Misafirperverlik ve İnsani Yardımın Manevi Değeri kaydında Adana'da mürşid-i kamilimizi fabrikatörler davet ediyor. Hacı Avni Beydirdi, o gibi insanlar fabrikatörler davet ediyorlar. Hiçbirisine gitmiyor. Talaslı Hafız denen Mehmet Efendi çok fakir bir insan. Diyor ki Mehmet Efendi ben sizle misafir olacağım. Efendim sizi misafir edecek, benim odam da yok, ikram da yapamam deyince şu sözü…
Adana'da mürşid-i kamilimizi fabrikatörler davet ediyor. Hacı Avni Beydirdi, o gibi insanlar fabrikatörler davet ediyorlar. Hiçbirisine gitmiyor. Talaslı Hafız denen Mehmet Efendi çok fakir bir insan. Diyor ki Mehmet Efendi ben sizle misafir olacağım. Efendim sizi misafir edecek, benim odam da yok, ikram da yapamam deyince şu sözü söylüyorlar, zenginin türlü taamı geçmez boğazdan kıl gelir. Fakirin, yoksulun kuru ekmeği sanki bal gelir diyor. Tam söyleyemedim ama bu mahalde söz. İnanın Konya'da adam evini satamadı. O kadar güzel yaptırmış ki o binayı alacak güç ve kuvvet yok. Üstazımız için canlarını veriyorlar. Orada değil, kaldığı ev yani o kardeşimizi burada yirmi anlamına söylemiyorum. Onun bir tevazusunu söylüyorum. Biz serpenekli deriz. Üzeri böyle ağaçlarla örtülmüş. Sonra kamışlar, kamışın üzerine bir çamur, çamurun üzerine toprak, öğüne bir evde kaldırır.
Mühim olan burada evin genişliği ile beraber kalbin de geniş olması gerekir. Mesela ülkemizde biz bu genişliği gördük. O Suriye'den gelen memleketimize sığınan insanlara açılan kapıyı gördük. Gönül kapılarının açılmasıyla binlerce insan memleketimizde bulunuyor. Sadece bir Suriye için değil, bu ecnebi bir ülkede olsaydı, gayrimüslim bir ülkede olsaydı, bizim memleketimizde misafirperverlik var. Onlara da kapılar açılırdı. Çünkü sığınıyor. Misafiriniz kafir de olsa ikram edin diye buyuruyor. Misafiriniz kafir de olsa ikram edin. Bu memleketimizde artık insanlarımızın, memleketimizin bir güzelliğinin neticesidir. Binlerce insanı barındırıyor elhamdülillah. Hiç kaşlarını da kırıştırmıyorlar. Sadece bu hükümet şu hükümet olarak değil, hangisi olursa olsun, hangisi gelirse gelsin memleketimizde, insanlarımızda bu güzellik elhamdülillah mevcut. Yani ülke olarak bağrına açıyor.
Öyle bağrına açmış ki Fatih Sultan Muhammed Han Hazretleri için onun gelişiyle medeniyet geliyor. Kiliseleri diyor kapatamazsınız, havraları kapatamazsınız, herkes ibadet ve saatinde hürdür diyor. Halbuki korkuyorlar ne olacak diye. Bu edebi nereden alıyor? Bu edebi efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin Mekke'yi fethinde Kabe'nin kapısına durup acaba diyor kendisine zulmedenler, hayatına kast eden kimseler bizim hakkımızda ne bir, nasıl bir karar verecek diye kardeşim Yusuf'un dediğini diyorum. Lat etribi aleyhkumulliyum, bugün sizin yüzünüze hataları vuracak değilim, Allah afur ve rahim'dir Celle Celalühü. Buradan aldığı edeple insanlara ibadet ve taatinde serbest diyor ve bunun yanında Fransızlar, İngilizler vesaireleri diyorlar, bir başkasındansa bir başkasındansa biz Osmanlı serpuşunu görmeyi daha çok arzu ederiz diyorlar. Onlar geldiği zaman Fransız bir şairin sözü bu.
Misafirperverlik ve İnsani Yardımın Manevi Değeri ne anlatıyor?
Misafirperverlik ve İnsani Yardımın Manevi Değeri kaydında Adana'da mürşid-i kamilimizi fabrikatörler davet ediyor. Hacı Avni Beydirdi, o gibi insanlar fabrikatörler davet ediyorlar. Hiçbirisine gitmiyor. Talaslı Hafız denen Mehmet Efendi çok fakir bir insan. Diyor ki Mehmet Efendi ben sizle misafir olacağım. Efendim sizi misafir edecek, benim odam da yok, ikram da yapamam deyince şu sözü…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 7 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Diyor ki, eğer Osmanlı bir yere gelecek olursa medeniyet getirir, gelsin memleketimize girsin dedirtmiştir. Neden bu? Kalbinin genişliği, insanlara şefkat ve merhametle bakışı en azından Allah'ımız yaratmıştır diye Halid sıfatını görmesi sadece buğzunun Mevla Zülcelal'imizin emrine muvafık düşmeyen tavrındandır. Burada bize çıkan birçok dersler var. Bir kafire dahi, bir kafire dahi, Halık sıfatından dolayı ikram ediyor bunun misallerini anlatmakla bitiremeyiz biz. Değil ki kardeşlerimiz arasında. Bir defasında Sami Ramazanoğlu, Kaddesallahu sırra üstazimiz yakınlarından birisine devamlı şu sözü söylüyorlar. İhvan'ın beyinleri nasıl usule riayet ediliyor mu? O zat diyor ki bunu bize çokça soruyor. İşte ihvanın beyinleri nasıl, ihvanın araları nasıl birbirlerine sevgilerini, muhabbetleri hani sufi anlatılırken sufi aynen bir zamktır, zamk. Neden zamk?
İki şeyi birbirine bağlayan nesnedir, güçtür, kuvvettir. Neden bir sufi zank olarak ifade ediliyor? Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz, silmen kata ak, seninle alakasını kesenle alakayı kur. Işte benim onu içim almıyor, benim gönlüm tutmuyor, ben onunla hiçbir araya gelemem, ne o benim cenazeme ne de ben onun cenazesine bile varmam, o varsa orada yoğun ifadesini kullanmak çok yanlıştır. Hele ihsan mektebinde olan kimseler katiyen, katiyen gıybet, dedikodu, iftira böyle bir şeye hiç girmezler. Bu bizim tamamen ruhani ve manevi hayatımızı bitirir bizim. Bir hasetlik, ateşin odunu yediği gibi amelimizi yer, gıybet, Yaptığımız bütün taatleri ecir ve mükafatını koymaz.
İmam Şarani hazretleri buyuruyor ki eserinde Tenbihi'l Muterrin adlı eserinde büyüklerden bir zat, eğer gıybet benim adetim olsaydı annemle babamı gıybet ederdim çünkü o güzelim ibadet ve taatlerin ecir ve mükafatını diyor öyle sevmediğim insana vermezdim, anne ve babama verirdim diye. Bunlar birbirimiz arasındaki sevgiyi, muhabbeti yok eder gönül darlığıdır bu. Yine aynı eserde şöyle bir tabirde bulunuluyor. Bizzat diyor ki ben doktora gittim. Biiznillahi teala benim şifa bulmama vesile oldu. Eğer diyor gıybet olmasaydı şu tabip, şu doktor, şu doktordan daha iyi diyecektim. Ama diyor gıybet olur endişesiyle söylemiyorum. İki tane doktor. Yani biz bunu çok rahat söylüyoruz. Ya doktora mı gideceksin, şu doktora git öteki pek faydalı değil. O bir sıkıntı açabilir. Ama bunu çok düzgün bir şekilde rencide de etmeyecek tarzda, diyelim hepsi birbirinden güzeldir.
Yalnız uzmanlık yönü bu sahada olduğu için daha faydalı olacaktır şekliyle bir diğerini yüzüne karşı söylendiği zaman rahatsız etmeyecek tarzda kullanılmalıdır. Hani üstazı alimizin Sami Efendi, Kadı Sallallahu Sırrı Hazretlerinin İhvan'ın beyinleri nasıl demesi budur. Gıybet katiyen edilemez. Yani bir mümine hiç yakışmayan bir sıfattır. Sünnunu Mısri Hazretleri olsa gerek dört şey kafirlik getirir der birisi de gıybet. Efendim, nasıl kafirlik getiriyor? Hıyaba hükümdür. Kendi kafasına göre hüküm veriyor. Bilmediği halde konuşuyor demiştir. Sonra dedikodular vesaireler bunları yapma zaten mümin olan bir kimse katiyen. Hele Allah'ımızın yolunda adım atmaya çalışan insanın yapması mümkün değildir. Onlar devamlı ideharece tellatetün fi seferin pebbivem mir vuh adedeun üç kişi sefere çıktığı zaman birisini imam tayin eder ve onun öncülüğünde hareket eder.
Mesela bize sadatı kiram sıddıkı azamdan bu zamana kadar gelen üstadlarımız piranı zan ne olarak gösterilmiş? Bize üsve olarak gösterilmiştir. Hareketi bir başkasınca taklit edilecek kimse olarak gösterilmiştir. Biz onlara uymak mecburiyetindeyiz ve usule riayet ediliyor mu? Bu da ayrı bir konudur. Usule riayet ediliyor mu? Başta kardeşliğimizin çok güçlü olması lazım. Şimdi eğitim mevsimi artık başladı. Dört artı dört artı dört. Bu şekilde eğitimde bir tanzim, bir sıralama yapıldı. Şimdi ilk okulda çocuk başarılı olmasa, eğer başarı elde etmese ikinci bir aşamada başarılı olabilir mi? Ona geçebilir mi? Tabii geçemeyecektir. Birincisini tamamlayacak ki onda başarılı olacak ki geçebilir dinecek ki mesela biz karne diyelim, karnesini geçer şekilde alacak ki o ikinci devreye adım atabilsin. Onda da geçer alınca üçüncü bir devreye daha sonra takip eder gider.
Yani biz kardeşliğimizi Allah için yaparsak sadece buğzumuz yanlış olan tavra olur, birbirimizi yaralamayacak olursa çünkü kardeşimiz dikkat buyurulursa Hucurat suresinde ikinci sahifenin alt kısmında nefsinizi yaralamayın diye buyruluyor. Nefsinizi yaralamayın. Neden böyle söyleniyor? Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz müminler ancak kardeştir. Kemedi, ceset sanki bir vücut gibidir. Azanın birisi rahatsız olacak olsa diğer bütün azalar onun ızdırabını duyar, budur. Müminler kardeş olduğuna göre, bir vücut gibi olduğuna göre, eğer kardeşimizin aleyhine geçmiş isek mesela olmayan bir şeyi yaymaya başlıyor. Ya böyle bir şey yok. Bu ne demek? Eline bıçağı alıp gözünü uyması demek. Çünkü müminler bir ceset gibi buyuruluyor. Kemetali ceset. Bir ceset gibi, bir vücut gibi. Bütün kardeşlerimizle neyiz biz? Müminlerde bir vücut gibiyiz. İşte arakan'da bir sıkıntıydı.
Oradaki kardeşlerimiz bizim nemizdir. Bir vücudumuzun parçasıdır o. Onun için koşuyor. Onun için hizmet ediliyor. Neden? Bir sıkıntı duymasın diye. Kimliği bile yok. Bir cep telefonu bile kullanamıyor. Birçok sosyal haklardan mahrum. Yeri yok, yurdu yok. Hiçbir hak tanınmıyor. Onlar bizim vücudumuzdan bir parça gibi. Eğer biz mümin kardeşlerimize yanlış davranışlarda bulunur, onun haysiyetini rencide edecek bir tavra girersek bıçağı alıp gözümüzü oymak gibi. Durmuyoruz, bir başka hata daha ortaya koymaya çalışıyoruz. Ne demek? Kulağımızı kesmek gibi. Elimizi, ayağımızı doğrayıp atmak gibi olur. Ondan müminler bir vücut gibidir. Nasıl ki azamızı korumak için gayret ediyoruz. Diyelim ki gözüne bir sıkıntı gelmiş. Aman ha gözüm elden gider diye hiç dünya gözüne görünmüyor. Yahu diyor, hiç diyor malımız, mülkümüz, ben bunu düşünmüyorum. Yeter ki bu gözüm kurtulsun.
Malını, mülkün, her şeyini terk ediyor, bir azası için. Canı için yapar insan? Kan giren olmuş, diyorlar ki kesilmesi lazım yoksa bütün vücuda sirayet edecek. Aman ha diyor, canım kurtulsun elimi kesin diyor. Ayağımı kesin, yeter ki benim canım kurtulsun. İnsanın canından kıymetli olan nedir? Dinidir. Onun için malını da mülkün de, canlı da feda ediyor. Biz nasip olursa devam ettirebiliriz. Demek ki saadet alametinden birincisi, geniş bir evdir. Geniş bir kalbe malik olacağız. Nasıl bir kalp? Hadis-i kuside son bölümü İmamı Gazali Rahmetullahi El Bari Hazretlerinin ifadesidir. Cenabı hak beni ne yer aldı, ne sema aldı, ancak kamil müminin kalbi aldı. Çok yumuşak bir tabiatı var. Müminlere karşı çok şefkatli. Yüzünde şefkat gösterdiği gibi gönlünde de şefkatli.
Hani içinde düşmanlığını girleyerek yüzünde bir, sadece bir, nasıl söyleyeyim bir soytarı diyemem ben, haya ediyorum bu sözleri kullanmayı. Yapmacık bir gülmesi var, yapmacık bir gülme. Hal ve hatır sürerken belli. Sadece dilinde bir yumuşaklık var, yüzünde bir yumuşama hali var ama gönlünde tamamen kin var, nefret var, buğuz var. Bu şekilde değil. Çok yumuşak tabiatlı. Çünkü bizim içimizin evetlemediğini dilimiz söylerse bu münafıklık sıfatı olur. Mesela bir söz söylüyoruz. Ya seni çok seviyorum, muhabbet ediyorum, hayatımda çok düşünüyorum böyle sizleri hatırımdan hiç çıkmıyorsunuz diyor ama içinde hatıra gelmesiymiş, sevmesiymiş hiçbiri yok. Tamamen tersi bir sevdi muhabbet yok. Bu nifaklık alamet olur, nifak sıfatı olur. Ondan dolayı kalbimizin evetlemesi gerekir. Dilimizin söylediğini ashable, niçin yapmadıklarınızı söylüyorsunuz. Bu ehlullah'a gizli kalmaz.
Nasıl ki derler ki büyüklerimiz, hocalar yanında zahirinize, mürşid-i kamiller yanında da kalbinize riayet edin. Dışı görmeden ziyade onlar gönül alemini gördüğü için o söz sırtarır. Bir zat şunu anlattı bize, ben diyor Acrasen Efendi, Hadisallahu Sırra, üstadımızla diyor bir araya geldim. Efendim, sizi çok seviyorum dedim. Böyle derdime içime bir ses diyor, öyle bir ses geldi ki riya diye diyor. Yani sen bu sözü söylüyorsun ama kalbin söylemiyor, dilin söylüyor sadece ama gönül kalbin bunu söylemiyor diye.
Biz bunu açtıkça açarız Allah'ın izniyle Etderu'l vesiah geniş ev Göz de geniş olacak ibretle bakacak kulak da geniş olacak Öyle müminleri rencide edecek Hele büyüklerimizi Üzecek hiçbir sözü dinlemeyecek geniş olacak Geniş olacak Evde çok geniş olacak Mevla yolunda sarf edecek Ayakta geniş olacak uzak yerlerden mescide gelmeyi isteyecek attığı her adım küçük günahların bağışlanmasına, ecir ve mükafat kazanmaya vesile olduğundan ve derece kazandırdığı için. Ayak çok geniş olacak, fakirini, yoksununu düşünmek için yürüyecek, bir hastayı görmek için gidecek. Ayak çok geniş olacak, geniş olacak. Ne yapacak geniş olup tebliğ ve davette bulunacak. Sonra akıl da çok geniş olacak. Sadece sığ bir düşünce olmayacak. Dar bir düşünce olmayacak. Çok geniş düşünecek. Çok geniş. Düşüncesi öyle daha kalıplar içerisinde değil. Yani nefsani arzularla dolu bir kafa değil.
Kendi rahatını düşünen, böyle bir hayatını düşünen, böyle bir saltanatını kurmak gibi, böyle bir düşünceye dalmayacak herkesin saltanatını isteyecek. Bir akıl. Öyle bir akıl ki sadece nefsini düşünmüyor. Ben bu rahatlığın içerisindeyim ama mümin kardeşlerim de bu rahatlığı yaşıyor mu diyen geniş bir akla sahip olacağız. Bakın çok varlık sahibi bir hatun annemiz, aynı zamanda idari noktada bulunan bir kimsenin de zevcesi. Evinde oturuyor. Evinde otururken pencereden bakıyor. Kar yağıyor. Öyle bir geniş düşünce var ki düşüncesi de geniş olacak. Ben diyor kaloriferli evlerde oturuyorum. Çok rahatım. Ama şu anda odununu bulamayan, kömürünü bulamayan kimseler ne yapıyor deyip ağlamaya başlıyor. İşte böyle bir aklın genişliği olacak.
Öyle bir akıl olacak ki benim yavrum nasıl irşad olacak, nasıl ıslah olacak, eğitimini en güzel şekilde tamamlayıp da milletimize nasıl faydalı olacak düşüncesinin hakim olduğu geniş bir akıl. Ben Kuran-ı Azimüşşan'ı okuyorum ama bunun batıni anlamları, gönlüme tesiri nasıl olacak, onu hayatıma nasıl geçireceğim diye tefekkür eden geniş bir akıl. Duyduğumuz kelamlardan ibret alacak, baktığı eşyadan ders alabilecek bir akıl. Öyle bir akıl ki kainata baktığı zaman Allah'ımızın yüce kudretini görecek bir akıl. İçtiğimiz suda Rabbi Zülcelal'imizin yüce kudretini görecek geniş bir akıl. Diğerlerini sadece sıralayayım, nasip olursa anlatırız.
Ezzevcetü's saliha, saliha bir hanım, el merkebulhenî, süratli bir vasıta, el cerüs Salih, Salih bir komşu Biz eddarü'l vasia buna dikkat edelim Sadece maddi olarak evin geniş olması değil, ülkenin maddi olarak geniş olmasının da bir anlamı yok Ülkemizin geniş olması nedir? Geniş olması, yakın ülkelerle de güzel geçimi sağlayabilmektir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem krallara, çeşitli diğer memleketlere, ülkelere, oranın reislerine ne yapmıştır? Mektuplar yazmıştır. İşte bu ülkenin de genişliği demektir, ülkemizin de genişliği. Onlara da hayrı ve hakkı gösterebilmek. Bak siz ülkenizde şöyle bir sıkıntı içerisindesiniz. Bu ülkedeki sıkıntıyı aşabilmek şu esaslara riayet etmekle olur, aman ha buna dikkat edin, halkınız, sizin halkınız, bizim halkımız demektir, kurtulsun bu fakirlikten, yoksulluktan. Çünkü birbirlerine kötü nazarla bakacaklar.
İyi bir nazarla bakması için şu esasları takip etsin diyecektir. Hani etrafımızdaki ülkelerle de güzel bir geçim, Bunu nasip olursa anlatmaya çalışırım. Velhamdülillahi Rabbil alemin. El Fatiha.
Kaynak: Genel
Misafirperverlik ve İnsani Yardımın Manevi… | Mihmandar