Mekke Ziyareti ve Manevi Hedefler kaydında Yakın mütemadiyen, isiller gibi vasait akıyor. Otoposlar, taksalar seslerini duyuyorsunuz ya. Bu da bir hatıra olur diye. Mekke'i kim kelimeyi hatırlattırır diye. Burda bunu size hatıra olarak almayı arzu ettim. Yarın ahirete intikal ettiğimizde Allah'a hediye istedi mi, ye. Vesile olur, vasıta olur mu diye düşündüm. Kardeşlarımıza bazı…
Yakın mütemadiyen, isiller gibi vasait akıyor. Otoposlar, taksalar seslerini duyuyorsunuz ya. Bu da bir hatıra olur diye. Mekke'i kim kelimeyi hatırlattırır diye. Burda bunu size hatıra olarak almayı arzu ettim. Yarın ahirete intikal ettiğimizde Allah'a hediye istedi mi, ye. Vesile olur, vasıta olur mu diye düşündüm. Kardeşlarımıza bazı matlar doldurduk. Bunu da bizim eve varınca pek yorgun bir iznle Allah izin verirse, kazasız belasız verebilirsek, bizi konuşturmadan ise teyp konuşur, sizde dinlersiniz diye Allah rızası için konuşturmuyor. İşte, biliyorsunuz, cömertlik evden çıktık. Kayseri'de bir gün kaldık ve kardeşlerimizla sohbet ettik. Hulusi bizi Ahmet Efendi aldı ordan. Nevşehirli Ahmet Efendi, Aksarayli Ahmet Efendi, Nevşehir'e geldik. Aynı Kayser'daki sohbetten daha büyük bir sohbet. Kardeşlerimizle konuştuk. Helallaştık. O da bir gün kaldıktan sonra Aksaray'a hareket ettik.
Anladık, kendinin bir evine vardık. Büyük itikata mazhar olduk. Rahip olmadığımız iltifatı öğretti gösterdiler. Uzundu, Nut efendi götürdü tabi. O bütün, numarından, canından feda ediyor. İlleri dudağa kadar götüreceğim, diyor. Üzülüyoruz. Arasında aksalayla kaldık. Mutofanı bildirdiler. Kolyaya, mangallarıyla karşı geldi yolda. Yağcıların evine misafir olduk. Orada dört gün kaldık. Dört gün akşamları sohbet verdik, muhabbet verdik. Batu, bosslar vaktaki Konya'ya geldi. Oradaki pasaportlarımızı, Hacı Mehmet Efendi, yağcıları, çıkardıklarımız. Sepetlarımızı onlardan aldı, dedi. Ben taksiyle götüreceğim inşallah, dedi. O utandıysak da, memnun olduk. Allah, kendiler de. Bütün arkadaşlarımız da, dünyaca razı olsun. Amin. Bu cuma evden çıkmıştır. Bu cuma da Polonya'dan çıktık.
Cumayı mutterler bir yerde kıldıktan sonra, Nurettin ajanı, Eldemit, Vargoya David kazasından Yersinden, Dersustaki Ashab-ı Kehf ve canindeki yatır Lokman Aleyhisselam, Şit Aleyhisselam, Bilal Habeşi efendimiz ve diğer ziyaretleri yaptıktan sonra Adana'ya geldik. Adana'da bir otele pehlivan, palas derler. Bir otele verdik. Tabii ben hiç küçük şehre misafir etmiyorum. Hanımefendi bizi çok hürmet ediyor. Zaten biz Faruk Bey'in ismini bul, telefonu verdik dedik. İsmini buldu. Umlasını buldu. Telrin ulmasını telefon ettik. Aman geliyorum. Orada yatırmam sizi. Eve getirdim, dedi. O geldiler bizi taksiyle. Kardeşlarımız otelde vardı, biz de Faruk Bey'in evine gittik. Eski evi de var. Altı, yedinci kat eski pir bahçelerini ev yaptırmaya vermiş. Dört katını, gemine vermişler. Kara, für yani hamam gibi ev. O da gemine ibadetle meşgul. Hafi azim olsun.
Orada gecelerlik çok memnun etti bizi ve sabahleyin oradan çıkardı. O teli gümrüğe geldik. O taksiyle aldık, kendi taksiyle beraber. Kayınpedergilin oraya gittik. Kayınpedergilin oraya giderken de yolda bir evet, Trump'ın kitlenmesi olmuş. Oradan geriye, yarı yerden veyahut da yaklaştı bir gönüllülüğe gönderdik. Biz, gönüllülüğe vardık. Hacı ben de ihtiyarlaşmış yapıyor. Ne, ne hacmiyette, ne acirsiyim var. Bütün akrabaları biriktiler. Vedalaştık. En çok kaldığımız herhalde yirmi, otuz dakika var, ancak yarım saat kadar kaldık. Allah'a ısmarladık, Mustafa sümbül güler, misafir olduk. Şu an için memnun etti, ailesi de, hem de pervane gibi döndüler. Vadiilen saatte bulunur mu, diye, tahsile kardeşler, istediler ne gönderdik? Otobüslar kul etmemiş. Ta Antakya'ya gitmişler bulamamışlar. Çiller gözüne gitmişler bulamamışlar. Geriye geldiler. Sabahlar yine gittiler.
Mekke Ziyareti ve Manevi Hedefler kaydında Yakın mütemadiyen, isiller gibi vasait akıyor. Otoposlar, taksalar seslerini duyuyorsunuz ya. Bu da bir hatıra olur diye. Mekke'i kim kelimeyi hatırlattırır diye. Burda bunu size hatıra olarak almayı arzu ettim. Yarın ahirete intikal ettiğimizde Allah'a hediye istedi mi, ye. Vesile olur, vasıta olur mu diye düşündüm. Kardeşlarımıza bazı…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 20 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
O kadar üzüldüler ki, Allah kendileri, razı olsun, yine de yine gittiler. Duymuşlar, Reyhaniye'de geldiler, bizi de aldılar. Gittik, Reyhaniye'de bizim kurulu, elfamca ve etrafındaki arkadaşlarımızla görüştük, konuştuk. Dedi, hadi efendim geçeceksiniz biz, dedi. Muamelemi yaptırdım, dedim. Öbürdeki kaldık. Neyse taksiye gönderdi vardık. Çin'de olsun da on beş dakika kalmadık böyle. Var ya, öyle bir kaplı jeli yeseydik ki yahu Haliç'ta mavi bahşiş verin. Halbuki bahşiş verin. Akşam namazından sonraydı. Sonra Halep'e Zekeriya aleyhisselamın şehrine girdik. Paralaraydık, otel buldu. Otelde yaptık. Sabahleyin Zekeriya Aleyhisselam'ın orada namazımızı kıldı. Ziyaretimizi yaptık. Orada dua ettik. Bizimkiler gelememişler. Bir günler orada, Ay Müşlerin etmişler. Kürtoğlu, ana az bacı, onun oğlu yanında kalan Mustafa, biz Mustafa filan. Çok memnun oldular. Oradan tavsiye atladık biiznillah teala.
Süzülerek gittik, Humus şehrine vardık. Halid ibn Velid radiyallahu anh, Hazretleri orada mürekkep namaz, yuh ve sudan sesi geldikten sonra Şam I Şerif'e çektik ettik. Şam I Şerif'te bir otel bulundu. Orada yaptık. Cami, Emeviye'ye gittik. Orada gelen, Allah'ımız ayndık. Oradan harekete gerek. Hüdütleri kolay kolay geçtik. Elhamdülillah. Anlamda, harfonlu bir otel bulundu. Orada istirahat ettik. Çok memnun olduk. Sabahla yola çıktık. Biiznillahi teala. Neredesin? Tebük. Tebük'e yakın yerde karakolda vardı ki yılılmış, şotu poster, yontele yapılıyor. Sekiz saatte, bazı daha paralar ikram etmekle beraber anca muameleyi yapabildiler. Oradan çıktık. Bizi, kardeşlerimiz orada bir iki örneklemişler. Biz, o gece çıkınca, devam Efendimiz'i oraya çavuştuk ve Cobanın birinde orada kıldık. Üstad Muhammed Mustafa Efendimiz'i orada kaldı. Elhamdülillah. Matta Ashab-ı Suffe'de üstad-ı buz oturuyormuş.
Etrafına aldık, oturduk. Sekiz gün beraber kaldık. Ondan sonra Mekke-i Mükerreme'ye. Cuma ve peşende uygun hale ettik. Cömert, Beyt-i Şerif'in etrafında. Tabii ben, namaz da bir dört yüz metre kadar uzağındaydı. Her yer tıklım tıklım dönmüş. Bağlı oluyor, diyorlar. Etraftan da çok gelmişler. İran, seksen bin pasaportu vermiş. İran, böyle etrafı etmen Pakistan filan. İşte bu sesler uçaç çekip geliyorlar. Üç beş gündür böyle ırmak gibi akıyor bir izne la. Tıkanası mükanası yok. Yollar tıkır tıkır bastı. Etleri büküköybi de mübarek olduk. Arafat'a çıktık, elhamdülillah. Arafat'ta vakfı'ya durduk. Hem Muhammed Ali Zeyny'nin otcağızının duasını etti. Biz orda misafiriz. Hem müziklilerin vakfı duasını ettik. Çok memnun oldular. Mesrur oldular. Yalnız zahmetsiz de hiç olmuyor. Bu sene yani bir zahmet fazla çekmiyoruz elhamdülillah. Bakın Mevlit efendi çekiyor zahmeti. Biz de bakıyoruz ebatta.
Ondan sonra efendimiz demiş, diyazat çekmediniz kimse dönemeyecek. Müzdeliğe geliyor Müzdelife'de makinemiz bozuldu. Oradan yürüdük, geldik. Bu tür insanlar bir gün akşama kadar gelememişler. Mina'da geldik. Şeytan da kardeşler. Dedi ki, abim şu çarven söyleyeyim de geleyim diye gitti mi? Ona gelmiş, varmış abisini bulmuş. Şimdi gelinin, evinin adamını katmıştık, yanına hizmetçisini. Diğer ekrem, karanlık birbirine giymiş. Çocuklar hayatında kalmasın diye polisler araya almışlar. Kafaları dönmüş, nereye gittiklerini bilemediklerinden herkesi vadiyle koparttık. Delil inanç, çocukları, efendim, ihmanlarımız, müezzin hep aramaya çıktılar. Ali Oğuz'nın kaynanası da yanındaymış. Orada çadır da yıkılmış. Orada muhafaza etmişler. Sabahtan sonra yitetir de öğlen ley bulabildik. Ah ahşağıl da bizim de meyve de gözlerimiz takaya döndü. Sami geldi görsen sadakaları dağılıyor.
Bari cebir mal keselim, ne güzel olmasın ya dedik. Kardeşlerimizle yiyelim. Allah rızası için dedik. Böylelikle vazifeyi şimdi bitirmiş bulunuyoruz. Bu ayette, rica ettiler da bir şey yazdım, yeri. Bu yazılan olduğu için huzur okuyacağım ya, sonuna kadar yapacaksınız. Usul usul okuyun, yürüyün duk güle güle. Kavuştuk manevi sile fışkıran menba başka. Yurt içinde sohbet ettik, sevgili Konya'ya gittik. Mevlana da yandık, tüttük. Bu zatın alemi başka. Çok hayırlı repet bulduk, sahavetle hayret kaldık, füyuzat bahrine daldık, bu kardeşin hali başka. Tessusu dört yolu geçtik, hududun kafasını açtık, halavin feyzini içtik, peygamber Zekeriya başka. Akıyor füyuzatın girdik, Yahya peygamberi gördük, çok ziyaret yüzler sürdük, Muhammed torunu başka. Hazreti Hüseyin'in başında ziyaretmişti tabi.
Her hasılı Medine'ye gittik, salat verdik, dua ettik, sanki balı yakattık, Muhammed Mustafa başka, Resulü Kibriya başka, Allah'ın Hafibi başka, üstazı safada, Sufha'da bulduk. Sekiz gün burada kaldık, derya-i rahmete daldık. Sıddıgı azamı başka, tedavi oluyor yaram, ihrama girmesi başka, geldik tavaba başlıyor sünnetlerle yapıyoruz elhamdülillah. Müzdelipeyi geçtik amma, binada bir şaştık amma, çeşitli sular işittik amma Kabe'nin zemzemi başka. Binada bir şaştık anmayı, Saminin gittiği demeye diyoruz. Efendimizin bir, iki gece bir dümdüz çıkamadığını söylüyoruz. Çok şükür Murad'a yerdik. Hacerülesved'e yüzler sürdüm. Sürdük, çok çeşitli taşlar gördük Hacerülesved'i başka kalemlerin gafil başı altmışa yaklaştı işi, hasretle ayrılış başka. Böyle dedik, bu empati bitirmiş oluyoruz. Bakayım bir muayene edeyim, iyi alıyorsa öte yandan söyleyeceğim inşallah.
Sene kırk yedi de Hacı Büğüm'le beraber, genç yaşında Hicaz'a gelmiştik. Tabi, üç ayda ancak geriye varabildik. O günün darlığı, o günün sıkıntısı başka, o günün safası, zevki ve genişliği başka Elhamdülillah! Bugüne de şükür, bugüne de şükür! Allah'ım! Cümle arzu eden kardeşlerimizi, isteyen kardeşimizi, Hicaz ahh geçsem diye derdimi yanan kardeşlerimize nasip et Ya Rabbi! Gidenlere, tekrar gitmeyenlere angariy bu zaman. O sevgili Muhammed Mustafa 'in kokusunu almak. Beyfi şerifi tavaf etmek. Arafat'ta vakkaya durmak, Müzdelife'de vakfı'ya durmak. Minada şeytanı taşlamak. Lakami İbrahim'den namaz kıl bak. Safa Merve'de koşmak. Allah cümle kardeşlerimize nasıl yük ya rabbi. Höyleyi kadir hürmetine! Şu da bulunduğumuz ziyaretler hürmetine Ya Rabbi! İnşallah! O gün de hastaydım, bugün de azıcık rahatsızım boğazımdalar biliyorsunuz boğazım ne inmiş ya!
Malınca size hedaye olur, yadigar olur diye mecbur konuşuyorum. Onun için hasta halinde o zaman yazmıştım. Şimdi de aynı Şam-ı şerif'teki yazdığım şuydu. Bismillahirrahmanirrahim Allah'ıma hamdü sena Muhammede salat olsun! Alinin ve ashabının ravuzasına rahmet dolsun! Bütün mümini müminat, daima rızanı bulsun. İfade-i meram için bu acize lütuf gelsin. Şam-ı şerif ve civarı. Makineler, çalın bakalım, burnalarınızı. Kamyonlar, makineler. Devamlı, şey de görmüyor, sıkıntı da vermeyecek. Çünkü onların sesi geldik size. Mekke-i Mükerreme hatırlanmış olacak. Daha da tatlı olacağını zannediyorum. Amin! Peygamberi gördü gözlerim. Müezzini rasul Bilal Habeşi, edildi ziyaret akıttık yaşı. Şehidi Kerbela Hüseyin'in başı, sırada, Söyleden vahittir yoktur irade, Rabia'yı görüp sürdüm yüzlerim. Muhammed'in neslin yezid getirdi. Merkatların gördüm derdimi arttırdı. Şu Naaşo da yanımda.
Sami Meryem'de şuradalar. Yani, küçük Fatıma diyor. Fatıma da Zehra'nın torunu Fatıma Ciğerlerimizi yaktı Şam-ı Şerif'te. Aşağıya indik. Miski amber gibi kokuyordu. Tekrar gördük size doyamıyoruz. Allah her sene gelmeyi nasip etsin inşallah. Muhammed'in neslin Yezid getirdi. Marakatların gördüm, gördüm, artırdı. Uryanem bindirdi keyfim yeterdi, düşündüm vakasını daim sızlarım. Nakşi tarîkından halidi ziya, Kırklarda göründü yenmiş bir kaya. Kırk mihraba vardım eyledim haya, gördüm anda sırlar anı vardım eyledim haya, gördüm anda sırlar anı gizlerim. Halep de Zekeriya peygamber vardır. Konuş da yatırmış Halid'i kadir, evliya da Veysel Karani nadir, düştüm yollarına yolun izlerim. Rabbimin beytini daha görmedim, şebekeyi rasule yüzler sürmedim, has gülünü daha vermedim. İntizarla geçti kışı yazlarım. O benim şeyleri söylesem ciğerleriniz büryan olur.
Kırk beş gün mü ne evvel çıkmıştık Bayramdan evveli Yollarda geldikten sonra, on yedi gün Şam'da bekledik. Bir vapur bulamadık, binecek. Sürüm sürüm süründürdüler. On gün Velid de kaldık. Yedi-sekiz gün vakburda geldik. Cidde'de kaldık. Ancak Arafat'tan bir gün evvel yetişebilmiştik de onun için daha görmedim diyorum. Şimdi Bismillahirrahmanirrahim, Hicaz ilahası Mekke-i Mükerreme ve civarı Hamd olsun diyorduk vapur içine. Üç yaş tevbe etti bütün suçuna. Alim kattırdı hacı göçüne, dirdir ihrama hamdolsun huda. Cidde derler yerde vapur dayandı. Gaflete dalanlar bütün uyandı. Koktu hav ve anne cana boyandı. Gösterdi kabrine hamdolsun Huda. Geceleyin çıktık Mekke yoluna. Nasip etsin mevlam mümin kuluna. Bütün kalp açıldı rahmet yönüne.
Neşeler duyurdu hamdolsun Huda Sabahleyin girdik Mekke şehrine, daldırdı Allah'ım rahmet bahrine, Attık kendimizi aşkın nehrine, kendimizi aşkın nehrine, şehadetli bizlere hamdolsun Huda. Bab-ı selamdan evvel girildi. Allah'ımın beyti tamam görüldü. Diyorlar üç yüz bin hücu dirildi. Safalar bahşetti, hamdolsun huda. O günün üç beş misli daha ziyade bu seneler. Yedi tavaf ettik, sahaya başladık. Delil tarif etti, biz de işledik! Mina derler yerde şeytan taşladık, kestirdik, kurbana hamdolsun huda! Makamı İbrahim'de durduk namaza! Ol Hacerü'l Esved sürüldü yüze! Mevlam nasip etti zemzemi bize İçirdi suyundan hamdolsun huda! Şimdi çayımızı da yemeğimizi de hem sebzemden yapıyoruz. Mütemadiyen de içiyoruz. Hele küçük Sami. Sagay Sami diyorlar. Güççuk Sami'ye. Ee, o da çok içiyordu yüzlülirler. Maşallah sıhhat afiyetle çok yerinde Çıktın Arafat'a çadır kuruldu.
Zanneyledik dünya orada denildi. Dikildi sancaklar, lebbeyk denildi. Affetti isyana hamdolsun Huda. Müzdelife diyorlar geldik bir gece, iki namazı bir kıldırdı hoca. O mevkiin şerefi gayetle yüce devretti ismine kılın ile Peygamberimiz böyle kılmışlar Akşam namazını kılmıyor Çıkıyoruz Yatsı ile beraber akşam namazını da müzdelfeler kılıyor Kitapların emri bu şekilde Minanın mevgiyi Mekke'ye yakın Hüccac bundan sonra günahtan sakın Terk et ahlakını iyisin, takın! Girdin edemetler hamdolsun huda! Dört tarafında dört mihrabı vardır. Cümleye nasıl beylesün kadir zemzem-i aseldir bulunmaz nadir İçirdi suyundan hamdolsun huda! Leb beyk diyenleri çeker getirir. Varınca umreye nura batırır, gören beytullahı aklın yitirir, ettirdi tavafı hamdolsun Huda. İstikbal eyledik rupmi yemeni, yeşildaş üstünde namaz kılanı, ol altın oluğun kadrim bileni yakmaz cahilinde hamdolsun huda.
Rabbimin beytine elveda dedik. Bütün vücudumuzu zemzemle yutup. Huccacın bazısını burada koyduk. Tekrarini nasip eylesin Hüda! O zaman Huccaclardan vefat eden olmuştu burada ve onlardan bir kısmını burada koymuştuk. Bu sene de Seydel Topal dinlerdi ya, başka ismini bilemiyorum, Abdullah mıydı ne dedi? Allah rahmet eylesin. Allah bu kıymetli yerde vefat etti. Nerede nur olsun! Kalemdar vasf-ı sığmaz diline! Bu aciz kurbandır senin yoluna! Nasip etsin mevlam mümin kuluna sürdürdü yüzümüz hamdolsun huda! Medine münevvere'ye geldik. Evveli Mekke'yi ziyaret etmiştim o zaman. Şimdi Medine'den geçtiği için yol ilki Medine'ye sonra Mekke'ye. O zaman vapurla geldiğimiz için ilki Mekke'ye sonra Medine'ye. Şükür döndük Medine'ye bir ataş düştü sinaya. Aşık oldum şu binaya muhabbetim Muhammed'dir. Uzaktan guppa gör, ömür, üzerinde nursalığını, koku civer, gelinir. Kireyhanı Muhammed'dir.
Lakin oğlun bu haram ama hamdolsun irdik merame. Merhemler sürdüler ama o macunu Şahzaları hep nur olmuş, aşıkları bütün dolmuş yar-ı gayri Muhammed'dir. Adalet şahyanında, guyung gezdi günün de, çok yardım etti dinin de hüz bebeği Muhammed'dir. Gidişeti Kuran yolu okurdu daima dili, hayata cümleden ulu zünnareyni Muhammed'dir. Cihat da aslanı olan kandil yağlarına dalan, unutulmaz ismi kibeyt ehli Muhammed'dir. Din yolunda canlar atan, meclisinde nura batan Cennetü'l bakada yatan sahabeyi Muhammed'dir. Minberi altılla ya pulu, üç mihrap beş dakika pulu, Haliçten gelmiş hep eli taşşuk-ı Muhammed'dir. Hep nur olmuş yok karası, gelmişken deyim sırası cennettir member arası, cihadı Muhammed'dir. Ettim Hacer, bu heybet-i Muhammed'dir. Makam-ı Cebrail burada şebeke-i şifa der de, gözüm aldı yeşil perde, tezyin-i Muhammed'dir. Veda mı geldi? Güetyanım gözüm doldu bu hasret-i Muhammed'dir.
Kalemlerin söyler dili, takdirine, bağını beli, şefaat kıl iki cihan gülü, hep ümmeti Muhammed'dir. Korkumdan bant bitiyor diye çok acele acele okudum ve hemen de bitmek üzere takdirine bağlı bir kelime de hastaydım. Hacı bü bü büngır ağlıyordu, Allah rahmet eylesin Hacı cennet bübi. Ben de elhamdülillahi Teala Rabbim afiyet verdi, iyi olduk, varmıştık. Te onun için taktiğine bağlı belediyeyi söylemiştim. O, beraber geldim Acun ruhuna şimdiki kendisi için belki geldiğim pederimin, hanımın da geldiği Ayşe annemin, bütün geçmişlerimizin, akraba-i taallukatı mısın, mümin minatın ruhuna üç yıl nas bir Fatiha! Şimdi de senasını bilemiyorum. Hacı Abdullah efendi kardeşimiz bilir ya, Hacı haydullah dinç, Hacı Abdullah dinç, Hasan dinç üçümüz de hazırladık. Oraya siz ne yapıyorsunuz denk geliyor, diye söylerler. O senelerde pasaport almak çok zordu. Tüm bu ailelerden geçiyor.
Böyle kapılıyor, gördüm. Çok zordu. Bizim tansiyonumuz çok iyimser çektiği için. Gülyenlemeler çok müteessir olduğum menşunu yazmıştım o zaman da. Onu da okuyorum size Allah rızası için. Zilka'da on dokuz. Bin üç yüz seksen ikinci senesinde yazılmış. Nem gelmiş o zaman. Çoooook yatağımda düştüm, hastalandım. Ağlayaraktan yazmıştım bunu. Belki bu daha çok dokunur diye güzel bunlarda söylüyorum Allah rızası için. Rıza-yı hak idi maksudun kastın, onu pervana gülleyip estim. Gidin selametle ihvanım dostum, tahri kainata selam götürün. Çok müteessir oldu kalbi viranım. Gidiyorlar mahzun kardeş yarenim. Durunca huzura bütün erenim, fahri kainata selam götürün. Huzur-u resulde gözyaşı akıp, kubbeyi aliyi gördüğüm vakit, Haramı şerife girdiğim vakit, fahri kainata selam götürün. Acizdir vasfından yazıyor kalan, ayrılık Katardan dert ile elem.
Okurken huzurda salatü selam, Şefiyal usata selam götürün. Kisve-i uryanı attığınızda, feyz-i rahmana baktığınızda, şebeke-i rasuli tuttuğunuzda, Şefial usata selam götürün. Ey mahbubuhu da canımın canı. Isyanın yüzünden çekmedin beni. Mevlayı severseniz ziyaret günü. Hazreti Muhammed'i selam götürün. Bugünleri Rabbimizden dilerken, sızlayarak günahları silerken, cennet bahçesinde namaz kılarken, tahr-i Kainat da selam götürün. Her yerde refiğdi sıddı azam, hattımın halimi vasfını yazan, eleme hasletle bağrımı ezen yar-ı gayri rasule Resulullah'ın yarenlerine selam götürün. Hatice annesi Fatıma kızı. Beyt-i Şerif'te hatır lan kızı. Allah'a emanet eyledi sizi. Ehli beyti rasule selam götürün. Hasan'la Hüseyin Hazreti Hamza, düşmanı dildin ettiler eza. İnşallah şefaat imeller bize ervahı şehitle selam götürün.
Makam-ı İbrahim'le zemzem kurusu, cel oldu orada nahsın eğrisi, teselliye ne der buldum birisi, yeli ervahına selam götürün. Yani teselliye ne der buldum, Veysi demek. Misal Karani Efendimiz biliyorsunuz ya Fahri Kainat efendimizi görmeye geldiler. Kaderimden duymuştum. Kitaplarda başka yazıyor ya Kader'in sözünü söyleyeyim. Annesi ihtiyarcı halde, müsade ibrahim yavrum onla, Rasulullah evdeyse görür, geriye dön. Evde yiyorsa aman kalma tezgah, Şeriatın hükmüne razı olup hep bağlı olduğundan, Rasulullah'ı evde bulamadı. Kitaplarda da annesinin rızası olmadıysanız hiç gelemedi. Diyor ya ve Hz. Muhammed, üç defaya selam söyleyeyim. Annemin izni olsa kalırdım. Yusuf aleyhisselam vardı, dedi ağlarken dönmüştü. Onun için şeyden oldular, tabianiden oldular. Allah şefaatine nail etsin. İnşaallah. Peygamberimiz mescitten geldi veya kapıda, reisin kokusunu buldu.
Buraya dedi bir gelen olmuş Leisim kokusu gibi bir koku geliyor. Ayşe annemiz, evet, ya Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem. Nisa, karanlık kandiller birisi geldi. Sizi evde bulamayınca, anneme ası olurum diye Yol olunca dedi, senin gözlerimi ziyaret edeyim de ben de sahabelerin içinden döneyim dedi ve gözlerini ziyaret etti sahabelerin içine döndü. Kaldı ben reisi gören gözü gördüm, gözlerimi ziyaret edin, dedi. Bu teselliye medar buldum reisi demek, o nasıl bulamadı, geriye döndü, mahzun oldu ve peygamberin çok büyük arkasından olduysa, kapımız belki mahzun kalmayı daha razı olur diye söylemiştim. Hacerül Esved Rupmi Yümani affolun orada itme dümanı. Acizin başından çıktı dümanı, meclisi Hazrata selam götürün. Belki şerifin siyah perdesi, baktıkça kalbinden siliyor pası. Yükselirken lebbeyk rahman sadasi, Feyzi dayyana selam götürün. Yeşil baş içinde ebrafı hatun.
Yanıyor ciğerim bitmez hep yapın, Gözlerim ağlıyor, bitti takatın. Hacer'le oğluna selam götürürüm. Böyle şimdi onu böyle gibi oluyor. Vücut bozulusunu, o zemzenin oraya koymuş Annesi, azıcık bir kırdana suyla, şu dağcı takı hurma ile yıkana su tükenmiş. Çocuk kumların üstünde cayır cayır yanar. Safa ile Merve'de yirmi rafa koşmuş. Şimdi bak yok bir Mekke cennet, şey mi ne dönmüş? Binlerce insan her yıl tıklım tıklım dolu. Bu seneyi görmek göz isterdi yani. Yalnız ihtiyarda gelmeyen olmaz, kalktı mı düşürüyorlar, çınayın ölüyor. Allah ölenlere rahmet etsin inşallah. Cebrail ve beis merve ile safa davet etmiş sizi nur-u mustafa, Üç yaştan ayrılmak canıma cefa, boyun bükenlerden selam götürün. Yine müjdeli tararafat dağı, dağ onun üstüne vurdu din dağı. Kablar affeyle Kurbanı kesin şeytanı taşlanıp, yaramazakla orada boşlan, Mekke'ye dönünce tavafa başla, insan nehrine selam götürün.
Haramı şerife latalep dolan, göt köşe yediği kılından gelen, İslam'ın bugünkü halini bilen, gitsinler dua, selam götürün. Altın olun vabı Kabe arası, Varsa basiratın görürsün arşı. Hacerül esvedin bulunmaz eşi. Kaydetsin ismini selam götürün. Soranlarsa umdei Mekke gerisi, Gayri şerif bunundaki yarısı. İftar divan almaz binde birisi, bütün zerrata selam götürün. Koyduk kalem der yüzü karası. Unutman duadan sohbet sırası, hatemül enbiya ile Adem arası cemi peygambere selam götürün. Cemi evliyaya selam götürün. Cemi illiyü minata selam götürün. Bunu da burada dikirdi. Bankımız müsaadeli. O senenin hasretiyle, o senenin hasretiyle adamdan Hicaz'a giden Haydar isimli bir ihvanımıza yazdığım mektup ve onun verdiği cevabı okuyorum size. Biz ona ne demiştik? O bize ne demiş? Bir on, bizikinden bir ondan, bir bizikinden bir ondan okuyacağım inşallah teala.
Şöyle sual gibi olmuş da, bilirsiniz sual, birisini cevap yazmışsın. Sual şöyle. Aşkıyla uçtunuz mu? Kitleye düştünüz mü? Zevkle coştunuz mu? Haccınız mebrül olsun, haccınız kabul diyor ki Haydar, bir hoş aşkla uçtuk, güzel ciddlere düştüm, hep kendimizden geçti, lakin tadına doyamadık. Biz de doyamıyoruz tabi. Biz diyor ki, Mekke'ye girdiniz mi Kabe'yi gördünüz mü? Omcalar derdiniz mi? Haccınız kabul olsun. O diyor ki, onu Mekke'ye girdik, yüce Kabe'yi gördük, şükür murada yedik. Lakin tadına doyamadı. Biz diyoruz ki, tavafa döndünüz mü, feyiza bandınız mı, Aşkla yandınız mı? Haccınız kavun musun? O diyor ki Kabe'yi ettik tavaf, diledi suçları af, kıldık namazı saf saf lakin tadına doyamadık. Biz diyor ki, vakfa'ya durdunuz mu? Minayı gördünüz mü? Şeytan'ı vurdunuz mu? Haccınız kabul olsun. O diyor ki, vakfa'ya geldik durduk, şirin minayı gördük.
İnat şeytanı vurdu, vurmanın namına doyamadık. Biz diyoruz ki kurbanı kestiniz mi, Nefsiniz astınız mı? Bunlara bastınız mı? Hacınız kabul olsun. O diyor ki, kurban kestik şevk ile, nefse vurduk zevk ile, uma bastık aşk ile, lakin tadına koyamadık. Biz diyoruz ki zemzemi içtiniz mi? Hacerü'l esved'e üçtünüz mü? Safa nerede de boştunuz mu? Haccınız kabul olsun? O diyor ki zemzemi pek çok içtik. Hacerül esvede de güçtü. Safa nerede de boştuk lakin, da buna doyamadık, bir türlü dadına doymuyor diyor. Biz diyoruz ki, umreye gittiniz mi, çok dua ettiniz mi, nurlara baktınız mı, haccınız ve nur olsun. O kardeş diyor ki, sanki cennete gittik, ağladık dua ettik, hakkın nuruna baktı, lakin tadına doğamadık. Biz diyoruz ki Hakkına girdiniz mi? Yeşil başı gördünüz mü? Namazlar gördünüz mü? Hacınız kabul olsun?
Kardeşimiz diyor ki koştuk hakkına girdi, yeşilbaşı da gördük, orada namaz kıldı, lakin bağrına doyamadık. Biz diyoruz ki, vedai yaptınız mı, vedai kavafe yani. Yadai yaptınız mı? Hacerül esvedi öptünüz mu? Medine'ye koptunuz mu? Haccınız kabul olsun. O diyor ki, yada kavafe yaptık. Hacerül esvibi de yuttuk. Habibullah'a korktuk, lakin tadına koyamadık. Şşt! Biz diyoruz ki şebekeyi tuttunuz mu? Günahı attınız mı? Feyza baktınız mı? Hacınız kabul olsun. O kardeş diyor ki şebekeye yüz büktü. İnşallah hınahı attık, hazırla teyze battık, lakin tadına doyamadık. Biz diyoruz ki, Harana girdiniz mi? Yani haram-ı şerife demek. Harana girdiniz mi? Ravza'yı gördünüz mü? Yüzleri sürdünüz mü? Hacınız kabul olsun! Makinenin seslerini görüyorsunuz ya, harama vardık girdik, derya avza'yı gördü, yerlere yüzler sürdü, lakin tadına doyamadık. Biz diyoruz ki, bakada gezdiniz mi cennetul bakada gezdiniz mi?
Çok sırlar çözdünüz mü? Ciğerler ezdiniz mi? Hacınız kabul olsun. Biz diyor ki, cennet maka'da gezdik, çok acayip hisler sezdik. Ah, edep ciğer ezdik, lakin tadına doyamadık. Biz diyoruz ki Uhud'a vardınız mı Uhud Dağı'na, Uhud'a vardınız mı? Hazreti Hamza'yı gördünüz mü? Maksuda erdiniz mi? Haccınız kabul olsun. O diyor ki döndük o da vardık, yiğit Hamza'yı gördük, en son maksuda yedik lakin tadına doyamadık. Biz diyoruz ki çok ibret aldınız mı? Ahlaklı geldiniz mi? Dualar saldınız mı? Haccınız kabul olsun. Hacca gelmek bir şey geldi geliyor ama hiç ahlaklı dönmeli. Allah haklarını seyyiemizi akla akıiye tebdil etsin inşallah. İnşallah ibret aldık, bilmem ahlaklı mı geldik? Cümleye dua saldık lakin tadına doyamadık. Biz diyoruz ki Kalender yazdı size, dua ettiniz mi bize? Dünya ahiret çekmenin ceza, hacınız kabul olsun. O diyor ki, boyun bükürttür size, ceza vermeyin bize.
Müşfikler görmez ceza, senin da tadına doyamadık diyor. Çünkü o Ramazan-ı Şerif'te, sene, sene elli beş idi. Ali Ramazan'ımızın, Ramazan-ı Şerif'te doğduğu seneye tesadüf ediyor. O çocuğun kıymakı da Allahu alem oradan geliyor. Elli beşte Adana Işıkoğlu Camii'nde vaaz verirken ahrazımız geldi, orada müjdeleri, hani Ramazan dünyaya geldi diye. Şimdi on yirmi sene oluyormuş ona, bir on dokuz, yirmi seneye. Haşa birisi haram-ı Şerif'te tuttu. Tabi, etrafı-ı ekmektan çok kardeşlerimiz gelmiş bu sene çok. Efendim ne ben diyeyim? Nurra'dan, Balıkesir'den, İstanbul'dan, Ankara'dan, Alapazarı'ndan, Van'dan, Erciş'ten, Sivas'tan, Urfa'dan, efendim ne diyeyim Adana'dan, Dörtyol'dan, İskenderun'dan, bu güleyhkarı da hiç iyi dışı parlar, içi kurular dediği gibi, akşam aynı onu söylerim. Geri ben baktım yeşil türbe içine vardım. Estağfurullah, tövbe dediği gibi, boğazlarıma sarılıyorlar.
Allah rızası için dua et diyorlar. Ve İbrahim Mekemb'e dua ister. Dört ruhlu Mevbum'a dua ister. Ve bir o, bu homdanı varmış, o ricaldan olmuş. Medine'yi Tahir eder, o bizi ve Mehbum'a ile yanına istedi. Çok konuştu. Onlar bile dediler ki, Allah rızası için ne olur. Dua edin, isimler bile geldiler. Filan kızım filan kızım şundan hasta. Allah için de dua et diye. Dün de bol arkadaşların içindeyim. Akşam biri boğazımın sarıldı, bırakmıyor. Sen ne diyor, şık oğlu camiinde vaaz veren Hacı Hasan Efendi, sen misin, sen değil misin, diyor. Ben diyor, o sene dinledim, hayranlar oldum. Ondan sonra da antika oraya gitmiştim, diyor. Şimdiyi görünce şahsınızdan bildim, diyor. O, bunu bir türlü unutmaya imkanım yok, diyor. Haydar da o zaman, Haydar da o zaman, yani bazı yeri olmuyor hakkında, yani diyorlar ki fellah uşakların tanıdı.
Hem iman etti, hem İslam oldu, hem tarikatı Ali'ye girdi, hem de bu nehyetler yazmak çok ölümle irpandı bir arkadaş. Oh, mumla beraber mektupleşiyor. Adamın senesi. İstanbul'un Kadıköy'ünün unvanı aşan ben sizi görmüşüm ama nerde olduğunu bilemiyorum diyor. Allahu alem dedim, alemi her vakitte görmüşüm. Şimdi seni hep görmüş gibi biliyorum. Böyle çok görüşmeler oluyor. İstazımız, istazımız. Yorulmuş, Medine-i Münevvere'ne her mamaz baktığında geliyor. Maması beraber bölüyoruz. Hem namazdan sonra evine gidiyor, yakında değil ihtiyar beni büküyor. Evinde topbaş, gerisinde östür, etrafında yediler gibi zatlar. Kıruğunun pırıl güneşin etrafından ürker yıldızı gibi. Elhamdülillahi teala, yüzü de böyle gelin sene de öğrettilerdi. Bu sene de öyle yapıyorlar. Tam ayağının geldiği yere başımı getiriyorlar. Sıcademi oraya seriyorlar. Dersinde namaz kılıyoruz. Samile yanımızda oluyor.
Samimizi Arap acem, yani araplarda acemlerde sevmeyen yok. Yalvar yollar yavrum ha bir öpeyim ne olur diye araplar akşam anası dağılıyor şimdi sen diyor söz tutmadın da diyor bir öptürmedin. Ofuyorum anne ne olayım diyor. Ben diyor, alnımdan öptür ha. Bunu onların ellerini öpüyor. İnmiyor, imbil imreniyorlar. Allahü Teala'nın şu yaştasın. Allah kem nazarlardan saklasın. Üstadımızın yanındaki zatlar da Cevabını ve yoklayanlar ve kendini de okşayanlar. Yapıyorlar, Ya Rabbi, şu bir çık yavrunu, şu yetim yavrunu hürmetine bizleri daha affet Ya Rabbi, diyorlar. Efendimiz böyle her abdestini değişmeyince namaza gelmiyor. Açılıyoruz. Hiç kimse ayağa kalkmasın diyorlar. Kalkmıyoruz. Seçcaneme basaraktan geçiyor. En güzel hatırlıyoruz. O haram-ı şerif ağaları, o polisler hep hürmet ediyorlar elhamdülillah.
Pakistan'dan gelenler, Hindistan'dan gelenler, efendim, Libya'dan gelenler, Şam'dan gelenler, Halep'ten gelenlerden bir Arap diyor yahu. Sen nerelisin diyor Arapça, Türkiye'den onun. Nasıl senin şahsını sevdin? Ben de seni o kadar sevdim. Benim ist lazım, üstadım Adanalı, efendi, hasatları benim üstadım da o demek gidiyor Uğur için diyor seni çok sevmişim diye böyle boğazımızı kucaklıyorlar. Mekke-i Mükerreme'ye geldik. Aradık. Gittikten aradık. Bulmaya imkanı yok. Arafat'ta bulunmaz. Müzdelife'de bulunmaz. Yine de bulunmaz. Be sıkı be. Birbirinin üstüne namaz kılıyor, kanaati uzosun. Daha bu seneki kalan kalabalık, görülmüş değil. Bir dahaki Yassıla'yı, güzel bir zafiyet bile karnım ağrımıştı. Rahatsız geziyordum. Yerinden kalktım. Memnun efendi kardeşimiz dedi. Efendimiz gelmiş dedi, yatsı namazına. Koştum geldim. Yine yevmiyom verdiler.
Tam arkasından iki seccademizin üzerinden oturmuş elhamdülillah. Biz seccadeyi oraya sermiştik. Gerisinde oturduk. Topla şunun koluna diyelim. Bayramımız mübarek olsun dedim. Efendimizle gelişmeye, haya ait yoğunum ve yorgunlar. Tarafından selam söyler. Bayramları da olsun. Peki, peki, dedi. Efendimizin başına üşmek istediler. Hiç kimseyi eline getirmediler. Sami de gerisinde oturuyor. Öyle boynuna, boğazına, yüzlerine bak. Bakıyordun değil mi sen? Gel şuraya gel. Bakıyorumdun. Bakıyordun böyle. Nasıl efendimiz oğlum? Güneş, Yün Farner. Yanında Öztürk. Öztürk. Tropbaş, Başka, Atasayar. Atasayar. Hep yanlarındaydı. Acıma olanı veriyor Türk diyorlar. Yerlenme, mekandan büyüğüm yerler içiyor mu? He. Normalde hepsi yavrusu. Hepsini Amin. Bu işte Sami oğlumuz da böyle yanı bu cimzilik yoldaşır. Bu sene o kadar kalbimiz elhamdülillah rahat ki yanımda yoğrurlar.
Konyalı Mevlüt Efendi kardeşimiz ey Mevla Allah kaldım diyene kadar razı olsun. O kadar hizmet ediyor ki biz daha hiçbir bu evlat babasına bu şekilde hizmet etmeye imkan ve ihtimal yok, yani beş tane evladım beraber gelsin, Mevlüt efendinin senesi kadar daha rahat etmeye hiç kimsenin imkanı, vallahi, maksat lütfu esanıdır. İstazımızın himmeti ve teveccühünün esanı zuhur etti biiznillahi teala. Şimdi, yanımızda da değil. Gene o makinenin arızasını gidermen için kanaatiniz olsun, üç beş bin liralık zarar açtı. Biz, gel gelelim, dedim. Geliyle oto postları ile gidelim, dedim. Tezcanlerine de oto posu bulamamışlar. Kendileri makine gitmişler Arafat'a gitmişler. Sen perişan olacaksın, kırılan taksi kırılsın, dedi. Çekti, taksiyle götürdü. Arafat'ı güzel yaptık. Müzdelife'ye de geldik. Lakin Mileye girerken bir duman çıktı, motorun olduğu yerden, Sami dedi, yani yok dedi, yorum korkma dedi.
Biri verdin aşağıya. Balatayı yakmış merhime. Şimdi, Balatayı gitti siteden değişti, geldi iki yüz riyalama, iki yüz riyal müzderife'den çekip Mekke'nin kenarına getirmeye, dört yüz riyal da yaptırmaya gerek yok ki çok çoğalmalı başımıza. Allah'ını seversen hacmımız zerre kadar müteessir olmayacaksın. Müteahhassır olursan ben sizi getittiğimiz içime sinmeyeceğim, diyor. Böyle bir sevgili kardeşim iş. Allah iyi can daha aziz olsun. Doğuna dekanı onun içinde yatsın. Allah cimri kardeşlerimize böyle sakaret, böyle muhabbet lütfetsin inşallah. Allah zarardan, beladan sıkıntıdan muhafaza buyursun. Afat-ı semaviye, ve ata-ı araziye, muhafızısın. Sizlere de bol bol dua ediyoruz. Tavafa giremiyoruz. Pek çokluk var. Ancak farzımızı yapıyoruz. Bilim tuhafını yapıyoruz, farz tuhafını yapıyoruz. Veda tuhafını yapıyoruz. Birden bir tallahi geniş geniş seyriyoruz. Haram-ı şerifin içerisinden çıkmıyor.
İlkim meyman yok, yatsılaya geliyoruz. Sabahla rahatsız olduğumuzdan bugün gelemedik. Sabaha geliyor, iş rahatı orada kır, yok. Oy, bal atıyor elhamdülillah. Şimdi gitmiyor da hiçbir gönlümüz gelmiyor. Bilmiyorum siz onu da daralınız diye. Onun için gönlümüz biraz dönmeye başladı. Herhalde sizin gönlünüz çekiyor mu ne oluyorsa? İnşallah Teala anamıza anlar. Biraz sonra da biz vardık Allah izin verirse. Allah cümlemize afiyetler versin. Halid Özil Celal sizlerden, bizlerden razı olsun. Cümlemize rızasını öldürsün, imanla öldürsün. Heyt-i Şerip-i Hürmetine, Makamı İbrahim hürmetine, Ülkesin hürmetine, Ruknu Yemen hürmetine, Hacerülesved hürmetine, Hatında yatan Hacer validemizle İsmail Aleyhisselam hürmetine, Rüknu Yemenle Hacerülesved arasında yetmiş peygamber hürmetine, Safa nerede zemzem hürmetine. Buradan geçen yirmi dört bin sahabeyi kiram hürmetine. Sıdbıyı azamı hürmetine.
Dört çariyari kuzininden, umarım farik, Osman-ı ziniyyanın Aliyy-ül Murtaza'sı hürmetine. İsmi ismiyle yazılan Muhammed Mustafa sallallahu teala aleyhi ve sellem efendimizin hürmetine. Onun ehli beyti, Hazreti A Hatice'si, ay şesi ve bütün zevce-i Mu'dahharası, Aliiyel Murtaza'sı, Fatıma'ta Zürare'sı, Yukay Yesi, Ümmü Gursüm'ü, Zeyneb'i ve oğlu İbrahim'i ve bütün ehl-i beytinin hürmetine, o Selman-ı Farisi, Bilal-i Habeşi, sahibi Rumi, ehl-i beytimden dediği kıymatlı tuttuğu sahabelerin ruh hürmetine Hale'de Zülcelal sizlerle beraber yine gelip buraları ziyaret etmeyi cümlemize nasip et Ya Rabbi! Haşa! Çok bir amindir sen böyle bir tez, şuraya gel de acayip demeye bir gel kızım bir tezikelim. Ayşegül, Allah'ını seversen? Allah, Allah'ın Resulü. Ali İman. Acayip beni sizlere beddua ediyor efendim. Hocam. Acayip beni sizlere beddua ediyor efendim. Şimdi.