Mevlana'nın Vasiyetleri ve Manevi Terbiye kaydında Bugün bugün uçtuğumuz bütün Mevlana Halis Ziyaüddin İbnül Babali, Huttesiz Rahul Aciz Efendimizden olduğundan, yine onun kısa bir aklarda hanidesine haber vererek vasiyetlerini dinleyeceğiz inşallah Allahu Teala. Mevlana Aklakı faidesi yok. Aklakı Hanide'yle doluyordu. Hamilü'l-Eza. Ecalara tahammül eder, sıkıntıları götürür, rahmetlere…
Mevlana'nın Vasiyetleri ve Manevi Terbiye ne anlatıyor?
Mevlana'nın Vasiyetleri ve Manevi Terbiye kaydında Bugün bugün uçtuğumuz bütün Mevlana Halis Ziyaüddin İbnül Babali, Huttesiz Rahul Aciz Efendimizden olduğundan, yine onun kısa bir aklarda hanidesine haber vererek vasiyetlerini dinleyeceğiz inşallah Allahu Teala. Mevlana Aklakı faidesi yok. Aklakı Hanide'yle doluyordu. Hamilü'l-Eza. Ecalara tahammül eder, sıkıntıları götürür, rahmetlere…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 11 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bugün bugün uçtuğumuz bütün Mevlana Halis Ziyaüddin İbnül Babali, Huttesiz Rahul Aciz Efendimizden olduğundan, yine onun kısa bir aklarda hanidesine haber vererek vasiyetlerini dinleyeceğiz inşallah Allahu Teala. Mevlana Aklakı faidesi yok. Aklakı Hanide'yle doluyordu. Hamilü'l-Eza. Ecalara tahammül eder, sıkıntıları götürür, rahmetlere katlanır. Beyan-ı bediye ve tatlı, konuşması gayet tatlıydı. Palıkul lisan, talakatı lisan. Lisan-ı talakatıydı. Allah yolunda laimin levninden de höhk etmezdi. Allah yolunda ya iş şeriatta muvafıksa, laim levm etmeyle ondan hak edip de o işi terk etmezdi. Ne deselerse desinler, Allah'ın rızasına muvafıksa o işi yapardı. Habibim levminden höhf etmez buyuruyor. Bu zat da levminden höhf etmezdi. Kutu canımız haber verdi. Mevlana Halid Efendimiz'i. Ulema Bağdat'ta zerre kadar çekilmemişler. Çok da hammesurlar. Hakkında çok büyük mektuplar.
Padişaha, Paşa'ya büyük şekvalar, haşa ve kella, kürsü nekain olacak şekle gelmişler. Çok şeyleri var da ulemadan biri medrese yaptırıyormuş diye de efendimiz. Medrese yaptıracağına cebinde para bulur medrese yaptırmaya. Yolla mahallede de varıldı. Çok zenginleşmiş. Allah mesut etmiş. İki günahın başında bekliyor. Vanınca kendine atıp bu tan hocanın ne desasına iki hambalın götürecek kadar bir alın. Efendimiz elleriyle işler diyor, isteyen lazım. Çünkü geri keskin diye seçmeyenler. Bir el, iki el. Böyle efendimiz haber verdi. Böyle ona onlar. Efendimiz orada gelince de bekliyorlar dedim. Aynen öyle garipler dedi. Eskiden böyle yemek olsun dedi. Riyam kalktı çantaları ney tüm aradı. Ömer Bey'e riyalı göstermeni için. Kocam Mete kaslanıyor, riyanın büyüklüğü. Şimdiki riyal kağıttan değil de şu bir liralık kadarı da.
Şimdi bin bir liralık kadar riyalılar vardı da ondan iki hamal götürecek kadar vermiş. Evet. Bir liralık kadar. Kıvvanlar elleri kararmış. Ellerini göstermişler, işte diyalık Sayakana. Elimizden para geçerken e, elimizi böyle kararırsa, kalbimizden geçerse sizi ihya eder, demiş. Kalben muhabbet eder de paranın muhabbetini kalbe koyarsanız kalbi sizi siyahı verdiniz. Bak elden geçme eli siyahlaşırdı dedi diye. Güzel haber verdi bize. O Ömer Bey'in bizi de bilmiyoruz tabii. Ömer Bey de binmeni hap söyleyeli biz de. Müsaade. Zamanı şey vermiş, siz de bir şey duydunuz mu ben Mevlana Halid'ten bir şey yazıyorum filan diye. Bir eser ne var? Biz de bir eser var efendim dedim. O eseri biz zaman dedim. Efendim hamallar var sana, o Müllalar devinden var sana, o ne? Tavuk var demiş. Mevlana Halid, Ziyaüddin, Bağdadi, medresemize bu parayı verdi. Ne oluyor demiş? Riyam dolu bu çuvalda.
Şu çuvalda, ya birer hambalın götürü güleceği kadar. Riyam dolu. Mevlana Halid rüya itin babadi. Hutse sirrahul aziz. O hoca parayı bulunca, Hacı Hasan Hoca'nın İmamı cezasını da, zamanında kim bilir çok teşekkür ederim de diyor mi? Mevlana Halid Müayıtin Mübabhadi kuddise sirrahul aziz diyor. Yani hoca diyor, böyle diyor, damın başında öyle tırmanmaya başlamış diyor. Sen ne gördün diyor? Bir eserimizde ne var biliyor musun? Şu var efendim. Mevlana Halis Ziyai kimin, Gazali efendimiz çok var da bizim o elimizdeki diye de oyu hazırlıyorlar. Ulema çok hakaret düşünmüşler. Su arzuuyorlar, cevap veriyor, perişan oluyorlar filan. Yemen şıkkı Yahya Efendi'yi getirmişler. Yemen şehri Demet medresenin lidercisi. Dünyada üstüne gelen tek alim yokmuş. Yani böyle zamanında anılan, umarım Nasuh'u bilmen gibi, Hasan Basri çantayı gibi, sen İbrahim Hakem Bey ağlıyor. Tahir Hoca diyor.
Böyle, onların daha üstü yat hoca. Benim getirin dedim. Onun da demiş ki varsın. O yetmişler sülaleyi tahir eden olmadığı halde şıklığı iddia etmiş. Cahil Halid'in bir hesabını göreyim diye. Binmiş de öğretmiş kartal. Geliyorlar, demişler. Efendimiz de dinliyor, geliyor deyince bütün Bağdat halkı bir ulema göreceksiniz. Sıff bağına çıkmış. O çek sen de ne ulema muhteriymiş. Çek sen de ne ulemanın da başındaki hel camının, cemaatin diye düşün, akrabasını, etrafını. Bunları putta halinde karşı gidince müritler ezgiler mahcup şey olmuşlar, mahsul efendilerine karşı pertim olduğundan canları sıkılmış. Çocuk rahatsınız gidip ne oldu kuzum ne. Yani o delikleri Yahya Şeyh'e getiriyorlar. Efendimden muhali bir şekilde. Efendimden şu an soracağım. İşte size cevap veremeyeceğimi siz buraya de. Onlar güzel intikam alacaklarmış. Bir müridiniz olarak bir tesir ettiler. Et. Sokmayın öyle şeylerden.
Sıkıntılamayın. Şimdi yolda diyorum efendim dedim. Yolda. Bize bizim fakirhaneye gideceğiz. Bizim fakirhaneye gideceğiz. Herkes bir telaştı. Ben bir eve inmem demiş Yahya Efendi. Cahil Halid'i izam etmedikten sonra, onu izam etmedikten sonra, onu teslim almadıktan sonra, ilimle ilim yarışması varsayın dediniz. Şimdi bir sağa sola gelemem demiş. Peki efendim, ondan sonra evet, buyurun demiş. Katırın üstünde, katırın üstüne gelirken vakit geçti sayıyor. On sekiz tane sual yazmış. Katırı hem yürüyor. Hem üstünden o muğlak meseleleri hatırıma getiremem, soralım deyip böyle sıralama yapmış. Muzlar kovalar yazmış. Enişte, efendi hazretları cami gibi büyüyüp teveccüh ettiği yer var böyle ihvan-ı halakay-ı cinine oturdukları yer. Oranın başka şeklinde oturuyormuş. Gel işte dedim, siz çıkın, ondan gidin. Seksen tane ulema dönemimizde girmişler, yerinden de yumurtalamış.
Yani böyle buyurun, bilmem ne. Bir şey yok. Çünkü çok azgın gelişleri var. Ondan sonra da kibir yapana kibir farklı görünmeler sadakat sevabı olduğu için mi nedense hiç aldırış etmemiş. Şimdi buradan otur, dönmüşler, böyle sığınmışlar. Yahya Efendi dizdinin dibine gelmiş. Yahut birinci o gelmiş, oturmuş ulema böyle sığınmışlar. Bir halaka haline. Efendi Hazretleri bir tasarruf altına almış. Bunların hepsi hap kurmuşlar. Ben de kutlayacakımızın hapdettiği insanları güledim. Sözün ortasından kesti verdi yani. Tezcanların teypini de tasarruf altına alıp böyle teyp döndüğü halde kelime-i vahide tavaf dalmamış. Yendiler dönerken de şimdi Ahmet Mansur da bak alışveriş falan durdurmuş. Bir başka yerde İzmir'de de bir şey söyledi. Hayrette kaldık böyle. Giden şey durmuş kalmış böyle. Tasarrufu kuttular mı tutarlarmış. Vavuru tutmuş kutbuci anamız. Vapur bir adım atmamış.
Karamanlı Hoca efendi treni tutmuş, tren yüz metreden sonra durmuş. Hocayı binince yürümüş. Böyle büyüklerin bir tasarrufları var. Hali hayret bu. Hani iki defa uğrayalım. Hamamın suyun üstünde saman çöpü gibi oluyor insan. Bizim Ahmet Hoca belki söyledi, bizim camide vaaz bir miyavdu. Şöyle kalben tutmuştum, kanaatim olsun, evvela ilim olmalı, amel bahrinden olmalı. İhlas bahrine dalmalı diye bir benim iğneden söyleyeceğiz. Bacalar ilanı kaldı böyle. Hemşire de yukarıdaydı. Efendim dedi Ve yalnız insanın hakkını bilmesi lazım. Müsaade etmezlerse, kelimeyi vahiyden konuşturmazlar. Büyük benim hallerim var. Bu var. Bu ha tasarruf geliyor. Bu niyse ilk defa şakır şakır ter geliyor. Yahya Efendi böyle kıpkırmızı kesilmiş. Kedi'den tehditini bir saattir sonra. Ta, Enes çektiler. Seni yememden getirdiler. Yahya sen bir birkaç kelime söyler.
Hiç değil mi, katırın üstündeki yazdığın on sekiz kuralı olsun. Söylevermemiş. Cevaplandıralım. Allah'ınızı dinle. Okuyamayacaksam ben cevaplandırayım. Birer birer on sekiz sülale cevap verdikten sonra, Allah beni getirenlerden razı olsun, ben kutlu canımı buldum diye ayağına kapanmış ağlayı ağlayı. Allah beni getiremem. Kırk tane onunla beraber uyanmaz. Hep gelmişler ayağına, eline kapamışlar. Kırk tanesi, onu da sıfır haline döndü. Onu da sıkretti. Sızdırdi diye. Onlar kabiliyeti olmazsa, bir türlü şeyi göster olmaz efendim. Onlar çıkmışlar, gitmişler oy. Kırk yanası onunla beraber intizar etmiştir. Efendimiz Muhammed Hasyurtlüğünden gibi büyük iftiralar ediyordu. Ondan sonra efendimiz oturdu. Gözünü yumdu. Merhaba dediğinde benim haberim yok. Yani hoş geldin. Bunu unutulsun. Çık dedi kaplağı açıldı. Düşman oldu. Merduanla girelim tak tak tak ayağının sesini duyuyorum.
O zaman sırrıma geliyor. Tak tak tak tak. Ayağa sesleniyoruz. O kapıyı da açıyor. Hep kapı var buralarda. O kapıyı da açıyor. O annıma kadar çıktık. Bütün vücudu dolaştı. Yeniden indi geldi. Elhamdülillah dedi. Şurayı okurum da ne düşüneceğim? La yakapune lövmese laim. La yakapune lövmese laim. La yakapune lövmese laim. La yakapune lövmese laim. La Laimin levminden ahıf etme alamam dedi. Allah'ımız Kuran-ı Kerim'de Muhammed aleyhisselama buyuruyor bu ayeti celile umumdur. Yani umuma şamimdir. Ya Muhammed sana şair diyorlar. Kahin diyorlar. Sahir diyorlar. La yahafune levmete laim. Laimin levnünden half edip de onlar layık, levneci. Onlar onu dinleye alışkın, buna aldanıp da onları irşadtan ala kalmaz. Bundan zor sunup da yani bana verem böyle diyor. Bu iştenki yine irşadına, yine irşadına çalış.
Sana emrediyorum deve O Hasyurt Mehmet dedi, sizin oranın derslerini efendimizin ağzından, yani şu söyleyen dilim kulağın tutsun böyle, o dedi Hasyurtlüğünden dedi, şimdi oradan gelenler dedi, letaiflerine haber verirken benzüp bozuluyor dedi. O kalbini çalıştıramamış, ihmanın dedi. Onlar bütün letaiflerini geçmiş, teneffüs battaneler. Buna, Havva ben bildim, şekle döndü dedi. Büyük iftiralar ediyordu dedi. Onun dedi kim kuyuya kazarsa yine kuyuya o düşer. Azra kuyuya o düşer. Dedi ona sürsem irşadına devam et ayetin dedi. Ömer bana dedi ki gördün mü merak ettim çıktım. Kusur budur çünkü. Marı varmaz. Sen bir sokakta ya ayıptır bilmez misin beni hiç? Bir sorsa getirivermişsin. Doğumu yapma sen benimle sahip getir. Sana bir cefetallah. Neler ne iftiralar oldu Allah? Onun için. Bütün de eşeğe kendi nurlarına mağdur. Mesela batısında olduğunu ben bir kimsenin fani velimden halk etmeye.
Ve mülkiyetten gayet lakırdı haşefeti. Gülüşetten çat balka iyi gittin ben efendim deyip de böyle. Vaaz. Bizi dilersen yavrum. Adamı vallahi diyorsun. Vallahi kasıt zuhur etmeni bir söz söylerim. O da yanlış anlatsanız. Zanaat sesleri da. Vallahi tek laf olmalı. Bir şey söylenmez. Benim suçuyla duran şeye çalınırsak aldırmıyor gibi geliyor insana. Hatasını böyle yapmamalı kaçtın arkadaşlar humuuzlu humuuzlu söylüyorum bir defadan vazgeçtim efendim beni affet diler yani bir defa efendimizi seveni seveceksin sövmenin o zaman rahat olacak Biz böyle düzenleri istemiyoruz, böyle ikrarız istemiyoruz yani. Gelip başımıza var olmasın. Geçilsin iyisin ya. İyi kestim olanı. Ders okuyan demiyorum da iyi edepli olanı. Geçilsin, gördü olsun. Edepsiz olduktan sonra.
Onun, gayet rica tamahdan hali olmaya, ve ehli mürşitten gayetle hıfz ve haşyet üzere olup, gayetimiz rica ve tamahadan hali olmaya ya Rabbi, efendimden korkmayı daha çok ziyafet etmenden diye.
Bunu da rica ederim normalde evladından belki ruhundan ziyade mürşidin muhabbetiyle iki baht yoktur böyle kitabı aktarmaya soracağız ve kendinin saadeti mürşidin rızası kendinin imanla ölmesi saadete kavuşması mürşidin razı olursa şakavetin imansız ölmesi cehenneme gelsin mürşidin kendisini farz etmekten bile meşahap aynı da hayattan evvel hep hatırına geliyor ya siz dediğime inanan insan olduğumuz için böyle daha çok uzun ve daha üzüm yok dediğini tahayyül edip der ki mürşidin şehitinin şehihı üzerine takdim eyleye Zira mürşidi kendisini tag etmiş olan şeyhinin şeyhini takan anlayıp tag etmiş olur ve herkese Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'a tefelün olduğu halde Resulullah da beraber tabir vermiş mürşit sana tabir ettin ben kabul etmiyorum Aziz Ata'ya şehit Ata yalvarınca ben affeder miyim ya Resulullah da kırdım dedi Bu siyah çobanda ne var demesiyle da resulullah da kırıldı ben kırılınca.
Ammar anamız dedi ki sen dedi kendini verin, bir paça oraya sar, dışarıya da ana beni kurtar dedi. Allah yirmi sene hizmeti dostça yutsun. Tek feyiz almak. Yeni gelen hasar, uzun Hasan Hasan'ı rüşed oldular getirdiler. Onlar o olamadı. Seyyid olduğu anda bu siyahta ne varsa diye bir suyu zannediler. Tebrasulullah Sonra, anne ben nasıl kurtulun, ben rica ederim oğlum dedi. Sen dışarıya paça oraya sarıl, havluya kendine at dedi. Kavluya kendine attık. Ha yar oldu o halde diyor. Ondan sonra gece kalkınca Panberana şeyhın gözü görmüyormuş, taşlaya çıkarken şey yıkacağız yirmi senedir kafamızda çalışır ha efendisi affet ne olur. O benimle yeni görüştüğünde geve dudaklı siyah halamda ne var dedi. Puluğun içinde bal olduğunu anlayamadı. Hatıran değer etti içimde Allah nuru var dedi. Anlayamadım. Allah'ın yarattığı sıfatla mana buldu dedi.
Kırıldı, ben kırılınca şeyhımın Resulullah'a alarmlar dedi. Ben affetsem, halan etsem ne çare dedi. Resulullah kılsın ona dedi. Dışarıya edecek nedir paçolganın içinde? Üstüne baksın. Bu neydi vay teyp buraya yatmış da kalk teyp kalk işin gülüş oldular şununla kadar barıştılar şu tevazu ondan ayağa kanalar halife olmuş bu yolda yuvarlanmayınca olmaz böyle geldi kendine iyice olmaz dik kafayla olmaz bu mütessersilen olduğu halde. Diyor naidin rızası rızayı müni bir anedir yani Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin rızası vaciptir vaciptir. Bir vasıta Rızaullahdır kutlu razı evladım dedim mi Allah razı indirmiş dur bir süre askerlikte bir çavuş bir başçavuş bir küçük teymen oğlum beğendim seni. Hih vaziyetin düzgün dedin mi seni yüzbaşıya, binbaşıyla, ta aşağı da takdir efendim askerimizin içine.
Hepsi birden razı olur ve şu dış görünüşünde bohçem güzel vurulmuş, düğnelerim vurulmuş, paraktan düşen kuşanmış tozmuyor tamam ayakkabım boyanmış, tıraşın yeni olmuş şu asker işte asker içinizde Mürşid beğendin mi Allah beğeniyor razı oluyor yani kıyas bu kardeşim Bedevi müşidin huzurunda ve gıyabında kahir ve sabdetinden ihtiraz ve tekayüz üzere olmak lazımdır müşidin huzurunda, gıyabında aman kahrinden kasabından sakının Efendimizin kendine değilim ben. Bir köydeydik, bir köyde kusurumu bastırman için bir hikaye getirdim, söylüyordum Efendimize bir ucu geliyormuş o muzan. Bendeki maneviyat hakkım hıyırlık geliyor. Estağfurullah. Geldi. Yani kendi İstanbul'daymış. O uzaktaymış. Konu aleyhindeler ve efendim de şüphe yapıyor. Abouv. Aynı için izletti böyle. Bulunduğu için birine kadar dil uzatma değil, kat göndermene olmaz. Allah efendimizden ayır. Evet. Hep kendi yok.
Kalbin casusula kutlayacağının yolun sen oturun da öyle kalbine bak hazır olursundur. Ne geliyor ne geçiyor. Geç şimdi kuşu ne geçer ki Allah affeder onlar ya o bilirmiş onları. Yani kat tutulmaz da illa o muhabbet eder, o muhabbet etmez. Bak, o dünyaya niye gider? Bunlar insanı helak etmez. Geçen Nevşehir'de şüphelenmiş birisi de yok, bir şey olmaz ama o bilir. O oraya ilaç verir, o oraya hak gelir. Kurtulursun inşallah. Bir dakika celle ve ala hazretleri bir eehlüllah diye su zül gülüp. Ah celle ve ala anları müridin efhal ve havasına muttali eyler. Eğer ki müride ifsarları nadir olur. Geçen yüzde Ahmet Dalhan Efendi diyor ki girdin arkadaşlar ilki laftan başlamam Efendimize dersten başla Dersimiz şu şekildedir Ondan alır faydan olur. Dünyadan dersen dünyadan konuşuyor. Kitap okurken ha, başkent dalga çevirmeye şöyle. Senin halini arar orada. Senin halini arar.
İyi dikkat et, şu alana cevap verecek, halini çevirir. Hasan efendi demiş, Hasan efendi demiş alınalı, rahmetlaya, nicenin zift karanlığında ihvanın hali bana bildiriliyor. Osurlar, lakin diyemiyorum. Kitapta arıyorum, buluyorum, bunların noksanlarını okuyorum. Bunların noksanlarını okuyorum. Anlayan anlıyor, anlamayan gene anlamıyor da efendimiz o hutbiyor zannediyor. Ben düvye utanıyorum diyor. Allah beni böyle haldır diyor. Amma ef'alı müride anları hafi değildir. Amma ef'alı mürit anları hafi değildir. Müridenin hep ef'alını, halatı, her şeyini gülme kuyuya görmüş Allah onlara. Anlaya biliyor mu Allah? Yeşidin dörtüne gülmesine ve zahirde hüsnü muamele kılmasına, zahirde güzel muamele ettiğine maruz olma. Belki zahir muamelesini kendimden kat eylemesini şirkinden rica eyle. Efendim, bana yüzşer böyle hürmet ve yüzüme gülme. Benim nefsim çok zalim.
Bana ağır ağır söyler ve ben anca ondan anlarım. İyi der ki kalbimden böyle rica etti. Yani öyle gülmesine niye kasıt yaparlarmış onun ki başımızdan getirsin geldi. Zira Allah'ın bazıları mide zahir muamelesi batımdan mahrum etmemeniz için. Zahir muamelesi de batından mahrum etmemin için öyle dermişim. Ahmet Hoca camiye kalkacak ne olursan buyur Ahmet Hoca'ya öyle ağlar gidermiş Ey ağalar Efendim bana beyan etsin, hürmet eder. Ben demek ki batıl halimden mahrum olacağım ya kalsın diye. Mürşidden tarzını memnun etmeyen. Mürşidin tarzını müride zehirdir semdir. Muşid dahilden hürmet eder, o oğlum filan de. Gelse diyor, o zehir içkin lafıyorum. Doğru. Yok yok. Diğer suyu demeye bakmayın. Biri müdürle tayfa çalışmıyor. Hiç rabıta muzır nedir O zaman yüzüne bir suyu serpmiş gibi oluyormuş. Elma. O, Hüseyin Hüseyin Ağa diyor ki, işte şımartti. Efendimiz siz yolu yapın.
Böyle şımarıklar böyle olur diye Başımıza yetiriz, gel derdi. Elsah, şımarmaya, kulağı. Şöyle gelelim. Viridi ecnebi adte eylemesidir. Virit ecnebi. O hürmet etmesi, müribi ecnebi. Eznebi bilmez, tarikatın başında bir adam. Tutuyor da onun için hürmet ediyor. Yoksa içinde olsa, size buradan yine bir şey diyeyim. Babam Allah'ım merak ediyorum bu usullü da şalkansın annemin yanına geldim. Onu bulan ne olsunlar, şalkansınlar. Vardık diyor. Tek kere diyor. Sarık böyle. Sakal bin diye, karacık balık Efendimizin ayağında geliyor, elini öpüyor, ayağına yüz sürüyor, ver şöyle oturuyor. Merhaba diyor. Efendim, Hacet Ali Efendim Penceren eyamış tavuğu, korona Müftüsü ey, mutlaka su takşiye yaramış. Efendim, beyaz sarı, kara cıpba, beyaz sarı, beyaz sakal, kara cıpba, hikmete ne güzel yakışıyor. Vanan mürit mecbur teslim oluyor.
Meme ile muhakkakında hizmet ediyor da bin tıpır tıpır düşüyormuş, tıbığa düşer gibi. Dutağa düşer gibi. Böyle büyüklerine yaptırıyormuşsun maddi efendimiz. Siyaset için onları ölmüş daha kız. İki halife de babama tayin olmuş. Efendim demiş, şu çocuk geldi. Sonra ayağa kalktı. Uğırın gibi iyi de demiş bu hocalar kötü mü de merhaba. Babam bile kırk yaşında alim, Kadri halifesi olduğunu da bilemiyor. Humudu çizemiyor. Mustafa Ali demiş. O il diyor ayağa kalktı hürmet et diye kalbimi yapayım da göndereyim. Her kulun kalbinde Allah'ın rızası var. Bu hocalar oğlu olur demiş. İnsan oğluna buyur oğlum, tanımadan merhaba oğlum hoş geldin diye değil mi oğluna? Bunlar oğlu olur mu onun için hiç hürmet etmiyor. Hani ayağını yakıyor, böyle durur, onun içinden ediyor, hormeti diyor. Şu dışından ediyor, dışından salıyor. Bulunumuzu da çözdük değil mi burada? Istemem. Öyle diyecek diyor.
Terbiyeyi şudur bu. Müveydi cemi ahval ve amelde imtihandan da hali olmaz Mürşah. Şurada bir imtihan yazılıyor ya, bunu söylemeyeceğin ihvanın götüremeyecekleri var. Yani öyle olur caiz bir dinler. Yani bu kadar zayıf olduğumuzu bilelim ki efendim bize onlardan okumadı. Daha daha kitabın içindeki şeyden, kalbi şüphelenir de tarikatımızdan mahrum olur deyip okuyamayız Her kim mürşid-i cinmi ahvalde taklit ede efendimiz şöyle güler dişini şöyle çıkarır Biz Sayın efendimiz gelirken şöyle diyor şöyle diyor bunu taklit yerinde girse taklit eder zındıkadır. Allah korusun. Yanın. Dındık ne ya o zaman? Hı? Dındık. Talek-ı Hak'tan ödül etmiş. Allah'ın yolundan ayrılmıştır zındık. Yani mürşide böyle taklit katiyen caiz yani. Kurban olduğum bir elini mükerattan yiyen ya. Tebessümün ne güzel tatlı. Lan neyle böyle? Efendim öyle taklit etmem. Ya zeyal.
Zira eylullah da hepbar olur ki mahz-ı kudreti Hak'tan nefret eder. Bazı haller olur ki kudreti Hak'tan. Allah'tan ı ı ı ı ı ı ı ı ı ı ı ı ı ı ı ı ı ı ı ı ı ı ı ı ı ı ı ı ı ı ı ı ı ı ı ı ve sekiz ve mağlubiyet hasebiyle, sekiz haliyle geliyor Keleşattinların orada olmuştu bir köşede dolmuştu, böyle zıpla tutmuş gibi dökmüş gibi böyle yıktılar. Hop Allah hakkın kudretinden olan bir şey. İstiyorum vermeye imkan verme imkanı var yani almaya istidadımız imkanı kalmadı. Yani içinizde amelin anlamda yani amelden kalmışacağınız gibi hiç de sildirmiyor Allah'ını her halimiz öldü gitti. Size bir tek bir müjdem var. Efendimiz söyledi. Efendim hiç istifade edemiyorum. Benim halimi çok kötü. İhvallarınıza hizmetin yüzünden tepeyyüz edersiniz. İhvallarınıza hizmet ediyorum, derslerin ney? Farabi bak yoruldun hasta suyla bırakamıyorsun kitabı. Bu yüzden de Allah size tefeyyüz ettiriyor inşallah diyor.
Bu kadar gülmüşler var. Yoksa siz insan diyelim. Ehlullahda efal olur ki, mahluk ümmeti haktan neşrediler ve tekfir ve mağlubiyet açabilir. Onlarda bazı efal vardır ki akıl ve maslahata metnidir. Nitekim Mansur ve Daizidi Badtami, Kuddse, sugaussani, sekilden naaşı, Hızır aleyhisselam hikmeti muhatt ve maslahat maslahattan ötürü onlara da vaki olmuştur. Mahsur-u hallet enel hak Enel hak dedi yavaştan Ben hakkım ben Allah'ım dedi Kestiler. Hep anları enel hak yazdı böyle. Onları. Küçülmüş semada enel hak yazdı.
Kaynak: Genel
Mevlana'nın Vasiyetleri ve Manevi Terbiye | Mihmandar