Sonra yedi fersah fersahlar ölçülerini bilmiyorum bütün ihvaniyle beraber teşri etmişler, eşiğe etmişler, kılavuzlamışlar, giymişler. Halid brüt, Halid kaydı götürdüm ne varsa bizde topladın geliyorsun. Mu? Dünyevi de dünyevi ne bir şey lazım mı? Ben tabii tek tane açacağım, her işlere künde çorba pişireceğim. Bana da lazım. Aç duydun onu benimle selam götür diye köy filan kalmamış onun büyüklüğüne tahammül edememişler göçmüşler başka yere evlerini yapmışlar. Muzap nerede? Orada oturuyor. Orada oturuyor deyince onun yanına gitmişmiş, bizlerin canı kayıp olmuş, yıkılacak, düşecek yanına para mayi vermiş. Davut-ı Şerif'i yapınca dizlerinden kuvvet gelmiş varmış ellerini öpmüş sana çok hakaret düşünürler Allah daima muvaffak olacaksın inşallah yap demiş. Bize de ladikli Lüle Baba öyle derdi, çok hakaret edecekler Allah'a hiçbir şey yapamayacaklar.
Takdir-i Huda kuvve-i Bazu ile dönmez, bir Şemak-ı Mevla yak'a bir vech ile sönmez. Ondan sonra o zattan da illetine teveccühünü almış, yerine gelmiş. Çok laflar zuhur etmiş, küfrüne kadar gitmişler. Ondan sonra zikrine mescitte yapılıyor, muhalifler de girdiğinden tahammül edememişler, çatlayacaklar, o en büyük yerlere şikayet etmişler. İfkeda yedim diyormuşum. Ben bir rüya gördüm diye, aldanayım, bağılım, rezil veremem miyim diye hocanın bir hareketmiş. Mevlana, Halid burada mı? Evet burada. Ben mi benim mi diyorum? Evet sensin. Rüyemde seni gördüm. Senin elini kolunu kestiler. Gözümü oydular. Dilini kestiler. Kulağını kestiler. Bir mezbelenin içine attılar. Bu inanılacak adam değil kardeşlerim. Seyyip değil bu. Onun için hemşehel dedim aldanıyorsunuz bu bu adama. O güzel rüya görmüş. Git dövimizden bir kese altın getir demiş. Bir kese altın getirmiş. Hocalar duruyor. Dur bakayım.
Ne ettiler? Nilini kestiler. Demek ki o gıybet, iftirane söylemeyeceğim, daima Allah, Allah diyeceğim. Çok iyi görmüşsün dedi. Gözümü oydular, demek ki gözüm harama neye bakmayacak, hasetlikle bakmayacak daima hakka bakacak. Harika eşyade esma görünür, cümle esma da müsemma görünür, bu niyazdan da nevla görünür. Arifiysem diyen mi? Evlatları gibi her yerde Mevla'yı gören göz olacak öyleyse. Kulağıma kes böyle, kulağı. Demek ki dünyaya kulak vermeyeceğim de ama daima Uhraya Yalandım da diyemedim, bir kese altın verdim odunla geldim işte demiş. Hiçbir şeyle gücü yetmiyor kimsenin. Bu bardaktan sürgün ettiler Diyarbakır'a geldi şu bizim Diyarbakır'a, Halep'e geldi. Bizim Halep dedi. Şam'a geldi. Bu Türkiye'ye Neşet tarikını Mevlana Halid Ziyaüddin Bağdadi saçtı gitti. Allah şefaatine nail etsin. Her yere de vardığımızda öğlen ezanı orada okunur.
Yarın da öğle namazını kılar, taparız böyle gideriz elhamdülillah.