Meyvelerin Maneviyatı ve Kalp Terbiyesi | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Meyvelerin Maneviyatı ve Kalp Terbiyesi
Meyvelerin Maneviyatı ve Kalp Terbiyesi kaydında Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Cenab-ı Hak ve Feyyaz-ı Mutlak Hazretleri, Manzar-ı Rahman ve Makarr-ı İman olan kalplerimizi nur-u ibadet, nur-u iman ve nur-u Kuran ile tenvir eyleyen cümlemize Fahrigah-ı imri u lügatinde ahseni kabul ile makbuliyetler nasip eyleyen. Daha çok meyve mevsimi olması…
Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Cenab-ı Hak ve Feyyaz-ı Mutlak Hazretleri, Manzar-ı Rahman ve Makarr-ı İman olan kalplerimizi nur-u ibadet, nur-u iman ve nur-u Kuran ile tenvir eyleyen cümlemize Fahrigah-ı imri u lügatinde ahseni kabul ile makbuliyetler nasip eyleyen. Daha çok meyve mevsimi olması hasebiyle bitkilerden ve meyvelerden konuşmak istiyorum. Bağların, bahçelerin bozulduğu zaman, ekşilerin kaynatıldığı, pekmezlerin hazırlandığı, artık bulgurluklardan tutun, ekmek yapmalardan vesair, dışa hazırlık ne varsa, odunu, kömürü vesaire ihtiyaçlarının giderilmesi, bu o usta ırmak istiyor. Acaba meyve hakkında elmalar neler düşündürilecek mi? Üzümler kesiliyor, bağlar üzülüyor. Buna dair Kuran-ı Kerim'de ayetler var mı, Hadis-i Şerifler var mı onu söylemek istiyorum. Neden derseniz Kuran-ı Azimüşşan'da kaydolulmayan, bildirilmeyen hiçbir şey yok.
Mevlamız biz hiçbir şeyi eksik bırakmadık, Her şeyi tespit ettik buyuruyor. Yaş ve kuru ne varsa hepsini biz yazdık. Hiçbir şeyi de eksik bırakmadık. O zaman buna ait de hiç şüphesiz Ayet-i Celileler vardır, olmaz olur mu? Eshabübillah, Metalülle dine min fiune emva'alaun pisebilillah. Allah yolunda mallarını harcayanların örneği, Her bir başağında, her bir başağında yedi başak bitiren bir tane gibidir. Her bir başakta da yüz tane mevcut. Allah'ımız dilerse artırır bunu. Allahu ve Siun, Ali Allah'ın lütfu, merhameti çok geniştir. Affı geniştir. Alim Ulu'nun yaptığı ne varsa alemde her şeyi bilendir Mübla-i Zülcelal. Bakın çok Kuran-ı Kerim'de meyvelere ait ayetler çok. Bilhassa Vakıa suresinde görürsünüz. En'am suresinde bunlar geçer, dut Yasin-i Şerif'e geçer. Bazen ziyade Vakıa suresinde görürsünüz.
Mevla-yı Zülcelal'imiz maddi ve manevi nimetlerin çoğalmasına dair yolunda sarf edildiği zaman, artışını Bakara Suresi'nde iki yüz altmış ikinci Ayet-i Celil'de misal veriyor. Yanlış söylemiş iki yüz altmış birinci Ayet-i Celilede. Şimdi bir tane düşünün. Bunu arz etmemden maksat şu asıl. Allah'ımız Celle Celalühü Kuran-ı Kerim'de meyvelerden misal veriyor, bitkilerden misal veriyor. Birinci okuduğum ayeti celinde zaten bitki ile alakalı, bitkiyi misal ediyor Cenabı Hak. Bitki misal ediyor. Efendimizin hadis-i şeriflerine bakıyorsunuz sallallahu aleyhi ve sellem, meyveyle, bitki ile misal ediyor. Ediyorlar. Ehlullah'a bakıyorsunuz, Ehlullah'ın da misalleri daha ziyade meyvelerle oluyor, bitkilerini misal veriyorlar. Bundan dolayı bunu alıyorlar. Bir tane, o bir tane de Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin Hadis-i Şerif'ini söyleyeyim.
Buyuruyor ki bir hasene işleyecek olursanız, Ayet celleler var bu hususta. Bil hasene, bir sevap isterseniz, bir iyilikte bulunursanız, ona on misli ile mukabelede bulunur Cenabı Hak, on misliyle. Sonra yedi yüz ve kat kat verir Mevla-yı Zülcelal'imiz. Bakın bir tane de yüzlerce meydana geliyor, binlerce meydana geliyor, Et'atü'l müdafaa artıyor. İlk anda bunun maddi cihetini ele alalım. Maddi yönden baktığınızda bir tohumdan verim nasıl alınacak, bunun çalışmasını günümüzde yapıyoruz. Bir tohumun verimini arttırmak için çok büyük çalışmalar yapıyorlar bu genler hususunda. Hatta bu ayeti cemeye alarak adına ayet İslam, Kuran demiyor ama burayı bizzat inceliyor inceliyor. Diyor ki Mevlai Zülcelal kendi arasında bunu konuşuyorlar. Bir taneden yedi yüz buğday hasıl oluyor. Biz bunu bire yedi yüz nasıl meydana getirebiliriz diye bunun çalışması, yapıyorlar.
Meyvelerin Maneviyatı ve Kalp Terbiyesi ne anlatıyor?
Meyvelerin Maneviyatı ve Kalp Terbiyesi kaydında Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Cenab-ı Hak ve Feyyaz-ı Mutlak Hazretleri, Manzar-ı Rahman ve Makarr-ı İman olan kalplerimizi nur-u ibadet, nur-u iman ve nur-u Kuran ile tenvir eyleyen cümlemize Fahrigah-ı imri u lügatinde ahseni kabul ile makbuliyetler nasip eyleyen. Daha çok meyve mevsimi olması…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 17 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Umursuzluk, bu hususta çalışıyor, bu maddi için. Şimdi biz bu maddi olanı kendi işlerimizde görüyoruz eşyaya, ibretle bakıldığı zaman görürsünüz siz bunu. Mesela o baharda çubukları ne kadar kestiniz? Sanki hiç büyümeyecek gibi ta tabanına doğru tab onu. Şu an Bir biçimi var, bir usulü var, bir esası var. Tabii dibine yapınca böyle gece hiç vermez zaten, göz vereceğiz irade olsun. Ben ismini vermek istemiyorum, hayvan ismi de söyler tabii. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem gibi isimleri hep de ikiliymiş. Büyüklerimizden öyle. Hep münasebetsiz isimleri güzel isimlerini anmaya çalışıyorlar. Güzel isimler, burada. Ağızlarını hiç öyle sözlere alıştırmamışlar İşte vurduğunuz zarar adama, zarar diye diye diye adama zarar etmezsin. Sultanımız döndürmiş kar demiş bunun kar. Hele birisi var, hayrın icasetin Türkçesi. Hiç mi cisim bulamadın? Hiç mi cisim bulamadın?
Hiç mi Kuran-ı Kerim'i görmedin? Vela tel bezü bilelka, kötü lakapla çağırmayın diye bölünüyor. Efendimiz balını koymuş adamı. Birden onu, yitden gider. Tabii biz yol gösterene ihtiyacımız var elhamdülillah, ehlullah'a mutlak muhtacız. Kadar güzel suh etmiş, ne kadar güzel cinler vermiş. O bağları siz çubukları budadığınız zaman, buduyorsunuz, budadığınızda. Sanki hiç büyümeyecek gibi ama bu öyle bir kol atıyor, öyle bir kol atıyor elhamdülillah. Sonra şapır, şapır, şapır damlamaya başlıyor. Siz onu bulamayacak olursanız ne yapar? Odun olur iş. Meyve alamazsınız ondan üzüm, alamazsınız. Bak gözünün Allah'ımız veriyor ya şimdi bunun bahimi cihetine belki geçebilirim Allah'ın izniyle. Derler ki çocuk, Mevlana'mız buyuruyor, ağlamayınca ana süt vermez. Bak bu çubuğun gözleri ağlıyor. Ağlayınca Mevdayi Zülcelal onda hüzün vermiyor.
Hani bizim gözlerimizden alıklar gelecek ki kalbimizden ürün alınabilsin, marifet ürünleri almak. Allah. Şu vaktimiz kainatta da bunu bize gösteriyor eğer gözümüz varsa. Bunun maddi taatlere bakacak olursanız, şimdi bazı araştırmalar var. Demek ki gelme üzerine olunca, nifak üzerine olunca bahsetmek istiyorum. Bir markette adam alışveriş yapıyor. O markette alışveriş yaparkenki oğlunun durumuyla bir fakire verişindeki oğlunun durumunu için ben inceliyorlar. Bunu inceleyen Rus alimleri inceliyor inceliyorlar. Rus bilginleri bunu araştırıyorlar. O marketteki alışverişte kolundaki damarlarda hiçbir değişme yoktur. Fakat dirilecek. Allah'ın yolunda verdiği zaman o ayaklarına kadar iner, genişlemedi. Vermediği zaman da Allah yolunda vermezse onun da ruhunu sıkar. Bakın parası çok da harcayamıyorsa çok sıkıntılı o adam. Rahat uyuyamaz. Fatih'in infakını yapıyorsa çok rahat o.
0 ilmen tedbir ediyor biliyor musun şimdi? Verdiği zaman, bak evinde de bereket oluyor, önünde de bereket oluyor, işinde de bereket oluyor, işinde de bereket oluyor, işinde de bereket oluyor, işinde de bereket oluyor, işinde de bereket oluyor, işinde de bereket oluyor, ahbap ve yaranında da bereket oluyor. Ne kadar güzel geçiniyor. Yine aleyhissalatü vesselam Efendimiz buyuruyorlar, yolunda sarf ederse kişi, arkadaşları yanında da makbul olur, sevimli olur. Onu daha çok takdir ederler. Girdiği için, şu anda bulunduğu için buyurun. Çöp, misallerine geçecek olursak bitmez ve tükenmez. İbadetlerin maddi yönüne olursak bitmez ve tükenmez. İbadetlerin maddi yönüne geçtiğimiz zaman biz maddi dediğimiz bedeni taahhütlere, Allah'ımız ona bira un veriyor. Yedi yüz misina kadar, hadisi kudsi'den alarak söylüyorum bunu da, ed-agun müdaaka diye geçen kat ve katla veriyor.
Yalnız ruhi taadlerde, manevi cihetinde ibadet ve taat mesela oruç, taatiye durur. Orucu tutarken o kalben de kötülüklerden uzaklaşma düşüncesi, Rabbi Zülcelal'imizin muhabbetinin, muhabbetinin dışında her şeyi atmaktı var ya ilahi bir zevke iliş. Onu Rabbimiz Kuran-ı Azimüşşan'da Sabredenlerin mükafatını Cenab-ı Hak hisab, hisab, hisab, hisab, hisab, hisab, hisab, hisab, hisab, hisab, hisab, hisab, hisab, hisab, hisab, hisab, hisab, hisab, hisab, hisab, hisab, hisab, hisab, hisab, hisab, hisab, h İlla burada sabır gösterenler değil, sabrın anlamı ibadet ve taattir o ayrı. Sair vazifelerimizde eğer büyüklerimizin emretmiş olduğu vazifelere, dikkat eder de gönüllerimizi ihya edersek aynen bir fabrikayı, fabrika güzel olursa ürettiği mallar da güzel oluyor. Kalp fabrikası güzel olursa niyetler de güzel oluyor.
Allah'ımız da da niyetlere göre ikram ettiği için, o zaman bir gaybı hesapsız veriyor Cenabı Hak'la. Onun ibadet ve davetine verilen ecir mükafat hesapsız. Daha bu ibadet ve taatiyle rıza halini yendilerse, kişi Mevla'dan razı, Allah da bundan razı olacağı bir hal zuhur ederse Eshabü'l-Ver Rabbü'l-mün minallahu ekber. Şimdi cennet dediğiniz zaman bir kere menkuler ve menkuhad diye geçer. Evlenmelerdir, hurilerdir. Bunun yanında yiyeceklerdir. Bu maddi taraf köşklerdir mesela. Altından akan ırmaklardır. Tarif edilmez yiyeceklerdir. Risalet Bena Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ilk girecek kimselere balık ciğerinden ikram olunacağı haber bekliyor. Bunu derken hemen meyve hususunda olunca şunu da arz edeyim. O cennet yiyeceklerinde, içeceklerinde ekmekten pek bas olunmaz. Ne ayette ne de hadiste görüyor ama bu da geliyor, Kuran-ı Kerim'de. Et olarak uş etlerinden anlatılıyor.
Yalnız meyveye gelince ve fekehetün kefira, çok meyveler bu. Onları çokça atlatılıyor. Şimdi bu cihetini ele alırsak elimde bir eser var şimdi okudum. İsmini bile çıkaramıyorum. Allah'ın diye ama bu Said I Nursi hazretlerinin üzerindeki değil, bunların yazıklar değil. Bu bir ahiret. Çok güzel. İbadet ve taatte ihlası ele alırken murafebelerle yapılmasını okudum, tadı falan durmuyor. Neden bunu elde edemedik diye düşünüp duruyoruz. Çok güzel izah etmiş. Gönlünü arşı ağzımı açmış bir dervişin yaptığı taatle bizim gibi olmuyor. Çok abartılıyor. O kazanmış, o ayırt etmiyor. Onun alışverişi bize benzemez, o zengin. Bak bir çarşıya çeviriyor, eli boş geliyor adam. Var sana en ucuz ne sorar? Bizim yoksul kardeşimizdi, komşumuzdu. En çok patlıcan alırmış. Yok şükür, ne yapsın? Sabranın neticesi Cenabı Hak'ta mükafatlar insan buyursun, iftihar edeceksin.
Sadece maddecen, ucuz olduğu için onu alır diye. Ama çok olacak olsa ne olur? Arabanın artık filene diyeceğim de geçtin bunların. Arkasını dolduracak. Artık Bartuzununda, ondan Gaununununda, Mesair Beyvelerinin de, Haddi İhsan cumartesi bu adam. Aynen bunun karlı bir ticaret yapacağız İslamiyet. Bizi yakıcı bir azaptan kurtaracak olan hayırlı bir ticaret yolunda teyitimiz, gayretimiz. Adamın kalbi Allah'ın nuruyla dolmuş. Onun manevi alışverişi bizim gibi olmayacaktır tabii. Çok fazla olacaktır. Bir gün Es-adi El-Fatiha Hazretlerinin huzurunda, Hayser'de bizzat. Gönül alemi de açık bir insan olmalı ki. Şimdi söyleyeceğim de biraz yormayayım size. Çok uzun sürer bu. Yazdım da konuştum da bir yerlere onunla, kayıt edildi. Siz de bu cihetiyle anlatın. Gönül gözleri açılmış, bakıyor ki bir kısım insanın kalbine, Füyuzatillahilahi Allah'ın Feyzi ırmaklar gibi akıyor.
Bazısına bir çay gibi, bir kısmına bir argın suyu gibi, bir kısmına çoban, bir kısmına damlar gibi. Sonra gözler açılınca buyurmuşlar ki herkes kabiliyetine göre alıyor, harçlığına göre alıyor. Ne kadar? Son olarak arkadaşlar. Manevi harçlığımızda hiç şüphesiz öyle olacaktır. Bunu Hadis-i Şeriflerle eğer beslemek gerekirse müminin bir saatlik tefekkürü altmış yıllık nafile ibadetten hayırlıdır diye buyruluyor. O tefekkürdür zaten. Asıl mühim olan Allah'ımızın sonsuz kudretini tefekkürdür, onların yapmış olduğu vazife. Mesela bu sevgi ile yapılan Mevlamızın sevgisiyle yapılan taatle bir diğeri arasındaki fark, arada çok büyük uçurumlar var, çok büyük uçurumlar var. Manevi yemekki cennetteki mükafatlar da neymiş? Mesela Ehlullah ile yapacağınız sohbet verir. Siz hep misal ile yürek gitsin. Bravo gelecek anladım, durum anladım. Onu başka yerlere de konuşurum Allah'a izniyle.
Fırsatlarımızda konuşurum. İki tane derviş, derviş. Bunları birbirlerini çok seviyorum. Beraber zikrediyorlar, trikrediyorlar, üstalarını ziyaret ediyorlar, haşlarını yapıyorlar, ombelerini yapıyorlar, arkadaşlıkları, dostlukları her şeyleri bilmiyorlar. Bir gün şöyle bir anlaşmaya varırlar, kim evvel ölecek olursa, evvel ölen sonrakine ahvalini haber versin, biri ölmüş. Şimdi şöyle oldu böyle oldu demeyeceğim, diliyle anlatacağım siz bileceksiniz. Şöyle değil, şöyle değil demeyeceğim. Ölmüş. Sağ olun kardeş onun manevi yoldaşı babında var. Aralarında şu konuşma geçer, kardeşim hani biz bir anlaşma yaptık, evvel ölen sonrakine ahvaliye haber verecektin, ne oldu? Anlatayım kardeş, der ve başla. Ben hasta ettim, yatakta yatıyor gibi, bir doktor geldi, muayene etti, hasta neden ağrıyor? Tependen tırnağımla kırpıyor. İyi bir düşün, şu biz bakağımdan yukarıda bir ağrı var.
Bak sen sözü değiştirip duruyorsun, neden ağrıyor tam söyle ki bir teşhis konacaksın. Göbekten yukarıda bir ağrı var. Tamam bunu söyle. Alnımda bir başında ağrı var. Sonra da ben bir aleme geçtim. Ne olduğumu bilmiyorum. Hatta ortada bir cenaze evin ortasında, odada. Hanım ağlıyor, çocuklar ağlıyor, işin ne olduğunu bilmiyorum, hanıma sesleniyorum. Nedir bu, niye ağlıyorsunuz? Çocuklara diyorum niye ağlıyor, yeğenler, akraba vesaire dostlar niye ağlıyorsunuz? Herhalde bana küsmüş olmalılar, bütün sesleniyorlar. Sonra neyse ortadaki cenazemiz kaldı. Teneşir, bahtostan kurudu, yıkadık bana, yıkadı. Sonra namazını da kıldık, ben de kıldım. Omuzumuzu aldım. Habibri ayarlamışlar, kenarına vurdu. Otur. Bakıyordum, tabii Yasinler okunuyor, herkes küreklerle, nelerle ayarlamışlar, tespit ediyorlar. Ben de Yasini Şerife dinlerken bir de baktım ki o doktor hasıl oldu, ben hiç merak mı diyorsun?
A, ben niye açığız içeri? Gir demez sağdan bir pencere açıldı. O doktorlar dediler ki ye, ye. Bak oturmuş Veysel Garani'yi Sıhhatesullahi sırrıyla sohbet edin. Bütün Evliya Sünlesi etrafına almış. O doktor dedi ki, Beyaztepe bir sesi var, seni daha güzel bir meclise götüreceğiz. Bütün peygamber-i İslam, Ashab-ı Kiram, tabii Tebei tabii evliyaullah, müşr-i kamiller, müminlerin hasmını oturuyor. Buyurdular ki ümmetim sen güldü. O zaman iva dedim. Korkma korkma işte senin ölümün odur. Meğer o doktor değil mi? Azrail Aleyhisselam ve ona benzer artık bu bir manevi ciheti işi. Ruhu haz olurmuş, çocuğuna çoluğuna, hanımına değmesi ruh olduğu için hissetmiyorlarmış. Kendinin ruhu da cennetlerde olduğunu bilmiyor artık. Büyüdüğünde bildiği. Cenazesini de kalmıştı. Gelmiş cenazeyi de kalmış. İşte kardeşim ben böyle Mevla'ya, Mevla'ya böyle yürüdüm. Hocamızı bile oturtturma, Bak şuraya gelsin.
Bak Fatih, babamı şuraya tutturur mu ya? Size bir daha anlatacağım. Ama aşk olan dinliyoruz size. İmam-ı Gazali rahmetullahi ben, Allah Gazali rahmetullahi ve rahmetullahi. Çok mühim ama çok mühim. Elli beş yaşlarında mı ne de o yaşlarda irtihal buyurmuş için abaaka yürümüş. Hasta yatıyor, yatağında hasta. Doktorlar gelir, muvahhidlerinden derler geben, evin köşesinde ezdiler, bir süre böyle kalmış. Gel sen şöyle bir çıkar ama oğluna girenler, o kadar oğluna girenler onların yardımıyla çıkar, Allah Allah bir bahçe değil, akıl gelecek gibi değil. Peki ben bunca yıldır vakit geçirdim de bu bahçeden neden haberdar olmadım? Ne güzel bir bahçeymiş. Böyle bir tefekküre dalarken içeriden evin içinden bir pabuç yürür. Allah Allah bu nedir dediğinde derler ki ya iman bu senin tabutundur. İşte bu, cennetin maddi olan nimetlerinden de Mersin'in manevi isim.
Şimdi Bagara Suresi'nde iki yüz altmış birinci Ayet-i Celile'yi aldım, meyveler üzerinde duruyor. Cenab-ı Hak bin tane buğday ile yedi başa ki her başakta da yüz tane var, yedi yüz. Bunun maddi olan ciheti nedir? Maddi olan ciheti Allah'ımızın yolunda infak edildiği zaman hat ve Hak veriyor Cenabı Hak. Eğer ruhi yönüne geçecek olursak ibadet ve taatin, zaten bulunduğumuz yer bile, bulunduğumuz yer bile. Yoksa buldu ibadet ile taat yapan mı? Dersene, hız beş vakit namazını mı tamam mı? Onun huzuru nerede, huşu nerede, ihsanı nerede, kahkahası nerede, ebrar ı nerede, muharrep umulması nerede, tevhitümü nerede, müşahaaresi nerede? Mükafazsuz. Halık'ımız Kuran-ı Kerim'de bak nevven misal veriyor. Bu bir tane değil mi, Habibullah da bir tane değil mi? Bir nur-u Muhammedi'den döküp bütün mükevvenat halk olunmuştur. Bak bir Peygamberimizden levlake levlake lema halatü leflake.
Sen olmasaydın, sen olmasaydın alemleri yaratmazdın. O dil Hakikat-i Muhammedi'den, Ruh-u Muhammedi'den bütün alem meydana geldi Hazreti Cabir'e. Vermiş olduğu cevap radiyallahu anh. Ya Resulallah alemde hiçbir şey yokken iken Cenabı Hak neyi halk etti? Senin peygamberin morunu halk etti. Demek ki Cenabı Hak meyvelerden misal veriyor, size bir meyveyi daha anlatacağım. Ondan sonra Hadis-i Şeriflere geçelim. Ehlullah'ın sözlerine, vakit doğrusu ve Ferhortat İslam'a İlahiyatsu. Ölmedin mi? Allah'u Zülcelal nasıl bir misafir getirirdiniz? Güzel bir sözü. Tabii, lerinden götürürüm seçerim yazan biz kelimeyi temin ediyoruz. Meyve de her zaman ne yapıyor? Ürün gibi o ağaç. Bunu daha ziyade hurma ağacı var. Yine Allah'ın dört mevsimliğiyle veriyoruz ki. Üzerinde çok da uzun ve köpüğü sağlam dinmesi de hurma ağacının çok sağlam olduğundan dolayı ifade bürün diyor.
Usatacağım seni, satarız, vereceğim seni. Şimdi Allah'ın izniyle bir yere ile misal veriyor kökü yerde. Bunu uzun izah ile tefsirini nazaran çok uzun izah eden. Burada ilmi bir çekişme yesesinden çıkacak değiliz. İbni Acibe diye çok güzel bir yasa, çok güzel bir yasa. Şimdi kısa ismiyle söylüyorum. O kökün imanın kalpte yerleşmesi olarak helal olur kalpte yerleşmesi olarak. Davını, o dağını, nevdesini, çiçeğini diyelim onu da ibadetler ve taahhütler var. Yani çok iyi için imzalar var veya bitmez zaman yapın bunu. Ondan sonra da şimdi siz ağaçlarınız var meyveler meyve ağaç diktiğiniz var. Ondan dair nedir o diktiğiniz ağaçlar var? Mivesisiniz. O meyveyi de güzel ahlaka benzetiyor. Sonra diyor ki Allah'ın indir, her zaman meyve verin. Her zaman meyve verin. O zaman biz nasıl meyve vereceğiz? Vereceğiz meyve vereceğiz. Maddi veriyoruz zaten, bir çoluyum çocuğuyum olması nedir?
Ve temerat gönül meyvesidir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem evleniniz, çoğalınız, ben sizin çokluğunuzla diğer ümmetlere karşı intikal edeceğim, bu maddi için. Ve bu çocuğu eğer edeple yetiştirirsek Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'a, Kuran direce yine bir yuva sevgisi ehli beyt muhabbetiyle, nasıl ürün verdi, nasıl ürün verdi, şu zamanda, bu zamanda konuşacağımız için ahlaki cihet olmak niye? Şimdi siz ahlaki bozulmaz bir geçen, ibadetteki bozulmayı da geçen itikata doğru yürüdü. Anlatın, en ince hedeflerden anlatın ama bunu ihmal etmeyiz. Bir Allah'ımızın inancını celle celaluhu, bir gerişe de bu bakmak. Hepsini anlat. Çünkü bozulmalar itikadi yönlere doğru yüzdü. Bak inanmamalar çoğaldı. Geçelim artık ne yapalım, anlatmalı bitiremeyiz. İşte oluşum derler ya dünya oldu, kendi kendine oldu. Bu bir türlü kafalara yerleşmedi zaten. Diyorlar ki Adem yokluktan geldi.
Yokluktan hale ilişti. Çok izah var. Mesela oluşan gezenlerinden olmadı böyle bir başlangıcı var. Buna Rabbimiz da demiyor Celal-i Celaluhu, bir akıllülük nasip etsin. Sen de Mevla'yı müncelali'ye ama o mecburiyette kaldılar, Mevla değil mi? Mecburiyetinde kaldılar, alemin bir yaratıcısına vardı diye. Neyse, gövdesini diyelim ibadet daha at, meyveleri de güzel ahlaktır diye el almışlar. Bir ayeti celine daha aldım onu tam ezan dokunacağı zaman vereyim istiyorum. Yalnız olayım yerini de size üstlerim. Buyurun Kelime-i Şehadet. Bir defasında denk geldi elhamdülillah. Şimdi üstadımızın, anamızın dayıları çok latife ediyor. Bu git vaaza çıkmış, git vaaza çıkmış. Şimdi, Elti'nin de yazıların üzerine koymuş, kurban ağzıymış. Elini koymuş, orada sürüyor, oradan devam ettiriyor. Şimdi kurbanlık hayvanı tarif edecek ya nasıl olduysa elini kaldırmış kulakları da tam olacak demiş.
Elini kaldırmış ama yazıyı göremiyor bunu, karıştırmaya başlamış. Şimdi hiç cemaate baktığım yok, buyurun bir Kelime-i Şehadet demiş, onu okudu, niyeti yok, öyle satır oluyor. Bakıyor satırlara, Ondan sonra demiş okumayanlara rağmen yine oraya bakıyor. Demiş Allah'ımız tektir tekisi ver, işte okumuş, bulmuş, vazifelermiş demiş ki Hasan Efendi demek ki böyle vaizlerin kelime-i şarj sokmasının anlamları da var demiş. Allah'ın birincisinde buldur bunu. Bu meyvelerle misal verilmesi boşuna değil. Bir şeyler diyeceğim de anlaşılmayacak. Bak birden çoğa gidiyoruz. Bir kayısı ağacını, tohumunu düşünün. Bak bir. Onlar ne meydana geliyor? Binlerce, binlerce ağaç meydana geliyor. Buna Vahdet'ten kesrete dediler, kimse temasa ayrı. Bunu geçelim biz, geçelim. Bak hurma hususunda hurmanın çekirdeği altında bir söz söylemek istiyorum.
Efendim, hurmanın çekirdeği, her şeyini güzel dört yüz tane çeşidi var hurmanın, dört yüz tane çeşidi. O çekirdeği gelip'e benzetiyorlar. Şimdi bir tahta yok ki göstersek, gelip dediğiniz zaman siz direkt gibi çekmiyorsunuz onu, düz çekilmez. Tabii bunu yazan bilir, yukarıdan hemen çekilmez, aktan az alırsınız, yukarıya doğru az bir kavis vardır. Bak kurumaya dikkat ederseniz evir kelimesine çok benzer. Bununla vahdet ifade edin, edin, vahdeti. Ve diğer bir incire baktığınız zaman incirin çekirdeği pek çok. Ama hurmanın çekirdeği bir tanedir, bu vahdete verirlerdi. Işareti diye çok geniş, geniş, geniş, geniş ondan sonra. Şimdi bununla sizi meşgul etmeyeceğim. Hadi seyretlere geç verdik, Mısırınıza geç kalacağız. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz Kuran okuyanları tespit buyuruyorlar. Mümin, inanan bir mümin, kamil bir mümin. Kuran okuyor, Kuran okuyor.
Bunu çok güzel kokulu bir meyveye benzet. Bir Türkçede iade edecek. Çok güzel kokulu bir meyve. Tadı da güzel, kokusu denir. Bak meyveyle müsaade edecek. Sonra Kuran okumuyor ama mümin, onu da vurmaya benzetiyor, tadı var ama deslesin. Bir taciri de taciri de niye benzetiyor, düşünmem lazım. Reyhan, Reyhan çiçeğine benzetiyor Allah razı olsun. O da sa'y hepimize öyle olsun. Ramazan Çelik öyle olacak. Orhan okuyor ama tacir, bu kimsenin Reyhan çiçeğine, çok güzel kokar. Siz onu koparmanıza bile lüzum yok, elinizi şöyle üzerinde gezdirdiğiniz zaman mis gibi kokar. Ama tazı yok, çok acı, tat suları, acı durur. Ağzamamalısın. Allah korusun bir münafına Ebu Cehil karpuzuna benzetir. Kokusu da yok, tadı da yok, hepsi berbat. Cenabı Hak böyle olmaktan muhafaza, muvaffak olur. Yine bakarsınız hadisi şeyi pek yok. Mesela mümini, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir etine benzetir.
Kafiri tomuğa benzetir. Küfrüyle yıkıldı mı daha nasıl bir gündeyim. Bir diğeri ise rüzgar yatırır kaldırır iyi. Ey günah bazen iner, bazen kalkarız her şeyimizle mükemmel değiliz zaten. Asıl üstünlük de burada. Accimizi bilebilmek Cenabı Hakk'ın da azametini taklit edebilirsek ne kadarmış. Bak yetinmiş. Buyuruyor ya Medgalen Nebi Yüssel Nursi'nin olur mu? Mu? Cennet bahçesine uğradığınız zaman yayılınız. İnsan mükerremdir, o şekilde yenilmez de çok güzel ifade ediyor ulema-i kiram çok güzel. Meyvelerinden istifa ediniz. Ashab-ı Kiram dedi ki ya Resulallah nedir onun meyvesi? Zikir almasıdır. Bakın şimdi hep biz bu bahçede değiliz de değiliz de değiliz şu bahçe. İlim meclisleri öyle değil mi? Fikir meclisleri öyle düşünüyoruz. Daha hatırıma gelen olursa söylerim ama uzun kaçacak.
Efendimizin bir hurmadanını gütmesi, bir kalbinin başına ve ayağı tarafına dikmeleri uzun, uzun, uzun, uzun, uzun, uzun, uzun, uzun, uzun, uzunlaşır. Gel dönelim artık Ehlullah'ın tariflerine dönelim. Bir ceviz, şimdi en bir ceviz, şimdi en çok cevizden eriteceğim. Cevizin, o yeşil kabuk var ya, onu öyle erit gibi ısırılmaz. Isırdığı zaman bir kişi getir zehir zehir. Bu zehir olmasını kabul yemleşir ama zehir gibi dini vazifelere teşmil ederler, temsil ederler. Mesela oruç geliyor tutmak bir kısım insana ne kadar ağır geliyor? Şeytan Allah'a rızkı vermiş, vermek malın en kötüsünü seçiyor. Haş dediğin zaman aman evlatlar, çocuklar, çocuklar, çocuklar. Az sonra gel. O sert olanaklar bunu da İhsan Mektebi'ne işaret ediyorlar. Desen iyice zor geliyor. Bak zor geliyor. Sadece birer müsaade olmasın. Ondan sonra o kabuğun içine girdiğiniz zaman meyvesi görünecektir. Meyvesinin de bir zarı var.
Her meyvede var bu zaten, kabuğu var. Bunu da Eynullah buyuruyor ki bu da bir sırrıdır. Eğer siz yahu şu portakalı soyayım deseniz şu diyecek veya kokacak dedim. Ne güzel demiş eyrullah, serimizi veririz ama sırrımızı vermeyiz. Şimdi o sırrın muhafazası için meyvenin olması lazım. Olgunlaştığı zaman görüyorsunuz, o kabuk nasıl yerinde zaten. O meyveyi de izahını sonraya bırakacağız Allah'ım, nüzul ederse. Marifet tahliyle taksanlarımız için marifet demeti. Her şeyiyle Mevla'ya yok, Mevla yok, her şeyiyle Mevla'ya dönmüş. Bu da ariflerin izahı. O habivat ise gönlünde Hakkundan gayrı başka bir şey bırakmamış. Zaten onunla beraberinden ne olacak dersin? Sonra döneyim size Es'abi El-Bimi Hazretleri'ne levgahına gelenlere dil vermiş ki meyve anlatıyor, aşılandın, yani sen de bu güzel yolun manevi kokusunu öğrettin nasiplerinde ki.
Onun seçkin hadisesi Kurgu'l Atlat Sami Ramazanoğlu haklısın doğrusu Üstadımız mübarek ellerini böyle sığarak bir kere ağacın kesilmesi gerektiğini kendi tabiatından yoktur. Ondan sonra iki tane kalem katılıyorum. Gövdesinden diken o yaramazlar. Onlar da yolunuyor dallar. Bu aslında şuna benziyor Nefsini ıslah eden kurtuluşa ermiş gir diyen ise Allah budur. Diyor ki bir kere kendi irademizden çıkın, irademizi laflarınıza teslim edin diyor, o kesilme olur. Bu kalemler bizi rahat edici fikir. Ondan sonra yaramaz dallanır, onu köhü köhü adam. Meyve olunca iş, Elenullah da bunda Adana'da Fevzi isminde birisi, adı Fevzi. Bu üstadımaymış ki, Bismillahirrahmanirrahim. Efendim biz sizin sohbetlerimize oturduğumuz zaman biz yaşımızı tutamıyoruz, çok ağzıyoruz biz. Ama Sami Efendi Hazretleri'nde böyle olmuyor. Anca bu cevabı arif verir, arif-i billah verir bu cevabı.
Buyururlar ki bak Fevzi bir ceviz ağacı düşün. Ceviz ağacının gövdesinde çok küçük dallar olur, çok küçük. Fakat meyveler verir. O gövdeye bağlı olduğu için verir, koparırsanız vermez o. Biz Utbul Akdağ'ın kalbine ve ruhuna bağlıyız, gönlüne bağlıyız. Eğer sözümüzün tesiri varsa ondan geliyor. Bir manevi akış oluyorsa ondan geliyor yavrum. Sonayicedirdim de, şimdi dil ne söylemiyorsun, yogalarımızı, çocuğumuzu Şimdi burada söyleyeceğim söz şu, Cenabı Hak Meryem validemizi en güzel bir şekilde fidan gibi büyütmüş. Siz Tahrim Suresi'nin son ayetleri vardır. Çok Meryem Badem'de ait işte bu. Diyorum ki o nasıl en güzel bir fidan olarak yetiştirilmişse, biz de kalbimizi öyle yetiştirelim de artık Kalbimiz ölü kalpten, hasta kalpten, gafil kalpten, kurtularak biri olan darbeleri yetiştirelim. Evimizi, barkımızı, çocuğumuzu, çocuğumuzu, etrafımızı en güzel bir meyve şeklini yetiştirdik.
Bakınız ne kadar önemli adam, ne kadar önemli. Buna önem verdiğimiz kadar, bunu düşündüğümüz kadar varacağımız huzuru da düşünelim. Bak işlerimizin iyi olması için şu maddi işlerimizin tam da işlerin çok olduğu bir zamandayız, iki kişiyi bir araya getirmek zor, nasıl çalışıyorsak asıl bu hayat içinde çalışıyor. Rahatsızlık çalışır, eğer bilebilirsek o huzurun önemini ve bilmedik. Velhamdülillahi Rabbil alemin el Fatiha. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi serin sohbetini dinlediniz.