Mükarrab Kullar ve Allah'a Yakınlık Makamı kaydında Ayet-i celilede Sizin kesmiş olduğunuz kurbanların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşmaz Celle Celalühü Ancak ulaşan takvanızdır, buyruluyor. İmam Fahreddin er-Razi Rahmetullahi Ali Hazretleri, mukarreb kulları şöyle ifade buyuruyor Cenab-ı Hakk'a yol alan, gönül olarak ona yaklaşan kimselerdir ki bu en yüksek makamdır. Eşyaya…
Ayet-i celilede Sizin kesmiş olduğunuz kurbanların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşmaz Celle Celalühü Ancak ulaşan takvanızdır, buyruluyor. İmam Fahreddin er-Razi Rahmetullahi Ali Hazretleri, mukarreb kulları şöyle ifade buyuruyor Cenab-ı Hakk'a yol alan, gönül olarak ona yaklaşan kimselerdir ki bu en yüksek makamdır. Eşyaya battıkları zaman, eşyada Cenabı hakk'ın Halık sıfatını müşahede ederler ki Usulü makamil mukarrabim Cenabı hakk'ın kendisine yaklaştırdığı kulların makamlarının temeli şudur onlar bu makama şu sayacağımız hususları yerine getirerek ulaşmışlardır. Onlardan birisi Selametus sadır. Göçlerinde Allah'ımızın muhabbeti olan kimselerdir. Kalplerinde müminlere karşı şefkat var, merhamet var, ehli küfre buğuz var. Velhasıl Zikrullah var, Aşk-ı İlahi var, Aşk-ı Muhammedi var sallallahu teala aleyhi ve sellem. Hep güzel duygular var. Karmakarışık bir gönül değil.
Sadırları pak. Ve İtikadur Rada onlar rıza makamında olan kimselerdir. Bu rıza makamı, hayır ve şerrin Cenab-ı Hak'tan olduğunu bilme evsafı olsa gerek. Ve tevekkülü alalah, Cenab-ı Hakk'a tamamen teslim olmuşlar. Ve rifku biaibadehi Allah'ın kullarına şefkatli ve merhametli halleri var. Onlara şefkatle nazar ediyorlar. Ve Rahmetü'l-idduaf'a hakirine, yoksuluna şefkat içerisindedirler, merhamet içerisindedirler. Ve ıslahu zetü'l-beyin arası bozulan kimselerin arasını da ıslah ile meşgul olurlar. Vel Ferahu bi' Salahil umme Ümmetin hayatının güzelliği, davranışlarının güzelliği, başta itikat, ibadet, ahlak melhasıl huzurlu bir hayatta bulunmaları onları ferahlatır. Vel'ammü bifesadiya eğer ümmet, fesada gidecek olursa, bozulacak olursa birbirlerine muhalif düşerlerse bundan dolayı da kederlenir, mahzun olurlar.
Ve i'tikadü hüsnüvanni billahi azze ve Celcel Cenabı Hakk'a karşı teslimiyetin, tevekkülün tam bir bağlılığın, rıza halinin neticesi hep güzel zan içerisindedirler. Orman münasebetiyle Cenab-ı Hakk'a yakınlığın ne derecede olması gerektiğini bize Abdülkerim el-Ceyli Aldesallahu-l-Sıdri Hazretleri şu şekilde beyan buyurmuş. Tef fiu'l-mukarrabim Cenab-ı Hakk'ın kendisine yaklaştırmış olduğu o kulların, Rabbimize olan güvenleri, işlerini Allah'a ısmarlamaları hususunda ve ademül ceza yani feryad ü fianları yok. Bir sıkıntıya uğradıkları zaman şikayette bulunmuyorlar. Muhyiddin Arabi Hazretleri, bu kullardan bahis buyururken Allahü züncelali tanımaktan aciz olduklarını bilmektir, demiş. Buna azimüşşan da birkaç yerde geçer Esailübillah ve ma kaderullahe hakke gadri onlar Cenabı Hakk'ı hakkıyla takdir edemediler. Tabii müşriklerdir.
Bunun yanında, suleha'ya da onu tanimanın mümkün olmadığını ancak Cenabı Hak kendisini nasıl tanıtmışsa ancak o kadar tanımışlardır. Çünkü beyanları böyle nasıl utandınız deyince Arafullah'a, Arafü billah Cenabı Hakk'ı zatının bize kendisini tanıttığı kadar tanıdık demişlerdir. Yine Ebrar ile mukarrabin, kullar arasındaki farkı beyan etmişler. Estiaydi billah iyyake nabudu ancak sana ibadet ederiz. Bu, Ebrar sınıfının makamıdır, hayırda olan kimseler. Estaizübillah ve iyyaken estain ancak Senden yardım bekleriz. Bu da mukarrabin, kulların makamıdır. Bir kere Ebrar sınıfı, bu hayırlı sınıf, Allahü Zülcelal'e taat içerisinde olanlardır, Bir de taatleri Allah ile olan, bu ancak ehline malum bir husustur. İmam-ı Cafer Rahmetullah Ali Hazretleri fi alametil mukarrab Allah'ımızın zatına yaklaştırdığı, celle celalühü, mukarrep kulların işaretini anlatıyor.
Mükarrab Kullar ve Allah'a Yakınlık Makamı ne anlatıyor?
Mükarrab Kullar ve Allah'a Yakınlık Makamı kaydında Ayet-i celilede Sizin kesmiş olduğunuz kurbanların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşmaz Celle Celalühü Ancak ulaşan takvanızdır, buyruluyor. İmam Fahreddin er-Razi Rahmetullahi Ali Hazretleri, mukarreb kulları şöyle ifade buyuruyor Cenab-ı Hakk'a yol alan, gönül olarak ona yaklaşan kimselerdir ki bu en yüksek makamdır. Eşyaya…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 8 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Yani onlar nedir, nasır bir kimselerdir diye onları beyan buyuruyor. Lil mukarrabim minallahu fellatu alamatin, bunların üç tane sıfatı vardır. Bir kere ilim yolunda gayret göstermiş maluma sahibi, Cenab-ı Hak da bu ilme olan muhabbetlerinin neticesi amel ile onları rızıklandırmıştır. Sadece bir koru bilgiden ibaret kalmamış, aynı zamanda tatbik etmişlerdir. Bu ilme kuru bir ilim dinmez. Çünkü Rabbimizin varlığını, Onun kudretini, Onun sonsuz nimet ve ihsanından bahseder. Bu nimeti takdir etmişler ve onunla da amel etmişlerdir. Amele muvaffak olunca Rabbimiz ona Amellerinde ihlası lütfetmiştir, samimi. Daha sonra da Cenab-ı Hak müminlere karşı kalplerinde bir şefkat hissi vermiştir. Müminlere saygıyı, Cenab-ı Hakk'a saygı olarak bilmişlerdir. Yani Allah'ımızın kulları arasında bir seçim yapmamışlar. Cenab-ı Hak yaratmıştır, boş yere yaratmadı.
Onlar da senin kullarındır diyerek aynen Efendimizin buyurduğu gibi sallallahu teala aleyhi ve sellem Ebu'l Mevaip Razi Hazretleri'ne buyuruyor ki İnsanlara, hallerine göre muamele etme. Sen kendi haline göre muamele et. Eğer öyle olsa, tabii ki hal bambaşka olacak. El-Mukarreb, İbn-i Acibe Rahmetullah Ali Hazretleri Şimdi okuduğumuz hususler, biliyorum çok yüksek, zaten mukarrabîn diyor, müstesna kimselerin halleri. Biz nefs-i emmarede de olsak bunlara imrenme babında imrenelim de biz de onlar gibi olmak için gayret gösterelim. Bunlar da bizim gibi kimselerdi. Ama son derece dikkatli ve riayetkar kimseler. Son derece. Tuttukları zaman samimi olarak tutmuşlar. Bak şurayı düşünüyor muyuz bir inceleyelim. Mesela abdest alıyoruz. Abdest alırken ciddiyetimizi bir düşünelim. Ne demek yani abdest alırken ciddiyet?
Mesela elimizi yıkarken Allah'ım, senin razı olmadığın bütün hallerden elimi yıkıyor, temizliyorum diyebiliyor muyuz? Her işte ciddiyet, ayağımızı attığımızda da ciddiyet, Her adım atışımızda geldiğimiz yerden uzaklaşıyoruz. Nereye yaklaşıyoruz, ölüme yaklaşıyoruz. Bu ciddiyet bizde var mı yok mu bunu düşüneceğiz. Bu mukarreb dediğimiz kullar çok ince bir düşünce, hiçbir şeyi boş bırakmamışlar. Hepsinde uyanık hareket etmişler. Asıl kazandıkları bu. Akilla hareket etmişler, akilları zaten vahye müstenid bir akıl. Akilları, Fahreddin Razi Hazretlerinin buyurduğu üzere, delille yürüyen bir akıl değil, gönülle yürüyen bir akıl, marifeti ilahi ile yürüyen bir akıl, ondan fark etmiş. Yoksa biz ne deriz? İşte onlar da bizim gibi insandır. Evet, bizim gibi insan ama davranış ve hareketleri arz ettiğimiz gibi.
Biz şimdi bunu okurken düşünüyoruz, yapamadığımızı burada ifade ediyoruz ama Allah'ımızdan affımızı talep ediyoruz. Bunlar gibi olmanın derdi içinde olalım diye, olabilirsek. El- Mukarreb Huvel'l-muhakkigu bilfenayı vel-baka Bunu çok söylüyorum Bandırma'da Ali Efendi Rahmetullah aleyh bunu okuyunca o hatırıma geldi. Dediler ki Efendim bize bir fenafirrasul, peygamberimizde sallallahu teala aleyhi ve sellem yok olmanın esrarından konuşsanız elini şöyle bir kaldırdı, daha kendimizde yok olmamışız ki dedi, daha kendimizde yok olmamış, Daha kendimizi dedi tanıyamamışız, bir kulluğumuzu tanıyamamışız. Niye kuluz? Neden tanımayacağız? Tanıdık da ubudiyeti tanıdık mı? Mı? O benim Rabbim, ben ona itaat etmek mecburiyetindeyim duygusu hasıl oldu mu? Eğer bu duygu hasıl olsa gece kısa demez, teheccüd namazına kalkar kişi. Daha sonra kıldığımız namazın ve bütün eşyanın esrarına vakıf olur.
Ozak bunu demek istedik. Kendimize fani olmadık ki Şeyh-i kamilde yok olmak, fenafir resul olmak, fenafillah olmak. Yeter ki dokunmasınlar. Yeter ki bir nefsimize dokunduğu zaman belli oluyor zaten halimiz. Hani, muharreb kulları bu şekilde beyan buyurmuş, daha da izah buyuruyorlar. El-mukarrebun ve Ehlullah Allah dostlarıdır Celle Celalü ve Ehli't-Dareyn iki cihanı da gül ve gülistaniden kimselerdir. Tekrar ele almış Şehir bin Abdullah Ettüsterih Hazretleri kurbanda gurbiyet halini Cenab-ı Hakk'a yakınlığı, takvayı temin etme hususunda ve men ehabbalallah teala Cenabı Hakk'a sevgi duyan kimselerdir. Bu sevgin işaretinde emri ilahiyi her şeye tercih etmek, Cenabı Hakk'ın emri dendiği zaman bütün nefsani hallerin bitmesi demektir. Bir manaya göre tekrar Cenab-ı Hakk'a yakınlık makamını işlerken buyuruyorlar ki bu makam, sıddık-i kıyyet makamıdır. Peygamberliğe bir derece kalan makamdır.
Nübüvvet makamıdır diye işaret etmiştir. Daha Abdülkadir Geylani Efendimiz bunu ele almış, kalpte Allah'ın Resulü. Bu gurbet, Cenabıhakk'a yakınlık, cennet ehlinin sıfatıdır, buyruluyor ve cennetin de bir hadisi şerif ile tarifini de yapmış, gözlerin görmediği, kulakların duymadığı, beşerin gönlünden geçirmeye bile kadir olmadığı cennettir, diyor. Yalnız burada cennetin cennetin maarif oluşuna da işaret buyurmuş, Hadis Sallallahuü sırre. Öyle bir cennet ki sadece yenilen, içilen böyle nikah, böyle bir cennet değil. Ruhun haz duyduğu bir cennet, bedenlerin değil ruhun haz duyduğu. Orada, la fiha hurun ve la kuskasurun. Ne orada huriler var ne de köşkler var ne var Allah'ımızın manevi iltifatı var. Bir ayet-i celile bunun üzerinde çok dururlar. Şura suresinde geçse gerek. Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam buyuruyor ki, ey müşrikler akrabama dokunmayın.
Sadece bunu izahta buradaki bir farklı. Alisi Hazretleri şu izahı yapmış, kurbiyet manasını vermiş. Cenabı Hakk'a yakınlık anlamını veren müfessirini izamdan, Ende Allah'ın dostlarından, Alusi Hazretleri işaret ediyor. Buna veliler diye izatta bulunmuş, arifler diye izah etmiş ve Kuran ehlidir. Allah-u Zülcelal'i tanıyan kimselerdir, izahında bulunmuşlar. Bu hususta akrabama dokunmayınız, hususunu tekrar ele almışlar. Şu şekilde de izah ediyorlar. Bir bunun suret şekli var. Efendimizin nesli pakinden gelenler var, Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Onu Fatıma Annemiz ve Hasan'la Hüseyin Efendilerimiz Ali kerremallahu veche diye ele almış. Bir de ayrıyeten bu kurbiyetin Diğer bir Hadis-i Şerif'te de Külli takim el u Muhammed sallallahu teala aleyhi ve sellem. Bu şekilde de almışlar. Bir neseben Efendimize yakınlığı olan var. Bir de ruhen yakınlığı olan var.
Burada da bu Hadis-i Şerif'i zikrediyor. Her gerçek müttaki Resulullah'ın eylidir diye buyrulmuş ve Allah'ımıza yakınlığın kurban ayetinde geçen, kurbanla ilgili olan Ayet-i celîlede ne kanları ne etleri ancak Allah'a ulaşan takvanızdır. Bunu izahta şunu beyan buyurmuşlar: Ekber'ul gurubat yakınlığın en büyüğü insan, Cenab-ı Hakk'a asıl nasıl yakın olur, bu yakınlık nasıl temin edilir, bu Veldikir, Rabbimizi anmakla denmiştir. Bir de çok önemli bir izah burada yapılmış. Teshir'lü taat ve teshiruha. Bu çok önemli bir ifade. Şöyle anlayacağız bunu. Bir kimse Hızır Aleyhisselam'la karşılaşır. Der onu bulmuşken, bir de demiş ki Efendimdir, bize bir yol göster. Siz Allah'ın müstesna bir kulsunuz. Biz peygamber olduğuna inanıyoruz. Bir nasihatte bulun deyince, buyuruyor ki Cenabı Hak size ibadetleri kolaylaştırsın. Bak ilk anda basit gibi geliyor. Ama çok mühim. İbadet ve taatten doymama hali.
Bunu biz, Es'ailübillah, Vel leyli iza yahşevennaari iza tecellah diye başlayan, İlaaki dehi Sure-i Celile'yi cemilede görüyoruz. Zaten cennet ehli insanlara cennetin yolu kolaylaştırılıyor. İbadet ve taat, ona artık zevk haline geliyor. Mesela bir bedenle yapmamız var, tarikat-ı Aliye'ye girmenin anlamı kalben yapmaktır. Daha bir kalbi taatlerin yanında muhabbetle yapmaktır. Buna işaret buyruluyor. Abdülkerim El-Ceyli Rahmetullah Ali Hazretleri kurban taatinde kurban kesildiği zaman ancak Allah'a ulaşan Celle Celalühu'n-etne kan, ancak Rabbimize olan takvanızdır buyururken bunun esaslarından bahsetmişler. İslam, iman, salih amel, ihsan Rabbimizi görür gibi taat kılmak ve kelime-i şehadet onu kalben tasdik ve rüknüssabi yedincisi olarak da, el velayetü'l kıbrah, büyük velayet denmiştir.
Burada şefaatlerine mazhar olma ümidiyle Sami Efendi Hazretleri'nin anlatmış olduğu bir konuyu ifade etmek istiyorum, layık olmayarak. Çünkü müstesna bir Allah'ın velayette kübra, velayette daha bizim anlayamayacağımız esrar içerisinde esrarı yahtassu bir rahmet-i Yemen yaşa. Bunu İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri bu ayeti celile'yi işlerken, üçleri, yedileri, kırkları ricalü'l-Vuvayb'ı sühlahadan olan kimseleri ve mukarreb'um Allah'ımıza yakınlık keşfetmiş, Allah'ımızın kendisine yaklaştırmış olduğu kulları beyanda kullanır. Özel kullar demek. Kendisine has olan kullar. Bunun bizim bildiğimiz daha öteleri elbette mevcuttur. Üç aşaması anlatılır. Sura, Kübra, ulya. Tal Hariri Hazretlerinin müridanından biri, efendim ben küçük velayetten velayet suğra'dan velayet-i kübra büyük velayete eriştim, der. Fakat efendi hazretleri onun erişmediğini bilir.
Fakat bir hadise ile kendisini kendisine şahit kılalım diye sükut buyurdular. İhvanı ile beraber bir ırmak veya bir çaydır, bir sudur onu geçecekler ama çokça akan bir su. Efendi Hazretlerinin atı geçer, Ta'il-Arihri Hazretlerinin, Gaddesallahu Sırra, diğer müridan da geçer. Bak bunun atı nasılsa tökezler, bu bir feryada başlar. İşte öldüm ha, boğuldum ha, yetişin ha, imdatdım yavaşlar. Efendi Hazretleri karşıda zaten kurtarırlar biizmi. Çok tebessümle buyurur ki hani küçük velayetten büyük velayete erdim diyordun. Bu feryadü figan nedir, buyururlar. Kurban taatinin yanında çok önemli bir aydayız, Fecr Suresi'nin ikinci ayetinde on gece ile Zinhicce'ye işaret edilmekte. Zinhicce hakkında bir hadis-i şerif olsun okuyalım. Zinhicce'nin ilk günlerinde tutulan oruç, bir yıl oruç tutmaya bedeldir. Bir gecesini ihya etmek de Kadir gecesini ihya etmek gibidir.
Velhamdülillahi Rabbil alemin, El-Fatiha.
Kaynak: Genel
Mükarrab Kullar ve Allah'a Yakınlık Makamı | Mihmandar