Sultanü'l arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu Sırrahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin Biçici. Kıymetli dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde sizlerle birlikteyiz. İnşallah bu programımızda Mahmut Sami Ramazanoğlu GaddeSallahü Sirrahü'l Aziz'in Mükerrem İnsan isimli eserini sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Allah'ın izniyle bu eser dikkatle okunmak ve tatbik edilmek için yazılmıştır. Cenab-ı Hak'tan ihlas, teslimiyet, istidat, gayretle muvaffak olmamızı dileriz. Cenab-ı Halık Teala VETEKADES Hazretleri milyarlarca mahlukat ve mevcudat içinde insanı en güzel kıvamda mümtaz ve mükerrem olarak yaratmıştır.
Ayet-i kerimede Hakikaten biz insanı ahseni takvim üzere yarattık buyurulmuştur. Keza Biz Adem oğullarını mükerrem kıldık buyruluyor. Bu mükerremiyet insana takva muvacehesinde ihsan olunmuştur. O da Sizin Allah indinde Allah katında en mükerreminiz en muttaki olanınızdır ayeti ile belirtilmiştir. İtika Allah'a şüphesiz inanmak, emirlerini tutmak, nehyettiklerini yapmamak, iyi sakınmak, tam korunmak, vikayesine, korumasına girmektir. Kevni kanunlara muvafık hareket etmek, musahhar kılınan eşya ve kanunlardan meşru olarak istifade etmek, haramdan kaçınmak, helale rağbet eylemek, aksi halde azaba düçar olunacağını bilmek ve dehşetli hallerin zuhurundan korkmaktır. Mübalağa ile en çok ittika edendir, etka. İnsanın bütün mevcudiyetiyle Hakk'a yönelmesi, her an Allah ile olmak şuuruna ermesidir. İşte bu insan en mükerremdir.
Yoksa türabi yani topraktan gelen hayvani ve zulmani bir cesetten ibaret olan hayvanı natık konuşan canlı tabir edilen mevcuda mükerrem ıtlakı mükerrem olarak adlandırmak caiz değildir. Bu vücut koyun gibi yer, içer, uyur, ölür. Mükerrem ıtlakına şayan olacak beni Adem, ancak talim-i nefs ve tehzibi ahlak ile tezyin-i zahir ve batın eden hadiman-ı seraperde-i şeriat ve mahreman-ı nazeninan-ı tarikat olan bahtiyaran-ı ümmettir. Böyle bir varlık insani, ruhani, nurani vasıfları haiz, hitabı ilahiyeye mazhar bir varlıktır. Ayetteki Murad-ı Sübhani de budur. Böylece en güzel kıvamda ve mükerrem sıfatta yaratılan insanın nefsini tezkiye, kalbini tasfiye etmesi lazımdır. Kuran-ı Kerim'in beyanına nazaran insanda altı nefs mertebesi vardır.
Nefs-i emmare, Yusuf Suresi'nde geçmekte, nefs-i levvame, Kıyame Suresi'nde, nefsi mülheme, Ve Şems suresinde, nefsi mutmainne, nefsi ra'lıye ve nefsi mağdıyye, surei fecirde geçmekte, bu şekilde beyan olunmuşlardır. Bunların tarifleri şöyledir, nefs-i emmare, hakkın emirlerine uymayan, menittiklerini fütursuzca yapan şeytana uyan, keyfine, zevkine, günaha düşkün nefistir. Cühhela, Suffeha ve Erbab-ı Measinin nefsidir, günahkar insanların nefsidir. Nefs-i levvame hakkın emirlerine kısmen uymayan, men ettiklerini bazen yapan ve yaptığı zamanda pişman olan, kendini zaman zaman kınayan, levmeden nefistir. Hasenatıyla mesrur, seyyiatıyla mahzun olan nefistir. Nefs-i mülheme hakkın emirlerine mümkün mertebe uyan, men ettiklerinden mümkün mertebe sakınan ve bu hallerinden dolayı bazı ilahi ilhamlara nail olan nefistir.
Nefs-i mutmainne hakkın emirlerine tam uyan, men ettiklerinden sakınan kuvvetli iman ve itminan sahibi nefistir. Arif-i billah olan takva ve yakin ashabının nefsidir. Bunlar hitabı ilahiyeye mazhardırlar. Ayet-i kerimede Ey itminana ermiş nefis, sen Rabbinden, Rabbin de senden razı olarak Rabbine dön. Kullarımın arasına katıl ve cennetime gir buyurulmuştur. Görülüyor ki mutmainne'den aşağı derecedeki nefisler hitabı ilahiye layık olamamışlardır. Ancak itminana ermiş olan nefs-i mutmainne Radaye ve Mardıyye nefisleri Hitabullaha mazhar olmuşlardır ve Allah mutmainne nefis sahiplerini Radaye ve Mardıyye makamlarına davet buyurmuştur. Bu davete icabet insana talim, terbiye ve seyr-ü süluk gerektirir. Nefsi raldıyye, her vechile Hakk'a yönelen, daima Allah ile olmak şuuruna eren, hikmetine ve hükmüne ram olarak Hak'tan razı olan nefistir.
Ayet-i kerimede Andolsun sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da mallardan, canlardan ve mahsullerden yana noksanlaştırma ile imtihan edeceğiz. Sabredenlere rızamı müjdele buyurulmuştur. Nefs-i maldıyye, bütün mevcudiyetiyle hakkani durum ve taatta bulunan, böylece Hak'kın kendisinden razı olduğu nefistir. İnsanın mükerrem olabilmesi için nefsini tezkiye etmesi şarttır. Nefsini tezkiye eden insana farzdır. Nefsi tezkiyeye çalışmak ve bu uğurda seyr ü süluka girmek cihadı ekberdir. Bu tabiri Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimiz Tebuk gazvesinden dönüşlerinde bizzat kullanmışlar ve ashabına şimdi küçük cihattan, muharebeden en büyük cihada nefsi ıslah etmeye kamil insan olmak cihadına dönüyoruz buyurmuşlardır. Tebük seferinde mühim bir safha.
Resul-i Ekrem sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimiz otuz bin kişilik askerle, mücahit ashabla Tebük seferine hazırlanıp çıktılar. Ordu epeyce yol aldıktan sonra sordular. Sefere iştirak etmeyen var mı? Cevaben Ka'b bin Malik, Mirare, hilal cihada katılmadılar denilince mazeretleri nedir? Buyuruldu. Hastalık, körlük, ihtiyarlık mı? Hayır, hasat zamanı olmasından dolayı meyve toplama vesair dünya işleri ağır basarak harp hazırlığına iştirak edememişler, ordu hareket etmiş, gecikmişler, yetişememişler, şehirde kalmışlar denilince bunlara selam verilmesin ve selamları alınmasın emri sudur etti. Ashab-ı Kiram da Medine'ye avdetlerinde döndüklerinde bunlara selam vermediler. Bunun üzerine bu üç sahabiye dünya zindan oldu. Öyle bir devirde selamlaşmaktan mahrum kalmaları da onlara büyük azap oldu. Sonra ailelerine de yakın olmamaları emrolundu.
Öyle ki aileleri Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve selleme gelerek kocalarının takatsız ve perişan olduklarını ve fakat zahiri hizmete muhtaç bulunduklarını arz ettiler. Bunun üzerine uzaktan yardım edilmesine müsaade edildi. Bu haller bunlara çok ızdırap verdi. Hatta bir gün Ka'b bin Malik ahbabı olan çok ihtiyarlığı dolayısıyla şehirde kalan Ebu Katade radıyallahu anh'ı ziyarete gitti. Duvardan atlayarak bahçesine girdi, yanına vardı, selam verdi. Ebu Katade selamını almadı. Bunun üzerine Ka'b bin Malik benim Resulullah'ın dostu olduğumu bilmiyor musun dedi. Ebu Katade Allah ve resulü bilir dedi ve hiç konuşmadı. Ka'b beyninden vurulmuşa döndü. Hüsran içinde evine geldi. Bu hal elli gün devam etti. Yemeden, içmeden ve işten kesildiler. Nedametleri, tövbeleri muhite yayıldı. Nihayet haklarında ayet-i celile nazil oldu da tövbeleri kabul olundu.
Ey iman edenler Allah'tan korkun, emir ve kanunlarına uyun da sadıklarla beraber olun. Emri ilahisiyle nihayetlenen ayetlerle affı ilahiye mazhar oldular da bir daha böyle haller tekerrür etmedi. Bu Ashab-ı Kiram ve ümmete büyük bir ders oldu. Dikkat, küçük cihad denilen muharebeden geri kalmak böyle hacalet ve hüsran olursa, en büyük cihad olan nefis tezkiyesi ve kamil insan olmak yolu terk edilirse hüsran ve azap ne kadar büyük olur düşünelim. Bu hüsran ve azap hem dünyada hem ahirette vuku bulur. Zira Hadis-i Şerif'te nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle bas olunursunuz, dirilirsiniz, haşredilirsiniz buyruluyor. Ahirette mahşer günü herkesin hesaba çekileceği bir gündür. Her şahıs yaptıklarından sorulacaktır. Geçirilen her dakikanın hesabını Allah'a mutlaka vereceğiz. Ayet-i kerimede O gündeki nice yüzler bembeyaz nurlu olacak, niceleri de kara yüzlü olacak.
Kara yüzlü olanlara gelince onlara imanınızdan sonra küfrettiniz ha? İşte o küfretmenize mukabil tadın azabı denilecek. Yüzleri bembeyaz nurlu olanlarsa Allah'ın rahmeti içindedirler. Onlar orada ebedi kalıcıdırlar buyrulmuştur. Keza o gün mücrimler hakkında Günahkarlar simalarıyla tanınacak da nasiyelerinden ve ayaklarından yakalanarak sürüklenecekler, buyrulmuştur. İnsanın en şerefli yeri nasisi, alnıdır. Oradan yakalanması ve ayaklarından sürüklenmesi ne kadar mühim olduğunu düşünmek lazımdır. Kıyamette fezayı ekber en büyük korku günü herkes çok telaşlı ve korkulu olacaktır. Öyle ki ayet-i kerimede Eğer siz küfrederseniz çocukları ak saçlı ihtiyarlara çevirecek olan bir günden kendinizi nasıl koruyabileceksiniz? O gün çocukların saçları korkudan bir anda ağrıacaktır. Keza Ey insanlar Rabbinizin azabından sakının. Çünkü o kıyamet saatinin zelzelesi büyük bir şeydir.
Onu göreceğiniz gün her kadın kendi başının derdiyle emzirdiği çocuğu unutup geçer, her hamile çocuğunu düşürür. İnsanları sarhoş olarak görürsün, halbuki onlar sarhoş değillerdir. Fakat Allah'ın azabı pek şiddetlidir buyruluyor. O gün sekiz verecek, sarhoşluk verecek bir şey içtiler de mi sarhoş oldular? Hayır, Allah'ın azabının şiddetinden korktular da kendilerinden geçtiler, sarhoş gibi oldular. Durum böyle olunca Cenabı Hak Rahman ve Rahim olarak dünyada kullarını kurtarmak üzere Gafillerden olma buyuruyor. Keza bütün insanlara Hem kendileri Allah'ı unutmuş hem de Allah'ın kendilerini kendilerine unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar fasıkların ta kendileridir. Ve sonra ateş yaranı ile cennet yaranı müsavi olmaz. Cennet yaranı ancak onlar kurtuluşa erenderdir.
Ve Kuran-ı Azimüşşan'ın tesirini beyanda müteakiben estaidi billah Eğer biz bu Kuran'ı bir dağ başına indirseydik muhakkak ki onu Allah korkusundan başeymiş parça parça olmuş görürdün. İşte biz bu misalleri insanlar tefekkür etsinler diye irat ediyoruz buyuruyor. Cenabı Hak eşrifi mahlukat olarak yarattığı insanlara hitaben Sizi abes olarak mı yarattık zannediyorsunuz ve insan başıboş bırakılacağını mı zannediyor, buyurmuştur. Kainatta hiçbir şey abes yaratılmamıştır. Her varlığın ve her zerrenin bir hizmeti, bir hikmeti vardır. Hele insan asla başıboş bırakılmayacaktır. Bazı çiftçilerin ihtiyarlamış, zayıflamış öküzünü artık bir iş göremez diye kırlara ho diyerek bırakması gibi sizler de öyle bırakıldınız mı zannedersiniz? Öyle değil vallahi.
Kendi durumunu idrak eden akıl sahibi insanın iliklerine işleyen bu ilahi sualler aynı zamanda büyük bir belagatla cevabını da ihtiva etmektedirler. Elbette abes yaratılmadınız, muhakkak başıboş bırakılmayacaksınız diye ilahi ihtar ve ikazları havidir ve katiyyetle insanlığın ve İslamlığın icapları yapılmasını amirdir. Bu icapların başında nefis tezkiyesi, nefis terbiyesi geliyor. Bunun için de mümin ve müslim olarak iman, ilim, ameli salih, güzel ahlak ehli bulunarak şer'i, fikri ve ahlaki bilgilerimizi artırmakla beraber riayet etmekliğimiz gereken beş esas vardır. Kıymetli dinleyicilerimiz inşallah bu beş esası bir sonraki programımızda sizlerle paylaşmaya devam edeceğim. İhsan Mektebi programımızın bugün sonuna geldik. Sizlere bugün Mahmut Sami Ramazanoğlu Gaddisallahu Sirrahul Aziz'in Mükerrem İnsan isimli eserini seslendirmeye çalıştım.
Bir sonraki programımızda kaldığımız yerde buluşmak üzere. Sultanü'l-Arif'in, merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSallahü's- Sırrahü'l-Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Seslendiren Aladdin Biçici.