Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Meşayı-i Kiram'ın özellikleri hakkında Abdulvehhab-i Şarani Gaddesallahu sırra hazretleri Meşşai İzamı tarif buyururken veyn tefavtel makam, değişik makamlar, değişik mertebeler olmakla birlikte, onlar efendimiz aleyhissalatü m.' ın Rabbımızdan etdebeni rabbi feahsenet tedibi, Rabbim beni terbiye etti ve terbiyem de ne güzel oldu, buyurduğu gibi, kendilerinin edebi Muhammediyelerinin yanında Ashab-ı Kiram'ını da edeple erkanla yetiştirmelerine vekil olan kimselerdir. Demek ki üstadlarımız Resul-i Ekrem Efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem edebi Muhammediyelerine de varistirler. Üstadımızın üstadı, mübarek ayaklarını hiç uzatmamış. Ise, mevcuttur. Mesela yine mürşidi kamilimiz, insanın burnunu temizlemesi uygun bir şekilde olması lazım. Ama onlarda daha başka bir edebi Muhammediye mevcut.
Bütün ev halkını dışarı çıkarıyor. Anca öyle demiş diyor. Namaz kılınacak, saf diziliyor. Bizi önünden geçirdi. Daha çocuğum. Buyurdular ki arkamdan geçirmeye haya ettim. Bunlar böyle bir edebe Resulullah'ın varistirler. İşçi çalışıyor bahçede, işçiler çalışırken çalışırken onlar beni görür de mahcup olur diye yolunu değiştiriyor. Mahalli tabirlerle biraz da uygunsuz kelimeler kullanılan kimselere amca hitabında bulunuyor. O kimseye rencide olacağı söz söylenince bana diyor Efendi Hazretleri amca siz niye böyle yapıyorsunuz. Her yönüyle edep. Sonra onlar Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem Kuran azimüşşan'da beyan buyurulurken Allah'ın izniyle bir davetçi ve nur saçan bir lamba olarak gönderdik. Bir davetçi. Onlarda nedir Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin davet yönüne vekil derler.
Ve Allah'ımızın yoluna insanları davet eder, çağırırlar. Efendimiz nasıl çağırdı, başta biliyorsunuz Hatice alırız kadınlardan. Erkeklerden Sıddıki Azam radiyallahu anh, gençlerden Zeyd bin Harise radiyallahu anh çocuklardan Ali Kerim Aleyhu vechi Efendimiz ve bütün insanlığı davet etti. Öyle oldu ki panayırlarda dolaştı, ulaşamadığı yerlere mektuplar yazdı, krallara mektuplar yazıyor. Davetçiler gönderiyor. İnanmayan insanların defalarca kapısını çalıyor. İşte buna vekildir. Sadece mürşili kamillerimiz mi buna vekil? Hepimiz bununla görevliyiz. Cümlemiz, hepimiz. Çocuklarımızı bayram ziyaretlerinde olsun bir yemek yeme anında olmaz da uygun bir vakit tespit ederek konuşmamızda fayda var. Diyelim ki buradan aldığımız ruhlar, başka yerlerden kaydettiğimiz sözler onları yemek yenmiş çay gelecek. Zaten yemeğin üzerine çayı tıbbende doğru görmezler. Şöyle bir iki saat geçmesi lazım.
Hele meyveyi hiç uygun görmezler. Çünkü midede ekşimeler neler meydana getiriyor. Daha başka rahatsızlıklar meydana getiriyor. O aralarda işte bende böyle bir not vardı, onu sizinle beraber paylaşalım deyip okunur. Çok hakikatler duyurulur. Şöyle bir düşünce yaygınlaşmış bizim yöremizde. Efendi hazretleri bunları hep yapıyor. Allah sadece Efendi buyurmuyor. Sadece efendi hazretlerine Cenab-ı Hak diye evsafını saymıyor. Umum ifade ediliyor. Hepimiz yapacağız bu görevleri. Hepimiz icra edeceğiz, sorumluyuz. Kıymetli bir zat konuşma yapıyor ve diyor ki başınız yaralanmadan gelin. Kafanız gözünüz yaralanmadan gelin. Hani Allah'ımızın huzuruna başımız gözümüz yaralanmadan varalım. O kabirde çığlıklar atmadan varalım. Eyvah demeden. Ömrümüzü boşa geçirmişiz demeden varalım ki kurtuluşu sağlayabilelim.
Nasıl varalım derseniz Mevla-yı Zülcelal bize nasıl varacağımızı Kitabı Kerim'in de şu şekilde, kullarım bana gelecekseniz Nasıl vereceğiz biz? Şu şekilde vereceğiz. Kendiniz için Allah'ımızın hiç ihtiyacı yok ki. Rahmet deryası coştukça coşmuş. Bizim yaptığımız ibadet ve taat onun onun rahmetine zerre kadar bir katkıda bulunamaz. Yapılan bütün isyanlar bütün insanlığın Adem aleyhisselam'dan mahşer sabahına kadar diyeyim artık kıyamete gelecek insanların, Rabbin olduğu ibadet ve taat onda zerre bir artırma meydana getirmez. Hadis-i kudsi bu. Yapılan isyan da yapılan isyan da zerre kadar eksiltmez. O her şeyiyle mükemmeldir. Bunun için Rabbimiz kendiniz için benim ihtiyacım yok buyuruyor. Siz kendiniz çalışın, gayret gösterin denmek isteniyor. Mevlamız bu şekilde buyuruyor. Kendiniz için önden dünyada iken ne iyilik hazırlarsanız Allah katında onu bulursunuz. Nasıl bulursunuz?
Hem de daha üstün bir mükafatça daha büyük olmak üzere ve Rabbimizden mağfiret dileyin, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir. Diyelim ki biz diyelim ki biz bir kimseye iyilik yaptık. Ancak karşılığını bulursunuz. İşte bana bu bir ev bağışladı. Ben buna iki ev vereceğim diyen çok nadir yoktur belki de. Bu bana bir bahçe verdi, ben buna karşılık on tane bahçe vereyim. Yok. Bakayım. Biz bir hasene bir sevap işliyoruz. En az on veriyor. En az halifelemyezen, halifelemyezen on veriyor. Biz bir iyilik yapıyoruz. O yaptığımız iyiliğe karşılık Mevla-yı Zülcelal'imiz bire en az ne veriyor on veriyor. Şimdi kimi dost edineceğiz biz? Senin dost dediğin kimse az bir dirseğini göster bakalım az bir. Hasta olsa da hastalığına gitmesen, bir ihtiyacı olsa da onu karşılamazsan bitti. Bizim dostluk bitti der başlar. Ama Rabbimiz öyle mi diyor.
İslam mencee bil hasene sen bir iyilik yapıyorsun, bir ecir mükafat. Senin bir yanlışlığın oluyor, bizim bir yanlışlığımız oluyor. Ancak misli mislime. Böyle bir Rabbimiz. Bu en az bire on, bire yedi yüz sonsuz veriyor. Kafayı çalıştıralım dediğimiz bu şu kafayı az bir çalıştıralım. Kimi dost edeceğiz, taatimizi nasıl yapacağız, kendimizi ayarlamamız lazım. Uyanmamız lazım. Yok eğer kendi kendimize bir çalışma bulmazsa, isterse baban peygamber olsun, zaten peygamber bir Adem Anamız da Havva bu şekilde ifade edildiği gibi bir cihan da olsa bir Utb-u Azam da olsa zerre kadar çalışmadıkça faydası olmaz bunun. Biz bizzat kendimiz kaybedeceğiz. Bazı yanlış anlaşılmalar burada hatırıma geliyor yaptığımız yanlışlıklar. Mesela ne deniyor? Canım bizim üstadımız var.
Ya Aişe, ya Fatıma biriniz Muhammed'in zevcesiyim, biriniz Muhammed'in kızıyım diye kendinizi tembelliğe atmayın, sizi hatırlayamayacağım anlar olacak. Mizan da öyle, sıratta öyle, hatırlayamayacağım anlar olacak. Yağatıma bana yardımcı ol, çok secdeler yapmak suretiyle buyuruyor. Bu bir gayret istiyor, hepimizden istiyor. Yoksa ne olur? Allah'ımız bu şekle düşürmekten bizi muhafaza buyursun. Mevla'mız celle celalühu herhangi birinize ölüm gelip de, herhangi birinize ölüm gelip de Rabbim beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam demesinden önce size verdiğim rızıktan harcayan, imkan yok artık, bitmiş önce size verdiğim rızıktan harcayın, imkan yok artık bitmiştir. Bak ne diyor. Münafikun suresinde onuncu ayet içinde diğer asilliler de var. Size bak hayat verdim buyuruyor Cenabı a. Ömür verdim. Peygamberler de gönderdim. Mürşid-i kamiller de var.
Ulema-i kiram var. Kitaplar inmiş, tavsiyeler yapılmış. Aklınızı başınıza alın demek bu. Mevlamız böyle bir serzenişte böyle bir şikayette, böyle bir hale düşmekten cümlemizi muhafaza buyursun. Bir kere Allah'ın Resulü nasıl davet etmişse mürşid-i kamillerimiz de bu davete vekildir. Hepimiz de bunu kendimize gaye edineceğiz. Şüphesiz sadece bunları değil. Sonra Allah ile kul arasında Mevla'yı bulabilmeleri için kamiller bir vasıtadır. Şeyh-i kamil de evlatlarıyla, seçkin sadık evlatlarıyla Allah arasında celle celalühü bir vasıtadır. Onu ona kavuşturmaya çalışıyor. Aman ha istiğfarını gözyaşleriyle oku. Tevhidini canı gönülden söyle. Sadece dilin değil kalbin de bu hazzı duysun, imanın lezzetini alsın. Salatu selamla Resulullah'ın ruhaniyeti buluş, rabıtalarınla, ölüm tefekkürüne, zikrullahınla diye vesile oluyor. Sonra nebilere Cenabı Hak ne vermiştir? Hikmet vermiştir.
Burada Kuran-ı Kerim açtığımız zaman enbiyayı izama diye geçer. Biz Lokman aleyhisselama hikmeti verdik. Mesela Hasas suresinde geçer. Musa Peygamberimize hikmet verdiğini. Sahip peygamberlere de hikmet verilmiştir. Hikmet sadece bir yaklaşımla ifade ederiz. Tam söylememiz mümkün değil. Bunun anlamları çok geniş. Hayrı alıp şerri def etmektir. Hikmet verilmiş, mucize verilmiştir. Efendimize vekil oldukları için onlarda da ne vardır? Hikmet vardır ve aynı zamanda keramet vardır. Onlar da mucizelerine ve hikmete vekil olurken, velayet ölçüsü içerisinde onlarda da keramet vardır. İstikametleri üzere Allah'ımız keramet ihsan buyurmuş, vermiştir. Sonra hikmet nuruna da gelişmişlerdir. Bu ilim ayrı hikmet ayrı. Çok alim olabiliriz. Ama hikmet ehli olmak ilmin esrarına nail olmaktır. Hikmet Mevla Zülcelal'i de tanımaktır. Sonra nebiler nedir? Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem masumdur.
Sözlerinde fiillerinde hallerinde masumdur. Onun gelmiş geçmiş Allah'ımız onları güçlendirmiş kendi katında. Kuvvet ihsan buyurmuş. Peygamber olmak ne demek? Öyle bir ilahi nur ki tarif edemezsiniz. Bayezid Bistami Hazretleri bir gün o şata hali de olabilir. Nedir? Onlarda korunmuştur. Peygamberler masumdur, korunmuştur. Bir kardeşimiz anlatıyor Arap hatta iftar açılacak. Buna bir gazoz, bu içeceklerden birisi getirilmiş. Tam içeceği zaman el değme yok. Ne yok? Devirinivermiş. Onu gören birisi demiş ki bu biradır demiş. O biliyormuş. Pat dememiş. Ufak bira dökülmüş. Yani Rabbimiz koruyor, muhafaza ediyor. İştahımızı hatırlıyorum. Bir yere davet edildi ama daveti öyle anlattılar ki kendisi duymuyordu, zahiren duymuyordu. İşte tabaklar şöyle olacak, sofralar şöyle olacak, bıçaklar, kaşıklar, çatallar anlatılıyor da anlatılıyor. Yemekler şöyle olacak.
Biz de daraldık böyle nedir dedik acaba bu kadar ihtişamlı sofra. Üstad zalimizi davet ettiler, sohbetini buyurdu. Şöyle azametli bir şekilde yürüdü geçti. Dediler efendim sofra hazır. Hiç itibar buyurmadılar. Efendim siz bir bereket olsun birkaç lokma alın. Biz devam ederiz. Hiç tanımadık. Çünkü Rabbimiz koruyor. Yağlı yemekleri yemez onlar. Korur, Rabbimiz muhafaza eder. Üstadımızın üstazını bir yere davet ediyorlar. Rızkı malum ticari yanlışlıklar olan bir kimse. Böyle çay koyacakları zaman çaydanlığı kulpu kopuyor. Ve o kaynayan su mübarek ellerine dökülüyor. Aman ha aman ha derken elim yanmaz buyuruyor. Yanmaz tabi Allah'ın izniyle yanmaz. Koruyor Mevla yemeği de yiyemiyorlar. Korumuştur Mevla onları muhafaza etmiştir. Onlar emin, inanılacak, Allah'ımız vahiy gibi bir nimeti lütfetmiş. Allah ile celle celalühü kendi aralarında bir vasıta. Onlarda ne var?
Şef suresinde görüyoruz ya Allah'ımız kötülüğü de iyiliği de onlara ilham ediyor. Biz böyle okuyup geçiyorlar. Onlar yaşar bunu. Biz ne deriz Allah'ımız kullarına kötülüğü de ilham ediyor, iyiliği de ilham ediyor. Biz yüzünden geçer gideriz. Onlar bunu yaşarlar. Biz yüzünden geçer gideriz. Onlar bunu yaşarlar. Şer'i ölçülere uymak sureti ile onlarda da ne vardır? Onlarda da bir ilham vardır Allah'ım önüne nur indiriyorum. Arz ettiğim gibi deyip geç ama onlara bir ilahi nur kalplerine iniyor. Bir kere Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem kendi heva arzusuyla konuşmaz. Konuştuğu Allah'ımızın vahiydir. Şeyhi kamil de ona iktida ettiği için öyle bir uyuş ki zahiran ve batına hem zahir hem de batın ona bir muvafakat var, uyuş ona bir muvafakat var, uyuş var. Bu uyuşuyla onlardaki sözler de öyle bir kadındır, bir çocuktur, bir çoluktur, ondan aldığı sözdür, bilmem falandır.
Böyle olmaz, katiyen olmaz. Evet hepimiz bir insan olarak duyarız. Bize gelir kardeşimiz bir şey söyler. Bir diğeri bir şey söyler. Ama onların gönlü mahfuz olduğu için, muhafaza edildiği için Rabbimiz onlara katiyen yanlış bir muamele, beşer ölçüsü içerisinde, beşeriyet ölçüsü içerisinde yanlışlığımız olabilir ama bariz bir hataya düşmez. İşte şu bir söz söyledi. Bir diğeri bir söz. Katiyen, katiyen bu nefsin ve şeytanın ve insan şeytanlarının oyunlarından başka bir şey değildir. Çünkü Kalp Rahman Mevla'mızın Celle Celalühü kudret parmakları arasında olduğu için katiyen yanılmazlar. Kalpleri onları yanıltmaz zaten. Gönülleri onları yanıltmaz. Demek ki söyledikleri sözler hep Mevla'yı Zülcelal'imizden gelir. Bir doğuş zaten onlar da zuhur eder. Cenabı Hak şefaatlerine mazhar kılsın. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin Kalbi serin sohbetini dinlediniz.