Değerli dinleyiclerimiz Musahabe serimizin üçüncü cildine Miracı Nebi konusuyla devam ediyoruz. Cenabı Hak şöyle buyurur. Bütün noksanlıklardan tenzih ederim o Zat-ı ecellü alayı ki. O zat Tebareke ve Teala kendi has kulu olan habibini geceleyin Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya gönderdi. Ki biz o Mescid-i Aksa'nın etrafında bağlar, bahçeler ve her türlü meyve ve nimetleri yaratmakla mübarek kıldık. Dünyaca mübarek olduğu gibi din hususunda da mübarektir. Ve biz has kulumuzu kudretimize delalet eden bazı ayetlerimizi göstermek için Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya gece götürdük. Muhakkak ki o Nebiyy-i Mükerrrem Rabbinin hitaplarını iyi işiten gösterdiklerini en güzel görendir. Fıkra-i celilesiyle bu Miraç mucizesini beyanda zatı Ecellü Akdesi ilahinin bütün noksanlıklardan münezzeh olduğunu beyan etmiştir.
Tabiri şerifi ile de azamet ve kudret ve celaleti ilahiyesini o kuli beşerin idrakten aciz olduğuna da işaret buyrulmuştur. Yani beşer aklının idrakten anlamaktan aciz olduğuna işaret buyrulmuştur. Gece göndermek ve götürmek manasına olan esra müddetin pek az olduğuna delalet eden tenvin ile leylen kelimesiyle varid olmuştur. Mekke-i Mükerreme'ye uzak olduğundan El Aksa denilmiştir. Mescidi Aksa ile Murat Beyti Makdis'tir. Mescidi Aksa makarrı enbiya ve mahalli vahyi ilahidir. Ekseri enbiya mucizesi orada zuhur ettiğinden Cenabı Hak Azze ve Celle Mescid-i Aksa'nın etrafının mübarek olduğunu beyan buyurmuştur. Binaenaleyh Mescid-i Aksa bağ ve bahçe gibi maddi nimetlerle müzeyyen süslü olmakla mübarek olduğu gibi makarrı enbiya olmakla yani enbiya yatağı olmakla manen de mübarek kılınmıştır.
Şam-ı Şerif'in de kutsi şerif kurbunda olması yakınında olması itibariyle Allahu alem Şam-ı Şerif'in de mübarek olmasına işaret buyrulmuştur. Beyzavi ve Hazinin beyanları veçile Miraç-ı Resulullah nefsi haremi şeriften vuku bulmuştur. Bazı rivayette Ebu Talib'in kız kardeşi Ümmü Hani'nin Harem dahilinde olan evine avdet etmiştir. Miracı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hicret-i Nebevi'den bir sene sekiz ay evvel vuku bulmuştur ve ruh cesetle birlikte vaki olmuştur. Gerçi havsalayı akliyyesi mahdut zayıf olan bazı kimselerden Miracı Nebevi'nin ruhen veyahut rüya ile olduğu kanaatinde olanlar olmuş ise de hem zayıf ve hem de çürük bir görüştür bu. Miracı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem sabahleyin ashabına haber verince müşrikler tekzibe kalkışarak birbirlerine koşuşmuşlar ve yeni Müslüman olmuş, daha imanı kuvvet bulmamış bazı kimselerin tereddüt ve inkarına sebep olmuşlardı.
Eğer rüya ile olmuş olsaydı hiçbir kimsenin itirazına hedef olmazdı Çünkü rüyada havsalayı beşerin kabul edemeyeceği ahvali garibe görülebilir. İşte Miracı Nebevi ruh meal ceset yani bedenin ruhla birlikte olması muhakkaktır ki müşriklerin akilları da hayrete düştüğünden hatta Ebubekir Radiyallahu Anh'ın yanına gelmişler, gördün mü arkadaşın ne söylüyor, demişler. Hazreti Ebubekir de bundan daha fazlasını söylese Resulullah'ı yine tasdik ederim demesi üzerine Sıddık unvanına mazhar olmuştu. Kadiri Mutlak olan Halık Teala ve Tekaddes Hazretleri'nin Habibini cismen Ala'yı elliyyine oruç ettirmesi yedi kudretindendir. Nitekim iki ayeti celilesinde de İdris ve İsa Aleyhisselam'ı semaya ref kıldığı Musarrahtır. Yani göğe yükselttiği beyan edilmiştir, açıklanmıştır. İdris Aleyhisselam'ın altıncı semada ve İsa Aleyhisselam'ın da ikinci semada olduğu Hadis-i sahihte beyan buyrulmuştur.
Miraç ismi yükseğe çıkmak manasına olan oruçdan alınmıştır. Merdiven demektir. Miraç Vakası zaman ve zemin kayıtlarından hariç melek ve melekuta dair birçok hikmet ve esrar ile dolu muazzam bir mucize olduğundan müteaddit yollarla rivayet olunmuştur. Miracın vukuu zamanı hakkında muhtelif rivayetler varsa da hicretten bir sene veya on sekiz ay evvel vuku bulduğu bildirilmektedir. Miraç gecesi sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hakkında efdal gecedir. Ümmeti hakkında ise efdal olan gece Kadir gecesidir. Miracın gece olmasındaki hikmet hakkında Mevahibi Ledünniye'de şöyle bir kayıt vardır. Miracın gece olması gaybe iman cihetinden müminlerin tasdik ederek imanlarının artmasına vesile olacağı gibi kafir ve münkirin de küfrünün ziyade olmasına sebep olmuştur.
Eğer Miraç gündüz olmuş olsaydı gayba iman eden müminler nail olacakları fazileti kaybetmiş olacaklardı ve münkirlere vaki olan fitne ve imtihan husule gelmemiş olacaktı ve bir de şuna işaret vardır denilmiştir ki Cenabı Hak Azze ve Celle gece ile gündüz hakkında hikmetler ayat delil göstermiştir. Nitekim, buyurulmuştur. Biz Azimüşşan gece ile gündüzü kudreti kamilemize delalet eder alametler kıldık ve şu halde biz gecenin alametini gündüzün ziyasıyla giderdik ve gündüzün alametini de gündüzü ziyalı kılmakla beraber gecede görülmeyen şeyleri gösterici kıldık.
Abdullah Bin Abbas radiyallahu anh'dan rivayete göre Allahutaala'nın Habibim biz sana İsra gecesi göstermiş olduğumuz rüyayı ayetleri insanlar için bir fitne, bir bela olmaktan başka bir şey kılmadık sözündeki rüya hakkında Abdullah Bin Abbas radiyallahu anh o rüya gözün gördüğü ayetlerdir ki sallallahu aleyhi ve sellem Beyti Makdis'e sefer ettiği gece gösterildi demiştir ve Ayet-i Celile'deki lanet edilmiş şecere de zakkum ağacıdır demiştir. Biz sana göstermiş olduğumuz rüyayı Kuran'da ve herkesin lisanında lanet olunan ağacı insanlara ancak bir fitne ve imtihan kıldık buyrulmuştur ki iman edenlerle iman etmeyen münkir ve kafirler birbirlerinden ayrılsın. Bu Ayet-i Celileye müfessirin müteaddit manalar vermişlerdir. Bazılarına göre rüya ile murat Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz Hazretlerinin Miraç'ta gördüğü acaibattır.
Çünkü kafirler Miraç-ı Nebeviyi inkar ve Taha'a vesile ittihaz ile tekzip ettiler ve tuğyanlarını artırdılar ve ehli imanı iğfale çalıştılar. Müminler ise tasdik ettiler. İşte bu sebeple Miracı Peygamber insanlara bir imtihan muamelesi ve bir fitne olmuştur. Buhari şerhinde Cabir bin Abdullah'dan ve Müslim'de Ebu Hureyre'den gelen bir rivayet vardır. Ebu Hureyre Radıyallahu Anh'ın rivayetine göre sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz buyurmuştur ki, Mescid-i Aksa'ya sefer ettiğimi söylediğimde Kureyş beni yalanladı. Mescid-i Haram'a gidip Hicr denilen yerde ayakta durdum. Kureyş bana seyahat ettiğim yerlerden soruyorlardı. Bilhassa Mescid-i Aksa'ya dair öyle şeyler sorulmuştu ki ben İsra gecesi onlarla alakadar olup tespit etmemiştim. Bu cihetle o kadar müşkil bir vaziyete düşmüştüm ki hiçbir zaman öyle sıkılmamıştım.
Bunun üzerine Allahü Teala benimle Beyti Makdis arasında hain olan mesafeyi kaldırdı. O anda ben Beyti Makdis'i görüyordum. Onlar bana ne sorarlarsa muhakkak ben ona bakarak cevap vermiştim. Mescidi Aksa'nın kaç kapısı var diye sormuşlardı. Halbuki ben mescidin kapılarını saymamıştım. Fakat karşımda mescit tecelli edince ona bakmaya ve kapılarını birer birer saymaya başladım. Peygamberimiz bu Mirac-ı Nebeviyi haber verdiği zaman müşrikler arasında o kadar fitne uyandı ki pek büyük bir teşevvüş oldu. Hatta iman eden bazı kimseler de irtidat ettiler. Buhari şehrinde Ebu Seleme radiyallahu anh der ki, Miraç ve İsra vakası üzerine müşrikler fitne buhranına tutularak adeta deli gibi oldular. Ebubekir Radıyallahu Anh'ın yanına koştular ve Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin İsrail'a dair verdiği haberi Ebu Bekir'e söylediler.
Ebu Bekir Radıyallahu Anh da onlara Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in doğru sözlü olduğuna kanaatim vardır. Bu kanaatimi size de bildiririm dedi. Müşrikler demek Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bir gecede Mescid-i Aksa'ya gidip sonra dönüp geldiğini sen de tasdik ediyorsun dediler. Ebubekir Radiyallahu Anh da evet, tasdik ediyorum. Değil böyle bundan daha ziyade uzaklarına da meleklerin gökten haber getirdiklerine de inanmışımdır dedi. İşte Hazreti Ebubekir Radıyallahu Anh kuvvetli, çelik gibi metin olan imanını burada izhar eylediğinden haklarında Ebubekir Sıddık namı verildi. Mevahibi Lüdünniye'de şu rivayet de vardır. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Miraç'tan rücu ile Beyt-i Makdis'ten Mekke'ye gelirken yolda Kureyş'in kervanlarını gördü. Buğday yüklemişlerdi. Önde erkek bir devenin yükünün bir dengi beyaz öbürü siyah idi.
Kervan halkı bir deve kaybetmişti. Onu bir kimse bulup Katar'a kattı. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem selam verdi. Bazı kimseler bu ses Muhammed'in sesidir dediler. Bu cihetleri hep tafsilatıyla müşriklere haber verdi ve develerin de geleceğini inşallah filan gün gelir diye haber verdi. Aynen buyurduğu gün de geldiler ve öndeki devede aynen yükünün bir dengi ak ve biri de siyah idi. Böyle iken müşrikler iman etmediler. Şüphesiz bu açık bir sihirdir dediler. Sihre yordular bu durumu. Müminler muvahhidlerde iman ve tasdik ettiler. Değerli dinleyicilerimiz Musahabe serimizin üçüncü cildinin bugünkü bölümünü Miracı Nebi konusuyla bitirmiş bulunmaktayız. İnşallah bir sonraki programımızda Miracı Nebi başlıklı sohbete devam edeceğiz. Şakk-ı Sadr konusu ele alınacak biiznillah. Bir sonraki programımızda görüşmek umut ve niyazıyla.