Bismillahirrahmanirrahim Önümüzdeki ahlaki konulara ait eserde ey marifetullah'a talip olan kişi diye başlar. Biz burada marifet nedir, onu bilmemiz lazım. Diyor burada. Ey marifetullah'a talip olan kişi ama marifet nedir? Bunu Zünnun-u Mısri Hazretleri, katdesallahu sırra üç tane özelliğini anlatıyor. Marifetin, üç tane. Birincisi la yut fiu, nuru marifetihi, nura verahi. Cenabı Hakk'ı tanıma nimeti. Tanıma nimeti. Onda vera dendiği zaman vera helalde bile dikkatli olmak. Haramı işlemiyor zaten. Şüpheli olanlar da yapmıyor. Helalde çok dikkatli. Bu diyor marifet hali onun verağını yok etmemeli. İşte ben marifete girdim. Yüksek hallerdeyim. Yüksek makamlardayım. Eriştim. Bilmem falan ifadeleriyle o vera Allah korkusunu diyor onda gidermemeli. Daha çok artmalı. Marifeti arttıkça Allah korkusu da artmalı. İlmi batına ayırmış. Mesela konuşuyor. Konuşurken ilmin sırlarından anlatıyor.
Bunu nasıl ifade edelim? Mesela Kuran-ı Kerim'de geçen ayetlerden, es sonra errahmanu allemal kuran Bu ayeti cenineleri okurken ilmin de iç yönlerinden, kalbi yönlerinden anlatmaya çalışıyor. İşte bu anlatması ne zaman sağlıklı olur onu anlatıyor. Yengulu alihi zahire minel hukum. Yengula alihi zahire minel hukum. Zahiri hükme o batini konuştuğu husus aykırı düşmeyecek. Şimdi biz bunu anlayamadığımız belli. Nasıl diyelim? Bir, böyle batıni mana. Bak ilahiyattan neler olursa bilirler. Batıni mana, mana verirken makasıdı şerr, şer-i esasa uygun düşecek. Şeriatımıza uygun düşecek. Sonra nassa aykırı gelmeyecek. Nas, Kuran-ı Kerim'deki diğer ayetlerle muhalif olmayacak. Sonra akla da mugayir olmayacak. Ben işte iç gözlerim açıldı. Batıni manalar da veriyorum diyebilmek için bu hususları çok iyi diyor bilmek gerekir.
Ve la yahmiluhu kesratu niamille ve kerametuhu ala hep ki estara maharimillah. Şimdi büyük nimetlere kavuşuyor. İkrama da mazhar oluyor nimetlere. Bu diyor nimetlere ermesi. Bu kerametiydi iyilikler, güzellikler diye anlıyoruz. Belki de bildiğimiz manada keramet olabilir. Bu diyor, onun Allah'ımızın yasak kılmış olduğu şeyleri çiğnemesine, çiğnemesine yol vermemeli. O nimete ermesi daha çok dikkati diyor icap ettirmeli. Allah'ımızın yasakladığı sınırı geçmemelidir. Aslında çok önemli hususlar söyledi. Fe erbabun nihayet kulleme izdadu. Niame, izdadu ubudiye. Bu dünyevi nimetler arttıkça Allah'ımıza kulluğu da artacak. Allah'ım bu kadar nimet lütfettin, ihsan ettin deyip Rabbimize olan kulluğunu da artırmalıdır diyor. Ve kulleme izdadu dünya izdadu gurben. Atı, arabası, evi, barkı, ticareti, işi, gücü bunlar diyor çoğaldıkça Allah'ımıza yakınlığı da artmalı.
Diyelim ki yüksek makamlara geldi. Dünyevi makamlara geldi. Dünyevi diyor erişmiş olduğu o makamlar onda tevazu arttırmalı. Ve Allah'ımıza karşı yokluğunu da ifade itmelidir. El Ahif. Bu Behçetü's-Seniyye elimize aldığımız zaman hemen baştaki cümle, ey marifetullah'a talip olan kişidir. İşte o marifetullah nedir? Biz de onu eserlerden gördüğümüz şekilde vermeye çalışıyoruz biiznillahi teala. El arif. Arif kimdir? La yaraminel halk. İlla vechel hakk. Şimdi dağa baktı. Taşa baktı. Ormana baktı. Sağa sola. İnsanlara baktı. Neye bakarsa baksın illa ve celal hakk. O baktığında bütün Rabbimizin kudretini gören kimsedir. Şu yemek ne kadar tatlı ne kadar lezzetli derken bizler Arif olan da Rabbimiz ne güzel bir tatlı lütfetmiş, ihsan etmiş der. Bunu söylemek istiyor. Yani kendinden görmeli, görmemeli. Hep Rabbimizin nimeti olarak görmeli. El arif, nedir Arif? El-arif alel aksimine'l mümin.