Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi. Ile hem tabiat uyandı hem de fidanlar ağaçlar meyveye durdu. Beldelere göre bölgelere göre mekanlara göre evvela kiraz ağaçları meyvelerini Rabbimizin kullarına ihsan buyuruldu. Kirazı müteakiben vişneler oldu. Biz de geldiğini düşünerek gemiye çok çalıştık. Bu nimet bize geliyor ama kaç bin yıllık yoldan geliyor. Acaba bu nimeti nerelere harcedeceğiz? Şükrünü eda edebilecek miyiz diyenler Allah'ımızın salih kullarıdır. Bakıyoruz artık kirazlar ve vişneler bitiyor. Hemen devreye şeftali ağaçları geliyor. Şeftali ağaçlarından şeftali meyvesini topluyoruz, yiyoruz, yediriyoruz Elhamdülillah. Onun da ayrı bir tadını, ayrı bir lezzetini alıyoruz. Yalnız biz burada kiraz derken, vişne derken, şeftali derken bu genel olarak isim bir olmakla birlikte çeşidini sayamayacağımız kadar çok. Daha sonra bakıyoruz kayısılar oluyor. Onun da çeşidi oluyor.
Onun da çeşidi belirsiz. Rabbimiz, mevsimine göre ikram buyuruyor. O yeniliyor, yediriliyor. Kış için saklanılıyor. Konserveleri yapılıyor bütün meyvelerin. Biz bunu da taktıktan sonra haysıyı bakıyoruz üzümler de olmaya başlıyor. Üzümlerden de Rabbimizin vermiş olduğu bu nimetten de istifade etmeye çalışıyor. Onun da çeşitlerini sayamayız. Daha sonra elma mevsimi geliyor. Armutlar oluyor. Arka arkasına takip ediyor. Hiç düşündük mü bu kadar nimetler bahşeden Rabbimize karşı bir teheccüd namazını kılıp ona hamdettik mi Elhamdülillah. Kılanlarımız için kılmayanlarımız bizim gibi Elhamdülillah kılmayan çalışırız. Rabbimiz daha da bir azim ve gayretler ihsan buyursun. Bitmeyen tek tek değil toplu olarak bile saymaya kalkışamadığımız bu nimetler.
Mesela ceviz mevsimi gelecek, cevizlerden tadılacak öyle bir nimet ki vücudumuza sıhhat ve afiyet olarak bir ilaç olarak maddi ve manevi ilaç olarak Halıkı Lemyezel bize ikram buyuruyor. Daha da bitmiyor. Bakıyorsunuz burada biten meyveler Akdeniz'e doğru giriyorsunuz. Orada turunçgiller. Orada o bitmeye doğru yüz tutarken Karadeniz'de fındıklar veyviler, dört mevsim de ihsanı meyvesiz kalın diyor. Ta Afrika'dan bile meyveler gelir. Fakat Mevla-yı Zülcelal'imiz öyle bir denge kurmuş ki memleketimizde diyelim elma, ceviz, hüzün bize en faydalı olan nedir? Kendi bölgemizde kendi yöremizde hasıl olan meyvelerdir. İnsan için en kıymetli olan, en faydalı olan bunlardır. Bir Akdeniz bölgesinde de bakıyoruz turunçgiller onlar için en güzel bir meyvedir. Karadeniz'de öyle, doğusunda öyle, baksın da öyle. Bir keçi boynuzuna kadar harnüt diyoruz. Neler neler.
Bu mevsim mevsim geliyor dikkat edersek. İbadet ve taatlerimizle bir sıra takip ediyor. Sabah namazını şimdi kılamazsınız, mümkün da ibadetlerin ve taatlerin vaktini tespit eder. Sabah namaz fecr I kağıdı, fecr I sadık zuhur ettiği zaman işte imsak vakti bitiyor. Bir müddet geçtikten sonra artık mesele tabi bir vakit namaz kılacak kadar olması icap eder. Namaza durduğumuz zaman üzerimize dolsa bile kabul denir ama ihtiyat çok önemlidir. Çok mühim. Böyle ile ikindiler kılanmıyoruz. İkindiyle akşam da her şey vakti vaktince eda ediliyor. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz de ibadetlerin efdalini, vaktinde de bir vakit var mı? Elbette var. Eğer şartlarını haiz olmuş isek, onun vakti de bu. Şartlarını haiz. Haceti asliye biliyorsunuz zaruri olarak kullanacağımız mallar. İşte evimizin döşemesidir. Kabımızdır, döşemesidir, kabımızdır, kaşığımızdır, elbisemizdir. Vesair. Neyiz artık.
Ama bunun üstünde olanlardan neyiz mesulüz. Biz diyelim ki bir mutfak robotu diyelim elimizde mevcut. Bunun yanında bir de bir tarafa bıraktığımız var. Hazreti Asliye nedir kullandığımız? Onu ise kullanıyor muyuz? Hayır. Onun zekatı gerekir diye üstazı alimiz bu büyük caminin müezzini olan kimse etrafımızda toplanan kimselere dedi ki ben size Hacı Hasan Efendi'yi anlatacağım. Bundan hicap duymayız olan bir hadise. Arkadaşlar bu memlekette zekat verilmezdi. Hacı Hasan Efendimiz evet verilmez değil. Verirler. Ama hakkıyla verilmesini, Hacı Hasan Efendimiz haddise Allahülahü sırra bildirdidir. Çırpınmış kürsüler. Eğer sizin evinizin döşemesi olarak halınız var. Bir de duvara mıhlamış çakmış, atmışsanız onlara düşer. Tek tek sıralamışlar. Ne yapmış insanlar daireye gelmiş. Aman ha hesap edelim demişler.
Taşınan mallar, taşınmayan mallar, gelir getiren mallar şimdi biz buna girecek değiliz, uzun bir konu bu. Tek tek tek tek tek anlatmışlar. Demek ki şartlarını haiz olduğumuz zaman da onu vaktinde vereceğiz. Biz namaz meyvesinden tattık mı? Eda ediyorsa tadarız tabii. Kimi insanlarımız var ki tadına doyamıyor meyvelerin. Diyor ki biz babamız dikmişti, nasıl olduysa bir kiraz çekirdeği düşmüş veya kayısı çekirdeği düşmüş. Bu bir ağaç olmuş. Fatih o aşılanmışsa o kadar güzel oluyor ki tadına doymuyor. Şimdi ibadetleri aşılayacağız biz. Bu ne demek? İbadet aşılayacak Kat'i dinimizde esastır. Zekatı aşılayacağız zekat fidanını. Nasıl aşılayacağız? Tevbe suresine bakacağız. Mevla-yı Zülcelalimizin. Sadakaten ve tüzek giyim ve tuzek giyim ve tuzek giyim ve tuzek giyim vermenin zevk vermenin zevkini yaşamaktır. Hadis-i Şerifler var uzun sürer. Aşıladık ne güzel oldu o zaman.
Bir diğeri kiraz ağacından misal verdik küçük küçük. Ama aşıladığımız büyük bir oldu. Efendimize bile getirdiler sallallahu teala aleyhi ve sellem. Dediler ki bunu nereden getirdiniz? Şam'dan mı geldi? Yemen'den mi geldi? Nereden geldi bu hurma bizim bu Medine'de böyle değildir hurma ağaçları. Aşıladık Ya Resulallah buyurdular. Aşılayınca büyük bir hurmanın dört yüzden fazla çeşidi var. Bir Kutsi Şerif'in hurması var, Cezayir'in var, Tunus'un var, Libya'nın var. Çok değişik hurma çeşitleri var. Biz zekatı elimizde verirken aşısı şu, verdik ama verdiğimiz verilmiş, Onu Sıddık Azam ile Ali Efendimiz'den gelen radiyallahu anh'a yolun tabileri yaparlar. O zaman ne kadar mühimmiş, ya biz kendimizce saatler yapıyoruz demenin hiçbir anlamı kalmadı. Çünkü o aşıyı bahçeye bir aşı yaptırdık. Dedik ki şu asmayı aşılaayım. Kör etti. İkinci kör etti.
Alınmasın kardeşimiz de aşı biliyorum diye alınma, katiyen alınma. Mehmet Ağa hiç alınma. Biraz aşıdan görmüş böyle gülleri aşılayacağım demiş. Evet kendince sevgisinden yapmış. Ama ehil olmayınca kör eder. Ehlinin eline verilince mesela bu bizim Mustafa Meyri Rahmetullahi Ali bir bahçecidir. Bunun kursunu görmüş. Şimdi elmalar yetiştiriliyor bodur elmaları. Bunların İtalya'da on beş gün eğitimini yapıyor. Böyle gelişimize diktim. Ondan sonra budamayı şöyle yaparım, şöyle sularım, şöyle ilaçlarım demekle olmuyor toprağı da önemli kullanılacak ilaçlar da çok mühim, mevsimine göre. Demek ki ibadet ve taatimizde bu manevi fidanları ibadet ve taat fidanlarında ne yapıyoruz? Aşılıyoruz. Zekat taatini nasıl aşıladık? Gönülden cömertlikle. Namazı anlattık. Namazı nasıl aşılayacağız? Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem huzur ve huşuu olmayan namaz şayan-ı kabul değildir. İşte aşı bu.
Haşer. Mevla korkusunu taşıyarak kılmak. Ne kadar güzelmiş, ne kadar güzel. Demek ki bizim meyveler hakikaten çok güzel oluyor. İşte kardeşlerimiz bilirler Malatya'dan bir fidan getirirler diktiler. Hem fidan güzel hem de aşısı güzel. Bakıyoruz mevsime göre artık uzatmayayım. Cihatımız gelir, bunun yanında tebliğimiz gelir, davetimiz gelir, cihat taati gelir, emri bil maruf nehyi anil münker taati gelir daha pek çok fidanlar bitecek gibi değil ki. Mesela ilim fidanı vardır, ilmin yanında Kuran fidanı vardır, velayet ağacı bunun meyveleri vardır, aşısı vardır. Sadakanın aşısı vardır, cömertliğin aşısı vardır, fidanı vardır fidanı vardır. Genç iken Mevla korkusuyla dolup isyandan kaçmanın fidanı vardır. Mescitlere gelmenin fidanı vardır. Münib olmanın fidanı vardır. Haşetin fidanı vardır. Takvanın fidanı vardır. Seherin fidanı vardır. Her şeyin fidanı vardır. Fakat bunu aşılayacağız biz.
Şimdi Esad erbili Hazretlerinin dergahında kalpte Sallallahuü sırra bu tabiri kullanırlarmış. Aşılandın mı? Aşılandın mı demek ibadet ve taatin özüne erişecek, yola nail oldun, bir kamil mürşidin elini tutarak onun delaletinde görevlerini icra ettin mi? Öyle gelişigüzel değil diyorum ya, bir bal çubuğunu aşılayacağım diyor, yillarca meyve veren hiç vermez hale gelir. Hani aşıyı tutturmak lazım. Böyle gelişigüzel olmaz ve yürümez de zaten tutmaz ki. Kurur girer üzerinde. Çünkü içten bir istek yok, arzu yok. Bir sevgi yok. Gönül karışık, kafa karışık, gönlü kafası karışık olanları daha yakın da gördük. Hakkını elde etmiş olan bir insanın elinden hakkının nasıl zayi edildiğini müşahede ettik. Elbette bu yolun hırsızı da vardır. Bu yolun şaşırtanları da vardır. Haramileri vardır. Bu dinimizin yolunda hırsızı, şeytanı vardır, nefsi vardır, şeytan sıfatlı insanlar vardır.
Onlarla meşgul ola ola ola ne olacağız? Yarın ölüp gideceğiz. Ne yani kafamızı gönlümüzü bozmanın ne anlamı var? Mevsimine göre nasıl ki meyveleri tadıyorsak ibadet ve taatler mevsimine göre geliyor. Oruç daatı de mevsimine göre gelmiştir. Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi.