Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Cenabı Hak Celle Celalühü Hazretleri bu Ayet-i Celile-i Cemile'de Allah celle celaluhu ve melekleri Habibullah'a sallallahu aleyhi ve sellem salat ederler. Ey iman edenler, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle selam vereyim. Allah'ımızın burada salatı rahmet etmek, kulunun şanını yüceltmek. Allah'ın salatı, Allah ve melekleri salatilerdirirken, Allah'ın burada Habibullah'a olan salatı rahmet etmek. Ilahi rahmetin gönüllere düşmesin ve kulunun şanını yücelmektir. Meleklerin salatı, peygamberin şanını yüceltmek, müminlere bağış dilemek anlamındalar. Allah bütün müminlere, peygamberlerine salat ve selam getirmelerini emretmekte ve ona Tekrar demek, selamdır. Peygamberimizden rivayet edilen Salavatı şerifelerin sayısı belirsizdir. Elimizdeki eserde en az yüz yirmi üç tane hadis-i şerif mahluk eder.
Bunları okumak mümkün olduğu kadar çok salat ve selam getirmek, peygamberimizin sevgisini celbeden şefaatine sebep olur. Miraç gününe yaklaşıyoruz. Salehü selam aslında bir mirastır. Miras merdiven manasına gelir. Biz bu ilahi merdivenle Cenabı Hak katında makbuliyete eğileceğiz. Sebebi ise, esabet, ey iman edenler Allah'tan tan hakkıyla korkun. Zeb-u teala arayın. O Cenabı Hakk'a Elvesile, ona kavuşmak için, ona erişmek için, ondan af, ondan nafile, ondan ecir, mükafat nimetlere kavuşabilmek için Habibullah en büyük vesiledir. Ona getirmiş olduğumuz sallallahü selam bizim miracımızdır. Nasıl ki Burak onu alıp Mekke'den, kutsi Şerife, Miraç dediğimiz, aslında uruc etmek, çıkmak demek. Kudsi şeriften, hutsi şerif etrafı da kendisiyle beraber mübarek kılınan bir mekan. Mekke'den huthi Şerife kadar olan kısma iman, mutlak farzdır.
Çünkü, esamle, Kulu Muhammedi Mescid-i Haram'dan alıp, Mescid-i Aksa'ya götüren Cenabı hakk'ın şanı ne yücedir. Kuran-ı Kerim'le tespit edilmiş. Leyle ifadesiyle de, tem minnet, çok kısa bir zamanda dile, çok kısa bir zamanda ulema-i kiramımızın tespitine göre Muhyiddin Arabi Hazretleri kırk dakika demiş. Vesairleri de yatağı daha sıcaklığını geçirmeden gelmiş. Zaman içinde zaman mekan içerisinde mekan olmuştur. Ümmühani'nin bir rivayette Kabe'nin etrafında bulunan hatim denilen ve Çin'den sayılan Efendimizin dilleriyle Sallallahu Aleyhi ve Sellem istirahat buyururken, bize vaktin Cebrail Aleyhisselam'ın davetiyle Halid-ül Demyezel'in huzuruna Burak'la Mekke'den hut-i Şerife kadar gitmişlerdir. Nebiler ervahına imam olmuştur. Bu da Efendimizin şanını gösterir. Bütün enbiyaya imam olmuştur Ve üzerine basmış olduğu taş, kendisini takip etmek isterken dur buyurmuşlar ve yerinde kalmıştır.
Buna da Hacer'in mualili ak dediler. Miraçla sema katlarını, ondan sonra refref. Biz bunu tarif bilemeyiz. Bir yeşil örtüye de benzetirler, fakat künhüne vakıf değiliz. Nasıl olduğunu ifadede zorlanırız. Açılarak, artık ilerlemiş, Sidre-i münteha denilen mekana kadar gelmiştir. Kelime yapısından da anlaşıldığı üzere en son nokta kainatın son bulduğu noktadır. Sidre-i münteha. Miraçla sema katlarına ve peygamberanın zamla görüşmüş, birçok hakikatleri görmüş, Cebrail Aleyhisselam'a sorarak ümmetine haber vermiştir. Oradaki ayetlerimizi göstermek için, oradaki sırları demek bu, sırları göstermek için. O sırları Cebrail aleyhisselam'a sorarak ümmetine talim buyurmuştur. Ondan sonra refref, artık tahrif edemeyiz, Cebrail aleyhisselam, Aleyhisselam Sidre-i Münteha'ya kadar mişlik gitmiş. Haydi gel dediğinde, bir adım dahi gidemem, yanarım demiştir.