Değerli neşrelerimiz Musahabe serimizin üçüncü cildine Miraç ı Nebi konulu sohbetle inşallah devam ediyoruz. Cebrail Aleyhisselam Sidre'de kaldı. Çünkü Sidre'den öte bir parmak ucu yaklaşmış olsaydım yanardım demiştir. Sidre'yi ilahi bir nur kaplamıştı. Sidre'den ötesi tasvir ve beyana sığmayan bir alemdi. Sizin resulünüze o vahyi kavi ve şedid olan Cibril'i Emin talim etti. O Cibril'i Emin ki kuvvet ve akılda kemal manzarada heybet ve azamet sahibidir. Allah'ın halk ettiği heyeti asliyesi üzere müstakim ve memur olduğu işlere kuvvetle müstevli oldu. Cümle enbiyaya Cebrail vah ile Beni Adem suretinde geldiği kaviyyen Mervîdir. Belki Fahri Alem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerine iki defa biri Hira Dağı'nda vahiy ilahi getirdiğinde ve bir de Miracı Nibi'den avdetinde Sidre'de heyeti asliyesi üzere görülmüştür. Cibril-i Emin kavidir.
Kuvvetine delil Lut kavminin köylerini emri ilahi ile alt üst etmesidir ve Semud Kavmini bir sayha ile helak eylemesidir. Şu ayeti celilede buyurulduğu vechile. Vaktaki bizim azap emrimiz geldiğinde melek vasıtasıyla onların karyelerinin altını üstüne çevirdik. Üzerlerine çamurdan yapılmış taşlar yağdırdık. Her taş kimin için hazırlanmışsa ona isabet edip başkasına isabet etmemiştir ve bu misillü musibetler zalimlerden uzak değildir. Fahri Razi ve Kadı Beyzavi'nin beyanları vechile Cibril-i Emin kanadını karyenin altına takar ve semaya o kadar kaldırırdı ki ehli sema onların horozlarının ve köpeklerinin seslerini işitir. Cenabı Hak Azze ve Celle bu ayet-i celilede bilcümle zalimleri tehdit etmiştir. Yoksa yalnız bir kavmin zalimlerine münhasır değildir. Çünkü mevridi has ise de hükmü amdır. Binaenaleyh zulüm nerede var ise belayı davet eylediği gibi adalet de nimeti celbeder.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Cibril-i Emin'den bu zalimlerle murat kimdir diye sual buyurunca Cebrail Aleyhisselam da senin ümmetinin zalimleri de dahildir. Zira her zalim gazap için halk olunan taşa maruzdur. Lakin sen içlerinde bulundukça azabı dünyevi tehir olunmuştur dediği tefsirde yazılmıştır. Nitekim, buyurulmuştur. Halbuki sen içlerindeyken Habibim Allah onları azaplandırıcı değildir. Onlar istiğfar ederlerken de Allah yine onları azaplandırıcı değildir buyrulmaktadır. Cebrail Aleyhisselam'ın şedidu'l kuva olduğu tavsif buyrulmuştur. Adem'in ve alemin sebebi hilkati olan peygamber ufuk-i alaya çıktı. Ali ufukta durdu. Tımmedena fethedella. Sonra Cebrail Resulullah'a yaklaştı ve sonra Refref ile yükselip, Resulullah Rabbine manevi bir yaklaşma ile yaklaştı ki kuluyla Rabbi arasında imkanla vücut kavisleri miktarı yakın oldu.
Yani yakınlaşma o derece husule geldi ki gurbet yani yakınlık iki yay miktarı kaldı denilmiştir. Bu yakınlaşma beşerin idrak edemeyeceği bir şekilde manen vuku bulmuş ise de aciz mahluk beşerin idrak edebileceği bir tabir ile iki yay miktarı buyrulmuştur. Tefsirde daha başka tabirle de mana verilmiştir. Cenabı Hak habibini onun bütün varlığıyla cani bir kutsine doğru cezbetti de Rabbi ile kulu arasında tam bir yakınlık hasıl olunca Rabbisi kuluna vahyettiği şeyleri vahyetti. Habibine sırlar ve bilgiler vahyetti. Tarif ve beyana sığmayan birtakım sırlar ve bilgiler ve gerçekleri bildirdi. Gözle gördüğü şeyi hayata hamledip de kalbi tekzip etmedi ve hak olduğunu tasdik etti. Siz Resulün gördüğü şeyi tekzip eder ve gördüğü şey üzerine mücadele mi edersiniz?
Zatı uluhiyetime yemin ederim ki o Resul Cibril'i gördüğü gibi bir başka seferde bir de kurbi haktan dönüşünde yani inişte Cibril-i Sureti Asliyesiyle Sidre-i Münteha'da gördü. Evvelki görüşü de Cebel-i Hira da ilk vahiy zamanında olmuştur ki o zaman Cibril-i Sureti Asliyesiyle Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem görünce derhal secdeye kapanmıştı. Bunun üzerine Cibril-i Emin de insanoğlu suretine temessül edip girer ve Resulullah'a yaklaşır, secdede alnına yapışan taşları silerdi. Sidrenin yanında şehitlerin ervahına ve muttakilere mesken olan cennet-i meva vardır. Sidre'yi örten ilahi tecelli tamamıyla bürüdüğü zaman o mehabetli manzarayı gören göz yani nur-u ilahinin gözü hayrette kalarak sağa sola meyletmedi. Görülmesiyle memur olduğu şeye nazar etti ve ondan başka bir şeye bakmakla gözü tuğyan etmedi ve muhakkak Rabbisinin büyük ayetlerinin tecellisini gördü.
Sidre'yi ihata eden şey bu dünyada insanların idrak edemeyeceği ukulli beşerin tasvirinden hariç bir hale bir Nuri ilahidir. Sidre'den sonra Refref'le yükselip hur bir hakka vardı. Refref lügatte görmeye mani olan örtü, perde demektir. İbni Mesud Refref'i, ufuk-ı a'layı kaplayan, set eden yeşil bir perde olarak tasvir etmiştir. Kurtubi'nin nakline göre Refref divan-ı ilahi hademelerinden bir hadimdir. Kurbi ilahiyi havi olan işler ona aittir. Makam-ı kubbe Miraca mahsus bir vasıtadır. Burak da enbiyanın yeryüzünde binmesine mahsus bir varlıktır. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz münteha seferini şöyle anlatmıştır. Refref beni alıp uçurmaya başladı. Kah alçaktan, kah yüksekten götürüp ta Rabbim divanına durdu ve dönüş zamanımda da beni yine alçalarak yükselerek uçup Cibril'e getirdi. Bu Miracı Nebevi mucizatı Nebevinin en büyüğüdür.
Bu oruç safhası tabiat ve adet haricinde icazkar birtakım esrar-ı ilahiyeyi tecelli ettirir. Bu mübarek Miraç gecesinde maddi kanunları durduran zaman ve mekan gibi mesafe ve mikyas mefhumlarını kaldıran, görme duygularının, işitme duygularının ve aklın şartlarını dışarı atan o Halık, Fatır, Kayyum, muktedir olan Zülcelal Velcemal ve Teala ve Tekaddes Hazretleri Habibine ubudiyet makamına bihakkın mazhar olan Abdi Ahhassına, o özel kuluna has kuluna mülki melekutundan, arştan ferşe kadar bütün ukbayı ve cennet ve cehennemi seyran ettirmiştir. Değerli dostlar Musahabe serimizin üçüncü cildinin bugünkü bölümünü yine Miracı Nebi konulu sohbetle bitirdik. İnşallah bu hoş bu latif sohbete bir sonraki programımızda kaldığımız yerden devam edeceğiz.