İhsan Mektebi programımızın yeni bir Bugün sizlere Mahmut Sami Ramazanoğlu Kuddesallahü Sirrahü'l-Aziz'in Musahabe isimli eserinden dört mevsimin hususiyetleri ve yeme içme adabıyla ilgili sohbetlerinden bir bölüm aktarmaya çalışacağım inşallah. Tabiatı sıcak ve rutubetlidir. O mevsimde kan fazla olur. İhtilatlar hareketlenir. Kan hastalıkları çoğalır. Yazın tabiatı sıcak ve kurudur. O mevsimde safra fazla olur ve safravi hastalıklar artar. Sonbaharın tabiatı soğuk ve kurudur. Bu mevsimde sevda çok olur ve sevdavi hastalıklar artar. Sevdavi hastalıklar sevgili dinecrem, nefsani bir hastalıktır ve kişiyi hüzünlü zamanlarında kötü şeylere sürükleyen bir illettir, hastalıktır. Kışın tabiatı da soğuk ve rutubetlidir. Bu mevsimde balgam ve buna bağlı hastalıklar artar. Sonbaharda ve kışın beden yemeğe tahammüllüdür. Çünkü mide bu mevsimlerde kızgın bulunur ve yemeği hazmeder.
İlkbaharda ve yazın ise mide üşür. Soğukluktan dolayı zayıflar ve çoğu ise yarısı uyku arasında su içmek son derece zararlıdır. Eğer insanda humma varsa, yani ateşli hastalık varsa ve hararet fazla ise çok zararı yoktur. Tok karnına uyumak durumunda ise sünnete uymak için evvela sağ tarafına yatıp uyumalıdır. Sonra da sol tarafına dönebilir. Böyle olursa yemeği kolay hazmeder. Hastalıklara karşı da faydalı olur. Bir özrü olmadıkça karnı üzerine yatmamalıdır. Olmadıkça karnı üzerine yatmamalıdır. Rivayet olunduğuna göre, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz yüzüstü yatmış birini gördü. Onun ayağına dokunup uyararak böyle yatma. Muhakkak ki bu, Allah'ın sevmediği bir yatış şeklidir, buyurdu. Bir kimse bir yere yaslanarak oturup karın ağrısından şikayet ederse karnına bir yastık koyup üzerinde uyumasında bir beis yoktur.
Çünkü bu hal özür halidir, zaruretlerde haramları mübah kılar. Değerli dinleyiclerim, şimdi de yeme içme adabıyla ilgili bir sohbetten kısa bir bölüm aktarmak istiyorum size. Ehli tıp demişlerdir ki herkes kendi vücudunun hekimi olmalıdır ve kullandığı ilaç ve gıdaların tabiatlarını, yapılarını ve faydalarını bilmelidir ki vücudu sıhhat üzere kalsın. Yemekten önce soğuk su içmek midenin hararetini söndürür. Yemekten su içmekse mideyi kızdırır ve bedeni ısıtır. Elma, kayısı, üzüm gibi meyveleri yedikten sonra su içmekten sakınmalıdır. Çünkü bunların üzerine su mideyi ifsat eder. Eğer su içmek istiyorsa bir veya iki saat sonra içmelidir. Bunun zararı daha azdır. Sıcak pilav yahut sıcak tatlı yedikten sonra soğuk su içmemelidir. Çünkü bu dişlere zarar verir. Eğer su isterse birkaç lokma ekmek yedikten sonra içmelidir. Bunun zararı daha azdır. İnsan her rast geldiği yerde yememelidir.
Belirli Eğer kısa aralıklarla azar azar dahi yese, birinci hazm olunmadan yemiş olacağı için bu mideyi bozar ve zayıflatır. Büyükler demişlerdir ki, dört şey ancak sonu belli olunca övülür. Yemek hazm olunduktan sonra, savaştan döndükten sonra, ekin büyüdükten sonra, kadın öldükten sonra. Tok karnına yaş ceviz yemek hazımsızlık verir. Kırmızı dutu aç karnına yemek bir zarar vermez. Tok karnına yemek hasta eder. Hurma, kuru üzüm vesaire tatlıları çok yemek diş etlerini bozar ve dişlere zarar verir. Çok tuzlu yemek göze zarar verir. Çok soğan yemek balgamı artırır ve göz kararması olur. Kafi miktarda yağlı şeyler yemelidir. Akla faydası vardır. Yeteri kadar tatlı, Hilmi yumuşaklığı artırır. Yeteri kadar mercimek kalbe rikkat verir. Kanı inceltir, fazlası zarardır. Balkabağı da dimağı kuvvetlendirir.
Hazreti Ali demiştir ki: Yemeğe tuzla başlayan ve tuzla bitireni Allah Allah yetmiş türlü hastalıktan temizler. Yedi gün sabah vakitlerinde yirmi bir tane kuru üzüm yerse, bedeninde sevmediği bir şey kalmaz. Güzel koku dimağı kuvvetlendirir, gözü kuvvetlendirir. Fakat çok kullanmak kerihtir. Kafir ve gül suyundan başka kokular kuruluk verir. Fazla sevinç insanı çökertmesi bakımından hüzünden daha şiddetlidir. Çünkü sevincin tabiatı soğuk olduğundan, sıcaktan daha çabuk helak eder. Hüznün tabiatında ise hararet vardır. Çünkü o karaciğerden meydana gelir. Karaciğer hararetlidir. Eğer bedendeki bu hararet bu hararet hiç gitmeseydi, insanlar fani olmazlardı. Yüce Rabbimiz, Bakara suresi yüz yetmiş ikinci kerimede şöyle buyuruyor. Ey iman edenler, size verdiğimiz rızkın güzellerinden yiyin ve o nimet mukabilinde Allah'a şükredin.
Eğer Allah'a ibadet ederseniz, ubudiyetinizi eda ediyorsanız tabii ki buyuruyor. Hak Teala Hazretleri yeryüzünde mevcut olan rızıklardan yemeği insanlara mübah kılmıştır ve bilhassa rızıkların tayyip olanını arayıp onunla nimetlenmelerini, istifadelerini müminlere emretmiştir. Fahr-i Razi'nin beyanı vechile açıkladığına göre yemek yemekte hüküm dörttür. Nefsini ölümden kurtarmak için yerse farzdır. Nefsini zafiyet gibi zarardan muhafaza için yerse vaciptir. Misafirin utanmaması utanmaması için misafirle birlikte yerse menduptur. Bunlardan salim ve ari olarak yerse mübahtır. Cenabı Allah'a ibadet etmek ancak şükürle tamam olacağına işaret için, eğer ibadet eden kimselerseniz, Cenabı Allah'a şükredeiniz buyurmuştur. Şükrün üç kısmı vardır. Kalple şükürdür ki nimeti ihsan eden hakiki Mün'imi bilmektir.
Lisan ile şükürdür ki kalbinde olan Mün'im-i Hakiki'ye gerçek manada nimet verene marifetini lisanıyla izhar edip, Rezzak-ı Hakiki olan gerçek rızık verici olan veli nimetini hamdü sena etmektir ve azalarıyla şükürdür. Yine Bakara suresinde buyuruluyor. Mealen, ey insanlar, sizin için yeryüzünde yaratılan nimetlerden helal ve tayyib olarak yiyin ve rızkınızı keşfederken, kazanırken şeytanın vesvesesine uymayın. Zira sizin için açık bir düşmandır, buyrulmuştur. Şeytan, helali haram ve haramı da helal göstermek suretiyle insanı heva ve hevesine sevk eder ve hak göstermekle sapıtır. Hutuvat-ı şeytan ile murat, şeytanın vesvese ve desiseleriyle insanı aldatmak için kurduğu tuzaktır. Bakara Suresi yüz altmış dokuzuncu ayet I kerimede ise şöyle buyuruyor Rabbimiz. O size ancak kötülüğü, hayasızlığı ve Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.
Şükür üç şekilde yapılır sevgili Nevcilerim. Şükr-i akval, yani sözle şükür. Kendi kendisiyle gizlice konuşurken tahdis-i nimet edip nimeti anıp her an Rabbine muhtaç olduğunu itiraf eder. Duha suresi on birinci ayet-i kerimede, Rabbinin nimetine gelince onu şükür için söyle buyrulmuştur. Şükr-i amal, yani davranışlarla şükür. Bir nimete karşılık hayırlı amel işlemekle yapılır. Ey Davud zürriyeti, şükür ameli işleyiniz. Üçüncü olarak da şükrü ahval, hal ve tavırlarla şükür. Nimet veren Rab Teala Hazretleri'nin şekuriyet sıfatıyla kulun sırrında tecelli etmesidir ki, kul nimette ancak nimet vereni görür, başka bir şey göremez. Yemekten sonra ağız ve diş temizliği ile ilgili de şöyle zikrediliyor. Süveyd bin Numan'ın rivayet ettiğine göre şöyle der. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemle Hayber'e çıkmıştık. Sohbaya gelince yiyecek bir şey istedi. Getirdikleri şey de ancak sevik idi.
Sevik onun kavrulmasıyla yapılan bir yiyecek. Sevgili Necer. Bu kavurmayı onu beraberce yedik. Sonra Rasulullah namaza kalktı, ağzını iyice yıkadı, biz de yıkadık. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, bir süt içtikleri ve namaza kalkacakları vakit genellikle ağızlarını yıkarlardı ve onun yağı vardır, buyururlardı. Ebu Umame radıyallahu anh'dan rivayet olunduğuna göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem sofra kaldırıldığı esnada şöyle dua ederlerdi. Sevgili Nevjerim, İhsan Mektebi programımızın bugün de sonuna geldik. Peygamber Efendimizin bir duasıyla, sofra duasıyla bugün ki programımızı bitirmiş bulunuyoruz. Bugün sizlere Mahmut Sami Ramazanoğlu Gadde Salliü Sirrahul Aziz'in Musahabe isimli eserinden, mevsimlerin hususiyetleri ve yeme içme adabından bir bölüm aktarmaya çalıştım. İnşallah bir sonraki programımızda kaldığımız yerden devam edeceğiz.