Muhasebe ve Nefis Terbiyesi kaydında Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin. Bunu üç şekilde haber verirler. Birisi sabah olduğu zaman, işte akşamdan sabaha kadar vaktim nasıl geçti, huzurlu mu geçti, gafletle mi geçti, işte teheccüd Namazıydı, evrad ezkarımızdı, hep bunların mütalaası olur. Bunu yaptıktan sonra bir de zeval vaktindedir. Ceval, öğleyin. İşte sabahtan…
Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin. Bunu üç şekilde haber verirler. Birisi sabah olduğu zaman, işte akşamdan sabaha kadar vaktim nasıl geçti, huzurlu mu geçti, gafletle mi geçti, işte teheccüd Namazıydı, evrad ezkarımızdı, hep bunların mütalaası olur. Bunu yaptıktan sonra bir de zeval vaktindedir. Ceval, öğleyin. İşte sabahtan öğleye kadar geçen vakti de muhasebeye de, bir de asıl yatacağı zaman. Biz burada ulema-i Kiram'ımızın derken müfessirini zam hazeratı bu, tefsircilerimiz muhasebeyi şu şekilde anlatıyorlar. Güzel dirilemiş, toparlamış. Belki hepsinin ifade edeceğini bu cümlede haber vermiş, Müfessirin-i Zam Hazeratından Ahmed bin Acibe.
Muhasebe, nefeslerimizin boşa geçmesinden, nefeslerimizin boşa geçmesinden, vaktimizin boş yere harcanmasından ve diğer taatlerde bilhassa buyuruyor ve tekun-u ahhirun-nehar gündüzün sonunda, o gündüzün sonu dediği yatacağı zaman kişinin geçirdiği safhaları iyice bir tefekkürle düşünmesi icap ettiğini haber veriyor. Bazı yollarda, münevver yollarda saat onu artık mevsime göre değişir, saat on oldu mu yatağına kon derler. Saat mu yatağına kon. Saat üç dedi mi yatağından uç. Bazı tabirler halkımız arasında anlaşılacak şekilde ifade edilmiş. Ama çok güzel bu. Arapça oruca niyeti herkes yapamaz. Fakat biz çocukluğumuzda, öğrendiğimiz halkımız arasında şöyle denirdi oruç tuttum araca, su içtim duracağım, niyet ettim yarınki oruca. Bakın unutulmaz. Biri çok güzel, bizim geçmişlerimiz bunu halkın anlayacağı şekilde nasıl vermişler.
Aynen bunun gibi bu yoldaki bu söz Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın Hadis-i Şerif aslında. Derken yatarlardı. Artık günümüzü biliyorsunuz bunu biz açmamıza işte şu vakit yatırıyoruz, şu vakit kalkılıyor. Şimdi hiç gerek yok. Saat üç deyince bazen soruyorlar gece ne zaman kalkalım diye. Gecenin üçte ikisi geçtikten sonra. Şimdi teheccüd Namazı demek istirahat ettikten sonra kalkıp kılınan namazdır. Muhasebe hususunda yine Ulema-i Kiram'mızdan Femuhhasbetü'l-avam. Babam dediği bizim gibi halktır be babam. Halk tabakası. Şu gördüğümüz okumamış gitmemiş ama hocasından duymuş, hacısından duymuş, anasından görmüş, babasından görmüş. Az bir malumatı var. Böyle olan kimselerin muhasebesi nasıldır? Beyne taati bel masiye. O da ibadetle taat arasında. İşte vaktim ibadet mi geçiyor, yoksa isyanla mı geçiyor diye kendisini sorgular. Beyne taati ve masiye. Bu da çok güzel.
İşte sabah namazını kalktım, cemaatle mi kıldım yoksa evde mi kıldım, iştirak namazını ne yaptım, bunlar boş değil, bunlar hepsi dinimize bir esastır. Bu konular hükümler yapacağımız vazifelerdir. Vesair, evimizle olan alakamız, onlara vereceğimiz malumat, İslami bilgiler, bunlarla kendisini hesaba çeker acaba bunları gözettin mi gözetmedim mi? Kendimizi düşündüğümüz gibi evimiz de aynen o şekilde düşünmek. Biz eğer çok güzel yerlerde yemek yiyor, içiyor, dolaşıyorsak evdekileri de o şekilde düşünmek. Onlar da bir insandır, Cenab-ı Hak yaratmıştır, hem de elimizdir. Benim bütün işlerimi görüyor, yemeğimdi, çamaşırımdı, evin diğer işleriydi diyerek, onları da düşünerek muhasebe yapabilmek. Ve Muhasebetü'l Mürid. Mürid dendiği zaman iradesini Allah'a teslim eden deniyor. Müridi biz Acazen Efendi Hazretleri'nin Kaddesallahu sırra sohbetinde şöyle duyardık.
Muhasebe ve Nefis Terbiyesi kaydında Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin. Bunu üç şekilde haber verirler. Birisi sabah olduğu zaman, işte akşamdan sabaha kadar vaktim nasıl geçti, huzurlu mu geçti, gafletle mi geçti, işte teheccüd Namazıydı, evrad ezkarımızdı, hep bunların mütalaası olur. Bunu yaptıktan sonra bir de zeval vaktindedir. Ceval, öğleyin. İşte sabahtan…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 24 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
O da yirmi sene amel defterine günah düşürmeyelim. Düşünürdük, diğeri bu yirmi sene amel defterine günah düşürmemek nasıl olur. Sonra hocamız çok iyi bilir, Risale-i Nur Şeyhi'den denk gelin. Burada Arapçada söyleyebilirim, bir mürid diyor yirmi sene amel defterine günah düşürmeyin. Hacazen Efendi Risale-i Küşeyr'i mi okudun, El-Lümay'im okudun, Şifa-ı Sailîn'i mi okudun, Tefsirlerden, Fahreddin-i Razi Hazretleri'nin tefsirini mi okudun? El Hikem-i Atayye, onu mu okudun? Şimdi biz belki mütalaası olanlar olabilir, okuduğumuz bu eserlerde, susaydığım eserlerde, inanın sohbetlerdeki konuştukları meğer oradanmış. Ne diyor bir gün mektebim yok diyor. Bir gün mektebi olmayan nasıl oluyor da buradaki esaslara temas ediyor, oradaki müfessirin-i İzamın, muhaddisinin ve ilimde gerçekte, gerçekten, üstünlük elde eden derinleşen ilimde rustik sahibi kimselerin sözlerini söylüyor.
Nasıl söylüyor bunu? Nasıl söyleyebilir? Buyuruyore minletünne aynına. Biz belki sıfatlarından istifade ederiz ama ilmi zatından alınır, kıyas edilebilir. Diyeceksiniz ki o tefsirde ne gördünüz. Bu Fahrettin Razi Hazretleri'nin tefsirinde kendilerinin anlattığı şu konuyu gördük. Bir tanesinin elini bağlamışlar, ayağını bağlamışlar. Tamamen hareket etmez bir hale sokmuşlar. O kimse de öyle bir besmele çekmiş ki Bismillahirrahmanirrahim deyince ipler çözememiş. Dedim ki bunu bizim gibi böyle okumayan, görmeyen, mütalaa etmeyen, dağdan gelmiş, bayırdan gelmiş, şuradan gelmiş, buradan gelmiş, insanlara nasıl anlatıyor? Demek ki aynı kardeşimizin dediği gibi Allah'tan aldığı bir ilim olsa gerek Celle Celalüh. Yine bir şeye ta'cup etmezdim, ta'cup Arapça'da imrenme manasına da gelir. Çok acayip bir şey görür, hayranlığını ifade eder. Bu nasıl oldu ne diye. Bir de imrenme.
Aleyhissalatu Vesselam, ben müminin işine taaccüb ederim buyuruyor ya. Ya nimete kavuşur, şükreder, bir musibete uğrar, sabreder diye. Bir de şu, bunu kürsülerde anlatıyor, sohbetlerde anlatıyor, Buyuruyor ki TAMAM. Bu kelimenin üzerinde duruyor, Tığ, Arapça yazılı düşmanı. Bunun karnı boş, mim, o da boş, An, Allach. Sonra gönlündeki irfana göre bir rivayet anlatıyor ki ona nimetlere verseniz, mesela maaşlar katlıyor, ne kadar katlısa az diyor. Tama var ya, bir tane araba dahi bulunmazken, bir evin önünde ikişer araba olmaya başladı. Yine de az, tama. Evlerimiz artık yazdıklarımız da olmaya başladı. Az böyle izah huylu daha çok güzel bunu genişletiyor. Hikem-i Hatayiye'yi okurken, orada buna tesadüf ettim. Hayret etmez miyim Allah'ım dedim. Bir gün mektebim yok diyen içtiazımız bunu nereden okumuş.
Sonra kanaat kelimesine haber verirken de Kaf, onun üzerine iki nokta var o gözü dolduruyor. Nun var, t var, bölü-i sahih. Daha çok eğer bize sorarsanız Rabbimizin izniyle o ilim nur olarak atmıştır. O ilim satırla değil sadırla gelmiştir. El-Muhasebe, yine ulema-i Kiram'ımız yalnız müridin muhasebesi, Beyne dikre ve laffle. Biz bunu ibadet taat da olarak alabiliriz. Aynı zamanda zikir hatırlama manasına gelir. Zikrin anlamı çok geniş. Çünkü sadece Allah lafza-i Celalini tekrar değil, Tevhid okumak değil, Salat-ı Selam getirmek değil, Allah'ımızı hatırlatan her şey zikirdir. Benim yolda tesadüf ettiğimiz bir kimseye hal ve hatırını sormak, ihtiyacı varsa onu gidermek zikirdir. Bu dinimiz İslam için yapacağımız gayretler, çabalar, müminler arasında ittifak, saygı, sevgi, adabı muaşeret, bunlar nedir zikirdir. Birliğimizi koruyabilmek zikirdir.
Zikirle gaflet arasında diyor, onlar muhasebe yapar. Yalnız gaflet haber verilirken gaflet iki şekilde. Bir ibadet yapmama, biz sabah namazı deyince oradan alacak olursa, bir namazı kılmamak gaflettir. Bir de kıldığı halde gaflet var. O da yaptığımız taat'i Rabbimizin gördüğünü bilerek yapamamaktır. Şunu hatırımızdan çıkarmayacağız. Yaptığımız taatteki nasibimiz nedir? Daha çok unuttuğumuz bu yönleri oluyor. Sabah namazını değil de yine ondan söyleyelim. Biz sabah namazını kıldığımızda bundan nasibimiz ne oldu? Bu. Kıldık Elhamdülillah, yerine getirdik demekle bitmiyor. Çünkü namaz insanı fuhşiyattan alıkoyuyor, kötülüklerden alıkoyuyor. Acaba bende bu saatin etkisi nedir? Çünkü namazdaki nasibi insanın haşyettir. Rabbimize karşı büyük bir saygı içerisinde olmaktır. Sadece kılanlar kurtulmuyor. Ayetcilen devamında Haşion geçiyor. O gönüldeki Cenab-ı Hakk'a saygı.
İşte asıl bura yoğunlaşacağımız bu bize. Yoksa şu çevreye bakarak, insanlara bakarak hareket edersek, biz bu gerçeği bulamayız, hakikate de inemeyiz. Oruç tuttuk, geçti Ramazan-ı Şerif, bundan nasibimiz ne olmalıydı, takva oldu. Çünkü oruç ayetinin son kısmı takvadır. Sonra sadece yemeden içmeden uzaklaşma değil, bütün azalarımızı da kötülüklerden korumak. Sadece oruç taatindeki nasip öyle büyük ki, şu cemiyetin düşmüş olduğu itikadi yanlışlıklardan kurtarmak da nedir? Oruç saatinden istifade etmektir. Çünkü Hem nefsimizi ve ehlimizi kötülüklerden imsak etmek, imsak tutmak demek, koruma, götürmemek, kötülüğe götürmemek. İşte Hacazen Efendi bunu yaptı, bize de bunu öğretti, inşallah anlarız. Nasıl tuttu orucu? Oruçtan nasibi kendisine yakın olan bir kimseyi çağırdı. Çok iltifatlar etti, genç bir kimseydi.
Buyurdu ki eğer buna iltifat etmeseydin, bu içki de içerdi, kumarda oynamak işte doğuştan nasibini ne güzel beyan etti. O kadar bazı nasihatler verildi. Ne yapsınlar? Baş gelemediler. Dediler ki bizim cemaatimiz, bunu da ikrar ettiler. Kahkahhaneden çıkıyor, yine kahvehaneye giriyor dediler. Bu gayretleri de güzel. Vefat Hakkı teslim ettiler dediler ki Hacı Hasan Efendi vaaz ediyorsa kahvedeyiz. Gelene tekrar kahveye girmiyor, isyanı terk ediyor dediler. Bu bizim yakın Ürgüp diye bir yerimiz var, Nevşehir Tabi turistik bir yer, üzerimiz. Oranın hemen hemen köylerindeler, bu eski eserleri mevcut. Hala o yaptılar devam ediyor. Çok güzel. Orada Daşkın Paşa diye bir Allah'ın Velisi, o uç beylikleriyle idare edilen devrine, hanı cihadta taşarmış mübarek zatı taşarmış. Onun bulunduğu yere bir mescit yapmışlar ama çok güzel. Duvarları iki metreyi ya geçe ya çıktı, aşar.
Ondan sobada kışın kurulmayacak şekilde güzel bir eser koymuşlar. Zaten girince ibadet ruhu görünüyor içinde. Orada vaaz nasihat etmişler. Biz bazen gittiğimizde onu tanıyanlar diyor ki, yalnız ağlayarak anlatıyorlar. Bu memleketin düğünü sadece orada vaaz etmekle kalmamış. Şahin Efendi diye bir yer buraya gelmiş. Mustafa Paşa diye bir yer var buraya gelmiş. Çevrede ne kadar, çevrede ne kadar yer varsa oralardan gelmişler, Ürgüp'ten gelmişler. İnanın diyorlar, dinleyenler, dinleyenler eğer kötülükte ise, isyanda ise saymaya gerekli onları. Çünkü bizim dibimizle meşgul etmesin, beynimizle meşgul etmesin, terk ettiler diyor. Biz bir kardeşimizin ittihaiydi o beldeler gittiğimizde. Birisi dedi ki abdesti de, hüsnü de, namazı da, Allah yolunda cihadı da, tebliğ de, daveti de biz ondan öğrendik dedim. İşte oruçtan istifade edeceğimiz, nasipleneceğimiz değer bu. Nasıl imsak etmiş?
Oruç imsak demektir, tutmaktır. Cemiyeti Allah'a ibadet ve taatle nasıl tutmuş, şeytanın elinden kurtarmak için nasıl gayret göstermiş. Bu bir tanesi. Efendim biz evlat okuruz, ezkar okuruz, zikrediyoruz. Elhamdülillah, yapmıyor. Fakat bu Allah dediğimizde nasibimiz ne olacak bizim, diyoruz ki hepimize tespih alıyoruz, aman boş durmayalım diye, Allah Allah diyoruz. Bunda nasibimiz merkur ile olmaktır. Zikrederken Allah derken, Allah'ımızın muhabbetiyle olabilmek. Bir tanesi böyle mihraptaymış, bizi geziyor, yalnız kendinden geçmiş. Böyle coşkunluk, coşmuyor, taşmıyor, böyle ağlıyor, sızlıyor. Demişler ki bu halin nedir senin, ne diyeyim demiş. Es-Samü Felkuruni el-Kurkür. Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim. Ben Allah dedikçe Rabbimizin kulum dediğini duyuyorum demiş. Burada Seyyid Burhanettin Hazretleri, bak nasipleneceğiz.
Geldiğimiz, huzurunda bulunduğumuz Acrasen Efendi Hazretleri'nin ziyaretini yapmak çok önemli. Sağ ayak ucuna dururdur, selam verilir. Zaten daha gelmeden önce yirmi beş istiğfar okuyarak ruhaniyetlere gönderilir. Ondan sonra girilir, sağ ayak ucunda bir Fatiha, on bir İhlas, bir Ayetü'l Kürsi, ondan sonra ruhaniyeti nur şeklinde kalpte düşündür. Onun Allah tarafından gelişmiş olduğu nimetten kişi faydalanmaya başlar. Biz Eyyub Aleyhisselam'ı da ziyaret ediyoruz. Oradan nasibimiz ne olacak? Eyyub Aleyhisselam daha ziyade sabrı ile anlatılır. O sabır nimeti bizim kalbimizde ve hayatımızda da mevcut olacak. Mesela Ankara'dan geldiniz, daha ziyade Hacı Bayram-ı Veli, Hacı Bayram-ı Veli'yi ziyaret gitmenin bizde meydana getireceği güzellik nedir? Ana sütü gibidir. Hemen alt tarafında Gül Baba Hazretleri var.
Hep güzel ahlak ile ahlaklanmalarının yanında temayüz etmiş olduğu seçkin sıfatlarının bizde de belirmesidir. Yoksa gittim el açtım, ziyaret ettim, diyar diyar dolaştım, bu değildir. Eğer oturursak, biz kemal halin de elde edersek o senin ayağına da gelir. İşte Hacı Hasan Efendi oydu. Demek ki Zikrullah'ta Allah dediğimiz zaman, zikrettiğimiz Mevla ile olmalı. Seyyid Burhanettin Hazretleri namaz kıldırıyor, namaz kıldırıyor. Bir gün böyle kendinden geçmiş Allah demiş, yere düşmüş. Cemaate de şunu anlatmış, demiş ki muhterem cemaat, ben rükuda çok duruyorum. Bazen secdeden başımı kaldıramıyorum. Siz kendinize göre bir imam bulun, işiniz olur, gücünüz olur, siz bana bakmayın demiş. Kendinize göre bir kimse bulun, kılı arkasında demiş. Cemaat çok sadıkmış, onun büyüklüğünü de bilirmiş. Demişler ki efendim isterse dakikalarca kal, secdede, biz senin peşinde namaz kılarız.
O yere düştüğünde sormuşlar Efendim nedir bu hal, bunu hiç yadırgamamak lazım, kalkıp da buna cevap arayacağım diyen de biraz düşünmesi icap eder. O makama ermeyince anlaşılmaz bu. Kuran'ı indirenin sadasını duydum diyor. O gönle gelir, o gönle gelmez vücudun her zerresine ulaşır Allah'ımız Necm suresinde Saine, Femebi lavavun minel ayn, onların ulaştığı ancak o kadardır. Bak bize yolumuzda hedef gösteriyorlar. Kardeşimize onu gösterdim, o hedefi gösterdim. Adap Risalesi'nde yalnız o Türkçe geçiyor ya bu Arapçası, selef-i Salihin öyle diyor gayret gösterirlerdi ki, Cenabı hakk'ın dışındaki bütün alakaları gönüllerinden çıkarırlardı. Bir kere yola giderken yol emniyeti çok önemli. Aman ha bu yoldan gitme, yolda bir çalışma var, işte daha başka engeller var, Allah korusun bir trafik sıkıntısı var derler gidemez insan. Bazen görüyoruz diyor benim girişim, gelişim dört saatimi alıyor diyor.
Niye? Trafikte bir rahatlık yok, sıkıntılar var. Başta bunlar Cenabı Hakk'a vuslatta nefislerinin engellerini kaldırmışlar. Artık düz yolda yaya değil, öyle at arabalarıyla da değil, motorlu vasıtaları da değil, uçakla da değil, füzeyle de değil. Bir ses hızı var o tarif edilemez. O ses hızıyla daha ışığı gelmeyen yıldızlar var. Öyle Allah'ımıza vuslatı var. Ama bu engelleri kaldırmış. Aslında bu vuslatı, bu sürati Allah'tan geliyor Celle Celalühü. Çünkü Allah cezbe haber verilirken cezbenin bir de müncezip şekli var. Biz meczup diyoruz, o aslında münceziptir. Allah tarafından çekiliyor o. 0. Rabbimiz ona ihsanda bulunuyor, kulluğum diyor O'na. Hiç öyle kendi çalışmamızla olanla Rabbımızdan ilahi yardım esna intansurulullahe yansurkun. Siz Allah'ın dinine yardım edin ki Allah da size yardım etsin.
Siz ibadet ve taatinizde bak okuduğumuz muhasebe o gaflet halini kaldırın ki Cenab-ı Hak yollarımızı açsın. Malum Ayet-i Celile çokça okumaları boşuna değilmiş. Sami Efendi Hazretleri'nin Es-Samü Yolumuzda gayret gösterenlere yollarımızı açarız. Açılmış bunları. Öyleyse bunlar bir dağa çekilmiş, evinin kapısını da kapatmış, her şeye dur demiş değil, şahit olduklarımı değilmiş size. İki telefonu öyle ki işinin çokluğundan dolayı birbirini kaldırıyor, bir diğerini kaldırıyor. Zamanı vakti yok, işinde bu kadar hassas. Ondan sonra eviyle, ailesi ile münasebetli insanlar arası irtibatı da güzel ama bir an Allah'ımızdan gafil değil. Efendim bunları yaparız ama bizim işlerimiz dinlerim de pek yoğun, bunlar hep gafletin eseridir. Nefsimizin bizde meydana getirmiş olduğu sıkıntılardır bunlar, hiçbir mani değil. Mani dersek Allah'ımızın Ayet-i Celilesi'ne muhalif düşer, esen.
Recelün, letü'l-him, ticaretatün ve lehül-him, Recelün ve tü'l-him ticaratün ve lebeyun anzikülillah, bilahir la essalallahü'l-illezil. Ne bir ticaret ne de bir alışveriş, onları Allah'ın zikrinden alıkoymaz buyuruyor. Neden alıkoymuyor? Zahirde insanla, batın da Allah ile oldukları için. Zahirde, bağ halk, batın da bağ halk. Elleri karda ama gönüllüleri yardı. Zaten kusur bizim olduğunu burada ifade etti, söyledi. Yani bunları hedeflemedikten sonra Abdülkadir Geylani Efendimizin buyurduğu gibi yaptığımız taati adet kabilinden yapmayın diyor. Ne demek adet kabilinden biz yerimiz olarak, yurdumuz olarak, evimiz, barkımız kitaplarda görürüz, hocalardan da duyuyoruz işte böyle yapıyor, öyle değil. Bunu Allah'ın dostları gerçekten ihlas sahibi, ihsan erbabı, marifetullah'a ermiş kimselerin arz ettiği şekilde yapabilmek. Yoksa belli bir yere takılır kalırız.
Bu muhasebede Buna nazimüşşan'ı ve sünneti Muhammediyeye göre tespit etmek. İşte biz bu mevsimde daha çok düğünler yapılıyor. Yaptığımız düğün, elimize ne der, şu nedir, bu nedir değil. Allah ne der, Resulü nedir? Hiç bunu duyduk mu? Söyleyin, Allah için söyleyin. Yapılan bu genel umumi işlerde benim yapacağım bu vazifede Allah'ımız ne buyurur, Rasul-ü Kibriya ne buyurur. Ulema-i Kiram zaten meşayih demek, Ulema-i Kiram demek. Hepsi ilim ehli, mübarek kimselerdir o. Onlar nedir diye düşünecek olursak istifademiz bu noktadadır. Yoksa indi mütalaalarla, nefsimizin bize galebe çalmalarıyla yaptığımız işler bize çok büyük zararlar açar. Aynı zamanda Ve yuzinehu bir mizanil İhlas, Yaptığımız hareketleri ihlas terazisi ile tartmak. Acaba bunu Allah için mi yapıyorum yoksa nefsani arzular için mi? Mi?
Böyle tabi şimdi dinimizin ölçülerini bilmedikten sonra kendimize bir hayat tarzı tespit etmek çok zor. O halkın yaşadığı şekilde olur. Canım böyledir, örf adet diyeceğiz, örf adet fıkhi bir terimdir. Şer'i esaslar üzerinedir o. 0 bir diğeri saldım çayıra Allah gayrıdir gibi bir hareket olur. Onunla olmaz. Bir kere malumatımız olacak, gideceğiz Ve hatamızı görünce onu, hatayı hükmet de öyle kolay değil. Yani bilmedikten sonra nasıl olacak? Bir İslam ilmi hali, bir ahlaki eser de pek çok. Sami Efendi Hazretlerinin yirmi beşin üzerinde eseri. Üstadımızın yaptığı sohbetleri kitap haline getirin. Hani görmedikten sonra, gitmedikten sonra zor, bileceğiz. O zaman ne yapar, hatasını anladığı zaman tövbe eder, istiğfar eder kişi zaten onu buyuruyor. İstiğfarla tevbe de farklı. İstiğfar, özür diliyoruz Ya Rabbi, biz yanlış yaptırtıyoruz.
Tevbede artık vagonu rayların üzerine koyup Allah'a vuslatta artık sürati isabet edilemez, o şekilde gitmektir. Artık şu şekilde düşünebiliriz, ilmi bir eser şüphesiz. Orada şöyle bir kayıt var Ulema-i Kiram'mızda, buyruluyor ki kalan ömrünüzü gerçekten istiğfar ederek, gerçekten tövbe ederek, samimi olarak Allah'a dönerseniz, geçmişinizi de temizlersiniz buyuruyor. Hem önünüz açılır, hem de geçmişiniz. Yok diyor eserde, kalan ömrünüzü berbat ederseniz Allah korusun, bunu demesen daha iyiydi ama anlaşılsın diye. Siz değil de bizim gibi insanlar uyansın diye. Eski hayatını da batırırdı. Bizim bir mezunlar toplantısı oldu. O toplantıda bir tanesi bir şiir okudu ama çok hoşuma gitmişti. Ömrümüzün kaldığı azıcı dedim. Bu çok hoşuma gitti. Dedim ömrümüzün kaldığı azıcı, onu da berbat etmeyelim dedim. Gerçekten ağır. Ağırlığı görmediğimiz için bize kolay geliyor.
Yoksa Hacı Hasan Efendi Hazretleri kalkar da böyle bizim gibi insanlara ayağınıza turaf olayım diye bağırır mıydık? Biz kimizdik ki o kalktı da ayaklarınıza tura bulayım yapmayın dedi. Kimiz biz. Çırpındı böyle. Bir gün yapmış olduğu vaizlerinde kürsüden indi, yakın bir dostuna dedi ki gel de şu vücuduma bir bak, hiç gömleğim dedi, eğer sıkacak olsanız şakır şakır suya daldırılmış, sonra da suyu sıkılan bir elbise gibi görürsün. Bak dedi gömleğim de öyle, ceketim de öyle. Allah için çırpınıyorum dedi. İşte halimiz malum. Evet efendim, Ve yülazimu, eğer yukarıdan alırsak, Ve yülazimu, hayır, Ve yülazimu, Tarikat Hak, Hak yolunda çaba gösteririz. Allah ile kendi aramızı düzeltir ve kalbimizi de gözetiriz inşallah Allahü Teala dualarımıza. Ey salik buyruluyor Ahmed er-Rufai Hazretleri muhasebe hakkında, Ey salik, Allah ile kendi arandaki muameleye dikkat et diyor, özetlemiş Saim-i Tabiin.
Tekrar ele almışlar, insan diyor böyle ibadetli, taatli kimse Yestektimu evliyaya ehu Velilere hizmet eder ve onun diyor muhalifine de zerre kadar gönlünde muhabbet duymaz diyor. Yalnız biz şöyle yapalım, öyle bir cepheleştirmeyelim de, Allah'ım hidayet ver diyelim, en güzeli bu yoksa kalbimiz de gönlümüz de karışık güven. Çünkü insanın çok hassas olduğu noktadır bu. Biz bunu bazen şöyle diyoruz, bu kurbanlarda görüyoruz, kurbanın başında bulunursa insan bu edeptir. Böyle bıçağı boğazına çalınıyor, o anda pek seslenmiyor hayvan. Fakat bu Betettinen can damarı var. Oraya geldi mi öyle bir ayağını atıyor, çırpınıyor ki, bizim mürşid-i kamillerimize muhabbetimiz, o can damarına bıçağın değmesi gibi biz duramayız. Bizim tahammülümüz olmaz. Kim o bir kere? Şu arz onların hürmetine ayakta duruyor. Yoksa alem birbirine karışır. Ve Hadis-i Şerif'lerine de geçiyor.
Cenab-ı Hak azap etmeyi murad edince, sevdiği kulları görünce onların hürmetine duruyor. Burayı geçelim, bura biraz bizi hislendiriyor, duygulandırıyor, İnsanın şahsi de tavırları oluyor. Üste azını çok seviyor kişi, hem de canımızdan fazla. Abdurrahman es Süremi Rahmetullahi Hazretleri şu şekilde izah buyuruyor Bu kendimizi ölçmek, biçmek, hesaba çekmek dört şekildedir. Bir, Allah korusun. Imanla küfür arasında. Hani kişi öyle bir söz söyler ki buyuruyor, Allah korusun imanına dokunacak bir söz olur. Bunları hesap veririz. Fime abeynes sıdkı ve'l-kill-kill-ke-l-insan Doğru ve yanlış hareket tavrımız ve sözlerimizden dolayı. Ve beyne tevhid-i ve şirk. Tevhid ve şirk hususunda, şimdi biz bunu ele aldığımızda yine Müfessir-i Zam, Mühaddis-i Zam, vesair Ulema-i Kiram'ın görüşlerine göre şirki şu şekilde de almışlar. Efendimiz. Allah'ımızın isimlerinde de şirk.
İşte Şeyhim bana hidayet etti diyor. Bu bir şirke götür. Hidayete vesile oldu denecek. Çünkü hidayet Rabbimiz'ındır. Mesela ilaca zaten cehalet kurtarıyor. Burada eczaneye gitmiştim bir ilaç aldı, ilaç şifa verdi bana. Bu şirke yol açar. Ama dersek ki bu ilaç şifa bulmama vesile oldu, Allah bu vasıtayla bana sıhhat, afiyet lütfetti demek. Sonra şirkin celiyye olanı var, hafi olanı var. O açık toplardır vesairedir. İnşallah okurum buradan, vakit bulabilirsem. Bir de, Bir de Riya gibi. Çünkü şirk deyince inkar değil o. 0 iki demek üç demek. Yani şer'i kim diyor ya ortağım diyor. Yani Allah'a ortak koşmalardır. Bu niye götürür? Nihilizme götürür. Bu narsisizme götürür. Bu başka şeylere götürür. Bunu anlatmaya hiç gerek yok. Bunlar Allah'ı inkar diyemiyor açıkça ama inkara götüren yollar aranıyor. Çocuklarımıza bir bakalım. Yavrularımız nerede?
Allah'ımızın varlığını inkar etmiyorlar ama hükümde o deizmi neyi geçti? Öyle yollar, öyle tuzaklar kuruluyor ki, işte ben özgürce hayat süreceğim diyor. Aklım vardır, aklımla diyor hiçbir şeye ihtiyaç duymam. Halbuki akıl aynen şuna benzer. Böyle yuları olmayan bir at gibi, yuları olmayan bir at. Eğer olmazsa ne olur? Sınır ne tanımaz, ne bir başkasının arazisi ne bağı bahçesi demez. Ama gemi olursa onu tutar. Aklın gemi Vahiy-i İlahidir. Bir düşünebilsek aklı yaratan kim? Allah. Bir hocamız derdini müstahımıza anlattı. Gelinlerdi, konuşurlardı, dinlerdi. Efendimiz böyle akilla hareket eden birisiyle gece yarısına kadar uğraştık dedi. Hemen deyip o hocamızı, İbrahim Nefer Hocamız. Sonra dayanamadım dedi. Oğlum Allah mısın Peygamber misin dedi. Ya onu duyuran Allah, hepimizin, İfadeinin Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem.
İnşallah Ehl-i Sünnet bir cemaat görüşü üzerine hareket edip Allah'ın bu hale düşünmesi. Dört doğrusu en büyük mücadele de bu. Ve beynel ihlasi verriye İhlas ile rüya, acaba yaptığı amel gösteriş mi değil mi diye kendimizi hesaba çekmek. El-Muhasebe, ala-selas-i makamak. Üç şekli var bunun, kendimize hesaba çekmenin. Bunu şöyle anlayalım biz muhasebeyi, bir şekliyle, bütünüyle diyemiyoruz, bütünüyle haber veremeyiz. Onu anlayacak bize Cenabı Hak, akıllılar lütessir zor. Onu ancak lütfuyla, ihsanıyla, ikramıyla. Yalnız şunu diyebilirim, bir Velinin bakış açısı insanı altı cihettendir, yeter. Herkese oyun oynayabilirsin ama onlara oyun oynayamazsın. O sinesine çeker, ama Rabbimiz da onlara ihsanda bulun, ikramda bulun. El-Muhasebe ala selaze-lazimakamma Sadece şu şekliyle söylemek istiyorum. Eskiden burada bir antika vardı, tanırdı, gelirdi üst-i arzumuza da. Ona buluntu eşya getirirlerdi.
Dilerdi ki bu nasıl? Cebinde bir şişe vardı, böyle bir esas şişesi gibi. Şöyle açardı onu, bir çubuk alır ona bir sürerdi. O elindeki neyse artık, onunla anlardı. Şimdi bizim bir şeyi ihlasını değil mi oluşunu ne ile anlıyoruz? İhlas çubuğuyla diyoruz, takva çubuğuyla anlıyoruz. Allah'ımızın gönlümüze vermiş olduğu irfan çubuklarıyla anlıyoruz. Çünkü kalp yalan söylemez, Rahman'ın kudret parmakları arasındadır. Muhasebbetü'n nefs, nefsimizi hesaba çekmek ve muhasebetü'l gayb. Şimdi zahirde yaptığımız hareketleri işte burada ifade buyururdu, yalandı, doğruydu, samimiydi, değildi, Zikrullah'taydık, gafletteydik, bunların muhasebesi. Bir de muhasebetü's sır, Daha bir iç alemindeki muhasebedir. Ancak bir yaklaşım olarak ifade edebiliyorum. Allah'ın yüce velisi Sami Fende Hazretleri putbul aktabtır. Eğer Hacazen Efendiye vekalet değil o, asalettir. Vekalet umumidir.
Asalettir onu vermişse, onun kalbini ve sırrını biiznillahi teala müşahede ederek bizzat fakr-i kainat ile alaka ile yapmışlardır ve Cennet'in müşahede de bu işi çözmüşlerdir, Saniallahu Teala. Çünkü konu bizi bu tarafa getirdi. İşte bizim asılsızımız o. En azından yapacağımız o tatlı tatlı bizim gibi siz deyin ama, okumadan mahrum, anlamayan kimselere yaptığı sohbetler olsun diye okuyalım, o şifa tarifesi ledünni olarak mübarek gönlünden doğmuştur, onları okuyalım. Bilhassa tekrar söylüyorum Sami Efendi Hazretleri'nin eserlerini, İmam-ı Gazali'nin, İmam-ı Şarani'nin, bunun yanında gerçekten itikaden düzgün olan kimselerimizin, hocalarımız yok ki çok Elhamdülillah. Onlara sorarsınız, sorarız neyi takip edelim diye, onlar bize haber verirler, yol buluruz inşallah Teala. Te muhasabetü'n nefs. Nefsimiz ile yapacağımız muhasebe nedir? Ve yurru edep-i şerîa.
Dinimizin böyle bize emrettiği vazifelerini yerine getirmek. Ve muhasabetul-kalb. Kalbimizi hesaba çekmek nedir? Telifü'l-münahavat. Mülahalar daha çok düşünceler. Bunu biz Muhyiddin-i Arabi ve emsalinde görüyoruz. Onu çok dinlememizin sebebi eserlerinde o geçiyor. Kendi beyanları böyle olduğu için, yoksa genelde hep böyledirler onlar. Yani birinde gördüğümüz o güzellik hepsinde mevcut zaten. Yalnız farklılığı biraz temayüz ettiği sıfattadır. Mesela kimisi tevazude, kimisi cömertlikte, hepsi var ama bir ziyadelik yönleri var. Çünkü peygamberlerin bile birbirlerinden üstünlük yönleri var. Yoksa nübüvvette aynı. Velayette ayna ama, sürası var, kübrası var, ulyası var. Yine bunu biz sıralarken haya ediyoruz. Sebebi de şu, yani Allah'ımıza giden yollar mahlukatın nefesleri adedincedir, onu hesap edemeyiz.
Sebebi de A'raf suresindeki son saikenin başındaki ayet celle, Cenabı Hak salihleri kendisine dost ediniyor. Hızır Aleyhisselam'ın endişe ettiği bir konu oldu. Ya Rabbi dedi, bütün velilerin listesi bende bulunuyor. Ama bir velin var ki onun listesi bende yok. Halıkımız buyurdu ki bir bizi sevenler var, bir de bizim sevdiklerimiz var. Men adal yüveliyem fekadadan tububilharp. Allah'ımız iki şeyi de harp ilan ediyor. Birisi sevdiklerine muhalefet edenlere, hani bir şey olmuyor, Ebu Cehl'e bir şey oldu mu? Ama Bedir'de gördü, Allah korusun. Kimsenin sıkıntıya düşmesini gönül istemez. Bir de Allah'ımızın sevdikleri var. Bir Rabbimizi, bir de Rabbimizin sevdiği Fethhul-i fi'badi ve aybadurrahman. Ne güzel kulları böl.
Muhyiddin-i Arabi Hazretleri buyuruyor ki, işte muhasebede üç vakit demiştik ya, ben diyor yatacağım zaman gönlümden geçenleri den dolayı kendimi hesaba çekerim, neden böyle gönlüme şu düşünce düştü diye. O düşünceyi yaptıkları yok, yapmıyor. Ama kalbe geliyor. Bundan dolayı buyurmuş. Bir de sırrın muhasebesi, et-takarrubu ilallahi teala icemiya-l-hum. Bütün hallerinde, davranışlarında, hareketlerinde Allahü Zülcelal'e olan yakınlıkları. Bir de o yakınlık dendiği zaman, Cenab-ı Hak kendisine yaklaştırıyor, aslında o var. O gayret gösteriyor, Allah'ımız da yaklaştırıyor. Bir tanesi bir müessesenin, belki de dünyada önemli bir ticaret merkezi, onun başında. Onun başında olan kimse şunu anlatacak, diyor ki ben bu iş yerine girdim, çuvalcıydım diyor. Sırtıma çuvalları alır, işçiydim taşırdı. Benim diyor bu işteki çalışmamdaki başarımı görünce diyor, hemen beni işçibaşı yaptılar diyor.
Orada da düzgün çalıştığıma şahit oldular, bir firmanın başına verdiler diyor. İşte çikolata grubu, temizlik grubu, buna benzer verdiler diyor. Orada da gördüler ki gerçekten başarılıyız, işin başına getirdiler. Aldığımız mukaddime dersinde başarılı olursak, azalarımıza dikkat edersek, sonra verdiğimiz söze sadakatle, kaza namazlarımızı kılarsak, ne yaparlar? Bizi hemen asıl dersimize geçiriverirler. Orada tefekkürün mevti gerçekten güzel yaparsak, öyle sandalyeler üzerinde yatağın içinde değil, seccadenin üzerinde, Rabbimizin bizi gördüğünü bilerek yaparsak. Rabıta'mızda öyle bir ıslanıyor ki gönlümüz, o nur-i ilahi iniyor. Çünkü öyle bir yerin memesini tutmuşuz ki, o Arşullah olan meme, Kenzullah olan meme, Beytullah olan meme. Allah'ın hazinesi, Rabbimizin muhabbethanesi verdikçe veriyor Cenabı Hak. Her tarafımız nur-u ilahi ile dolarsa, o zaman diyorlar ki murakebeye sıra geldi.
Onu da güzel yaparsak derleyip toparlayıp müşahede haline getiriyorlar. Müşahede hali artık dünya ve ahiret fark etmiyor ama izah etmek lazım. Müşahede eşyanın hakikatine erişmek, Efendimizin duasına mazhar olmaktır. El-muhasebetü ala vedihey, muhasebe iki şekildedir. Allah ile kul arasındaki muhasebedir. Yediğim helal mi, değil mi? Burada sırrın dedi. Misal vermeyince anlaşılmıyor. Burada bizim rahmetle yad edelim, Hasan Hocamız. Burada konuşuyoruz, kürsü var diyor işte. Efendim çok güzel dedi ayet hadis okuyorsun. Biz bunlara ihtiyacımız var. Ama dedi, biz Hacı Hasan Efendimizden alışkınız, bir misal ver dedi. Ayet hadis, ayet hadis. Böyle balı ye ye ye, bir de yoğurt olsun yanında bunu biz güzel, o balı hazmede bilelim. Yiyoruz dedi, biz güzel küllü yemekleri neler ama yanına bize cacık istiyor dedi. Turşu da istiyor, vesail de istiyor.
Bir de yanında cacık da ver dedi, bir salata da ver, bir anlayalım biz. Biz Hacazen Efendimiz'den öyle gördük dedi. Şimdi bu yemenin ve içmenin sırrı deyince, Allah Allah, çok uzağa gitmeye gerek yoktu, oradan gireyim misal. İnşallah, kendimden değil Allah'ımızın izniyle. Ebu'l-Hasan-ı Arakani Hazretlerinin bir hizmetçisi var, imeğini yapıyor salatasını yaparken bir de acur doğrayayım demiş. Efendi Hazretleri'ne iyi olur diye. Yememiş. Efendim niye yemediniz? O acuru kim doğuralım demiş. Efendim yemek hazırlayan, o acurun suyu sulanırken buyurmuş bahçenin, bir başkasına giden sudan sulanmış. O bahçeye ait su değil yiyemem. Bunu biz mürşidimizde çok gördük. Onda ne derseniz, söyleyin oturuyor böyle, erci işte oturuyor. Yanında oranın böyle yerli köklü ailelerinden de var. Hani gerciş dediğimiz zaman gerciş müstesna bir yer. Böyle doğuda köhne bir yer zannetmeyelim.
Acahasen Efendimizin merkez olacak dediği bir yer bu. Hoş değil, oturuyor. Onların adetlerini de muşam'da seriyorlardı, herkesin önüne ayrı ayrı tabaklar gömülüyor. Hani bizde o adetler pek yoktu. Şöyle bir nazar buyurmuş, oradaki hizmet eden birini, şu tabağı kaldırın. Buyurmuşlar ki Cenab-ı Hak yemeğin içindeki zerre kadar, Haramı da, şüpheyi de Allah bize bildiriyor. Nasıl söylemişse yanındaki cemaatte bir alık başlamış. Hünbür hüngür ağlıyorlarmış. Efendim muhasebeyi bu şekilde yapıyordu. İ'minde, kuşamında ve muhasebeün fima beynehü ve beynel halk. Böyle insanlar arası tabi bir haktır. Birine nasıl hürmet ediliyorsa bir diğerine. Daha ziyade şudur, kendimiz için arzu ettiğimizi, o diğer kardeşimiz için de arzu etmek. Böyle bir muhasebe.
Ve ve fil zahir, bir de dışta Ve ve fil cevvari azalarımızda ve fil ahli ve'l Ata, almamızda, vermemizde, Vel'l muameet ve'l muaşarem ve gayruderd, en önemli olan da o. İnsanlar arası işte komşuluktur vesaire, onların arasında muamelemiz. Tercih noktasında bir muhasebe, böyle iki iş, mühmiş, daha önemli olan, daha önemli olanını tercih etmek. Nasıl diyelim, bizim şimdi ezan okundu, iki işimiz var. Bir pikniğimiz var, bir de ezan okunmuş camide namaz kılmamız var. Muhasebede o pikniğe ne zaman olsa gidilir ama ben camide bir namazımı kılayım, hem de cemaatle, tesbihatımı da çekerek demek bu yönde bir muhasebe yapmak. Hayır ve şerde muhasebe yapmak. Yaptığım iş hayır mı şer mi? Ahirette bana bunun faydası var mı? Öldüğüm zaman beni bu rahatlatır mı? Rahatlatmaz mı? Çünkü diyor kabre gireceğim, girdiğim kabirde Allah'ımı soracak. Daha kabre girmeden önce soruluyor zaten.
Göz yumulur yumulmaz başlıyor. Kabrin kenarına, kabrin kenarına o tabut konduğunda öyle sualler var ki, çok uzun. Bu söylediğin layık olmayarak İmam-ı Gazali'nin Rahmetullahi aleyh, Ey Ahiret yolcusu diye çok güzel bir makale var. Onu söyleyeyim. Vel indiyet, Yani emri ilahiye boyun eğme hususunda, sonra Yer-i muhasebeti beynel feduailili var redeyle artış aslında örtüşüyor. Muhasebe hususu. Muhasebetü'l-ahlak, huylarımız hususunda muhasebe. Bu da bizi rezil edecek, bizi Allah'ın huzurunda mahcup düşürecek hallerle, onun övgüsüne, rızasına erişeceğimiz konularda muhasebe etmek. Acaba bu yaptığım vazife, Rabbimizin razı olduğu bir amel mi diye. Çünkü bununla Allah'ımızın kabulü var. Yine bu Tabakat-ı Sufiyye diye bir eser var. Orada da diğer yerlerde de olabilir.
Bu eserlerden birinde bir tanesi vefat etmiş velilerden bizzat, diyorlar ki Allah sana ne muamele ettin, ne oldu, senin halin nedir? Hiçbir amelimden fayda görmedim diyor. İşte bizi düşündürmez mi bu? Hem de veli o. Yalnız diyor, bir kediydi, kedi tutsaktı. Buna eza etmesinler, yazık, Allah'ımızın mahluku dedim, kurtardım. Allah bana bu yüzden af ve mağfiret, rahmet, lütfetti İsa. Elhamdülillah, bu veren el dirneyimiz vasıtasıyla kardeşlerimiz bu vazifeyi yapıyor. Ne kadar hamdetsek az. Biz kardeşlerimize teşekkür gitmiyoruz aslında. Gönülden var teşekkürümüz, bu kurbanlarda neden, emin olun bayram ne düşünmediler. Ben diyor orada diyor bu kadar insan rezil, vüsvay, yok edilmiş ana yok, baba yok, kardeş yok, ortalıkta geziyor. Nasıl ben diyor bir kurban kesebilirim, feda olsun. İşte bunlar Allah'ımızın rızasına götürecek. Bak üstadımızın hayatında böyle bir korunmuş yok.
Ama neleri düşünmüş, bir sandık kurtuldu. İşte o günkü mali duruma göre iki buçuk lira, beş lira, yedi buçuk lira, on lira topluyor, fakirini, yoksununu gözetliyor. Şimdi bunlar yasal olarak elhamdülillah şu memleketimizde beş yüz kişiye her gün yemek veriyor. İnanın sormaya bile cesaret edemiyor. Öyle ki diyor ana terk etmiş, baba terk etmiş, yalnız kalmış, evlatları dışarı atmış diyor, gerçekten. Öyle kimselere diyor, biz ulaştırmaya gayret ediyoruz diyor. Yok diyor, bakmıyorlardı. Bunlar hep Rabbimizin razı olduğu ameller. Bunun yanında yavrularımızın yani insanların böyle midelerini gözetlediğimiz gibi gönüllerini gözetlemek, beyinlerini gözetlemek, en önemli hakkın rızasını bulacağımız hususlardır. O yavrularımızın itikadının kurtulabilmesi, üzüldüğümüz bu işte. Aman, süreçlerin dinmesinin sebebi bu. Bir devlet yetkilisi dedi ki oğluna bunu söyledi.
Oğlum dedi ben beş sene sonra attım, ancak anlaşılabilirim dedi. Bir şey söylerim dedi, olur mu? Acaba. Öyle diyorlardı dedi. Ama beş sene sonra bunun hakikatini anladılar dedi. Düşünemedik, ne kadar mühim olduğunu inşallah anlamazsınız. Ama iş işten geçmeden, Nedir mübarek yol itaattur. İnsan dostuna akilla gitmez. Ölçerek biçerek işte bana şöyle mi derler, böyle mi derler, acaba vardığımda nasıl olur, görüştüğümde nasıl yapılması icap eder, bunlar düşünülmez, insan dostuna muhabbetle gider. Bizi huzur-u ilahide razı mı edecek yoksa Allah korusun değişik hallere mi sokacak bir amel demiyeyim diye muhasebe eder. Hiyel müvazenetü beynel hasenatı ve seyyiat. Bu hasenat, ibadetleri ve taatler, seyyiat kötülüklerimiz. Bunlar arasında bir muhasebe. Acaba kar da mıyım zarar da mı? Şimdi bakkallarda bile muhasebe var. Büyük ticaret yerlerini bırakalım. Bakkallarda bile muhasebe var.
Eğer muhasebe güçlüyse, o ticaret yeri güçlüdür. Bak bazen ticaret değiller, anlatıyorlar. Bizim diyor muhasebeci bir kalem oynatmış diyor, yanlış. Kurtarana kadar ne çektik diyor, batıyordu diyor müessese. Muhasebe önemli. Onun için ölmeden evvel kendinizi muhasebe edin buyuruyor. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz ümmetim uykudadır, ölünce uyanır. Allah'ımız öldükten sonra o hale getirmesin bizi. Kurtuluşu yok, dönüşü yok. Şimdi şurada hata içsek, sevgili kardeşimiz, bir kusurumuz olsa, tenafi imkanımız var. Çünkü ömrün var, bilmiyoruz ne olacağını ama, şu ömür sermayesi ne büyük bir nimet. Deriz ki yahut şu yanlışı neden yaptık, elimize tespihi alıp, başlarız istiğfar. Ama öldükten sonra bu imkan yok. Daha bu muhasebenin hakikat yünleri var. Hakikat düğünü de şu, bazen böyle gönlün daraldığı, böyle hiçbir Cüyuzat-ı ilahiyenin akmadığı zaman olur. Kupkuru.
Namaz kılarız kupkuru, evradezkar okuruz, kupkuru. Bir de olur ki taşar insan. Yani içi içine sığmaz, o şataha giden bir ayrı şatah var. Böyle kendinden geçecek haller olur. Kendinden geçecek haller olur. Onun muhasebesini yapar. O kupkuru kaldığımızda ki muhasebe şudur, eğer halimiz şer-i şerife muvafıksa bundan keder etmez. Zaten onlar söyler. Efendim hiçbir haz, lezzet alamıyorum, ne istiğfarında, ne tevhitten, ne salahcın, ne rabıta, ne murakabe, kopkuru kaldım derim mi, der ki aman dinimizin emirlerine dikkat edelim. Çünkü bu beyinel havf ve recadır bunun karşılığı. Aynı zamanda o bast ile, bu bast ile kabz hali bir müridin aynen bir kuşun kanadı gibi. Tek kanatla o üçmüyor kuş, iki kanadı. Allah'ımız burada gabs hali hiçbir halin olmamasını Celle Celalühü, acaba zatın için mi yapıyor ibadeti, yoksa nefsi için mi yapıyor?
Çeşit için mü yapıyor, keramet için mü yapıyor, iyi bir rüya göreyim diye mi yapıyor, gözüme nurlar görünsün diye mi yapıyor diye imtihan ediyor. Bak bunu Hacı Hasan Efendi, Kaddesallahu sırra, onu takdir edenler başımızın tacı. Nasıl anlattı? Diyoruz ki üstadımızdan anlatın, güzel bir şey demiyoruz. Ben diyor yolda geliyordum, ayağım tökezledi, huzuruna vardığımda evladım yolda gelirken ayağım burkuldu değil mi? Bu değil acasın efendi. Böyle anlatılmasın Hacasın Efendimiz. Hacasın Efendimiz, bakın burada nasıl misal vereyim. Evet keramet evliyaullah'dır. Ama bir velinin işareti de keramet değildir, istikamettir. Bir delikanlı, o tarihte verdiği misale bakın, nişanlısına hediyeler getiriyor. O hediyeleri getirdin mi öyle seviniyor, öyle neşeleniyor, ona göre muameleler bulunuyor. Hediyeyi kestiği zaman yüzüne bakmıyor.
O zaman delikanlı diyor ki sen benim değil de getirdiğim hediyelerin aşıyısın diyor. Bak böyle misal veriyor, bizim gibi köylü kentliye nedir? Köylü kentli derken, üstadımızın en yüksek yerlerde bile ne olur efendim şu yeşil kaplı defterini çıkar dediklerini biliyoruz. Hayran hayran dinlediklerini. Hem de Diyanetin fetva kurumları. Hacı Hasan Efendi'yi Pakistan'ın profesörleri dinledi. Daha manevi alanını bilmiyoruz. Onun bir görünen tarafı var onların, bir de görünmeyen tarafı var. İşte bunu haber verirken, işte çok güzel rüyalar görüyorum, acayip hallere erişiyorum, ben uçuyorum, su üstünde yürüyorum gibi durumlar onun için ibadet edilmezdi. Efendim sırf? Sırf Allah için, lillah için, fillah için diye kendi ifadeleriyle, Bizim burada okuduklarımızı onlar hikaye gibi anlattıkları o güzel sözlerini de dirhemmiş toparlamışlar.
Ve evgatu tecellî ve'l-istiter Hakikatte muhasebe, insanın tecelli hali ile o tecellinin olunmamasını muhasebe eder. O tecelli nedir? Mevlana'mızın şu sözüyle anlatırsak yeter Ya Mevlana, aşk nedir? Benim gibi olursanız anlarsınız diyor. Bunu gelişmeden mümkün değil. Daha biz dikkat edelim abdestimize, namazımıza, taharetimize, sonra istincaya, istibraya, hadesten taharet, necasetten taharet nasıl olur? Abdest-i azalarımıza vesaire. Bunlara şer'i emirlere dikkat ederiz. Bu şekil ve saah, şekil manevi sarhoşluk demek. Sahı hali uyanıklıktır. Bunda en yestekkura. Dinimizin koymuş olduğu ölçülerin dışına çıkmamaktır. Muamelemizde muhasebe nedir? Hiye beyn-i evkatil huzuru vel-i riy-i levlü vel-aflad. Deehul aslında da.
Burada huzur hali ile o huzurun olmaması, bu neden bizim gönlümüzde ilahi bir muhabbet, Evliyaullah'a muhabbet, kardeşlerimize sevgi, Resulullah'a muhabbet, zatında fenafillah, beka billah olmak neden bende olmuyor diye bunu ölçüp tartmaktır. Muhasebetü'l velayet, velilikte muhasebe, nefsimizde muhasebe devam edebilirler. Velhamdülillahi Rabbil alemin El Fatiha.