Efendim diyor, rabıta da sizin diyor böyle sadrınızdan yukarı yeşil bir nur olarak müşahede ettim diyor. Buyuruyor ki, fenafir resulullah da yok olma onun muhabbetinde, buna erişmişsiniz diyor. Diyelim o murakabelerde neden? Öyle oluyor ki doyamıyor. Üstadlarımız içerisinde beli bükülü olanlar var.
O da murakebenin diyor çokluğundan nasıl bir huzur duyuyorsa onun tarifi yok, dünyalarda yoğun tarifi. Yok. O uhrevi bir zevk. Hatta Esselamü ve erime en hafe makama rabbiye Cenneten ayet-i kerimesinde diğer ayet-i kerimelerde var. İki cennet deyişini o huzur içerisinde olan bu nasiplere nail olan kimselerin duyduğu lezzet, manevi haller yaşıyor. O yaşadığı hal cennetin yemesi, içmesi, nikahı, menkuat bunlarla hesap edilemeyecek şekilde müstesna bir hazzın, lezzetin içerisinde. Öyle olmasa der mi, Hacı Hasin Efendi Hazretleri, kabir bana kavurma gibi kokuyor diye hangimizdir? İşte bu edeple edepleneceğiz. Allah'ımızın kullarına saygılı olmaktır. Eğer bu saygıyı göstersek içimize bizim bambaşka tat da gelir. Bir kimseyi ıslıkla alaya alıyorlar. Gördüler mi ıslık adam rencide oluyor. Çocuğu da çoluğu da büyüğü de küçüğü de gördüğü zaman alay Artık bıkmış bundan o kimse.
Demiş ki Hacı Hasan Efendi bana Ahmet amca diyor demiş. Dayanamamış. Siz bana ıslık çalıyorsunuz, eğleniyorsunuz, gülüyorsunuz ama demiş o bana Ahmet amca diyor. Bu Allah'ımıza muhabbetten gelir, ondan aldığı hazdan gelir, o nasipten gelir. Allah'ımız bize öyle hazlar, öyle nasipler vermiş ki kendi ruhundan ruh üflemek suretiyle insan muttasıl değil. Çünkü o hiçbir şeye benzemez ama munfasıl da değil, ondan ayrı da değildir. Adem'in çamurunu kendi elimle kardım diye buyuruyor. Bu insana birden büyük bir değer. Cenabı Hak bizim hiçbir şeye zatından başka bir şeye dönmemizi istemiyor. Ben sizi davet ediyorum, siz başka yerlere dönüyorsunuz buyuruyor. Hani bambaşka özellikler vermiş. Öyle ki telefonunu Cenabı Hak çok sevdiğimiz kimseler oluyor. Telefonunu bir verse de konuşsak diyoruz. Telefonunu vermiş Cenabı Hak. Biz kulumuza şah damarından daha yakınız.
E telefonun çekmediği yerler de diyor. Şarjı tükeniyor. Ondan sonra araya bir engel geliyor. Telefon bir türlü çekmiyor. Yani bu nefis engellerini kaldırmadıkça münasebet kuramıyoruz. Diyoruz ki cemaat o kadar fazla olmuyor, az ol hep bunlardan oluyor. Nefsin engelleri var. Ondan sonra şarj tükenmiş. İçimizdeki muhabbet şarjı tükenmiş. Allah'ımıza aşk şarjı tükenmiş. Resulullah'a sevgi sallallahu aleyhi ve sellem şarjı tükenince böyle olur. O konuştuğumuz rahat ve içinde öyle bilgiler var ki hadis kitapları neredeyse bir telefonun içine kaydedilmiş, tefsirler kaydedilmiş, çok muteber eserler kaydedilmiş. Eğer bizim şarjımız tükenmese Allah'ımıza, arş, muhabbet şarjı tükenmese, e çalıştığı zaman öyle alemleri gösteriyor ki bu alemler onun yanında bir damla bile kalmaz ve hayran kalıyorlar. Hala hayret diye bir makam var. Bunu Mevlana'mız hamuştur. Hamuş dili durur.
O gördüğü manevi hallerin karşısında bakar kalır, konuşamaz. Çünkü onu tadıyor, onu yaşıyor. Bunu Yunus Emre ne güzel söyler Rahmetullah aleyh. Bilirler hod haber vermezlerdi, Görür ol. Bize de dua ederler inşallah, kurtuluşumuza dua ederler. Hacı Hasan Efendi Hazretleri sohbetinde şu sözü çok söylüyor. Neden söylüyor? Dünyayı, Konya'yı anlamadan çekip giriyoruz. Çünkü bu sırları verecek kimseyi bulamıyor. Bulduğuna döküyor zaten. Birisini kalben de döküyor. Mübarek diliyle de döküyor. Gönül artık en büyük nimet, ikram da gönüldendir. Anya'yı, Konya'yı bilmeden geliyoruz diye bunu niçin söylüyor? Biz diyor, sadece şu gözümüz nedir? Bu dünyayı görüyor, bu gözümüz ama Cenabı Hak, Hac suresinde kırk altı. Ayet-i celilede, bu gözler kör olmaz ama kalp gözleri kör olur, buyuruyor. O gözler kırıldı mu o gözde görünmeyen alemleri görüyor.
Bizim eğer o alemleri görecek halimiz olsa imanımız çok müstesna olur ve bu uzar. Nasip alabilmek. Daha çok bu konuda şu misali veriyorlar. Daha bu Covid-on dokuz diyoruz ya bu hastalık geldiği zaman koku alma hastası bir kısım insanda kalmadı. Bu virüsten dolayı koku alamıyorum diyor. Neden? Bu hastalık zuhur ettiği için. Böyle nefsani hastalıklar olunca bu nasip almayı da bilmiyoruz. O ilahi alemle onların halini, ahvalini ilahi kokularında duyamıyoruz. Evvela bu nefsani halleri yok etmemiz gerekiyor. Yok etmemiz. Çünkü Cenabı Hak nefsinizi terk edin ve bana gelin buyuruyor. Ondan ameller karışık oluyor. Kurtulursak temizlenmiş oluyorum. Arı ve duru oluyor. Cenabı Hak da zaten arı ve duru olan taatleri kabul ediyor. .Kalplerimizi de arıtmamızı Emtehanallahiuhu vehumdi takva ile kalpleri deniyor. Ancak müttakilerden kabul ediyor.
Yani bir beşer dahi, katıklı olan bir hizmeti bile kabul etmiyor. Anlatıyor o anlatan, burada evla da olsa gösterdi, bugün göremedim. Biz diyor beraber, Bacasin efendi ile yaylada bulunduk. Şimdiki gibi tüpler neler yok. Ocaklar var ya bizim onlar yok. Herkes odun ediyor, işte topluyor, getiriyor onunla yiyeceğini, içeceğini, böyle sütüyse onu pişiriyor, yemeklerini öyle, suyunu ısıtacaksa o getirmiş olduğu odunlarını, nelerine istifade ederek hazırlamış oluyor. Diyorlar ki, biz gideriz toplarız ama Yasin efendi diye bunu yaptıramayız. Bu mahalleler bile öyle oldu. Bir inşaat yapılıyordu. Her ev şu kadar taş hazırlayacaktı. Dediler ki Efendi Hazretlerine bunu yaptıramayız. Biz kendimiz ona bu hizmeti yapar, yoramayız dediler. Ortada öyle olmuş. Demişler biz topladığımız odunların bir kısmını verirsek ihtiyacı giderilmiş olur.
Altı kişi, yedi kişi yalnız onlardan bir tanesi demiş ki ben kendi artık zahmete girerek topluyorum. Ne hakkı var demiş. Bak diğerlerinden tanıdığı için, o da koymak isteyince hemen sen dur demiş. Diğerlere koymuşlar ocağın kenarına. Tabi onunla beraber olanlar hemen anlamış. Çünkü itiraz etmiş. Ben demiş kendime ait, Sen almıyorum demiş. Sen götür. Bak bir kul olarak oradaki kötü niyeti biiznillahi Teala sezerek kabul etmiyor. Bu Allah Celle Celalühü Cenabı Hak amellerimizi artık tahrif edemeyiz, ona malum olan hususu. Yalnız Sami Efendi Hazretleri, musahabelerde geçiyor. Ameller diyor Cenabı Hak katına giderken, böyle bir aman Semane gibi düşünmeyelim, o bizim bilmediğimiz bir şekildedir. Melekler kontrol eder, gıybet varsa, hasetlik varsa, vesair kötü huylar varsa yüzlerine çarpılır diye. Bu namaz hakkında bile öyle hadis-i şerifler var.
Namaz kılarken kişinin sağ ve solunda iki tane melek buyuruluyor. Eğer riyalı, kibirli, ucuplu, benlikli olursa gözüne çarpılır diyor. Buralara dikkat edersek aldığımız derslerle nelerdir arıtılır. Allah'ımız nefis var, Halk buyurmuş. Şeytan var. Ama bunlara karşı dünya var. Şeytan sıfatlı insanlar var. Donanımlı yaratmış insanı. Bunlar var ama bunlara karşı insanın silahları da var. Şeytana karşı silahı da hazırlamış Cenabı Hak. Ey mümin kulum, eudi besmele ile ve inme yenzagannekemineşşeytani nezun feszaibillah. Gayet celleçiyle korunabiliyoruz. Nefisten, nefse karşı korunmamızın da silahını vermiş, ona olan muhalefet dediğini yapmama. Ondan sonra, diyelim dünya, dünya muhabbetine karşı da hep ilaçları vermiş. Ölüm düşüncesi. Sonra kötü niyetli insanlara karşı esaible, ve kunu maassadikin sadıklarla beraber olun.
Böyle ayet-i celilelerde olduğu gibi Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam da ehadîsi Muhammediyyesi ile ümmet-i Muhammed'e öyle bir düşkün ki ayet-i celilelerin tefsiri mahiyetinde, sünneti Muhammediyyesi ile hem kendisinin uygulaması, bunun yanında tavsiyeleriyle hep bizim bu düşmanlara karşı nefis, şeytan, şeytan ispatlı insanlar, zahiri düşmanlara karşı silahlar verilmiş Esselamüve ve aiddu lehüm messatatum min kuvve. Ehli küfre karşı da hazırlıklı olmamız gerektiğini işte savunma sanayii vesairleri, bu SİHA'lar vesairler. Hep bunları da Cenabı hakk'ın emri bu bize. Güç ve kuvvet hazırlayın buyuruyor. Nefsimize karşı güç ve kuvvet, aldığımız evrad ve ezken ruhumuz güçlendiği zaman yaklaşamıyor bile. Çünkü ruhunda bambaşka bir güç var. Ondan sonra da ruhtaki bu güzellikten dolayı nefis itaat etmeye başlıyor.
Öyle oluyor ki İmam-ı Gazali'nin buyurduğu gibi, Rahmetullah Ali, nefsin izzeti var, buyuruyor. Öyle bir nefis hale geliyor ki Allah'ımız hitap ediyor nefse. Aynen Musa Aleyhisselam ile konuştuğu gibi kekelami Musa Aleyhisselam buyuruyor, Es-Samü Ya iyyetüven nefsul mutma inne Ey huzura eren nefis, dedem Rahmetullah Ali Hazretlerinin irtihalini başında bulunanlar anlatıyor. Diyorlar ki Şeyh Mustafa Efendi Hazretleri, vefatında diye, Allah-u Ekber, Allah-u Ekber, Allah-u Ekber, Allah-u Ekber, Allah-u Ekber, Allah-u Ekber, Allah-u Ekber, Allah-u Ekber, Allah-u Ekber, Allah-u Ekber, Allah-u Ekber, Allah-u Ekber, Allah-u Ekber, Allah-u Ekber, Allah-u Ekber, Allah-u Ekber, Allah-u Ekber, Allah-u Ekber, Allah-u Ekber, Allah-u Ekber, Allah-u Ekber, Allah-u Ekber, Allah-u Ekber, Allah-u Ekber, Allah-u Ekber, Allah-u Ekber, Allah-u Ekber, Allah-u Ekber, Allah-u Ekber,
Kaynak: Genel
Mümin-i Kamilin Nitelikleri ve Firaset… | Mihmandar