Muhabbetin Gücü ve Ruhun Arınması kaydında Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin Aziz, Latif, Hak, Ünevver, Mutahhar, Mücella, ruhu ulvilerine, ehline ashabına, peygamberan-ı zan ve piran-ı zanına, bütün geçmişlerimizin, dağlar başında kalan hak ile yeksan olan bir Fatiha'ya muhtaç olan, din kardeşlerimizin ruhlarına bir Fatiha üç İhlas-ı Şerif Aleyhisselatu…
Muhabbetin Gücü ve Ruhun Arınması kaydında Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin Aziz, Latif, Hak, Ünevver, Mutahhar, Mücella, ruhu ulvilerine, ehline ashabına, peygamberan-ı zan ve piran-ı zanına, bütün geçmişlerimizin, dağlar başında kalan hak ile yeksan olan bir Fatiha'ya muhtaç olan, din kardeşlerimizin ruhlarına bir Fatiha üç İhlas-ı Şerif Aleyhisselatu…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 18 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin Aziz, Latif, Hak, Ünevver, Mutahhar, Mücella, ruhu ulvilerine, ehline ashabına, peygamberan-ı zan ve piran-ı zanına, bütün geçmişlerimizin, dağlar başında kalan hak ile yeksan olan bir Fatiha'ya muhtaç olan, din kardeşlerimizin ruhlarına bir Fatiha üç İhlas-ı Şerif Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz buyuruyorlar ki dostlarınızı çok sık ziyaret etmeyin. Arada ziyaret edin ki muhabbet artar buyuruyor. Böyle bakıyorum da Elhamdülillah bu herhalde biraz ara uzayınca muhabbet de çoğalıyor. Allah'ımıza sonsuz hamdolsun. Hak'at muhabbeti, benim muhabbetim vacip oldu buyuruyor Cenab-ı Hak Hadis-i Kudsi. İl-mütehab-i nefiyye, benim için birbirlerine muhabbet eden kimselere. Elhamdülillah, burayla ilgimiz temelde mevcut. Eğer o temelini ifade edecek olursak ruhlar alemi.
Sebebi ise Abdülkadir Geylani Hazretleri, kalpte Sallallahu Aleyhi Sırra, önüne gelen kim olursa olsun, hiç böyle sormadan ismiyle hitap buyururlarmış. Diyelim Abdullah'tır, Muhammed'dir, Ahmet'tir vesaire. Demişler ki efendim, nereden tanıyorsunuz? Ruhlar aleminden buyurmuş. Cenabı Hak ruhlar aleminde bizim gönlümüzü birbirimize muhabbetleştirmiş Elhamdülillah. Çünkü sevgi aşktan iner. Bu Meryem Suresi'nin son ayetlerinde olacak, Meryem Suresi'nin iman eden ve salih amel işleyenlere Cenab-ı Hak sevgi lütfediyor. Bu ayet-i celilenin izahında müfessirin-i izam hazaratı şu Hadis-i Şerif'i ele alıyor. Cenab-ı Hak bir kulunu sevdiği zaman Cebrail Aleyhisselam'a Ey Cebrail, ben falan kulumu seviyorum, sen de sev. Cebrail Aleyhisselam seviyor. Sonra melekler arasında o sevgi yayılıyor, daha sonra yeryüzüne iniyor. Yeryüzündeki salih kullar da ona muhabbet ediyor.
İbni Mübarek diye mübarek bir kimse var zaten, isminden de belki, Abdullah bin Mübarek. Bu böyle bir yolculuğa çıkar. Yolculuk esnasında karşıda bir genç kimseyi görür. Çocuk diyemiyorum, genç diyelim. Yaşı çok genç bir kimseyi görür. İşte bu kardeşimiz gibi hemen hemen sekiz-dokuz yaşlarında. Bu yaşlarda der ki buna selam versem mi vermesem mi? Böyle bu düşünceler içerisindeyken yaklaştığında o genç yavru der ki ve aleyküm selam, ey Abdullah b. Mübarek. Der ki Yavrum, ben uzak bir mekandan geliyorum ve buraya da ilk giriyorum. Sen bizi neden tanıyorsun? Efendim, ruhlar aleminde tanışmadık mıdır? Sonra o yavrunun hareketleri çok dikkatini çeker. Böyle der ki yavrum insana aklı ne yapar, nefsi ne yapar? Aynen size yaptığı gibi yapar der. Bana ne yaptı? Siz buraya doğru yaklaşırken selam versem mi diye tefekkürımız aklınızdandı. Sonra vermesem mi düşüncesi ise nefisten gelir.
Daha da bir hayret içerisinde kalır, der ki evladım bu kadar aklınla şu toprakla neden meşgul oluyorsun, toprakla neden oynuyorsun? Efendim siz bilmez misiniz? Es'labillah. Allah'ımız bizi topraktan yarattı, sonra tekrar toprağa gideceğiz, sonra bir çıkışla topraktan çıkacaksınız, sonra yine onda bir acayip haller görür. Bazen Cenabı Hak salih kullarını çeşitli vesilelerle de imtihan eder. Bir bakarsınız Cüneyd-i Bağdadi bir kediyle, bir Bayezid-i Bistami Hazretleri bir köpekle, hiç bilemezsiniz. Allah'ımız irşadını murat etmişse bu vesilelerle de irşad ediyor. Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri bir yoldan geçerken bir kedi görür. Kedi ayaklarını böyle bir duvara atmış, gözünü de bir deliğe dikmiş, tüyü bile hareket etmiyor. Bu hayretler içerisinde ona bakarken kedi o delikten çıkacak olan fareyi bekliyor.
O fareyi öyle dikkatle bekliyor ki, tüyü bile hareket etmiyor kedinin Allah'ımız gönlüne ilhamen. Ey Deniyyülhimme, ey himmetini aşağı tutan Cüneyd, Sen benim aşkımı, muhabbetimi, varidat-ı ilahiyeyi, tecellileri vesair ilahi nurları beklemekte bir kedi kadar dahi olamadın. Tabii derhal uyanır, bunu murabebe bölümünde ele aldılar. Cüneyd-i Bağdadi böyle olduğu gibi, Gatdes Allah Resulü çok, Bayezid-i İslamiye Hazretleri'ne uzun bir hadise bir köpeğin durumu, işte eteğini biraz çekti. Çünkü köpek nerede, barıntı belirsiz, belki temiz olacak, belki kirli olacak. Ondan dolayı cübbesini az çekince, bunu naklederken diyorlar ki kal bizzat diliyle, bir de hal diliyle şunu söyledi. Ey Bayezıd, benim üstümdeki kiri yedi bardak su temizler ama sen kibrinden dolayı cübbeni çekmiş isen yedi derya senin gönlünü temizleyemez ve devam eder. Arkadaşlık yapmak ister, der ki Sen halkın makbulüsün.
Beni söyle değil, bir yere girdiğin zaman seni baş köşeye oturturlar ama beni kovarlar. Burada Şemseddin-i Sivasî Hazretleri'nin bir sözü var. Hakk'a makbul olmak ister, halka menfur olmadan. Allah'a diyor makbul olmak ister, halk onu nefretle karşılamadan. İbrahim bin Ethem, Kaddafi Hazretleri'ni böyle çok şöhretlenir. Biliyorsunuz denize atmış olduğu bir iğneyi balıklar ağzında getirirler. Bu nedendir? Allah'ımıza olan tazimindendir. Şöhreti yayılınca deriler büyüklerimiz şöhretle afet olmamak olmaz. Hatta Halıkımız Celle Celalü velilerden birisini muahaze ediyor, sorumlu tutuyor. Neden bu kadar şöhretlendin diye. Dedem Rahmetullah Ali Hazretleri Şeyh Mustafa Kudüs, Gaddesallahu Sırra böyle konuşurmuş, Allah'ımız lütfetmiş. Onun o medresede okumaları neleri müstesna. Bunun yanında Allah'ımızın kullarına göstermiş olduğu şefkat ve merhamet onun ilmi ledünne erişmekle vesile oluyor.
Böyle konuşurken bir yerde hata eder gibi yaparmış. Çünkü sena edilmemek, övülmemek için. Bu kadar dikkat ediyorlar büyüklerimiz, Burada arz etmek istediğimiz şu şöhretlendiği zaman memleketinden dışarı çıkar. Fatih gideceği yer onun geleceğinden haberdar olmuş, karşılamaya başladılar. Dediler İbrahim bin Etemir'de. O der zalimi mi soruyorsunuz? İbrahim bin Etem'e iyi bir sopa atarlar. Şöhretlenmemek için hiç aldırış etmez. Bakın ne kadar İslam'ı ince ve hassas yaşamışlar. Burada biz dönelim Abdullah b. Mübarek Hazretleri, o yavruyu biraz daha farklı görüyor. Böyle bir ağladığı da oluyor, güldüğü de oluyor. Diyor ki ben size bir acayip hissediyorum, böyle bir gülüyorsun, bir de ağlıyorsun, sebebi nedir deyince efendim diyor, çok çocuk yaşta bunu tefekkür edecek güçte ve kuvvette. Bunu şöyle ele alabiliriz. Bir, ahlak hususunda kesbi olan var, bir de vehbi olan var.
Kesbi olan gayret ve çabamızla vehbi Allah tarafından edeplendirilmiş, müstesna. Halıkımız tarafından lütfedilmiş, ihsan edilmiş. Biz burada Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri'ni söyledik, Gades Sallallahu Aleyhi Sır'a. Böyle dört yüz alim bir araya gelmiş. İlim ehli ne konuşacak hiç şüphesiz kendilerine ait, kendi artık konumlarına muvafık bir şekilde sözler söyleyecekler. İlim ehli ilimden konuşur, irfandan konuşur, hakikatten konuşur, bir konu ortaya atmışlar, o da şükür mevzuu, şükür hakkında konuşuyorlar. Dört yüz alim artık hangisi söylemişse şükür hakkında konuşuyorlar. Şükür çok önemli de bir konu. İman iki yarından müteşekkil bir bütündür. Bir yarısı sabır, bir yarısı şükür. Böyle konuşurlar, hepsi güzel güzel beyanlarda bulunurlar, ilim ehli insanlar. Bu arada aynen o Abdullah bin Mübarek Hazretleri gibi çok genç dağ, yaş itibariyle.
Onun da böyle istifade etmek değil de sözünden gönlü kalmasın bu yavrunun diye, çünkü o da dinliyor orada. Bizim mezhep imamlarımızdan neden biliyorsunuz? İmam Ahmed bin Hanbel, Rahmetullahi Ali Hazretleri İmamı Şafii'nin huzurunda oturuyor, Çok genç yaşta. Yine Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri çok genç olmasına rağmen dayısı Muhammed Sevvarı diye hatırlıyorum. Allahu alem, inşallah da olmaz. Dayısı sohbetine iştirak ediyor, üstazı sohbetine iştirak ediyor. Öyle diyor bir kemalat hasıl oldu ki o yeğenin sohbetinden istifadeye çalışıyor. Derler ya akıl yaşta değil, başta Allah'ımızı lütfetmiş, ihsan etmiş. Bilemeyiz Allah'ımızın ikramını ve ihsanını. Burada üçüncü İbn-i Bağdadi Hazretleri de çok genç, onun da gönlü kalmasın diye şükür hakkında dediler ki yavrum siz ne dersiniz? Efendim, şükür Allah'ımızın verdiği nimetle ona isyanda bulunmamak. Gök yüz alim ayağa kalkar.
Ey ulemanın gözünün nuru, ne kadar güzel söyledin, derler ve bağırlarına basarlar. Kuran-ı Azimüşşan'da da geçer, Hadis-i Şeriflerde de geçer. Ulemau Rabbani diye bir de El-İlmü Billah çok önemli bir husus buldu. Bunu, biz kimde görürüz? Birçok Allah'ın dostlarında olmakla birlikte Emir Buhari Hazretleri, Gaddes Allahu Aleyhi ve Sellem. Eğer tanırsanız bu Erzincan'da terzi baba var, tanırsınız onda da öyle. Öyle ki insanlar o Terzi Baba Hazretleri, Mevlana Halid Hazretleri'nin kalpte Sallallahü sırra hulefasındandır, halifelerindendir. Böyle insanlar çok meylediyor, çok meylediyor. Hatta onun bulunduğu yere de nur iniyor, nur iniyor. Devrin müftüsüdür, vaizidir, ilim ehillerinden bunu hazmedemiyorlar. Diyorlar ki, böyle cahil bir kimsenin kapısına niye bu kadar insan giriyor? Derler. Bir karara varırlar, dediler ki biz bunu bir imtihan edelim. Çok önemli sorular hazırladılar, çok önemli.
Kendisini davet ederler, Efendi Hazretleri gelir, buyuruluyor ya okumamış olabilir. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz için bir mektebe oldu ki müdavim, Allah idi zatına muallim, Celle Celalühü. Buna güç yeter mi? Sorarlar, cevabını verir. Emir Buhari Hazretleri'nde de aynı. Bir de edep ve erkanda müstesna. Babam diye hitap edermiş. Böyle çok genç yaşta olan kimseye dile babam diyor. Gelirlermiş efendim, niye böyle genç yavrulara da babam diyorsun herkese diyorsunuz. Kendisini çok aşağı görürmüş, çok engin görürmüş. Bir farklılık var, üstünlüğü gördüğümüz zaman mutlaka bir farklılık var. Emir Buhari Hazretleri'nde de aynen öyle. İşte o zamanki ilim mehirleri hep toplanırlar, soruları sorarlar, hayret ederler tabii, çok hayret ederler. Sonunda o hayretlerine karşı şunu söyler. Çünkü sordukları sorular çok ağır sorular ve cevap veriyor.
İznillahi Teala, buyuruyor ki babam bir kimsenin Medresesi Arş-ı Azam, hocası Fahr-i Alem Sallallahu Aleyhi ve Sellem olunca buyuruyor, ne olur? İşte bak böyle olur buyuruyor. Bunu yine Bayezid-i İslami Hazretleri hocaların böyle toplu olduğu zamanda diyor ki, hocalar ilminizde eksiklik var. Ne diyorlar nesi eksik? Siz ilmi fanilerden aldınız, baki olan Allah'tan almalısınız diyor. Bak ne kadar iş fark ediyor. O zaman bizim yapacağımız, rabıtası olan kimselersiniz. Sivas dendiği zaman Sivas zaten hakikat ehillerinin kaynadığı bir yer. Abdullah Habib-i Gazi'den tutalım, işte diğer Meşşa-i İzam İsmail Hakkı Hazretleri, ne güzel, mütevazi bir kimse. Üstadımız onun hakkında şunu söylerdi, Kutbu cihandirdi ona. İsmail Hakkı Hazretleri için zamanın kutbu diyordu. Bak, öyle mübarek insanlar. Burada Kırklar denen mübarek zatların mevkii de var, başka hakkın dostları da var. Bunlar çok önemli.
Diyoruz ki onlar ölmedi. Ama siz akıl yetiremezsiniz. Hadis-i Şerifler de geçer, böyle kuşların kursaklarında, alemi dolaştıkları. Yani onlar için dünya ile ahiretin farkı yok. Zaten dünyadayken bu ölümü temin etmiş onlar. Bir tabii olan ölüm var. Ölüm geldiği zaman ne bir adım ileri, ne de bir adım geri attın. Bir ölüm daha var ki ihtiyaridir. O da Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz yeryüzünde gezip dolaşan cenazeye bakmak isteyen Sıddîk-ı Azam'a baksın buyuruyor. Halbuki hayatta geziyor, dolaşıyor. Buna ne diyorlar? Nutu kable ente mütu, Ölmeden evvel ölmek. Nasıl oluyor bu? Kötü ahlakı ölmüş, güzel ahlak ile bezenmiş. Necmettin-i İraki diye bir zat var. Necmettin-i İraki, büyük bir veli, Böyle bir cenaze defininde bulunur. Fatih o defin esnasında telkin veriliyor. Bu telkin esnasında böyle bir tebessüm buyuruyor. Hatta bizim dinimizde böyle bir hareket mekruhtur.
Böyle bir cenazede defin esnasında gülmek. Bir de pek hayatında gülmeyen bir kimse, ona çok yakın olan bir kimse demiş ki Efendim, siz pek gülmezdiniz. Normal vakitte bile öyle pek gülmenize şahit olamadık biz. Nedir bu haliniz deyince buyurur ki ölü diriye teltin veriyor da ona güldüm der. Aşağıda cenaze dediğiniz kalbi Cenab-ı Hakk'ın zikriyle, ruhu zikriyle, sırrı, hafi, ahfa, nefis, zikri kür, zikri, sulth-i ispat ve murakabatın içerisinde, bunları da gerçek bir şekilde yaşıyor. Güzel ahlakla yürütmüşüm, bir işin dersin yükselme şekli var, bir de ahlakın emmarede kalma yönü var. Bunun için ikisini beraber götürmeyi bizlere tavsiye eder büyüklerimiz, aman ha iş dersin yükselmesi değil, bunun yanında ahlakınız da yükselsin diye. Bu sebeple içtihatımız buyuruyor ya Letaif dersini alan, mahzun olma geri kalan, riyakarlar bela bulan, yokluğu atılmak lazım. Demek ki güzel ahlak.
Bunu teymüyeceğiz. Bu yapılması gerekir mutlak yapılacak. Çünkü Ashab-ı Yukruc'ul-ümat-ü il-mmün-ul-ümat-i ilahiyy-en-Nur, biz küfürden, şirkten, nifaktan büyük günah, küçük günah ve masivadan kurtulmak için. Çünkü insana öyle bir değer vermiş ki Cenab-ı Hakk muhatap kılmış. Insandaki değer müstesna. Bunu Ebul Abbasü'l-Mürsi Hazretleri, Rahmetullahi Aleyh, kalpte Sallallahü'l-Sırlahü'l-Sırlahü'l-Mürsi Hazretleri, rahmetullahi aleyh, kalpte Sallallahü'l-Sırlahü'l-Sırlahü'l-Mürsi Hazretleri, rahmet İnsanın o Team Suresi'nden alarak, esamü, legal halaknel insana fi ahseni takvim. İnsan en güzel kıvam, en güzel biçimde yaratılmış. Böyle bazen hayvan resimleri oluyor, bir de Allah'ımızın insan simasında yarattığına bakalım. Hiç benzer mi? Mi? O çocuk gibi beslenen bir hayvanın resmiyle bir masum yavrunun yüzüne bakalım, hiç benzer mi?
Allah'ımız insanı ahsen-i takvim, en güzel kıvamda yaratmış, en güzel biçimde boyuyla, bosuyla, yiyeceğiyle, içeceğiyle, temizliğiyle. Bir de insanın yüksekliğini, Ebu Leheb'ül Mürsi Hazretleri müstesna bir veli. Onun bir sözü var Her gün diyor Resulullah'ı görmezsem, Sallallahu Aleyhi ve Sellem, onun görmesi rüya değildir. Her yıl Arafat'ta bulunmazsam ben kendimi rical-i mümininden saymam, der. Öyle müstesna. Bunu Ahmeder Rufai Hazretleri'nde de görürüz, Gadde Sallallahü's-Sirre, Efendimiz'i görmediği gün sallallahu teala aleyhi ve sellem, tevhidi iman ve tevhidi nikah yaptırıyor, Efendimizi görmediği gün. Bu kadar onunla münasebetleri var, o buyurur. İnsanın, insanın yüksekliği aklında ve ruhunda buyuruyor, aklında ve ruhunda. Böyle insan tabiat olarak, tabiat olarak böyle sonsuzluğa bir arzusu var, isteği var. İnsanda var bu. Mesela hiç ölmek istemez insan.
Biz burada ölmek istenmezse Cenabı Hak ahiret hayatı, Halidine fihha ebede. Bak ölümsüzlüğü burada da yaşattıklarını, Nuthu kable entemutu sırr-ı namhar olan, anda gördüğü haşr-u neşri nefka-i surb olmadan. Şemseddin-i Sivasî Hazretleri, Gatdesallahu sırrı. Herhalde mikserlı diye, asıl orada. Ama Allah'ımız burayı lütfetmiş, ihsan etmiş. O artık bütün ümmet için, bütün insanlık için rahmet olan kimseler, daha dünyada iken ölmeden evvel ölmüş. Burada iki esası ifade buyuruyor insanda yükseklik olarak. Birincisi akıl, ikincisi de ruh. Ruhun kademeleri var, bu ay. Şimdi ruhta bir diğer hayvanlarda canlılık vardır. O bizim insan öldüğü zaman ruhunu teslim ediyor, bu değil.
O asıl Allah'ımızın, Es'amü ve'nefaktu fihi mirruh, ben ruhumdan ruh verdim diye buyuruyor akıl içerisinde, tefekkür içerisinde, tefekkür içerisinde, tefekkür içerisinde, tefekkür içerisinde, hilafet sırrı içerisinde, emanetlerin yüklenmesi içerisinde, Allah'ımızın Esma-i İlahiyesinin, Ef'al-i İlahiyesinin ve zati tecellilerin nurları bu nefkulunan ruhun içerisindedir. Daha o ruha öyle bir değer vermiş ki Cenab-ı Hak, nedir o? Melekut alemi onda, Ceberut alemi onda, Lahut alemi onda, sonra mülk alemi onda. Bunu insan namazda yaşar. Nasıl yaşar? Çünkü namaz ibadetin başı mevkinde diye buyruluyor. Bu kainattaki bütün varlıkların ibadetini camidir. Dağlar kıyam halinde, hayvanlar rüku halinde, bitkiler secde halinde. Böyle bir beraberlik olduğu gibi bir de meleklerin bir kısmı kıyamda, bir kısmı rüku, bir kısmı secde. Efendimize ne kadar teşekkür etsek alsın.
Efendimiz için biz baktığımızda Ahzab suresinde, onlar Resulullah'ı canlarından daha fazla severler diye buyruluyor. Bizim onu canlarımızdan fazla sevmemiz lazım. Fazla sevip Sünnet-i Muhammediyesine yapışmamız gerekir. Böyle bir peygamber, Miraç hadisesinde meleklerin bu tatilini görünce, meleklerin bu tatilini görünce ümmetine de istiyor. Bakın bezmi hasıl alınmış. Hususi Cenab-ı Hak ile bulunuyor. Orada Ve ala Ya Rabbi, Selamın, rahmetin, mağfiretin, ümmetimin salihleri üzerine de olsun buyuruyor. Cenab-ı Hak ben Cebrail Aleyhisselam'ı bile gerilerde bıraktım, sen benimle kendi arana ümmetini girdiriyorsun deyince ve vavmili ecli ümmetikgamım, kederim, ümmetim için. Böyle bir Peygamberimiz sarılacağız. Sünnet-i Muhammediyesine sarılacağız. Bu hali müşahede eden melaike-i kiram da buyurun, Nasıl bir nimet insana luttedilmiş, ihsan edilmiş, ikram edilmiş.
Bunu Ebu Abbasü'l-Mürsi Hazretleri aklı ve ruhuyla buyuruyor, bunun sınırı yok. Ve fega külli viyalmin Alim, Her bilen üstünde bir bilen vardır buyuruyor. Soru yok, işte bir salik yapmış olduğu zikrullah'ta beynini çalıştırıyor. O yapay zekalar neler, onun yanında hiç mesafesinde o kodlamadı. Haydi ayarladı. Ayarladığı şekilde hareket edecek. O anda belki bir değişik durum olacak, ne olacak? Allah'ımızın vermiş olduğu aklın değeri ölçülemez ve ilk yaratılan diye de buyruluyor. Ne büyük bir nimet lütfetmiş Halık Ellem Yezer. Sonra ruhuyla dediğimiz zaman bitmez, çok emer. Esfel-i safiline, aşağıların aşağısına insanı iten nedir? İki husustur. Bir, nefsimiz, bir de nefsimizin arzu ve istekleridir. Şimdi biz burada ne konuşacağız? Bizim burada konuşacağımız hiçbir şey kalmadı. Hazırlıklarımız sizin gönlünüz olsun. Bizim hazırladığımız sizin gönlünüz oldu.
Şimdi sizin gönlünüzdeki o ağaç, o muhabbet, o sevgi. Bize bu yeter. Allah'ımızın kullarının böyle karşılaştığı zaman, musafahasında gözleri gözlerinden, elleri de ellerinden ayrılmadan, Allah'ımız mağfiret buyuruyor küçük günahlarını. Hakk'at muhabbeti, lil mütehabbin nefiyye, vel mütezevirin nefiyye ve lmütebadiline fiiyye. Bununla tamamlayalım. Cenab-ı Hakk'ın muhabbeti vacip oldu. Kimler üzerine vacip oldu, birbirlerine Allah için muhabbet eden kimseler, Arş-ı Azam'ın gölgesini ikram ediyor Cenabı Hak. Bir de ve'l-mütebadilin nefiyye ikram ediyor birbirine. Vel'l-mütevirin nefiyye Allah için de birbirlerini ziyaret ediyor. Bak ziyaret ne kadar önemliymiş, ne kadar önemliymiş. Bizim şahsi olarak yapmış olduğumuz saatler bir de muamelattır bu. Şahsi olan taatlerimizde yüzde yirmi beş buyruluyor. O muamelat ise ise yüzde yetmiş beş.
Bakıyoruz, peygamberlerimize bakıyoruz, Hulefa-i Raşidin'e bakıyoruz, hep bu yönlerini tercih etmişler. Muamelat yönü müstesna. Sıddîk-ı Azam anlatılırken radiyallahu anh, ümmetin işini görmek için hanelerine çok geç saatte gelirlermiş. Hz. Ömer de öyle vesaireleri de öyle. Okumuşsak Muhammed Bahaüddin Hazretleri için mutlaka gördünüz. Haddesallahu Sır'a üstadının üç tavsiyesi var. Bir, vahait din, yolları temizle, yedi sene temizlemekle meşgul. İmamatatü'l ezaanittarik, yoldan insanlara sıkıntı veren bir manayı kaldırmak imanın şubelerindendir. Bunu ele alırken sadece o taşı, toprağı, çalıyı, çırpıyı kaldırmak değil, Allah'ımıza vuslatta engelleri de kaldırmaktır. Nefsimizin arzu ve isteklerini de kaldırmak. Çünkü Bayezid-i Bistami Hazretleri ben sana nasıl ulaşırım deyince de nefset ve teal buyrulmuştur. Nefsin arzularını bırak ve gel buyuruyor Cenab-ı Hak.
İnşallah gayret edeceğiz, çaba göstereceğiz. Hiçbir şey bedelsiz değil, öyle kolayına olmaz. Bu amel hususunda ibadetimiz ve bunun yanında muamelat, amelimizin nasıl olması gerektiğini taatlerimizi yaparken çok samimi bir şekilde Allah'ımızın koymuş olduğu sınırlara dikkat ederek ve azalarımızı isyandan koruyarak, Rabbimize karşı hiç olduğumuzu bilerek görevlerimizi yapmaktır. Amel. Çünkü Cenab-ı Hak esselamü innellezine amenu ve amilus salihhat. Onlar iman ettiler ve salih amel işlediler diye buyruluyor. Salih amelin tarifini ulema-i Kiram Kuran-ı Azimüşşan'a uygun bir tavır diye ortaya koymuşlardır. El-Amel, amel nedir? Lüpbu'l-Lail, ilmin özüdür. Bir ayran olur. Ayranın mühim olan nesidir? Yağlıdır. Bir fidandır, o fidan boşuna dikilmez bahçeye, ondan istenen meyvedir. Taatlerimizin meyvesini alabilme. Bu meyve hepsinde var zaten.
Biz namaz dedik namazda var, namazın meyvesi sizi kötülüklerden alıkoy diye buyruluyor. Hepsinde mevcut. Hangisini desek? Amel nedir? Hareketü'l cismi bil mucehede, gayretle, çaba ile diyoruz ki her şey bir bedel karşılığı. Biz burada Abdülkadir Geylan Efendimiz dedik ki mübarek dizleri deve dizleri gibiymiş. Secdelere vara vara ibadetlerde, taatlerde Allah'ımıza ne kadar yanık sonra muhabbetle yapıyorlar. İbadete kendisinin sözü var Abdulkadir Geylani Hazretlerinin Gaddesallahu sübhanallahü's-selam ha buyuruyor ibadeti adet kabilinden yapmayın. İşte anam yapardı, babam yapardı, ta bizim ceddimizden beri gelirdi. Kitaplarda da gördüğümüz şekilde demeyin muhabbetle yapın. Saldu kemaraitumuni usal gibi. Ben nasıl namaz kılıyorsam öyle kılayım. Bizim İstanbul'da bu herif efendi dil yanında mübarek bir zat vardı. Peymürde biçimdeydi ama o tarih öyle olması gerekiyordu.
Aşıklar harabat olur dediler ya, o şekilde. Bir gün namaz kılınacak, işte namaz kılınacak deyince acaba Cenabı hakk'ın istediği namazı mı kılacaksınız dedi. Allah'ımız namazda bizden istediği huzurdur. Bizden istediği haşyettir. Her taatin kendine mahsus bir meyvesi var, o meyvenin de tadı var. İşte bu tadı aldıkları için doyamıyorlar. Diyoruz ki Gazze'de bir avuç Müslüman bütün dünyaya direnmiş durumda. Neden? Cihadın tadını almış ve lezzetini almış. Elhamdülillah biz kardeşlerimizden çok memnunuz. Gereken bütün yardımlarını ellerinden geldiği kadar yaptılar ve yapıyorlar. Bunları saygıyla karşılamayıp nasıl karşılarız? Bak muamele diyoruz. Bizim üstadımız o zaman birer el Derneği diye bir şey yok. Diğer kurumlarda da yok. Hususi bir sandık kurdurdu memleketimizden. Böyle daha çok geçimleri halıyla.
Ondan sonra bağ, bahçe, hayvancılık, bunların ihtiyacını karşılayamayanlara yardım etmek için bu hizmeti yürüttü Üstadımız Hazretleri. Yardımlarla işte hastaneye gidecek ihtiyacı var. Eczaneye gidecek ihtiyacı var. Elhamdülillah bu şimdi yasal bir şekilde veren el derneği. Allah'ımız o kadar da güzel ismini lütfettik, veren el, Allah'ın elden üstündür diye Rabbimiz ne güzel lütfetti, ihsan etti. Şimdi yaptıkları çalışma biliyorsunuz kurbanda etler kesildiği zaman birkaç gün dayanmıyor, derhal kokmaya başlıyor. Hele sıcak günlerde bunları bir kavurma halinde çok güzel paketlerle sunuyorlar. Allah'ımız bizden bunu istiyor istedim. Sami Efendi Hazretlerine gelirlermiş efendim şu kadar saatte bulunuyoruz, pek seslenmezlermiş ama ikramlarını, ihsanlarını, fakirleri, yoksulların gözettiklerini duyunca buna çok memnunurlarmış. En yakınlarından anladılar, anlattılar.
En çok diyor buna sevinirler de Allah'ın kullarına hizmet ediliyor, fakir ve yoksul gözetiliyor diyor. Hareketü'l ismi bil'l mücehede amel budur. Sonra amelin biz tek tek izahını bu vakte sığdırmamız zor. Sadece şunu diyelim. Üç şekilde haber vermiştir. Bir şeriat. Her şeyi için alır. İtikat, ibadet, ahlak, muamelat, yolda insanlarla karşılaşıyoruz. Selam vermek, bir hastayı ziyaret etmek, bir cenazeyi teşhi vesaire her şey içerisinde. Sonra Ve Amelut tarika, bu nedir? Bu şer'i emirleri takva esasına göre yaşamak bu ayrı bir hareket değil, bir yaşantı değil. Dinimizin bir kuyumcu hassasiyeti ile yaşanması nimet takva demek. Ayrı değil. Bu farklı, bir diğeri farklı değil. Diyelim ki çok büyük manevi haller yaşıyor. Biz diyoruz ki büyüklerimizden olarak tabii, eğer hali şer'i mübin'e uygunsa bununla bir sıkıntı olmaz. Eğer uymuyorsa bu istidraca doğru girer.
Allah korusun buyuruyor Sami Efendi Hazretleri eserinde, bir kimseye keramatın diyor, enva'ı verilse, bütün kerametler verilse ama hali şer'i mübin'e uymasa bu haraplıktır diyor. Ama hiçbir hali yok. Fakat şer'i mübin'e elinden geldiği kadar dikkat ediyor. Allah açar o zaman Esselam. Allah'ımız açıyor gayret gösterdikçe. Hemen topluyorum ve amelul-Hakika, hakikat te'hillerinin hali. Evtegul, Amelul İslam ve Amelul İman ve Amelul İslam dememize gerek var mı bunların? Siz bilirsiniz. Dinimizin emirlerini yaşamak inandığı yaşadığımız esaslara canı gönülden iman etmek, sonra Rabbimizi görür gibi taat yapmak. Asıl bizim gayretimiz çabamız Rabbimizi görür gibi ibadet etmek. Rabbimizi görür gibi. Bakın önümüzde çok işler var bizim. Şu hayat belli, hayatımız belli.
Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz bir iğne buyuruluyor, denize batırıldığı zaman, o iğne ne kadar su alırsa, o dünya geriye kalan ahirettir. Aman ha uyanık olalım, çok dikkat edelim, tefekkürlü olalım, şöyle iç alemimize dönelim yapacağımız işler çok bizim. Yani yarın huzur-u ilahide pişman olmayalım, Hani ömür gibi bir nimet ele geçmez. Burada kaybettiğimiz bir şeyi telafi etme imkanı var. Ömür bunu sağlıyor. Diyelim ki yapmamışız, ibadet taatlerimizde eksiklik, bak ömür sayesinde onu telafi edebiliyoruz, ne kadar kıymetli. Sonra amelü'l-ibadet, taahhütlerimizi yerine getirmek ve A'melü'l-ü'budyl-ü'l-ü'budyye, iş değişiyor işte. A'melü'l-übudiyyye dendiği zaman o benim Rabbim, ben onun aciz bir kuluyum diyerek boynumuzu bükmek ve A'melü'l-Ubüde, bu da artık ibadetin esrarına erişmektir.
Diyoruz ya şimdi daha pek çıkmadı da bazı yerlerde mevsime göre değişiyor, meyveler çıkıyor, yavaş yavaş çıkıyor. O aldığımız, yediğimiz artık şuna da döndü memleketimiz. Aynen Meryem Valide'miz var ya, ona bütün kış gününde yaz meyveleri geliyor, bu nereden geliyor? Allah'tan geliyor. Cenab-ı Hak gönlümüzün de meyvelerini lütfetsin, bu çok önemli, ihsan buyursun. Günümüzde de öyle kış gününde, pırasa ise oluyor, biraz da pırasa kış gününde olur. Ondan sonra diğer meyveler neler? O yazın olan meyveler kışın da soframızda bulunuyor. Bu büyük bir ikram Allah'ımızın ihsandır. Bunların ayrı ayrı tatları var, ibadet ve taatin de hazzı var, lezzeti var. Zaten onu duyduğumuz zaman bu anlatmakla bitmez. Ev tagu'l amelu ehlül bidaye, ilk başlangıç hali, sonra orta bir hal ve nihai durum diye haber verilmiştir. O zaman ibadetin efdal olanı nedir?
Efdalü'l amal, amellerin en üstün olanı, imaretü'l-evgati bil muvafakat, bu çok mühim. Şimdi biz zannediyoruz ki camiye geldik, namazımızı kıldık. Şimdi onlar namazlarında daimdirler diye buyruluyor. Bu Müminun Suresi'nde de geçiyor. Bir de Maaric, Maaric Suresi'nde de geçer. Onlar namazlarında daimdirler derken, o selam verince bitmiyor. Yine namazda gibi ibadet ve taatte Cenab-ı Hakk'a kalbi bağlı bir şekilde, bitmiyor. O vakitlerde, bulunduğumuz vakitlerde ne yapmak, evimize geldik. Evimizdeki ibadetimiz, taatimiz, evimizdekilerle en güzel geçimi temin etmek ve aşiruhunle bil maruf diye buyuruyor Cenab-ı Hak. Diyelim biz iş yerine gittik, iş yerindeki tatilimiz de bizim emek hırsızlığı yapmamaktır. Öyle işte fırsatını bulup gelmemek, bilmem falan değil, Hakk'a ve hukuka riayet etmektir. Evet efendim bütün, şimdi biz Ramazan-ı Şerif'i getirebilir miyiz?
Yok, Şevval ayındayız, Ramazan-ı Şerif bitti. İşte Ramazan-ı Şerif'te Allah'ımızın emrettiği taati istediği tarzda, nasıl buyurmuşsa o şekilde yapabilmek. Diyelim biz Cuma namazını kılıyorsak o taatimizi en güzel şekilde ve diğerleri de bütün vakitlerine riayet edip, o anda yapacağımız görevi icra etmektir. Sonra eftalü'lamel amellerimizin üstün olanı tashihul vebudiyye alel müşahede de. Bu çok müstesna bir yer. Bu gönülde artık perdelerle kalkmış tamamen. Allah'ımız pişman etmesin, biz sizden dua talep ederiz, bunları yapmadan gidersek ne olacak? Öldükten sonra dışarı çıkmamız mümkün değil, her şey bitmiştir. Bu burada yapılacak, bu en büyük bir nimettir. Bu hayatta dikkat edersek büyüklerimizin tavsiyelerine vermiş oldukları Evrad ve Ezkara, onda ne nurlar var, ne ihsanlar var, ne ikramlar var. Dikkat edecek olursak.
Ve mülazemetü'l hidmeti ala sünne, sonra yapmış olduğumuz saatte Sünneti Muhammediyeye azami riayet etmektir. Daha sonra yine Abdülkadir Geylani Efendimiz, kalpte Sallallahu Sırra buyuruyorlar, Efkalül ama, Eğer işçilerin günüyse biz Allah'ımızın işçisiyiz. Üstadımız bir kimseyle namaz kılıyor. Bu Kara Müftü diye çok mübarek bir zat. Haram Müftü diye Devel'den, Numan Efendi böyle namaz içerisinde böyle yaşlanmış da bayağı bazı hareketleri oluyor. Namazdan sonra diyor ki Hasan Efendi beni diyor bu hareketlerimi garip görmeyin. Ben Allah'ımın işçisiyim diyor. Sizin kapınızda bir işçi olsa işçi, genci de var, yaşlı da var, gencine çalışmasının mukabili verirken yaşlıyı seçmezsiniz. Bak şu yaşlı olduğu halde gelmiş, bağım da bahçem de işim de çalışıyor der, belki daha çok ikram edersiniz. Ben diyor Allah'ın bir işçisiyim, bana daha çok merhamet eder. O beyaz sakallar nurumdandır, buyuruyor.
Nurumu ateşle terbiye etmekten haya muamelesidir. Bu ikramı Cenabı Hakk'a. Gençlere de var ikramı Allah'ımız mı? Bundan dolayı Ellezine amenu eşhedühu'l-Had bellîlahe. Bak sevgide sınır var ama Cenab-ı Hakk'a olan sevgide bir sınır yok. Ne kadar sevebilirsin? İnşallah onun güzel güzel bu mübarek yolda, İhsan Mektebinde verilir ölçüleri. Burada Tukar-ı Geylan Efendimiz'le amellerin faziletli olanı şu şekilde haber verilmiş: Muhalefetün nefsi vel hava. Nefsin ve arzularına, nefis ve onun arzularına karşı çıkmaktır. Zaten engel bu. Biz diyelim ki düz bir yola erişmek istiyoruz. Dağı tırmanacağız, dağı tırmanacağız, ondan sonra düz bir yol bir vagon gibi tren raylarının üzerine vagonu koyup lokomotife bağlayacağız. Biz nefsimizin emmare, levhame, mülheme sınıflarını o dağı aşar gibi gayret göstereceğiz. Zorluklara dayanacağız.
Ondan sonra mutmainne artık huzurdur ve o raylarda birisi Kuran-ı Azimüşşan, biri de Sünneti Muhammediye'dir. O rayların üzerine konu lokomotif peygamberlerimizdir, nebilerdir, sıddıklardır, şehitlerdir, salihlerdir, zamanın mürşidi kamilidir. Onlara da takılmak suretiyle Kuran ve Ehadisi Muhammediyeden mülhem gönlüne de ilahi nurlar inen kimselerin tavsiyeleriyle yol almaya gayret edeceğiz. Çünkü biz kendi başımıza diyelim ki bir vagon, onu bütün gücümüzle itiyoruz biz. Ne kadar itelersek o kadar gider ama lokomotife bağlanmışsa diyelim Kars'tan, bilmiyorum şimdi nereden geçiyor? Kars'tan, o Sivas'tan da geçer demek. Ondan sonra İstanbul'a kadar istasyon, istasyon geçer. Nefsimizin istasyonlarından geçirir. Ahlakımızın istasyonlarından geçirir. İlmin istasyonlarından getirir. Cenabı Hakk'a kavuşmaya vesile olur.
Abdülkadir Geylani Efendimiz ve devamü tevekkühü illallahu Teala, en önemlisi bu, Cenabı Hakk'a tamamen Rab olabilmektir. İşte tefekkürümüz de bu olsun inşallah. Daha sonra Mal ya ravi amme siva Allah'ımızdan gayrilerden de gönlümüzü kurtaracağız.