Marufu kerhi'nin özelliği şu, böyle hiç kimseyi kötü görmezmiş. Şahıs olarak kötü görmez de yaşantılarında Allah'ınıza uygun olmayan, Habibine muvafık düşmeyen, Ehlullah'a muvayir olan, muhalif olan hareketlerine razı olmaz. Onun dışında Rabbimiz yarattı. Halid sıfatının eseridir diye. Böyle bir zat. Şimdi bu insanların kendisine olan sevgisini de bildiği için yavrularını irtihal etmeden önce bir vasiyet yazmış. Bu vasiyeti hepimizin yazması lazım. Bak biz bile bunu unutuyoruz. Gerçi söylüyor aman ha şer-i Şerife dinimize uygun bir şekilde taksimat yapılacak diyoruz. Bu şöyle bir vasiyette buyuruyor. Dedi ki yavrularım beni her kavim sever. Yahudisi de, Hristiyan'ı da, Mecusisi de, Müslüman zaten sever. Hepsinin bize bir ilgisi var. Öldüğüm zaman hepsi kendi mezarlığına götürmek isteyecek. Siz deyin ki keramet ehli bir zat.
İşte babam bu hali bildiği için işte musalla taşına beni bırakın. Ben kendimi rabbamızın izniyle hangi kabristana götürürsem ben o kalem derim. Bu kadar güzel bir insanmışım. Mevlana'mızın da irtihalimde böyle Yahudi, Hristiyan vesair kavim diyorlarmış ki Mevlana su gibi, Mevlana hikmet gibi diyorlarmış. Ama hepsini de Allah'ımızın emirlerini duyuruyor, bildirmiyor değil. Fakat çok seviyorlar. Herkes seviyorlar. O bize diyorlar bir ekmek, bir su bu kadar kıymetli diyor. Maruf-u Keri Hazretleri'dir. Hayatı anlatılırken bunun anası babası Maruf-u Keri Hazretleri'nin Hristiyan. İşte Allah'ımız kaç dindi mi? Salisül selafet diyor. Baba, oğul, ruhul, kudüs. Çok yanlış bir düşünce tabi. İşte haşa ben bunu nasıl izah edeyim. Allah'ımıza evla disnad ediyor. Halbuki lemyelid doğurmadı. Ve lemyunet doğrululmadı da. Ve lemyekul lehukuf ve nahal, onun hiçbir dengi yoktur.
Ama diyorlar ki İsa Allah'ın oğludur. İşte Cebrail Aleyhisselam'ı da aracı olarak görüyorlar. Ne bileyim çok yanlış bir düşünce. Tabi bunlar anası ve babası kendi dinlerince bir okula verdiler. Onlar teslis, akidesi, baba oğul ruh-u kuduz söyleyince hayır dedi. Çocuk hayır dedi. Allah birdir. Onun için bir oğul olamaz. Onun için bir kız isnadı olamaz. İşte melekler Allah'ın kızlarıdır diyorlar. Hiç böyle bir şey olamaz. Öyle deyince bunu dövdüler çocuğu. Babası, sen dedi nasıl bizim inancımıza karşı çıkıyorsun küçücük yaşında diye. Anası dedi ki bu çocuğu değil mi? Ben bu çocuğa hamile olduğum zaman, eğer haram bir lokma yiyecek olursam, çocuğun ayaklarının hareket ettiğini görürdüm. O haram lokmayı dışarı atıncaya kadar bu karnımda hareket eder dururdum. Ayaklarını çıkardı böyle.
Ben o haram dokmayı dışarı attığım zaman rahata kavuşurum ve bir de bu çocuk dedi Müslümanlar veli diye kabul ediyor, Allah'ın dostu diye söylüyorlar. Onun bir düğün yemeği vardı, bizi de davet ettiler. Ben o düğün yemeğinden yedim Evliyaullah'ın. Ondan sonra dedi bu çocuk nasip oldu. Bu yavru hangi dinde ise biz de o dine dahil olalım dedi. Böyle bir zat. Hakikaten iftihar edince her kavim bizdendir, bizdendir, bizdendir sesler yükselmeye başladı. Derhal oğulları dedi ki zaten babam böyle diyeceğinizi bildiği için vasiyetine de yazdı. Beni musalla taşına koyun biiznillahi Teala nereye kendimi götürürsem, ben o dinden, o kavimdenim. Hakikaten koydular bir keramettir bu evliyanın kerameti haktır. Allah'ın izni ile havalandı havalandı Müslüman kabir asistanlığına kondu ve çok iman edenler oldu. Maruf-u Keri hazretleri çok seçkin bir kimse. Su ile maruf Uzata soruldu. Velametü'l evliyye.
Veli deyip duruyorsunuz. İşte şu veli, şu veli. Nedir bunların işareti fakat, selasetün üç tane işareti vardır. Olacağım? Ben yarın Allah'ın huzuruna nasıl vereceğim diye hep endişeleri mevla olur. Mesela yediğinde içtiğinde endişesi hep mevladır. Biz bunu acaba hangi yoldan kazanıyoruz? Nerelere harcıyoruz? Bu yediğimizin acaba hakkını verebilecek miyiz? Veremeyecek miyiz? Hep bunu düşünürler. Daha sonra çocukları hususunda da öyle. Bunları Rabbimizin seveceği bir hale getirebilir miyiz? İslam'ın edebiyle Kuran kıraatiyle Kuran okutarak, İslam tarihinden bilgiler vererek, daha Efendimizin sevgisini bunların gönüllerine aşılayarak, ehli beytin muhabbetini de kalplerine yerleştirerek acaba yetiştirebilecek miyiz diye endişeleri bu olur. Mesela hanımıdır. Endişesi Mevla olur. Bu benim hanımım. Ama ben bunu nasıl yetiştireceğim? Asıl mühim olan bu zaten.
Essami erricalukavamun alaen ise ayeti celilesini izah eden fesirin nizam, burada erkeklerin güçlü ve kuvvetli olmasını, işte vur yatıracak, Ondan sonra her şeyde ona galip gelecek. Sen konuşma diyecek. Onun fikrini kabul etmeyecek. Ona itibar etmeyecek. Bu şekilde değil. Onu yetiştirme şeklinde. Ona dinimizin itikat, inanç, ibadet yönünü, ahlak yönünü ve muamelat bunları öğretecek bu demek. Rabbimizin bize emri bu. Hep onu düşündürürler bunlar. Bütün kaygıları Allah için. Bunu nasıl ben yetiştireceğim, komşusu olur mesela, komşuluk hakkına riayet edebiliyor muyum? Hep düşünceleri bu. Endişeleri bu. Mevle. Acaba onu razı edebilir miyim? Edemez miyim? Onun razı olacağı amelleri yapabiliyor muyum? Kafalarında bu. Ne kadar değişti. Çok insanımız bunu pek düşünmeyiz. Ama onlar bunu düşünür. Yapıyorum bir iş ama, Mevlam bundan razı mı değil mi? Öyle olsa ne olur?
Mirasta yanlışlık yapmaz bu arada. Eviyle de güzel geçinir, insanlarla da rahat geçinir. Hiçbir sıkıntı meydana gelmez. Hep huzurlu bir hayattır. Ama adama bir zulmediliyor, hakaret ediliyor. Der ki bu nefsime yapılan bir darbedir. Sabredersen mükafatı var der. Bak yine güzel geçinir. Sonra da onun ifşadına, ıslahına vesile olur. Üstat-ı azim kendileri vaaz-u nasihatte bulunurlar. Vaaz-u nasihatte bulunurlar. Hanelerine gelirken bir tanesi ıslık çalar. Bunu her zaman yapar. Efendimiz hiç aldırış etmezler. Böyle üstadımız geçeceği zaman ıslatırsınlar. Bir gün mübarek elinden çantayı almış saygıyla, sevgiyle arkasından takip etmiş. Bakmış ki hakaret ediyor üstadımızdan aynen Mevlana'mızın buyurduğu gibi, siz pamuk çuvalı olun buyuruyor. Taş atıldığı zaman onu da pamuk edin. Adamı pamuk etmiş. Saymakla bitmez. Biz rabıta dediğimiz bunların sağlanması gerekiyor.
Burada çok kıymetli bir müftü kardeşimizi lokantada oturuyor. Başlıyorlar bu güzel yerin hakkında konuşmaya. Fakat dürüstle konuşmuyorlar. Diyor ki siz suyun şöyle bir duru tarafına doğru yürüyün. Bak hep bulanıkta bulunuyorsunuz. Bulanık suyu görüyorsunuz. Gelin şu bulanık sudan çıkın diyor, yukarıya doğru yürüyün. Suyun nasıl temiz aktığını göreceksiniz. Bunu doğuda görev yaparken biz de Aman ha bize göre şuna göre hareket etmeyin. Büyüklerimize göre hareket edin. Yani bizim yaptığımız yanlışlıklar konuşuluyor. Bu değil, onları göreceğiz biz. Onların güzelliğini göreceğiz. Çünkü onlar bizi irşad için, ıslah için bir gayret gösteriyor. Çaba gösteriyor. Uğraşıyor, mutmainne sıfatı da kolay kolay elde edilmez. Olmadı işlerin içerisinde ama onlar o hale getirinceye kadar ne zahmetler çekmiyor. Mürşid-i kamilimizin biri. İki tane mürid hizmeti diyor. Birisinin kalp gözleri açılmış.
Efendisinin kulakları yerinde ah buyurun merkebin kulağını görür. Diyorlar ki diyelim de tövbe etsin bizim mürşid-i kamilimiz dediğimiz büyük insan diye kabul ettiğimiz meğer bu sıfattaymış. Dedikleri zaman hiç kendisini bozmuyor. Oğlum diyor, siz elinizi ama keskin bir bıçak alın. Şu kulağımın yerinde gördüğünüz o kulakları kesin. Daha bıçağı kor koymaz kendi kulaklarından kanlanarak yiyin. Evladım diyor biz boy aynasıyız. Mümin müminin ayinesidir demenin anlamlarına bakın bitmez ve tükenmez. Bunu bir mevzu olarak alacak olsak tüketemeyiz biz. Her aynanın karşısında durulmaz. Öyle aynalar var ki bacağını çok kısa gösterir. Yukarıyı çok uzun gösterir. Yukarıyı kısa gösterir, aşağıyı uzun gösterir. Göbek kısmını çok büyük gösterir, geri tarafa acayip. Yani ayine düzgün olacak. Her ayine de olmaz. Oğlum diyoruz biriniz hınzır simasındaydı. Biriniz de merkep simasındaydı.
Ben sizi hınzır simasından bu hale getirinceye kadar ne çektim diyor. Kolay değil. Onlar bizi irşad ve ıslah etmek için azami, azami gayret gösteriyorlar. Çaba göster. Onun için sen durulmuş, böyle park olmuş, yummuş, yıkanmış. Bayezıd-i Bistami'nin haddesallahu Sırra zamanındaki insanı mı bekliyor? Birbirimizi idare edeceğiz başka çaremiz. Hiç dar kılıp küsmeyin. İşte o varsa ben sohbete bakmam, o varsa ben oraya girmem demeyin idare ederim başka çare kalmadı. Çünkü benzin neredeyse her tarafı parçalanır gibi. İdare ederim, idare ederim. Öyle olur ya bazen sökükler olur. Böyle çektiğimiz zaman ipin birini, hepsi birden kopar. Eğer çekecek olsa hep kopacak. Onun için tutacağız, birbirimizi seveceğiz. Okuyacaksınız, seveceksiniz. Aman ha dikkat edelim. Ondan sonra da bak biz başıboş değiliz, Allah'ımız bizi bir af buyurun hayvan gibi ho diyeyim, dağı göndermiyor.
Her şeyimiz bir esasa bağlı. Şu mescitte oturmamız da bir esasa bağlı. Gelişimizde bir esasa bağlı. Hepsi. Şu gözümüzün bakması bile hep esasa bağlı. Nur suresini okursak göreceğiz. Orada gözlerin hain bakışından Allah'a sığınırız. Gözleriniz haince bakmasın. Başkasının namuslarını izleyip durmasın. Her şeyimiz, kulakları öyle. Boş söz duyduğunuz zaman oradan ayrılın. Her şey bir esas tahlilidir deyip yardımcı olacağız. Onlar güzel insanlar. Onlar zaten kalplerinde bir daralma olmaz onların. Allah için bir gayret, bir çaba olur da çok geniş bir kalp. Mesela Rabbi Zülcelal'imizi seyrederse, onun tecellilerine mazhar olursa, lerine mazhar olursa, niçin şunu bunu. Hiç düşünmez bile o. 0 Rabbımızla olan münasebetini, Rabiatü'l Adeviyye annemiz buyuruyor ya, isterse alem bana diyor olduğu gibi sırt çevirsin, Yeter ki Rabbim bana diyor gazap etmesin.
Yeter ki diyor ben Rabbımla münasebetim düzgün olsun, insanların bizim için önemi yoktur. Onlar bizim aramızda yaşamazlar aslında. Ama Allah'ımız irşadı, ıslahı, emri bil maruf nehy-i anil münker yapmayı, ve nehune anil münker ayet-i celilesiyle. Ve'l amirune bil ma'rufi ve nahhunanil münker ayeti celilesine riayetle bizim gibi insanlarla uğraşır dururlar. Aman ha şunları bir yoluna girdiler, bir said olsun, olsun. Gayret göstereyim. Onları iyi tanimamız lazım. Hüümümümillah. Kaygıları, kederleri şu cemiyet nasıl kurtulacak? İnsanlar nasıl birbirine güzel bakacak? Herkes ters bak. Şimdi canlı gönülden sıcak bir muhabbetle bunu düşünürler. Sevsinler çünkü Rabbimiz müminler kardeştir buyuruyor. Kardeş olursun diye bunun endişeleri olur. Aman ha geceleri kalkılsın, ibadetler yapılsın, geceler uzun. Kısa günlerde bile, kısa olan, gecelerde dahi gece çok uzun.
Aşığa, sadığa uyku haramdır der ya dayanamaz o. 0 kalkar bir vesile ile yine kalkar dayanamaz. Rabbimizle onun bir münasebeti var. Her an münasebeti olmakla birlikte gecenin ayrıyeten bir hususiyeti var. İletişimi sağlamak için Rabbımızla en münasip en müsait vakitlerdir. Hep böyle olacak münasebetlerimiz. Bir de şunu görüyorum kardeşlerimize dememiz lazım. Bu yolun başı sonunda sonu da başında. Böyle giydiği zaman insan bu güzel yola, bazen görüntüler olur. Değişik haller olur. Zanneder de oldum. Bu aynen altı bulunmayan desti gibi. Suyun içerisinde diyelim, eğer varlık iddia ederse kişi kaldırırlar su oldu, aşağı iner hiçbir şey kalmaz takır durur. Bizzat şahit olduğum bir husus şahit olduğum bir husus söyleyeyim size. Evradımı diyor eski arımı Konya'dan bir kardeşimiz. Sami üstadımızla diyor, Hadisallahu anh ile görüştüm diyor. Şöyle bir nazar etti. Baktım diyor, ben kuruldum diyor.
Bir daha baktı yandım diyor. Bir daha baktım. Kurudum, aman Allah'ım dedim diyor. Demek istiyor ki kendi şu halleriniz sizin değildir. Allah'ın lütuf ve keremiyledir. Bu havalanmalar kadar kötü bir hal. Şuraya siz yüzlerce arabayı giydirirsiniz ama bir uçağı indirmeniz mümkün değil. Yani onun için pist hazırlayacaksınız. O rüzgardan bile etkilenir. Her şeyini tespit edeceksiniz. Coğrafi. Durumu çok önemli. Olun. Havaalantıda böyle kibirlendiğimiz zaman onu indirmenin mümkün değil aşırt. Gayet mütevass. Şurayı olsun bitirelim. Onların endişeleri hep Mevladır. Diyelim ki dünyada birçok sıkıntılar var. Hepimiz biliyoruz. Bu sıkıntılarda düşündüğü nedir? Mevlamızdır. İnsanlar zulüm görmesin, hakaret edilmesin. Evlerinde parklarında o savunmasız insanlar. Hiçbir şey yapmadıkları halde ezilmesin. Mahvolmasın. Herkes kurtulsun bunu düşünün. Ve şulun fi onların gayretleri de bu.
Rıza-yı ilahi başka bir şey istemezdi. Efendim işte sizin de ruhaniyetinize gönderiyoruz hayatta ise. Hayır diyor. O zaman ben sizin göndereceğiniz Fatiha'lar için hizmet yapmış olurum. Bu rızayı İlahiye muvafık düşmez diyor. Onların gayretleri hep Mevla'dır. Ve dararahum ileyh. Burada bir nokta düşmüş, öyle okuyorum artık. Bu da olabilir ve firarahum ileyh de olabilir. Hep yönelişleri Mevla'dır. Okuyoruz hepimiz Saffet suresini okuyoruz. Oradan size göstereceğim. Bakın İbrahim Aleyhisselam ne diyor? İbrahim Aleyhisselam burada şunu söylüyor. Diyor ki orada yani o sıkıntıdan kurtulan İbrahim Aleyhisselam ben Rabbime gidiyorum. O bana doğru yolu gösterecek. Bunlar hep Mevla'yı. Sadece siz adım olarak düşünmeyin. Evet mescide gelmemiz de Mevla'yadır. Birbirimizi ziyaret etmemiz de Mevla'yadır. Düğünü var, derneği var, ölümü var, halımı var, kederi var, endişesi var, süruru var.
Hep bunlara ortak olmamız nedir? Hep Mevla isim. Asıl onların kalplerinin Mevla'ya dönmesidir. Şimdi biraz bir koku gezse onun marifetinden, tanımak hususunda inanın insan şu yaşadığından utanır. Der ki ya hiçbir şey yapmamışım be. Hayatımı mahvetmişim deriz. Biz tanıyabilsek Mevla'yı, tanımıyor muyuz? Tanıyor da değil ya. Şu kalp bir tanısa, mesela onun bir ne diyeyim Rahman sıfatını bir bilebilsek, hiçbir şeye dönmez insan Mevla'dan başka hiçbir şeye dönmez. Şimdi bir zevki onun muhabbeti bir gitse, bak altmış sene oluyor, yetmiş sene oluyor çok az insana nasip oluyor. Bu tam odaklanmakla olacak. Kendimizi tam edeceğiz. Attığımız zaman adımımızı, ben geriye dönmem diyeceğiz. Atlettim. Bu mu koparacağım diyeceğiz. Yoksa olmaz, yarım yamalak mı? Burada hep hatırımıza gelen de şu oluyor. İşimize sarılacağız işimizi. Hele rızık talebi için yaparsak mevduımıza sarılmıyoruz. El-Pati.