Evimize bir misafir geldiği zaman buna parça hoş amedi derler. Hoş geldin demek. Hoş geldin, safa geldin, sefalar getirdin. Bilhassa Şam Uleması misafirlerini, misafirlerini bu hoş amedi yaptıktan sonra çok bir müddet geçmeden tekrar ehlen ve sehlen hoş geldiniz, saha geldiniz derler. Doğuda bir müddet görev yaptın Allah'ımızın izniyle. Böyle misafir geldiği zaman hemen yastık veriyorlar. Derdim ki bu neden bu şekilde oluyor. Evet verir insan. Ama bunu özellikle yapıyorlar. Derhal bir yastık veriyorlar misafirlerine, Derhal bir yastık veriyorlar misafirlerine. Bizim bulunduğumuz yerlere nispeten bunda daha çok hassas davrandıklarını gördüm. Sonra öğrendim ki üç şey red olunmaz. Bir misafire ikramda böyle sırtına bir yastık verdiğiniz zaman ve o mesul oluyor zaten, memnun oluyor. Onu verdiğiniz zaman gönlü bir rahatlıyor. Bir çayını karıştırın, misafirinizin veya arkadaşınızın.
Öyle bir mesul edersiniz ki Cenabı Hak da sizden razı olun. Bir çayını karıştırırsanız. İkincisi süt. İkram edilecek olursa süt, süt imandandır biliyorsunuz. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Miraç hadisesinde süt de ikram edildi, şaraplı. Sütü tercih buyurunca fıtratı seçtin buyruldu. Üçüncüsünü de söyleyeyim size bir hadiseyi nakletmek istiyorum. Üçüncüsü de bir esans, size ikram edildiği zaman, zaman onu reddetmeyeceksiniz. Ya bunu benim elime aldığım zaman başım dönüyor, midem dönüyor demezsiniz. Biraz rahat tutarsınız burnunuzda ama reddetmemek bize bir tavsiyedir. Mürşid-i kamilimiz, Üstaz-ı Alileri tarafında Süleyman Tuna Han hazretlerine gönderilir. Ben üç defa ziyarette bulundum, bir de siz ziyaret edin diye. Ziyaret ederler, ziyareti müteakip, buyurdular ki Sami Efendimiz Hazretleri gönüllerini rencide etmede huzurlu bir şekilde ayrılın.
O zaman sütle alakalı bir murakebesini anlatır. Evimize misafirler gelmişti. Bu misafirler geldiğinde süt ikram etti. Hatta sütün bardağının alt kısmını da, hakkında görüşürler, başka hususta görüşürler. Arada bir muhabbet olsun diye. Zaten Sami Efendimiz Hazretleri İstanbul'u teşrif buyurunca ziyaret etmediği meşayı kalmaz. Hepsini ziyaret eder. Onların edebi bu. Demek ki üç şey reddedilmez. Misafirinizin arkasına bir yastık koyuyorsunuz. İkincisi bir süt ikram ettiğinde, üçüncüsü de esas, güzel bir koku. Yalnız tercih edilen kokular vardır, gür esansını daha çok tercih ederler ve buna benzer, mis gibi. Şu anda kullandığınız misk sizin, beyaz misk. Bu sünnettir efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin. Resul-i Ekrem'in bu esans sünnetidir, Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Bu misafirinize hoş geldiniz diyorsunuz. Bir kere biz dünyaya şüphesiz hoş olarak geldik.
Tin Suresi'nde Mevla-yı Zülcelal'imiz İnsanı en güzel biçimde gönderiyor. Hayvana bakıyorsunuz hayvan ağzıyla yiyor. Sonra hayvanda bir rızkın temizliği yok. Boyu, bozuş, şekli, şemayili malum ama insan şekliyle, güzel halk etmiş Mevla. Sonra ruhani güzellikleri de elbette mevcuttur. Mesela Bakara Suresi otuz ile otuz birinci ayeti celilede bizi Cenabı Hak bu dünyaya hoş geldin şeklinde göndermiştir. Hoş geliyor insan. Her doğan insan mutmainne sıfatında bu dünyaya geliyor zaten. Otuzuncu Ayet celle de Bakara Suresi'nde insanı kendi namını hükümlerini gerçekleştirmek için halife olarak otuz birinci Ayet-i Celilede de bütün Esma-i ilahiyeyi öğreterek gönderiyor. İnsan hoş geliyor dünyaya. Bakıyoruz Tevbe Suresi'nde Mevla-yı Zülcelal'imiz yüz on birinci Ayet-i Celile'de hoş gelişi ifade buyrulmakla birlikte, asıl Ahzab Suresi yetmiş ikinci Ayet-i Celilede emanetlerle gönderiliyor.
Dağlara ve semavata Rabbi Zülcelal'imiz emanetleri yüklüyor. Fakat onlar azametinden dolayı çekiniyor. İnsanoğlu yükleniyor. Yani biz ibadetle, taatle neyiz? Mükellefiz. Sorumluyuz. Bu şekilde gönderilmiş oluyoruz. Yani bir hayvan ibadetle, taatle sorumlu değil ama insan sorumludur. Böylece insan hoş geldin, en güzel şekilde geliyor. Saha geldi, bu şekilde geliyor. Fakat akıl badi olduktan sonra, eğer hedefimizi iyi tayin etmez de geliş gayemizi bilmezsek, geliş gayemiz ile Mevlamız insanları ve cinleri zatıma kulluk etsin diye halk ettim buyuruyor. Bunu bilmezsek nefsimizin ve şeytanın Allah korusun esiri olur, mahvolur gideriz. İşte burada bize yol gösteren bir kimse icap ediyor. O da Nebilerin varisleridir. Hiçbetsiz Meşayık-ı izam da ilim sahibi kimselerdir. Böyle günleri hoş geldin, safa geldin derken bu dünyada yapmış olduğumuz güzel ameller.
Melekler diyorlar ki cennetin kapısında duran melekler buna biz Rıdvan diyoruz. Melekler bize yapmış olduğunuz güzel amellere mukabil hiç şüphesiz burada özel amellerle rızayı ilahisini bulmak suretiyle hoş geldiniz, safa geldiniz ve huzurla ebedi olarak cennete girin diye buyuruluyor. Biz bunu daha da geliştirecek olursak her şey bize hoş geldin diyor. Şu dünyaya gelişimize her şey bize hoş geldin diyor. Çünkü insanın varlığı nedir? İnsanın emri ilahiyeye riayet etmek suretiyle varlığı, şu dünyanın ayakta durmasına sebeptir. Cenabı Hak dağları kazıklar kılmadık mı buyuruyor. Bunun için evtad buna umm de derler. İbni Abidin Rahmetullahi aleyh Hazretleri'nin risalelerinde geçtiği üzere hamd evtat dört kişidir. Bunlar sayesinde biz yiyor içiyor ve ayakta duruyoruz. Ve bunların hoş geldin ve sabaha geldin diyenleri de hiç pes meleklerdir.
Müminlerin yapmış olduğu kulluk vazifesini yerine getirmek suretiyle melekler hoş geldin diyor. Müminler hoş geldin diyor. Veliler hoş geldin diyor. Nebiler hoş geldin diyor. Cenabı Hak onlara hoş geldin diyor. Çünkü rahmetiyle, mağfiretiyle, lütfuyla, ihsanıyla, rızasıyla karşılıyor. Öyle karşılıyor ki kulumun benden bir arzusu ve isteği var mı? Diyorlar ki, ya diyor ki, ya Rabbi Hadis-i Şerif'te, göz görmedi, kulak duymadık, kalpten bile geçirmeye kadir olamadığımız bütün nimetlerle bizi donattın, biz ne isteyebiliriz ki diyor ve Allah'ın sevgili kullarına sormak suretiyle Cemali İlahisi istenmiş oluyor. İki kişi mübarek bir zat, ulvi bir yolda, İhsan Mektebi'nde oldu? O da Bunlar doktor dediler ki hasta nem var tepemden tırnağıma kadar ağrıyor. İyi bir düşün bakalım. Diz kapağından yukarısı ağrıyor. Aşağıda bir sızı, bir ağrı, bir sıkıntı duymuyorum.
Sözü değiştiriyorsun, iyi bir tefekkür et de söyle, şu göbeğimden yukarısı ağrıyor, çok değiştiriyorsun sözleri şöyle tam ifade et. Başımda biraz ağrı kaldı. M ruhu çıkıyor. Sonra geldim baktım ki ailem ağlıyor, ortada bir cenaze var. Cenaze kendi cenazesi. Hanım ağlıyor, çocuklar ağlıyor, etraftan duyan konu komşu, yakınım, akrabam hepsi ağlıyor. Diyorum ki neden ağlıyorsunuz, ne var? Herhalde bana darılmış olmalılar ki hiçbir ses çıkartmıyorlar. Şimdi artık cisim kalıbından çıktığı için ruhun dokunmasını onlar hissetmiyor. Herhalde bana darılmışlar dedim. Ortadan cenazeyi kaldırdı, yıkadık, kefenledik musalla taşına koyduk. İmam Allahu ekber dedi, biz de arkasında eda ettik namazımızı, cenaze namazını eda ettikten sonra kabrin başına getirdik. Kabri hazırladı, tam indirileceği zaman beni tutup indirdiler. Yahu beni neden indiriyorsunuz, der demez sağdan bir pencere açıldı.
İki melek, o iki doktor, melekler hazır olmakla birlikte, iki doktor orada göründü ve tebessüm de ediyorlardı. Sağdan pencere açıldı. Baktım ki çok muazzam bir meclis başlarında Veysel Karani, Haddise Allahüu Sırrı etrafına sohbet ediyor. Onları dinledim. O iki doktor dediler ki seni daha güzel bir meclise götüreceğiz, perdeyi açtılar, baktım ki Serveri Adem Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem bütün peygamber aramızda Ashab-ı Kiram, Tabia-i Tebe-i Tabia-i ğimme-i müçtehidin, bütün imamlarımız, meşayih-i izam, sadatı kiram. Allah'ın sevgili kulları hep oturuyorlar, Nebiyi Ekrem Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz bana Ezvac-ı tahiratla birlikte, iltihaal ettindin. Ben, sen öldün deyince kendimi şöyle bir toparladım, birikildim. Korkma buyurdu korkma. İşte senin ölümün bu kadar. Böyle bir hoş geldin, böyle bir safa geldin. Nimetini Cenab-ı Hak cümlemize ihsan duyuyorsun.
O ölüm anı, Esribillah, Tevebethumul meleketu tayyibin melekler bunların canlarını çok asude, çok rahat bir şekilde arıyorlar. Ve oraya varışları da hiç şüphesiz en güzel şekilde oluyor. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz'in Hadis-i Şeriflerinde buyurulduğu üzere müminin, kamil bir müminin ölümü bir odadan diğer bir odaya geçmek gibi. Üstad zalimiz Hacı Hasan Efendimiz, Katde Sallallahü Sırrı Van'a giderler. Van'da örnek camiyi var. Bu camiyi yaptıran Ömer kiraz olur. Cami hoşlarına gider. Yaptıran zatını Suudi Arabistan'da görüşürler. Buyururlar ki Ömer cennette hiçbir şey isteme. Sana eğer latifeli bir tarzda söylüyor. O yaptırmış olduğun caminin bir köşesini verirlerse yeter o kadar güzel yaptırmışsın ki cennet gibi olmuş deyince onun üzerine şu vakayı anlatır o kimse. Çünkü Üstaz-ı Ali'mizin bu arada iltihal eden evlatlarından birisinin başından geçen hal ifade edilir.
O da Boz oğlu diye söyledikleri Mehmet Efendi. Çok kıymetli bir insan, gibi kucak açan, bağır açan, canı başıyla diğer yerlerde de olduğu gibi sevgiyle karşılayan kimseler, her yerde olduğu gibi. Uzat vefat edecek, şüne parmağını kaldırır ve zor da ifade eder kelime-i tevhidim kaldı, onu çekin diye. Bunu düşünüyorum. Tevrat ve Ezkarında Abdülkadir Geylani Kaddesallahu Sırra Hazretlerine üç iflas bir Fatiha ile Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin ruhlarını Abdülkadir Geylani Efendimizin ruhuna okunacak olan Fatiha ve iflastan sonra bin tevhid her yüz başında Muhammedurresulullah bunu da ikindiden sonra okurlar ki, günün başı ile sonu iyi geçecek olursa Salla suretiyle. Gönül ayıklanıyor, fena duygu ve düşüncelerden. Rabıta-i Şerife ile de artık ilahi rahmet yağıyor.
Kişinin mürşid-i kamilin bizzat Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'dan müsaadeli olan kimsenin dizinin dibine oturup kalbini bu dünyanın yarı genişliğinde açıp Allah'ım füyuzat-ı ilahiyyeni lütfet diye üstazı alisinin kalbinin altına koydu. Sonra da beş yüz açıktan Allah diyor, beş yüzde dil hareket etmeden azamet-i ilahiyeyi düşünerek oluyor. Bu vazifesinden sonra bir de ikindiden sonra, bunu işaret ediyor. Vefatında da bir kimseye işaret ediyor. Vefatında da bir kimseye vasiyette bulunuyor. Diyor ki, bu kimse beni yıkasın. O da Ankara'da bulunuyor. Onu bir heyecan alıyor, bugünkü gibi telefon, telgraf, telgraf telefonu oluyor da bugünkü imkanlar yok cep telefonları. Fakat bir heyecan alıyor, belki de duymuş olabilir. Fakat duymadan bir heyecan içerisinde geliyor. Yıkamaya başlayınca ölmediğini hissediyor. Vücuduna elini değiyor, ölmemiş gibi bir hal var.
Vücudunda bir hareket hissediyor ama ölmüyor. Fakat bir hareket var vücudunda. Çünkü hal ehli bir insan. Şöyle baksanız herkesin kabul edemeyeceği bir kimse ama irfan ehilleri müstesna böyle bir kişi. Öyle bir muhabbeti var ki pazara geldiğinde sadece üstadımızı soruyor. Ondan haber verin o diyor. Sanki Uhud'da bir kadının kocan iltihal etti deyince Rasulullah'tan ne haber. İşte kardeşin şehit oldu Rasulullah'tan ne haber. Oğlun şehit oldu Rasulullah'tan ne haber var dediği gibi bu aşk ve bu sevgiyle devamlı üstadımızı söylüyor. Canlı gibi bu hadiseyi anlatıyorlar. Bunun yanında şu vakada naklediliyor. İmamı Gazali Rahmetullah İlbari rahatsızlaşır. Doktorlar gelir, muayene ederler.
Derler ki efendim evde günlerden beri kalıyorsunuz şöyle bir dışarı çıkın rahat edin doktorların yardımıyla evin dışına çıkar ama hiç ömründe görmediği bir bahçe hayretler içerisinde oturur ve rahatlar, sıkıntıları geçer. Der ki ben ömrüm boyunca bu bahçeyi neden görmedim derken evin içinden bir tabut çıkar. Bu tabut da nedir diye ona hareket etmek isteyince, tabuta doğru taşımak için, derler ki bu senin cenazendir, yayın. Kendisi cennetlerde iş bitmiş. Rabbimiz böyle güzel bir neticeyi ibadetle taatle, üstazı adilerimize saygıyla devamını lütf eylesin, ihsan eylesin. Başından sonuna kadar hiçbirini bir diğerinden ayırmadan. Ama benim gönlüm tutmuyor olmaz. İlk memurdan başlar muamele. Eğer o kabul buyurmazsa diğerleri de kabul etmez. Ondan biz işte bu kimse değil de diğerinden başayız. Olmaz, kabul etmez. Hepsine bir saygıyla sevgiyle devam ettir. Biz bir defasında görüşmüşüz.
Demişim ki velilerden bizzat buyuruyor ki bütün Ehlullahı kişi sevse ama içinden bir tanesine buğzu olsa diğerine olan muhabbeti de yüzüne çarpılır. İlk ne ise sonu da öyle gider. Yok canım kalbimiz tutmuyor şöyle, yok, işaret edilen olur, ondan başlar yukarıya doğru gider. Böyle bir sevgiyle devam edersek, takva üzere de yaşantımızı sürdürecek olursak, güzel sonuç bu kimseler içindir, buyuruluyor. Hiç şüphesi büyük bir alim. On şey vardır ki, on tane husus, e, bu şartlarını yerine getirmeden yapılacak olursa hiçbir fayda fetholunmaz. İlim büyük bir nimettir. Cenabı Hakk'ın ilk sıfatı da ilimdir. Alim ameli yok. İlmini zayi etmiştir. Amelin var çok ibadet ediyor ama böyle bir başlık arzusu, böyle bir dünya arzusu, böyle bir yersiz duygular, benlik, kibir böyle devam edilecek olursa, mesela bir veli olayım diye çalışıyor. Bir kimse yolculuğa çıkar, bir mağaraya uğrar.
Bakarak orada ibadet ediyorlar, der ki ne yapıyorsunuz, biz veli olmak için ibadet ediyoruz. Vah vah der. Hayatınızı mahvetmişsiniz. Rızayı ilahi için yapın niyetinizi düzeltin. Düzelttikleri zaman bir gecede Cenabı Hak ikramını lütfeder, ihsan eder. Üç tane deviş anlatılır. Bunlar bir memlekete girecekler. Biri der ki oraya girerim, alışveriş de yaparım. Zaten dergahın yemeği de bedava, yatağı da bedava otele gidip pek öyle masraf da etmem böyle geçiririm. İkinci birisinin niyeti der ki girerim orada mübarek insan var. Aziz Mahmut Hüdai Hazretleri var. Merkez Efendi var. Sümbül Efendi var. Kıymetli kimseler var. Sohbetleri ile şerefyağ olurum, istifade ve ıslahıma vesile olur der. Bir üçüncünün niyeti ne kadar aciz de olsam, o nuru memleketime de taşımayı murat ederim Cenabı Hak'tan.
Onur bizim beldemizde de zuhur etsin de insanlık itikadi yanlışlıkta inançta bile şüphe içerisinde Kuran-ı Azimüşşan'daki hakikatlerde, emri ilahide işte bu el kesmeler nasıldır, bilmem tabii. Geriye şu kadar taksim ediliyor, kadına bu kadar, bu bir haksızlık değil mi? Böylece kafa darmadağın, bu. İşte melekler göremiyoruz, bilemiyoruz düşünceleriyle bu. Bunlar da irşad ve ıslah olur, kafaları aydınlanır. İşte ibadet ve saatte ezan okunur. Yerine göre çok camiler kapalı. Bir kısım çok derken bir kısım camiler kapalı ama şer'an kimse gelinmese dahi imam kapıyı açıyor ister. Cemaat yok ibadet ve taat eder teşvik ederim. Ahlaken çok yanlış tavırların içerisinde insanlar birbirlerine kin güdüyor. Bunun kalkmasına vesile olurum. Hasetli geliyor, bunu önlemeye çalışırız.
Mübarek tavsiyeleriyle kibirdi, kindi, buğuzdu, tamadı, aşırı dünya hırsı hiç ahirette konuşan Habibi Kibriya'nın sallallahu aleyhi ve sellem muhabbetinden Allah'ımızın sevgisinden konuşan yok. Hep onları bu cihete meylettiririm düşüncesiyle gider. Üçüne de mübarek zatın söylediği söz şu, sen yemek içmek istedin ve muradına erdin. Sen sohbetimizde bulunmak faydalanmak istedin. İnşallah bu istidadını körletmez. Taatlerine de dikkatli bir şekilde riayet edersen daha da bir kemal bulursun. Bir üçüncüsüne sen bizim halifemizsin, almış olduğun evrad ve ezkarı memleketinde bulunan kimselere de talim etmeye seni der. Amel çok, ama ihlası yok ve ona da uyulmaz. Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri hacdan gelen birisinin ziyaretine gider. Hacdan gelen diyor ki Cünili Bağdadi Hazretleri kulağı duyar. Evvelki gittiğim hacdan getirdiğim tabaklarla ikram edin.
Demek istiyor ki onun gönlüne bir ta'ala vakıf oluyor. Ben şimdi gitmedim, bundan evvel de gittim. O zaman hacca gidişler neler? Altı ay sürdüğü zamanlar, kervanlarla, hayvanlarla, yerine göre yaya, yolların imniyetinin de olmadığı bir zaman. Gerçi hac farz olmaz ama, böyle bir sıkıntılı zamanlarda zorluk ve güçlüklerle hac yaparlar. Efendi Hazretleri hemen geri döner, der ki böyle riyalı bir kimsenin ziyaretini yapamam der. İhlas, samimiyet. Büyüklerimiz derler ki burası tuzsuz taş yalamaktır. Ne güzel rüya görmek, ne uçmak, ne başka şekillere girmek, ne ateş yalamak, ne diğer haller deniz üstünde su üzerinde yürümek, havada uçmak bunlar değildir, rıza-ı ilahidir diyerek samimiyet isterler. Eğer bir sohbete samimiyetsiz insan girerse, hepsinde berbat eder. Ne ne tadını kor, ne lezzetini kor. Halbuki çok tatlı konuşurlar, görüşürler. Fakat niyeti bozuk bir insan geldiği zaman işleyiş.
Mürşid-i kamilimiz bir yerde görüşüyorlar, ağıtlar başladı. Sonra bir kimse daha girdi. Sonra Mürşid-i kamilimiz bize şunu anlattı, Buyurdu ki niyeti adamın düzgün değildi. Ama Elhamdülillah Cenabı Hak dedi onun sohbetimizin tadını, lezzetini bozmaya gücü yetmedi. Çünkü değişik niyetle geliyor. Acaba ağzından nasıl bir söz kapar karşıya götürür. Muhaldif bir söz söyler de onu yakalar götürür. Bunu çok ala bilirler. Buyurdular ki Elhamdülillah muvaffak olamadı. Bunu biz çok görürdük. Demek ki insan, buyurdular ki Elhamdülillah muvaffak olamadı. Bunu biz çok görürdük. Demek ki insan üstağzının yanına varırken böyle bir akilla, hesapla gelmez, muhabbetle gelir. Eğer böyle bir durum var ise görüşmeyi müteakip, şöyle bir sıkıntımız var diyor, anlatırsın yani bu kadar insanın huzurunu bozmaya bizim hakkımız yoktur. Üstad-ı Ali'mize Cenab-ı Hak büyük ikramlarda ve ihsanlarda bulundu.
Bizi de mübarek istirahat etmiş olduğu yatağının üzerine aldı. Bir yerlerden okumamı arzu ettiler okuyorum, okurken ilk değişme oldu bizde. Değiştim ben, halim değişti birine. Gözlüğü bir tarafa attım ama tahammül edemedim, içim kaynıyor böyle. Hasnetle o anı bekliyorum bir daha olsun diye ikinci gün. Cemaat bir araya geldi, yine aynı haz zuhur etti, tahammül edemiyoruz. Diğer günleri de arzu ediyorum bu zevke erişelim diye. Hepimiz kuruduk. Üstadımızda bir değişme yok ki o mürşid-i kamilimiz bizim. Allah'ımız ona hutbih yetissen buyurümüz ama biz durduk. Gönlümüz de durdu, içimizde durduk. Kendileri buyurdu ki ben iki gündür konuşuyorum ağıtlar, gözyaşları, aşk, şeyh, muhabbet neden böyle oldu? Aynen de böyle. Neden böyle oldu? Hayayilerin biliyorum o kimseyi de, işi rast gelsin. Rahatsız etmemek lazım. Onların böyle vücudumuza ezası değil, bir darbe değil.
Halben vermiş olduğu eza onun kat be kat üstündedir. Çünkü Muhammed Bahaüddin Hazretleri evladından birisine halk hınzır der. Haşa yüz bin kere haşa. Aman efendim niye boynu? Boyununu büktüğüne bakmayın gönlündeki düşünceler çok değişik bu oyun, çok değişik düşüncelerin içerisinde. Meğer ol üstadımızın böyle sizin gibi öğrenci kardeşlerimiz bir kısmı, ağlaşıyorlar getiriyorum böyle müşirimizden istifade edilsin diye bir iznine idare. Meğer o kimse dermiş ki sonra öğrendik. Ben de böyle bir cemaat toplasam, ben de konuşsam, görüşsem, evet toplarsın ama o tat ve o lezzet Resulullah'ı ona olan saygıdan gelir, selinden gelir. Onun evetlemesinden gelir. Yoksa konuşan görüşen mal ve mülkü var ama infak etmiyor. Mal ve mülkü toplamış ama kendisinden önce faydalı olacak, kurtuluşumuza vesile olacak bir hayır işlememiş. Gayb büyük bir nimet ama içi boş.
Ne ilahi muhabbet var, ne şeyh var, ne de Allah için dostluk var, Allah'a sevgi var. Yüz Rabbimize bir muhabbet sevgi ve dostu turu yok. Ve bedenün muattalun min taatillahi ve sedimeti. Çok güzel şekil, şemayı, endam, sıhhat, afiyet hep yerinde ama ibadet ve taatten mahrum. Ve muhabbetün Böyle sevgi muhabbet de var ama rızayı ilahi kastedilmiyor ve emri ilahiyeye de uyulmuyor bir manası bunun bir faydası yoktur. Vakit büyük bir nimettir, sıhhat ve vakit büyük bir nimet, ikramdır. Ama insanlar bundan gafildir buyuruyor. Fakat böyle bir iyiliktir, ibadettir, taattir, müminlere faydadır, ihsandır, ikramdır ve Mevla-yı Zülcelal'e gurbet yakınlıktır. Bundan mahrum bir bereketi olmayacaktır bunda ve bir anlayış var Allah'ımız. Herkese vermiştir bunu, hepimize lütfetmiştir ama kafayı hep başka yerlere çalışır, hep değişik yerlere çalışır. Bunun da bir faydası yoktur, buyuruyor.
Cenabı hak cümlemizi yolunda dahi ve dahil değildir.