Değerli nicelerimiz Musahabe serimizin üçüncü cildine Miracı Nebi başlıklı sohbetle inşallah devam ediyoruz. Bu sohbet içerisinde Şakk-ı Sadr başlıklı bir ara sohbeti sizlerle paylaşmaya gayret edeceğiz. Malik Bin Sarsa radiyallahu anh'ın rivayetine göre Nebiyy-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretleri Miraç gecesi esrarından ashaba haber verip buyurmuştur ki, ben hatimde veya Hicri İsmail'de yatmaktayken yani hatim ile Hicri İsmail ikisi bir manayadır. Hazreti Cebrail geldi. Göğsümü şuradan şuraya kadar yani boğaz çukurundan kıl bittiği yere kadar yardı. Kalbimi çıkardı. Sonra içi imanla dolu altın bir leğen veya bir tas getirdi. Kalbim zemzem suyuyla yıkandıktan sonra içi iman ve hikmet dolduruldu. Sonra eski haline iade olundu. Bir rivayette Buhari'nin Salat-ı Basri şerhinde göğsüm kapatılıp üzeri mühürlendi, buyurmuştur.
Mevahibi Ledüniyye'de Şakk-ı Sadr hakkında şöyle bir izah vardır. Şakk-ı Sadr yani Peygamber Efendimizin göğsünün yarılması hadisesi üç kere vaki olmuştur. Birisi beş altı yaşında sabi iken, diğeri Cebel-i Hira'da vahiy ilahi geldiğinde ve biri de bu Mirac-ı Nebevi'de. Şakk-ı Sadrın hikmeti, uğrayca yani göğe yükselmeye istidat hasıl olmasıdır. Bir de denilmiştir ki, Hak ve teala hazretlerine kemali itimad ile mehalıkten korkmaz hale gelmek. Onun için Resulullah insanların en şeycihi en kahramanı idi. Cesaretlisi idi. Gazalarda, harplerde Ashaba havf ve haşyet gelip dağıldığı zamanlarda Huneyn Gazasında olduğu gibi bineği üzerinde olduğu halde bineğini ileri sürer, Ashab da ya Resulallah neylersin diye tutarlardı ve ce mübareklerine asla korku gelmezdi. Şakk-ı sadrı Nebevi zahiri olarak vaki olmuştur.
Bu hususta biz müminler bu Şakk-ı Sadrın zahiri olarak vuku bulduğunu kabul etmekliğimiz vaciptir. Yoksa fikrimizi Teşvişe uğratıp da başka bir manaya hamletmemekliğimiz lazımdır. Miraç gecesinde beş vakit namazın farz oluşu. Sahih-i Buhari'deki rivayete nazaran Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz hasretlere buyurdular ki, Şakk-ı Sadr tamam olduktan sonra katırdan küçük ve merkepten büyük beyaz bir binek getirildi. Ravi Enes bin Malik bunun adı Burak'tır ki adımını gözünün eriştiği yerin nihayetine atardı demiştir. Ben bunun üzerine bindirildim. Cibril de benimle yollandı, bana refakat etti. Sonra ben Cebrail'le beraber Beyti Makdis'e vardım. Meleklerle birlikte namaz kıldım ve bir rivayette peygamberlerin ruhları da benimle birlikte namaz kıldılar. Miraç'tan sonra da Kudüs'te tekrar peygamberlerin ruhlarıyla namaz kıldığını Enes Bin Malik radıyallahu anh rivayet etmiştir.
Sonra yüce makamlara çıkılacak bir Miraç, bir merdiven kuruldu. Cibril'le bindirildim ve onunla beraber yükseldim. Nihayet dünya semasına vardık. Cibril gök kapısını çaldı. Bekçi melek tarafından kimdir o denildi. Cebrail aleyhisselam, Cibril'im dedi. Yanındaki kimdir diye soruldu. Cibril, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem diye cevap verdi. Melek, ya ona göğe çıkmak için Miraç daveti gönderildi mi diye sordu. Cibril, evet, gönderildi diye tasdik etti. Muhafız Melek tarafından merhaba gelen zata, bu gelen kişi ne güzel yolcu dendi ve hemen gök kapısı açıldı. Ben birinci semaya varınca orada Adem Aleyhisselam'la karşılaştım. Cibril bana bu senin baban Adem'dir, ona selam ver dedi. Ben de selam verdim. Adem selamıma mukabele etti ve merhaba hayırlı iyi oğlum Salih Peygamber dedi. Adem Aleyhisselam sağına bakıyor gülüyor, soluna bakıyor ağlıyordu.